Yukarı Çık




168   Önceki Bölüm 

           


169.Bölüm: 32.Kısım – Kim Dokja’nın Sevdiği (8)
-------------------------------------------------------------------------

Herkes geç kalmış bir farkındalık ifadesi takındı. Temel problemi hiç düşünmediklerini fark etmişlerdi.

Tam o anda Lee Jihye tekrar ağzını açtı.

   “Şey…”

Ardından elini kaldırdı. İçime tuhaf bir huzursuzluk çöktü.

Dur bir saniye…

   “Evet, Jihye? Bir şey mi biliyorsun?”

   “Yok, şey… Ben olduğumu düşünmüyor musunuz…?”

Bu kız ne saçmalıyordu acaba?

Lee Jihye’nin yorumu ekip üyelerinin biraz rahatlamasına sebep olmuştu.

 Jung Heewon, “Ne? Dokja-ssi bir şey mi yaptı? O herif, reşit bile olmayan birine karşı…?” diye sordu.

   “Hayır, öyle değil…”

   “O zaman?”

   “Sadece sağduyuyla düşünüyorum. Liseli bi’ kızım ya hani. Benden hoşlanması gerekmez mi…”

Ekip üyeleri Lee Jihye’yi görmezden gelip tartışmaya devam etti.

Fikrini ilk söyleyen Jung Heewon’du.

   “Bence Dokja-ssi’nin en çok sevdiği kişi Yoo Sangah-ssi.”

   “Ha?”

Yoo Sangah irkildi. O kadar şaşırmıştı ki ben incinmiştim.

   “Neden ben…?”

   “Bence de mantıklı. Yani, Yoo Sangah-ssi’nin güzelliği… şey, yani söylememe bile gerek yok.”

Üyeler başlarını sallayınca Yoo Sangah’nın yüzü kızardı.

Jung Heewon konuşmaya devam etti.

   “Dokja-ssi’yi kurtarmak için her yere koşuşturuyorsun… Açıkçası Dokja-ssi’nin Yoo Sangah-ssi’den hoşlanmaması daha tuhaf olurdu.”

Gerçekten de Yoo Sangah’dan hoşlanmayacak kimse yoktu. Güzeldi, nazikti, kişiliği de iyiydi… Bunları inkâr etmek mümkün değildi.

   “Ha? Şey… Sadece eskiden iş arkadaşı olduğumuzdan, ayrıca Dokja-ssi de bana çokça yardımcı olmuştu…”

Yoo Sangah zor durumdaymış gibi davranırken birden Jung Heewon’a karşılık verdi.

   “Ben aslında Heewon-ssi olduğunu düşünmüştüm.”

   “Uh… Ne? Ben mi?”

   “Evet, bence Dokja-ssi Heewon-ssi’den hoşlanıyor.”

Beklenmedik karşı saldırı karşısında Jung Heewon’un gözleri fal taşı gibi açıldı. Lee Hyunsung da şokla sıçradı. Benim için de ilginç bir varsayımdı.

   “Şey… Dokja-ssi Heewon-ssi’ye gerçekten çok iyi davranıyor. Sana ekipman vermişti ve… Heewon-ssi Dokja-ssi ile konuşurken çok güzel gülümsüyordun…”

Gerçekten de öyle bir şey var gibiydi. Jung Heewon’la konuşmak benim için oldukça kolaydı. Sonuçta o benim ‘keşfedip yetiştirdiğim’ bir karakterdi.

Afallaşmış Jung Heewon kızarmış yüzüyle ellerini salladı.

   “Ha? Hayır, bir dakika. O…”

Ekip üyeleri yeniden fısıldaşmaya başladı. Bu hiç hoşuma gitmiyordu. Lee Jihye bir kenarda tek başına ‘Kim Dokja çöpün teki’ diye mırıldanıyordu.

Hayır, ben yanlış hiçbir şey yapmamıştım…

Bu kez araya giren Lee Gilyoung oldu.

   “Bence ‘aşk’ illa kadın ile erkek arasındaki aşk olmak zorunda değil!”

   “Olabilir… peki sen ne düşünüyorsun Gilyoung?”

   “Dokja hyung beni seviyor.”

   “Neden peki?”

   “Şey…”

Lee Gilyoung soruyu düşündü, düşündü… sonra gözlerinden iri iri yaşlar akmaya başladı. Ne kadar düşünürse düşünsün, benim onu neden seveceğime dair bir sebep bulamıyormuş gibiydi. Bu kez Lee Hyunsung konuştu.

   “Öhöm… Belki de ‘silah arkadaşlığı’ sevgisidir…”

Herkes aynı anda Yoo Joonghyuk’a baktı. Kollarını bağlamış duran Yoo Joonghyuk kaşlarını çattı.

   “Neye bakıyorsunuz?”

Lee Jihye ile Jung Heewon birbirine fısıldadı.

   “…Ah, belki.”

   “Değil mi? Olamaz değil mi?”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı şiddetle başını sallıyor!]

Tam bu sırada sessizce dinleyen Shin Yoosung elini kaldırdı.

   “Affedersiniz…”

Ekip üyeleri yavaşça bir şeyi fark etti. Aralarında kalbimi en iyi anlayabilecek kişi, kendi enkarnasyonum Shin Yoosung’du.

   “E-Evet! Yoosung! Söyle!”

   “Bir şey biliyor musun?”

Shin Yoosung yavaşça başını salladı. Ekip üyelerinin yüzü düştü. Ancak Shin Yoosung sözünü bitirmemişti.

   “Neden direkt ahjussi’ye sormuyorsunuz?”

   “Ne? Dokja-ssi’ye mi? Nasıl?”

Birden içim ürperdi.

Shin Yoosung tam olarak benim onları izlediğim yere bakıyordu. Her zamanki gibi, uğursuz hislerim doğruydu.

Sevgili enkarnasyonum gülümsedi ve parmağıyla beni işaret etti.

   “Ahjussi konuşmamızı dinliyor sonuçta.”

…Lanet olsun.

-------------------------------------------------------------------------

   [Henüz bir adı olmayan takımyıldızı üzgün olduğunu söylüyor.]

   “Tekrar.”

   [Henüz bir adı olmayan takımyıldızı üzgün olduğunu söylüyor.]

   “Bir kez daha.”

   [Henüz bir adı olmayan takımyıldızı gerçekten üzgün olduğunu söylüyor.]

Defalarca özür diledikten sonra ekip üyeleri—özellikle Jung Heewon ve Yoo Sangah— zar zor affetti.

Jung Heewon, “Peki… Dokja-ssi, en çok sevdiğin kişi kim?” diye sordu.

Tam cevap verecektim ki Lee Hyunsung araya girdi.

   “Düşününce, buradaki kimse olmayabilir.”

Jung Heewon da ekledi.

   “Ah, şimdi hatırladım, Dokja-ssi o kadınla birlikte ayrılmıştı. Adı neydi ya… Han Sooyoung muydu?”

Han Sooyoung’un adı geçer geçmez Yoo Sangah’ın ifadesi sertleşti.

   “Şu anda o kadınla mı birliktesin?”

Yoo Sangah, Han Sooyoung’dan hoşlanmadığı için yüzünde derin bir hayal kırıklığı vardı.

…İşler daha da kötüleşmeden konuşmam gerekiyordu. Derin bir nefes aldım ve dolaylı bir mesaj gönderdim.

   [Henüz bir adı olmayan takımyıldızı, özellikle sevdiği kimsenin olmadığını söylüyor.]

Bilinmez bir atmosfer ekip üyelerinin üzerine çöktü. Bazıları hayal kırıklığına uğramıştı, bazılarıysa heyecanlıydı. Hayır, neden başkalarının aşk hayatıyla bu kadar ilgileniyorlardı ki?

Jung Heewon konuştu.

   “Çok muğlaksın. Bu sadece ‘şu anda’ kimsenin olmadığı anlamına geliyor. Kadere göre Dokja-ssi, mutlaka birini seveceksin.”

Eh… Haksız değildi.

Jung Heewon devam etti.

   “O zaman soruyu değiştiriyorum. Dokja-ssi ideal tipin nedir? İçimizden uyan biri var mı?”

Hayır, neden onlara söyleyeyim ki?

   “Niye cevap vermen gerektiğini sorguladığını biliyorum ama bu bizim için önemli. Dokja-ssi içimizden birini seviyorsan, belki kaderi durdurabiliriz.”

…Biraz ikna ediciydi. Kader çok güçlüydü ancak dediğim gibi, kaçınılmaz değildi. Kimi sevdiğimi bilirsem, belki kadere karşı gelebilirdim.

Ekip üyelerinin ölümüm için bu kadar endişelenmesine üzülüyordum. Ancak…

   [Henüz bir adı olmayan takımyıldızı emin değil.]

Sonunda Jung Heewon sinirlendi.

   “Ah, neden bu kadar sinir bozucusun?”

   “Ahjussi, söylesen ne olur! Şimdi kibarlığın zamanı mı?”

   [Henüz bir adı olmayan takımyıldızı, öyle birinin olmadığını söylüyor.]

Lanet olsun, bu dolaylı mesajları göndermek için bir sürü madeni para harcamak zorunda kalıyordum.

   [Henüz bir adı olmayan takımyıldızı kendisinin de kimi sevdiğini bilmediğini söylüyor.]

   “Dokja-ssi gerçekten…”

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, yeni hikâyeyle ilgileniyor.]

   [Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, seçimini merak ediyor.]

   [Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası, sana doğru bakıyor.]

   [Birçok takımyıldızı, kararsızlığından ötürü sinirli.]

Takımyıldızları bile konuşmamızı dinliyordu.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, kalbin konusunda kendini kandırmamanı söylüyor.]

   [Bazı takımyıldızları, enkarnasyon Yoo Sangah’dan başkası olmadığını dile getiriyor.]

   [Bazı takımyıldızları, enkarnasyon Shin Yoosung’u destekliyor.]

   [Gerçek dostlukları seven bazı takımyıldızları, enkarnasyon Lee Hyunsung’u destekliyor.]

…Tam bir keşmekeşti.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı’nın iyi bir fikri var.]

Hemen ardından boşluktan bir eşya belirdi.

+

   <Eşya Bilgisi>

İsim: İlgi Okuyucu

Derece: SS

Açıklama: Karşı tarafın senin hakkında ne düşündüğünü öğrenmeni sağlayan bir eşya. Düğmeye basıp karşı tarafın adını ve görünüşünü düşündüğünde, ilgi puanı otomatik olarak havada belirecektir.

+

Eşyayı gördüğüm anda dikkatim dağıldı. İlgi Okuyucu, yalnızca Dokkaebi Çantası’nın platin üyelerinin satın alabileceği lüks bir eşyaydı.

Hayır, bu sağlıksız eğlence için 100.000 jeton mu harcamıştı? Deli miydi acaba?

   “Başmelekten beklendiği gibi! Allah bereket versin!” diye bağırdı Jung Heewon.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, denemenizi söylüyor.]

   “Peki ilk kim deneyecek?”

   “Heewon unnie’nin sponsoru verdi sonuçta, ilk o denesin.”

    “Ş-Şey, um… Deneyeyim mi?”

Kullanma sırası gelince Jung Heewon biraz gerildi. Ben de gergindim. Neden nihayet kalbimdekileri öğrenecekken bu kadar endişeliydim?

…Çıplakmışım gibi hissediyordum.

Herkesin İlgi Okuyucu’ya odaklanmasını görmek tuhaf bir histi. Bir süre sonra…

Bir bip sesi duyuldu ve mesaj yavaşça belirdi.

   [Takımyıldızı Kim Dokja’nın, enkarnasyon Jung Heewon’a karşı ilgi puanı 54’tür.]

Gergin Jung Heewon puanı görünce hayal kırıklığına uğradı.

   “54 puan mı? Yüksek mi ki?”

   “Sırada ben varım!”

Lee Jihye okuyucuyu kapıp düğmeye bastı ve şakacı bir şekilde bağırdı.

   “Kim Dokja’nın kalbini göster!”

   [Takımyıldızı Kim Dokja’nın, enkarnasyon Lee Jihye’ye karşı ilgi puanı 6’dır.]

   “…”

Lee Jihye, diğer üyeler okuyucuyu kullanırken donakalmıştı. Ardından sıra Lee Gilyoung, Lee Hyunsung ve Shin Yoosung’a geldi. Puanları sırasıyla 49, 50 ve 56’ydı.

Köşede Lee Jihye mırıldanıyordu.

   “Kim Dokja çöpün tekisin.”

Öte yandan Shin Yoosung heyecanlıydı.

Sonunda geriye yalnızca Yoo Sangah ve Yoo Joonghyuk kalmıştı.

   “Önce J-Joonghyuk-ssi…”

   “Çocuk oyunları için zamanım yok.”

Yoo Joonghyuk uzaktaki canavar cesetlerini aramaya gitti ve tüm bakışlar doğal olarak Yoo Sangah’a çevrildi.

Yoo Sangah okuyucuyu eline aldı. Tam kullanacakken…

   [Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi, enkarnasyon Yoo Sangah’a özel bir eşya sunuyor.]

Havada kıyafetler belirdi ve Yoo Sangah’ın üzerindeki giysiler değişti. Kara bir Çin elbisesiyle kara bir jartiyere dönüşmüştü.

Yoo Sangah ani değişim karşısında kekelemeye başladı.

   “B-B-Bu da ne…”

Yoo Sangah’ı o hâlde görünce çaresiz hissedip içimden sövdüm. Şu lanet olası Olimposlu nine...

Hiçbir şeyden haberi olmayan Jung Heewon başını salladı.

   “Ah, takımyıldızları özel bir etkinlik mi başlattı?”

   “Sangah noona, öne gel.”

Yoo Sangah düğmeye bastı.

   [Takımyıldızı Kim Dokja’nın, enkarnasyon Yoo Sangah’a karşı ilgi puanı 481’dir.]

   “4-481 puan mı? Her şey belli oldu o zaman?”

   “Dokja-ssi’nin en sevdiği kişi gerçekten…”

Yoo Sangah yüzü kıpkırmızı bir şekilde kekelerken, Lee Jihye bir tuhaflık fark edip konuştu.

   “Dur bir dakika… Sangah unnie. Kıyafetleri bana ödünç verir misin?”

   “Uh… tabii.”

Lee Jihye üzerini değiştirmek için yakındaki bir binaya girdi ve ardından okuyucunun düğmesine bastı.

   [Takımyıldızı Kim Dokja’nın, enkarnasyon Lee Jihye’ye karşı ilgi puanı 481’dir.]

Herkesin nutku tutulmuştu.

Utancımdan tek kelime edemedim. Lee Jihye havaya doğru alaycı sözler savuruyor, Jung Heewon kahkahadan karnını tutup sarsılıyor, Yoo Sangah ise boş gözlerle mırıldanıyordu.

   “En sevdiği kişi insan değil…”

Lee Gilyoung ve Lee Hyunsung başlarını sallıyordu. Sikeyim, bu yüzden yapmak istememiştim…

Shin Yoosung bana bakarken titriyordu. Enkarnasyonumun tepkisini görünce özür dilemek istesem de Shin Yoosung benden önce bağırdı.

   “A-Ahjussi!”

Evet, özür dilerim Yoosung. Ben…

   “Ahjussi! Neler oluyor? Ahjussi!”

Beti benzi kaçmış yüzüyle Shin Yoosung havaya doğru elini uzattı. Tuhaf bir şey vardı.

…Eh? Shin Yoosung’un sesi uzaklaşmaya başlarken görüşüm dönerek bulanıklaştı.

Dur, acaba…

Hemen ardından mesajla birlikte bilincim kesildi.

   [Öldün.]

+



Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

168   Önceki Bölüm