Yukarı Çık




167   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   169 

           


168.Bölüm: 32.Kısım – Kim Dokja’nın Sevdiği (7)
-------------------------------------------------------------------------

Henüz bir adı olmayan takımyıldızı. Shin Yoosung bunun kimi kastettiğinin gayet farkındaydı.

   ‘Ahjussi.’

Bu yalnızca bir bakıştı ancak aslında birçok insan, önemli bir anda bir ‘bakış’ olmadığı için ölmüştü. Bu açıdan Shin Yoosung şanslıydı.

   [Henüz bir adı olmayan takımyıldızı başını sallıyor.]

Shin Yoosung dünyada yalnızca tek bir kişinin dikkatini üzerine almış hâlde bir adım öne çıktı. Yapabilirdi. Bacakları uyuşmuştu, dudakları kıpırdamıyordu ama emindi.

Bir adım, bir adım daha.

Çocuğun küçük elleri kısa süre sonra canavarın dış kabuğuna ulaştı.



Dış kabuğun üzerinde çok küçük bir yara vardı. Şaşıran canavarın gözleri parladı. Shin Yoosung bakışlarını kaçırmak yerine doğrudan canavarın gözlerinin içine baktı.

   “Doğrudan bana bak.”

Daha yakından bakınca tek bir yara olmadığı anlaşılıyordu. Canavarın tüm bedenini kaplayan sayısız yara izi vardı.

Canavar küçük bir inilti çıkardı. Belki de yaralarını daha önce kimse görmemişti. Bu kesikler çok uzun zaman önce açılmıştı. Bu yaralar, bu canavarın varlığının ta kendisiydi. Bu yaralar sayesinde güçlenmişti ancak aynı zamanda yalnızlaşmıştı.

Shin Yoosung’un yüzü, o acıyı canlı canlı hissediyormuş gibi buruştu.

   “Sırf incindin diye canavar olmak zorunda değilsin.”

Shin Yoosung yavaşça canavarın yaralarına dokundu. Fakat bunlar ne kadar zaman geçerse geçsin iyileşmeyecek yaralardı.

Bu pes edeceği anlamına gelmiyordu. Bir mucize olacaktı. Tıpkı Kim Dokja’nın 41. Regresyondaki Shin Yoosung’u kurtarması gibi... İyileştirilemeyenler bile kurtarılabilirdi.

Shin Yoosung, Devridaim’in canavarın üzerine bastıran köklerini gördü. Belki de bu canavar ömrü boyunca burada bağlanmıştı.

Shin Yoosung altın bir meyve çıkardı.

   [Antik Canavarın Meyvesi.]

Bu, bir gün Kim Dokja’nın ona verdiği rastgele kutudan çıkan SSS-derece bir eşyaydı.

Evcilleştirilemeyen tarihsel sınıf bir canavarı evcilleştirmek için kullanılabilen tek kullanımlık bir eşyaydı.

Canavara doğru yavaşça eğildi ve “Hadi birlikte gidelim,” dedi.

-------------------------------------------------------------------------

Cennet sanki bir deprem oluyormuş gibi sarsıldı, Reinheit şaşkınlıkla bağırdı.

  [Keuk, kuheok, b-bu da ne…!]

Devridaim aniden çökmeye başladı. Bitkinin dalları ve yaprakları yavaş yavaş soluyordu. Sağlanan enerji uzak bir yere doğru sürükleniyordu.

Reinheit bir şeylerin ters gittiğini fark ettiğinde, havadaki dallar çoktan kırılmaya başlamıştı.

   [Kuheeeeok! N-Nasıl? Nasıl olabilir…!]

Reinheit kusmaya başladı. Özsuyu adeta kan gibi fışkırıyordu. Bir şey Devridaim’in dibini kemiriyordu.

Tuhaf dişler keskin köklere saplandıkça Reinheit sanki bedeni parçalanıyormuş gibi çığlık attı. Uzun süre Cennet’in köklerine bağlı kalan o varlık artık kökleri yok ediyordu.

Devridaim gücünü kaybetti ve çökmeye başladı.

   [H-Hayır. Hayır…!]

Yeraltından devasa bir şey patlayarak çıktı. Daha önce dünyaya hiç açıklanmadığı için bir derecelendirmesi yoktu.

Devasa bir ejderha bedeni, bir şeytanın kanatları ve bir böceğin gözlerine sahipti. Şeytan türlerinin, böcek hükümdarlarının ve diğer canavar türlerinin melezlenmesiyle evrimleşmiş nihai canavardı.

Cennet’teki herkes bu mucizeyi gördü. Yoo Joonghyuk da onlardan biriydi.

   “…Kimera ejderhası.”

Bu, Cennet’in gerçek canavarıydı. Gücü 2. Sınıfa yakındı ancak potansiyeli 1. Sınıfın da ötesindeydi. En dipten doğmuş olmasına rağmen, en güçlü canavar türü olan ejderhaları bile tehdit edebilirdi. Yine de kanlar içinde kalan Shin Yoosung ile Lee Gilyoung onun sırtına binmişti.

Jung Heewon sevinçle bağırdı.

   “Yoosung! Gilyoung!”

Sonunda iki çocuk başarmıştı.

Kimera ejderhası kükredi ve Cennet’teki tüm canavarlar bir anda geri çekildi. Kimileri tekrar yeraltına tünedi, kimileri korkudan bulundukları yerde bayıldı, kimileri ise duvarların ötesine kaçtı.

Bu kargaşanın ortasında Reinheit, Devridaim’den sendeleyerek uzaklaştı ve kaçmaya başladı. Yoo Joonghyuk bu fırsatı kaçırmadı.

Göğü Yaran Kılıç hareket etti ve Reinheit o kılıçtan kaçabilecek bir durumda değildi.

   “Uh… Uhhh… kuheook…”

Ağzından kara kan döküldü. Ne kadar güçlü bir şeytan olursa olsun, kalbi delinmişken hayatta kalamazdı. Reinheit yavaşça yere yığıldı, Yoo Joonghyuk ile ekip üyeleri ona yaklaştı.

Ölmek üzere olan Cennet’in efendisi konuştu.

   “Ha, haha… tüm bunlar… nihayetinde sadece o büyüklerin küçük bir oyunu…”

Yoo Joonghyuk kanlar içinde mırıldanan Reinheit’e yukarıdan baktı.

Reinheit’in gökyüzünde yok olan Devridaim’e bakarken nefesi ağırlaştı.

   “İnanmayabilirsin ama ben… ben sadece iyi bir dünya yaratmak istemiştim.”

Bunu duyan bazı insanlar ona bağırdı. Hepsi Cennet tarafından korunmuş kişilerdi. Kimileri ikiyüzlü dedi, kimileri hemen öldürülmesi gerektiğini haykırdı.
Artık Cennet’in sırrını bildiklerinden, kimse Reinheit’i korumuyordu. Ancak hiçbiri hareket etmedi. Çünkü Yoo Joonghyuk izin vermiyordu.

Reinheit’in gözlerinden yaşlar aktı.

   “Ben… gerçekten…”

   “Biliyorum.”

Kısa cevap üzerine Reinheit yavaşça gözlerini kapattı.

Yoo Joonghyuk bir kez daha konuştu.

   “Herkes biliyor.”

Elbette biliyorlardı. Reinheit yaşadığı hayatın bu kadar kolay anlaşılmasına bakıp kahkaha attı.

   “Garip. Neden… gerçekten anlıyormuşsun gibi hissediyorum…”

Yoo Joonghyuk ona baktı. Bu regresyon turunda olmasa da başka bir turda Yoo Joonghyuk da Reinheit’in iradesine sempati duymuştu. Cennet’i birlikte kurdukları ve sonra birlikte yok ettikleri anılar hâlâ zihninde netti.

Sanki bu duyguyu karşılıksız bırakmamak istercesine Reinheit acı dolu bir sesle konuştu.

   “Sen… bir sonraki kata mı gideceksin?”

Bir sonraki kat. Kara Kale’nin son senaryosunun bulunduğu yerdi.

   “Aradığını… bulamayacaksın. Bu kale… yalnızca takımyıldızlarının oyun alanı. Dikkatli ol. Bir sonraki kat…”

Tam o anda Reinheit’in bedeni patladı. Yoo Joonghyuk, havada sırıtan dokkaebileri sessizce izledi.

   [Yok, bu yasak.]

   [Doğru, doğru. Hiç eğlenceli olmaz.]

Ardından, sanki bekliyorlarmış gibi takımyıldızlarının mesajları yağmaya başladı.

   [Birçok takımyıldızı, enkarnasyon Yoo Joonghyuk’un performansına hayranlık duyuyor.]

   [Mutlak iyilik sisteminin takımyıldızları Yoo Joonghyuk’un hükmüne katılıyor.]

   [Bazı takımyıldızları Cennet’in çöküşünden dolayı üzüntü duyuyor.]



   [Çok sayıda takımyıldızı 150.000 jeton sponsor oldu!]

Yoo Joonghyuk’un ifadesi değişmedi. Ne sevinç ne de hüzün gözlerinde belirdi.

   [Şeytan Markisi Reinheit’i yendin!]

   [150.000 jeton kazandın.]

   [Efsanevi sınıf hikâye, Umutsuzluğun Cennet’i kazanıldı.]

   [Kara Kale sıralaman güncellendi!]

   [Yeni bir ana senaryo ortaya çıktı.]

   [Ana Senaryo #10 — 73. Şeytan Kral geçici olarak açıldı.]

Her şey o kadar kusursuz çözülmüştü ki daha iyisi olamazdı. Planına tam uymasa da Kara Kale sıralamasını yükseltmiş, jeton toplamış ve bir sonraki senaryoya dair ipucu elde etmişti.

Yine de…

Yoo Joonghyuk bu karmaşık duyguların ne olduğunu bilmiyordu. Ellerine baktı ve düşüncelere daldı.

   “Kurtarıcımız!”

   “Kurtarıcımız sizsiniz!”

Bağırışlara dönüp baktığında insanların ona doğru koştuğunu gördü. İnsanlar önünde diz çöküp ağlıyor, ona Mesih gibi davranıyordu. Cennet’i yok ettiği için ona minnettardılar.

   “Teşekkür ederiz! Çok teşekkür ederiz!”

   “Siz olmasaydın biz…”

Yoo Joonghyuk bu sözleri duyunca kanlı ellerine tekrar baktı. Ve sonunda bu duyguların ne olduğunu anladı.

Aslında bu insanları kurtarmak gibi bir niyeti yoktu. Cennet’in insanları onun için hiç önemli değildi. Reinheit onları Cennet için birer kurban olarak görüyorsa, Yoo Joonghyuk da onları senaryoyu temizlemek için birer kurban olarak görüyordu.

   “Teşekkür ederiz.”

Yoo Joonghyuk sesleri dinledi ve düşündü. Ne zamandan beri böyleydi? İkinci regresyondan beri mi? Hayır… Belki de bunun işaretleri çoktandır oradaydı.

Amacı tüm senaryoları bitirip dünyayı kurtarmaktı. Bu muazzam inanç altında durmaksızın ileri koşuyordu. Bu yalnız ve yavaş koşuda, parça parça yıpranıyordu.

Herkes ölmüşse dünyayı kurtarmanın bir anlamı yoktu.

Yine de insanların ölmesini izliyordu. Sanki fedakârlıkları olağan bir şeymiş gibi kabullenmişti.

Reinheit’in ölümünü gördükten sonra Yoo Joonghyuk ilk kez hedefini yeniden düşünmeye başladı.

   “Adınızı sorabilir miyim?”

Biri adını sordu.

Yıldız Akışı’nda ün kazanmak doğrudan hikâyenin gücüyle bağlantılıydı. Kendi adını söyleyerek yeni başarımlar elde edebilirdi. Yoo Joonghyuk bunun gayet farkındaydı.

Bir an düşündü ve yavaşça ağzını açtı.

   “Adım Kim Dokja.”

-------------------------------------------------------------------------

   “Adım Kim Dokja.”

‘Üçüncü şahıs bakış açısı’nı kullanarak izlerken Yoo Joonghyuk’un sözlerini duyunca içimi bir ürperti kapladı.

   [Beşinci hikâyene yeni bir başarım eklendi.]

   [Cennet sakinleri Cennet’in KurtarıcısıKim Dokja’yı hatırlayacak.]

   [Yalnız Mesih hikâyesi daha da zenginleşti.]

Bu durum hiç mantıklı değildi.

Cennet halkının ‘Kim Dokja’ adını hatırlayacağını görünce panikledim. Hayır, neden adım birdenbire söylenmişti?

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, bu gerçek yoldaşlık karşısında gözyaşı döküyor.]

Bir süredir sessiz olan Uriel birden heyecandan zıplamaya başlamıştı. Önceden olsa azarlardım ancak ziyafetten sonra sert sözler ağzımdan çıkmıyordu.

Ama şu Yoo Joonghyuk pezevengi… gerçekten gizemliydi. O egoist, başarılarını başkasına bırakacak biri değildi. Şimdi benimle arkadaş olmaya mı çalışıyordu?

İmkânsızdı.

Bu bana, ben ve Han Sooyoung hariç tüm ekip üyelerinin tek bir yerde toplandığını hatırlattı. Hayır, Gong Pildu yoktu… lanet olsun, o herif nereye gitmişti?

   “Bu arada, neden Dokja ahjussi’yi arıyorsunuz?”

Shin Yoosung ile Lee Gilyoung’un evcilleştirdiği kimera ejderhası hakkında heyecanla konuşan insanlar bir anda benden söz etmeye başladı.

   “Şey…”

Yoo Sangah’nın açıklamasını duyduktan sonra ekip üyelerinin yüz ifadeleri değişti.

Pek şaşırmamıştım. Yoo Sangah muhtemelen Moirae’den kehanet çalmıştı. Belki de Dionysos gibi o da beni kurtarmaya çalışıyordu.

   “Ahjussi ölecek mi?”

   “En çok sevdiği kişi tarafından mı?”

「 Enkarnasyon Kim Dokja, en çok sevdiği kişi tarafından öldürülecek. 」

Ekip üyelerinin yüzleri karmakarışıktı. Jung Heewon şaşkındı, Shin Yoosung endişeliydi ve Lee Hyunsung bir şeyle mücadele ediyormuş gibi görünüyordu. İlk konuşan Lee Jihye oldu.

   “Ahjussi öldükten sonra yine dirilir zaten. Sorun olmaz sanki?”

Lee Jihye’nin sorusuna Yoo Sangah cevap verdi.

   “Öyle olacaksa sorun yok ama kaç kez dirilebileceğini bilmiyoruz…”

   “Olimpos’un kehaneti olduğundan kaçınması da kolay olmayacaktır.”

Jung Heewon’un sözleri ekip üyelerinin yeniden ciddileşmesine neden oldu. Benim için bu kadar endişeleniyorlardı.

Jung Heewon sordu.

   “O zaman Dokja-ssi’nin en çok sevdiği kişi kim? Önce bunu öğrenmemiz gerekmiyor mu?”

+



Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

167   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   169