
157.Bölüm: 31.Kısım – Senaryonun Mezarı (1)
-------------------------------------------------------------------------
Beyaz yıldırım enerjisi kalbimi gümbür gümbür attırdı, bedenim adeta bir motora dönüştü.
[Özel yetenek
Elektrifikasyon Sv.11 (+1) etkinleştirildi.]
Statümün yükselmesiyle birlikte yeteneğin seviyesi 11’e ulaştı. Normalde tüm yetenekler özünde seviye 10 ile sınırlıydı. Ondan sonrası için insanlar ya daha iyi yetenekler öğrenmek zorundaydı ya da geri dönenler gibi ‘aşkınlık’ kullanmalıydı.
Yine de bu yetenek… seviye 11’di.
Artık Elektrifikasyon, sistemin sınırlarını aşmıştı. Bu sefer Elektrifikasyon’u kullanmak her zamankinden daha kolaydı.
Geri dönen Kyrgios, güçlü bir masal sınıfı takımyıldızı ile kıyaslanabilecek bir güce sahipti. Derinliği ölçülemeyecek kadar güçlü bir figürdü.
Artık Kyrgios’un ne kadar güçlü olduğunu anlayabiliyordum. Kyrgios asla erişilemeyecek bir âleme ulaşmışsa, vardığı noktayı bir an için görebilmiştim.
Tentacio’nun yüzündeki ifade, şaşkınlığın ötesinde saf dehşetti.
“Geri dönenlerin yetenekleriyle bir takımyıldızı mı? Nesin… sen?”
Adımı söylemek istesem de içimdeki huysuzluk ağır bastı.
“…Ne var yine? Yoo Joonghyuk olduğumu söylemiştin ya.”
Elektrifikasyon’un patlayıcı gücü ve İnanç Kılıcı ile Tentacio’nun bedeni ikiye ayrıldı. Kılıcın etrafındaki elektrik akımı kollarını ve bacaklarını kopardı, ardından başı yere yuvarlandı.
Çığlık bile atamamıştı.
90.seviyedeki manam bir anda tükendi ve üzerime büyük bir yorgunluk çöktü.
Ancak zafer açıktı.
“Uh… Yoo Joonghyuk…”
Siktir. Ödüm koptu... Düşmüş kafa konuşuyordu.
“Enkarnasyon… bir takımyıldızı olmanın… ne anlama geldiğini… biliyor musun?”
Şimdi ne saçmalıyordu?
“İsmini... verdiğin için… pişman olacaksın.”
“Ne?”
[Şeytan Kontu
Tentacio,
Ölüm Çığlığı’nı kullandı.]
[Şeytan Kontu
Tentacio,
Yoo Joonghyuk adını Kara Kale boyunca yaydı.]
[Kara Kale sıralamacıları,
Yoo Joonghyuk adını hatırlayacak.]
…Bunu beklemiyordum.
[Kara Kale sıralamacıları, enkarnasyon Yoo Joonghyuk’a diş biliyor.]
Biraz suçluluk hissettim. Gerçekten böyle olmasını istememiştim. Ama Yoo Joonghyuk’un bile biraz acı çekmesi gerekiyordu.
[Şeytan Kontu
Tentacio avlandı!]
[3. Sınıf bir şeytan beşinci kez öldürüldü, 30.000 jeton elde edildi.]
Tentacio’nun cesedinin etrafında saydam iplikler belirmeye başladı. Kara Kale senaryosundan itibaren, hikâyesi olan varlıkları öldürüp hikâyelerini alabiliyorduk.
Elimi uzattım ve ipliği yakaladım.
[Tarihsel sınıf hikâye,
Böcek Katliamı elde edildi.]
[Böcek Katliamı.]
Bu hikâye, 41.Regresyon Shin Yoosung’u uyandırmak için yeterli olurdu.
…Ama bir şeytanın hikâyesini yedirmek doğru muydu?
Bunu yaparsam zihinsel durumu daha da kötüleşirdi miydi?
[Ödül senaryosu tamamlandı!]
[Takımyıldızı
İpekli Brokarın Uyuyan Leydisi, sana derin bir minnettarlık duyuyor.]
[Artık Silla takımyıldızlarının korumasını alabilirsin.]
Silla takımyıldızlarının koruması…
Önemsiz görünebilirlerdi ancak sonuçta onlar da takımyıldızıydı. Onlarla bir bağ kurarsam, Mutlak Taht olayında olduğu gibi bir gün mutlaka işe yararlardı.
[Tarihsel sınıf hikâye,
Silla Müttefik Kuvvetleri elde edildi.]
…Silla Müttefik Kuvvetleri?
[Takımyıldızı
İpekli Brokarın Uyuyan Leydisi, kahkahalarla gülüyor.]
Eh, tarihsel sınıf bir hikâye vereceğini söylemişti; iyi bir hikâye olacağını söylememişti. Zaten Shin Yoosung’a yedirecektim, çok da önemli değildi.
Takım arkadaşlarım kendilerine gelip yanıma yaklaştılar.
“Siktir, Kim Dokja delirmişsin…”
“Dokja-ssi… ne kadar güçlüsün sen?”
Onlara doğru sırıttım.
Lee Hyunsung, Tentacio’nun ısırdığı omzuna baktı.
“…İkinci katta bunun gibi çok düşman var mı?”
“Bir miktar var ama yaygın değil. Bu adamın sıralaması da muhtemelen—”
Tam o anda bir mesaj belirdi.
[Ana senaryo ödülü olarak 50.000 jeton elde edildi!]
[Ana senaryo içeriği güncellendi!]
[Kara Kale’de bir yer kazandın.]
[Kara Kale Sıralamalarında 10. Sırada yer alan şeytan Tentacio’yu avladın.]
[Sıralama, av katkısıyla orantılı olacaktır.]
“…10. Sıradaymış. Yani bundan daha güçlü en az dokuz varlık var. Ve buna benzer daha niceleri.”
“Ah…”
Lee Hyunsung’un ifadesi karmaşıktı. Şeytan kontunun ilk 10’da olmasına sevinmişti ama aynı zamanda morali de bozulmuştu.
“Dokja-ssi bu adamlarla savaşabilecek kadar güçlüsün.”
“Hyunsung-ssi, hikâyeni miras edinmeyi bitirince sen de bunları yenebilirsin. Ben bile ondan daha üst sıralardaki şeytanları avlayabileceğimi garanti edemem.”
Şu anki hâlimle, bir kont sınıfı şeytanı hikâye kullanmadan da alt edebilirdim. Ancak hikâyesi Böcek Katliamı olmasaydı, iş bu kadar kolay olmazdı.
Han Sooyoung’un gururu da biraz incinmiş gibiydi.
“Hah! Ne tevazu ama. Dalga mı geçiyorsun?”
“Tüm gücünle dövüşseydin sen de yenebilirdin. Abisal Kara Alev Ejderhası sana hikâye vermedi mi?”
“Hikâyenin içeriği saçma sapan olduğundan henüz miras alamadım. Onu seçeceğimi söylediğimde beni neden uyarmadın? Benimle mi taşak mı geçiyordun?”
‘Abisal Kara Alev Ejderhası’nın hikâyesi…’
Pek hatırlamıyordum ama ilk sözleşme sahibinin Sanrı Şeytanı Kim Namwoon olduğu düşünülürse, Han Sooyoung’un tepkisi anlaşılırdı.
Sadece miras almakla bile ruhu mahvedecek kadar utanç verici bir hikâye olmalıydı.
[Av katkısıyla orantılı olarak Kara Kale Sıralamaları açıklanacak!]
Sonunda sıralamalar belirlenmişti. Her birimizin önündeki durum penceresine bir sıra numarası gönderildi.
[Enkarnasyon Kim Dokja’nın Kara Kale sıralaması: 11.]
11. Sıra. Fena değildi.
Ekibin geri kalanı ise, sanki CSAT¹ sonuçlarını almış gibi berbat ifadeler takınmıştı. Han Sooyoung hemen yanıma koşup sıralama pencereme baktı.
“Hey… bayağı yukarıdasın—”
Ama ‘11’ sayısını görünce yüzü sertleşti. Katkı farkı çok büyüktü. Han Sooyoung ve diğerleri muhtemelen yüzlü sıralardaydı.
“Şimdi seni öldürsem 11. olur muyum?”
“Kazanacağını mı sanıyorsun?”
“Bilmiyorum. Ama en azından şu ahjussiden iyiyim.”
Han Sooyoung baygın hâlde yatan Kim Yongpal’ı işaret etti.
[Enkarnasyon Kim Yongpal’ın Kara Kale sıralaması: 101.123.]
101.123’üncü sıradaki Kim Yongpal, dünyadan habersiz bir şekilde uyuyordu.
Baştan beri baygın olan Lee Jihye ve Lee Gilyoung ise sırasıyla 98.761 ve 87.541’inci sıradaydı.
Garipti. Baştan beri baygın olanlardan bile daha düşük bir sıraya mı düşmüştü bu ahjussi?
“Lee Hyunsung-ssi kaçıncı sırada?”
“636.”
Lee Hyunsung’un sesi kasvetliydi. Teselli edecek bir şey söylemeyi düşünsem de o benden önce konuştu.
“…Sorun değil. Okuldayken de böyle bayağı sonuç aldım. Aksine, daha çok motive oldum.”
Endişelenmeme gerek yoktu. Lee Hyunsung, somut bir hedefi olduğunda daha da azimlenen tiplerdendi.
Yanımda duran Shin Yoosung, göz göze gelince irkildi.
“B-Bakma!”
Karnesini ailesinden saklayan bir ilkokul öğrencisi gibiydi. Bu çocuk için biraz endişeliydim.
“Şu anki sıralaman önemli değil. İkinci kata geçince yükselebileceğin pek çok fırsat olacak. Her şey ne kadar çalıştığına bağlı.”
…Siktir. Böyle saçma şeyler söylememeliydim. Her şey çabalayınca düzelmezdi.
Yine de Shin Yoosung sözlerimi içtenlikle kabul etmiş gibiydi.
“…Ahjussi, çok çabalarsam senin kadar güçlü olabilir miyim?”
“Elbette. Benden de güçlü olabilirsin.”
Bunu tüm samimiyetimle söylemiştim. Gerçekte Shin Yoosung’un potansiyeli burada bulunan herkesten fazlaydı.
[Stigman ortaya çıkmak üzere.]
[Stigmanı oluşturacak hikâye, seçim aşamasında.]
Shin Yoosung, bir stigma kazandığı anda patlayıcı bir gelişim gösterecekti. Hatta stigma olmasa bile, Kara Kale’nin ikinci katı için vazgeçilmezdi. Burası çocukların parlayabileceği bir sahneydi.
“Bu arada, sıralamaların neden birden verildiğini anlayamadım. Tamamen çekişme niyetine mi… yoksa üst sıralara ulaşırsak madalya falan mı alacağız?”
Bunu söyleyen Lee Hyunsung’du. Haksız değildi. Ancak asıl sebep daha derindeydi.
Tam ağzımı açtığım anda—
[Şeytan Kral
Asmodeus varlığınla ilgileniyor.]
[Şeytan Kral
Astaroth seni izliyor.]
[Şeytan Kral
Orobas hikâyene açlık duyuyor.]
Sadece ben değil, diğer ekip üyeleri de bu mesajları almıştı. Takımyıldızlarından gelenlerden çok daha rahatsız edici mesajlardı bunlar. Mesajların kendisi bile herkesin titremesine yetmişti.
Özellikle Han Sooyoung, daha önce bir şeytan kralın lanetine maruz kaldığı için tamamen dehşete kapılmıştı.
Şeytan Krallar.
Onların arasında, takımyıldızlarıyla kıyaslanabilecek bir ‘statü’ye sahip olan birkaç tanesi vardı.
Bu senaryonun sonunda, bir şeytan kralla savaşacaktık.
-------------------------------------------------------------------------
“Kuaaaack!”
Kılıç zarif bir yol çizdi ve bir şeytan türünün başını uçurdu.
‘…Hikâyesi olmayan biriydi.’
Yoo Joonghyuk ikinci kata çıkmış, sıralamasını yükseltmek için tam ölçekli planını devreye sokmuştu. Her zamanki gibi, geleceğe dair planlar zihnini bir antrenman programı gibi dolduruyordu.
‘Üçüncü kata çıkmak için Dört Göksel Kral’ı bulmam gerek.’
‘Üst sıralamacılar aynı bölgede olmalı.’
‘On Kötü’den biri ikinci katta. Ona bulaşmamak en iyisi.’
‘Bu şekilde hikâye toplamaya devam edersem, belki dört gün içinde…’
Tam o sırada havada bir mesaj belirdi.
[Biri,
Ölüm Çığlığı ile adını yaydı.]
[Kara Kale sıralamacıları, adını hatırlayacak.]
[Kara Kale sıralamacıları, seni izliyor.]
[Kara Kale sıralamacıları, hikâyeni hedef alacak.]
Yoo Joonghyuk mesajlara kaşlarını çatarak baktı.
‘Adım durduk yere mi yayıldı?’
Bu tuhaftı.
‘Ölüm Çığlığı bir şeytan lanetidir. Bu yeteneği kullanan birini henüz öldürmedim.’
Yanında yürüyen Yoo Mia yanaklarını şişirdi ve sordu.
“Ne oldu, oppa?”
“Yok bir şey.”
Yoo Joonghyuk bir an tereddüt etti, ardından ekledi.
“…Görünüşe göre o herif yine can sıkıcı bir şeyler yapıyor.”
“O herif?”
“Öyle biri var işte.”
Yoo Mia, soğuk bir sesle konuşan ağabeyine baktı. Ses tonunda her zamankinden farklı bir nüans vardı. Pirinç tanesi kadar küçük bir değişim olsa da Yoo Mia fark edebilmişti. Çünkü Yoo Joonghyuk onun oppasıydı.
“Şu çirkin ahjussiyi mi diyorsun?”
“…”
“Oppa, o ahjussiden bahsederken mutlu görünüyorsun.”
Yoo Joonghyuk, gülümseyen kız kardeşini görünce afalladı ve sertçe karşılık verdi.
“Yanılıyorsun.”
“Öyle mi?”
Yoo Mia gülerek Yoo Joonghyuk’a baktı. Yoo Joonghyuk kaşlarını çattı, ona bir şey söylemek istedi.
Tam o anda Yoo Joonghyuk’un bedeninden kanlı bir aura yükseldi. Yoo Mia onun gerçekten sinirlendiğini sansa da Yoo Joonghyuk önce konuştu.
“Gizlice dinlemeyi kes de, seni gebertmeden önce ortaya çık.”
Havanın bir bölümü sertleşmiş gibi görünüyordu, boşluktaki bir çatlaktan göksel bir oyuncak ortaya çıktı. Pelerin giyen bir kadındı.
“Özür dilerim. Kasten yapmadım.”
“Kimsin?”
“Benim, Yoo Joonghyuk.”
Pelerin indirildi ve ortaya şaşırtıcı bir yüz çıktı. Yoo Joonghyuk bu yüzü tanıyordu. Kısa süre önce onu kurtarmıştı.
“…Yoo Sangah?”
Olimpos Nebulası’nın enkarnasyonu Yoo Sangah’dı.
+
*¹Güney Kore’nin üniversite sınavına verilen addır.
+
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono