Ve sonra, Taht’ından kıpırdamadan bile, BU İlkel Paradoks tek bir parmağıyla işaret etti.
Sesi, Varoluş’un bile pürdikkat kesilmesine neden olan bir Ağırlık’la Helheim’ın donmuş Varoluş’unda yankılandı.
“Tam Değilsin.“
Kelimeler basitti.
“Formun Tekil Değil. Varoluş’un Birleşmiş Değil. Vücud’un Süreklilik Arz Etmiyor.“
Her bir Olumsuzlama; Fiziksel, Ruhsal, Tez, Beyan, Bildiri, Bilinç... Güc’ünü Aşan bir Ağırlık’la indi.
“Bir Değilsin.“
GÜM!
Impundulu’nun Mutlak vücudu ikiye bölündü.
Saldırı Yoktu. Kuvvet Yoktu. Görünür bir yıkım mekanizması Yoktu. Bir Ân yıldırım kuşu Tam’dı, bir sonraki Ân ise sadece Değildi. Formu, cerrahi bir hassasiyetle tam ortadan ikiye Ayrıldı; Her bir yarısı, sanki en başından beri hiç birbirine bağlanmamış gibi diğerinden Koptu.
Çünkü Apophasis öyle istemişti.
Impundulu’nun gözleri, Varoluş’u parçalara ayrılmadan önceki o Saniye’nin küçük bir Dilim’inde saf bir şok ve dehşet gösterdi. Öldürülmemişti. Tanımsız Bırakılmıştı. Bütünlüğü Olumsuzlanmıştı ve Bütünlük Olmadan, Mutlak Formu’nu bir arada tutan hiçbir şey kalmamıştı!
BU Aç Kalan Fırtına’dan geriye kalan iki parça, eşit ölçüde yıldırım ve inançsızlık izleri bırakarak, Helheim’ın donmuş Varoluş’unda taklalar atarak, düştü.
Ve birkaç dakika önce böylesine bir güvenle inen diğer Mutlak, Popobawa...
İnanamayarak, izledi.
Tekil kızıl gözü, korkuyu Aşan bir duyguyla fal taşı gibi açılmıştı! Kanatları çırpmayı bırakmıştı; Zihni az önce tanık olduğu şeyi işlemeye çalışırken, Varoluş’ta asılı kalmıştı.
İfadesi, kelimelere dökülmesine gerek olmayan bir soru soruyordu:
“Neler oluyor lan?“
BU İlkel Paradoks tahtından kıpırdamamıştı. Görünür bir Çaba sarf etmemişti. Savaş, çatışma ve hatta hafif bir Efor gibi görünen hiçbir şey yapmamıştı.
Sadece konuşmuştu.
Ve bir Mutlak İki’ye Bölünmüş’tü.
İşte bu, BU Dörtlü arasında Hak Sahib’i olanlar ile sadece bu Zirveler’e Öykünenler arasındaki Uçurum’du!
Popobawa ve Impundulu’nun Eonlar’ca süren çabalarına rağmen Paradoks’u ele geçirmeyi başaramamalarının sebebi buydu. BU İlkel Paradoks’un, Erwin’in ihanetinden korkuyla değil de kayıtsızlıkla bahsedebilmesinin sebebi buydu!
Çünkü içeriden Tüketilirken bile, Otorite’si durduramadığı bir Enfeksiyon tarafından yenip, bitirilirken, bile, o hâlâ buydu.
Hâlâ buna Muktedir’di!
Noah, bu gösteriyi parıldayan gözlerle izledi.
Mutlağ’ın gerçek anlamı buydu.
Onun üzerinde çalıştığı şey buydu!
Ve bir gün, belki de kimsenin beklemediğinden daha yakın bir Zaman’da, o da aynısını yapabilecekti!
Noah, Varoluş’u boyunca pek çok baskın figürle karşılaşmıştı.
BU Yaratık ve BU Kadim Kaos en tepedekiler arasındaydı. Onların Ağırlığ’ını, Büyüklükler’ini, Derinlikler’ini kavrayışa meydan okuyan Eonlar boyunca Güç Biriktirmiş Varoluşlar’ının saf baskısını hissetmişti. Onlar, diğer tüm Varoluşlar’ın Ölçülebileceğ’i referans noktalarıydı.
Ancak bu sıralamanın değişmekte olduğunu hissediyordu.
BU İlkel Paradoks sadece Kelimeler’le bir Mutlağ’ı gelişigüzel bir şekilde İki’ye biçtiği Ân’da, ellerini bir Kurgu’yu savuşturur gibi aynı gevşek rahatlıkla salladı.
Impundulu’nun Helheim’ın donmuş Varoluş’unda yıldırım ve inançsızlık içinde düşen yırtık yarımları aniden durdu.
İnişler’i Olumsuzlandı ve Düşüşler’i Olumsuzlandı.
İkiye Bölünmen’in ve Varoluş’ta savrulmanın doğal sonucu Denklem’den çıkarıldı; Bunun yerine, BU Aç Kalan Fırtına’dan geriye kalan İki Yarı, sarsılmaz gemiyi titreten bir kuvvetle Naglfar’ın güvertesine çakıldı.
Mutlak Varoluş, eğer bu duruma yaşamak denilebilirse, hâlâ hayattaydı. Tekil Formu İki’ye Bölünmüş’tü; Her bir Yarı, artık Tam Olmayan bir Varoluş’u sürdürmeye yetmeyen çaresiz nefeslerle inip, kalkıyordu. Yıldırımlar hâlâ Bölünmüş tüylerinde zayıfça çatırdıyordu ama bir zamanlar onu Tanımlayan fırtınalar, bir kasırgadaki mumlar gibi sönmek üzereydi.
BU İlkel Paradoks bakışlarını Noah’ın üzerinde tuttu.
Diğer Mutlap’a dönüp, bakmadı bile.
Kızıl bakışları az önce büyük bir şaşkınlık barındıran BU Tekil Göz Popobawa, Noah’ın hemen tanıdığı bir şeyi yapıyordu. Yarasa benzeri Varoluş’un kanatları içe doğru katlanıyordu. Formu daha az belirgin hâle geliyordu. Aurası, kaçmaya hazırlanan bir şeyin su götürmez imzasıyla kendi içine çekiliyordu.
BU İlkel Paradoks, arkasında hiçbir şey olmuyormuş gibi konuşmaya başladı.
“Apophasis Her Biçim’de ve Boyut’ta gelir.“
Sesi ölçülü ve öğretici kalmaya devam etti.
“Az önce kullandığım, onun yaygın bir Biçim’idir. Diğer hedeflere karşı belirttiğim Olumsuzlamalar. Bütünlükler’i mevcut değildi. Formlar’ı birleşmiş değildi. Aslında oldukça basit.“
Noah, onun sözünü kesmek istedi.
Diğer Mutlağ’ın, Popobawa’nın aslında ortadan kaybolduğunu söylemek istedi. Noah’ın onu hissedemeyeceği kadar büyük bir korkuyla kaçmıştı. Bir Ân önce, o Tekil Kızıl gözü dehşetle açılmış bir halde üzerlerinde süzülüyordu, bir sonraki Ân ise, normalde uzun zaman alması gereken Mesafeler’i bir göz açıp kapayıncaya kadar kat ederek, gitmişti.
Ancak BU İlkel Paradoks hiçbir şey değişmemiş gibi konuşmaya devam etti.
“Şimdi, eğer Kendim’e dair Bir Şey’i Olumsuzlasaydım...“
Obsidyen gözleri Kadim bir Bilgelik barındırıyordu.
“Uygulamalar çok daha ilginç hâle gelirdi.“
Duraksadı ve tekrar konuştuğunda, sesi Helheim’ın donmuş Varoluş’unu donduran bir Ağırlığ’a büründü.
“Kendimle, benden kaçanlar arasındaki Mesafe’ye Tabi Değilim.“
GÜM!
Apophasis kuvvetle indi.
Ve çok ama çok uzaklarda, Noah’ın izini tamamen kaybettiği o Mesafe’de, Popobawa’nın figürü zorla geri getirildi.
Mutlağ’ın vücudu, Ân bile değilken Naglfar’ın güvertesinde Maddileş’ti. Güvenli olması gereken Mesafeler’e kaçmıştı. Kendisiyle BU İlkel Paradoks arasına başkalarının geçmesinin Günler hayır Aylar alacağı bir Mesafe koymuştu.
Hiçbiri önemli değildi.
Çünkü BU İlkel Paradoks, kendisi ve avı arasındaki Mesafe Kavram’ını hayır Terim’ini Olumsuzlamış’tı.
Kadim Mutlak elini sıradan bir zarafetle kaldırdı ve Popobawa’nın Anormal boynunu, sanki akşam yemeği için hazırlanan bir tavukmuş gibi kavradı. Obsidyen parmakları, Fiziksel, Ruhsal, Bilinçsel... Güc’ün Çok Ötesi’nde bir Ağırlık taşıyan bir kavrayışla kapandı.
Popobawa mücadele etti.
Kanatları, onu taşımayı reddeden Varoluş’a çarptı.
Tekil gözü, Somutlaşmalar’ı etkinleştirmek, Medeniyet’ini çağırmak, onu asla meydan okumaması gereken bir şeyin pençesinden kurtarabilecek herhangi bir şey yapmak için çaresiz bir güçle parladı.
Hiçbir şey işe yaramadı.
Denediği her şey, BU İlkel Paradoks karşısında basitçe etkisiz kaldı.
...!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.