Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 279

279. Bölüm: 53.Kısım – Kurtuluşun Şeytan Kralı (1)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.266

 
Yüzü kızaran iki bebek meleğin resminin olduğu bir kapı. Gabriel’in isimlikte yazan [Uriel ☆] yazısını görünce dudakları seğirdi.
 
  [Hey!]
 
Kapıyı çaldığında cevap gelmedi. Bu yüzden tekrar denedi.
 
   [Hey Uriel!]
 
Kapıya daha sert vurdu ve içeriden bir inleme duyuldu.
 
   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı defolup gitmeni söylüyor.]
 
Gabriel dolaylı mesaja kaşlarını çattı.
 
   [Buraya gelmekten mutlu olduğumu mu sanıyorsun? Görevim gereği buradayım!]
 
Gabriel’in sesi sanki konuşmak bile sinir bozucuymuş gibi geliyordu. Metatron’dan o mantıksız görevi alalı iki gün olmuştu. Etrafta aylaklık etmeyi planlıyordu ama Metatron önüne geçmişti.
 
   – Gabriel, lütfen Uriel’in görevini devral. Ayrıca, Jophiel tembellik yapmadığından emin olmak için Gabriel’i izleyecek.
 
   – Bana bırakın.
 
Dürüst ve kurallara bağlı Jophiel ile aynı takıma verilmişti. Gabriel, Uriel ile takım olmayı tercih ederdi.
 
   [Kurtuluşun Şeytan Kralı hakkındaki gözlemlerinin kaydını tutmadın mı? Onu almaya geldim. Kapıyı aç!]
 
Kapının ötesinden bir hışırtı sesi geldi.
 
   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı neden onun yerine geçtiğini soruyor.]
 
   [Evet, seni ■.]
 
Bir kez daha, dolaylı bir mesaj gök gürültüsü gibi çınladı.
 
   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı ■■■■ diyor.]
 
  [Dışarı çıkıp bunu bizzat söylemek ister misin?]
 
   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı sadece senin geçip  geçmediğini soruyor.]
 
   [Ben ve Jophiel.]
 
Kapının ötesinden derin bir iç çekiş duyuldu. Bir süre sonra kapıda bir boşluk oluştu ve uzun parmak uçları belirdi. Daha yakından bakınca, beyaz parmak uçlarının bir şeyi tuttuğu görüldü. Gabriel bunun ne olduğunu anlayınca dilini şaklattı.
 
   [...USB mi? Bugünlerde kim USB kullanıyor? İnsan mısın sen?]
 
   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı saçmalamamanı ve almanı ihtar ediyor.]
 
Gabriel USB’yi aldı ve Uriel ekledi.
 
   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı bunun Kızıl Kozmos’tan bir sır olduğunu söylüyor.]
 
   [Jophiel mi? Neden?]
 
Uriel cevap vermedi ve kapıyı kapattı. Ardından uzaktan kesik kesik hıçkırık sesleri duyuldu. Gabriel bir şey söylemek üzereydi fakat sonunda dudak büktü. Genellikle pek anlaşamazlardı ama ‘Şeytan Avcısı Uriel’i böyle görünce endişelenmişti.
 
   [Hey, titreme. Gözaltı yakında kalkacak. Sadece üç yıl...]
 
   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı defolup gitmen için sana bağırıyor!]
 
   [Deli ■. Sadece ■’ni teselli etmeye çalışıyordum.]
 
Bir süre sonra Gabriel, odasında USB’yi açtı. Ardından...
 
   [Bu görevde ne haltlar karıştırdın sen?]
 
Mırıldanmalarına rağmen, Gabriel gözlerini ekrandaki görüntülerden alamıyordu.
 
______________________________________
 
   [Takımyıldızı Kova’da Açan Zambak seni merak ediyor.]
 
   [Takımyıldızı Kova’da Açan Zambak seni izlemekten hoşlanıyor.]
 
Jung Heewon havada yankılanan sesi duyunca kaşlarını çattı. Uriel ortadan kaybolmuştu ve bu sefer tuhaf bir takımyıldızı ona yapışmıştı. Tek endişesi bu da değildi. Jung Heewon, uzakta dalgın dalgın dolaşan Kim Dokja’ya baktı.
 
   “...Neden hiçbir şey söylemiyor?”
 
   “Ne demek istiyorsun?”
 
Jung Heewon arkasını döndü ve ona iyice sokulmuş Lee Jihye’yi gördü.
 
   “Boş ver.”
 
   “Neden, ne oldu?”
 
   “Bir şey yok.”
 
   “Unnie, sen de Kim Dokja’nın Şirketi’ne katılacak mısın?”
 
Sokak satıcısından aldığı içeceği yudumlayan Jung Heewon, boğazına kaçınca öksürmeye başladı. “N-Ne? Hayır! İsim çok tuhaf. Öyle bir yere katılmak utanç verici değil mi?”
 
   “Ben dört gözle bekliyorum. Şirket ismi biraz garip ama kendimi iş hayatındaymışım gibi hissettiriyor. Belki maaş bile alırım?”
 
   “Gerçek bir iş hayatının nasıl olduğunu bilseydin farklı düşünürdün.”
 
Lee Jihye dudak büktü. “Her hâlükârda, katılmak için bir fırsat kolluyorum. Usta da orada zaten.”
 
   “Yoo Joonghyuk-ssi çoktan katıldı mı?”
 
   “Dokja ahjussi öyle dedi. Bu Yoo Joonghyuk ve benim nebulam!”
 
Elbette Dokja asla böyle bir şey dememişti ancaj Jung Heewon refleks olarak gökyüzüne baktı. Fakat beklediği dolaylı mesajı duymadı. Kendini garip bir şekilde huzursuz hissetti.
 
   [Takımyıldızı Kova’da Açan Zambak, enkarnasyon Lee Jihye’nin mizahından hoşlanmıyor.]
 
Jung Heewon başını salladı ve meydanda meşgul olan Kim Dokja’ya baktı. O kadar yoğundu ki Heewon birkaç gündür yüzünü bile görmemişti ve ne üzerinde bu kadar sıkı çalıştığını bilmiyordu.
 
Derken Yoo Sangah’ın görünümü Jung Heewon’un gözüne çarptı. Jung Heewon, bir bankta oturmuş boşluğa dalgın dalgın bakan Yoo Sangah’a el salladı.
 
   “Sangah-ssi! Sen de Dokja-ssi’nin nebulasına katılacak mısın?”
 
Yoo Sangah, Jung Heewon’u fark edince şaşkınlıkla başını kaldırdı. Bu kadın birkaç gündür ruhunu teslim etmişçesine ne düşünüyordu böyle...
 
   “Benim durumum biraz...”
 
   “Ah, doğru ya. Sangah-ssi için zor bit durum.”
 
Yoo Sangah, Olimpos’un bir enkarnasyonuydu. Koca bir nebula tarafından desteklendiği özel bir durumdaydı ve Kim Dokja’nın nebulasına katılması güç olacaktı. Sponsorluk alıp da başka bir nebulayı seçerse ne olacağı gün gibi ortadaydı.
 
   “Bunun yerine, bir ittifak teklifinde bulundum. Bazı takımyıldızları benim aracılığımla Dokja-ssi ile dostane bir ilişkiye sahip.”
 
   “Olimpos’un tüm takımyıldızları Dokja-ssi’den nefret etmiyor muydu?”
 
   “Hepsi değil. Heewon-ssi, sen nebulaya katıldın mı?”
 
   “Hâlâ düşünüyorum.” Jung Heewon tekrar meydana baktı. “Aslında katılma konusunda emin değilim. Sponsorumla ilgili bir sorun var ve...”
 
Jung Heewon’un yüksek özgüveni incinmiş gibiydi, Yoo Sangah nazikçe gülümsedi. “Nebulasına katılırsan Dokja-ssi’ye büyük yardımın dokunacağını düşünüyorum.”
 
   “Mümkünse yardım etmek isterim.”
 
Neyse ki ya da ne yazık ki, karmaşık durumda olan tek kişi Jung Heewon değildi.
 
Uzak meydanın ortasında, Lee Hyunsung hantal, koca bir köpek gibi yere çökmüştü. Yanında yavru kediler gibi çömelmiş olan Shin Yoosung ve Lee Gilyoung vardı; üçü birden Kim Dokja’ya dik dik bakıyordu. Daha doğrusu, o her hareket ettiğinde gözleri onu takip ediyordu. Ne bekledikleri çok açıktı. Kim Dokja ise onları sonuna kadar görmezden geldi.
 
   “...Hâlâ bir haber yok.”
 
Jung Heewon, Lee Jihye’nin sözlerini onaylayarak başını salladı. “Zamanı gelince konuşacaktır. Gizli kapaklı, içine kapanık biri olduğu için böyle.”
 
Gerçi o da neler olup bittiğini bilmek istiyordu. Ekibe uzun zamandır beklenen bir huzur gelmişti ama Kim Dokja hâlâ bir şeyler düşünüyordu. Bu yüzden hiçbir şey yapmadan beklemekten başka çareleri yoktu.
 
   [Takımyıldızı Kova’da Açan Zambak onaylarmışçasına sana bakıyor.]
 
   [Takımyıldızı Kızıl Kozmosun Komutanı, Kurtuluşun Şeytan Kralı’na karşı temkinli.]
 
...Etrafta tuhaf melekler vardı, bu yüzden Jung Heewon bir süre sıkılmayacaktı. Heewon gönülsüzce endişelerini bir kenara bıraktı.
 
Derken... iş aniden başladı.
 
______________________________________
 
   “Gerçekten mi? Onlarla iletişim kurmanın hiçbir yolu yok mu?”
 
   “Şeytan Diyarı’na giden kanallar tıkalı. Bu güçlü bir büyü...”
 
Han Sooyoung, Lee Sookyung’un sözleri üzerine sert bir ifade takındı. Bir süredir dokkaebileri çağırıyordu ancak hiçbiri yanıt vermiyordu. Han Sooyoung, içinde İyi Şans mı Kötü Şans mı, Felaket mi Mutluluk mu Falı bulunan su kasesine baktı.
 
Talihsizlik, talihsizlik, talihsizlik, talihsizlik, talihsizlik, talihsizlik, talihsizlik...
 
Kaç kez ‘talihsizlik’ çıktığını sayamadı.
 
   “Neler oluyor yahu?”
 
En son ‘büyük talihsizlik’ çıktığında, Kim Dokja Vedalar’ın bir Lokapalası ile yüzleşmek zorunda kalmıştı. Ancak şimdi o kadar çok ‘talihsizlik’ vardı ki... bu tek bir büyük felaket değil, kapsamlı bir uğursuzluk silsilesi olmalıydı. Kasedeki su titredi ve hafif kıvılcımlar belirdi.
 
   [Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası başını kaldırıyor.]
 
   “Kara ejderha?”
 
   [Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası 73. Şeytan Diyarı’na bakıyor.]
 
   “Bir şey mi biliyorsun?”
 
   [Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası tehditkâr bir çığlık atıyor.]
 
Bandajla sarılı kolu karıncalanıyordu, kara ejderha ile senkronize olan vücudunun etrafında kıvılcımlar belirdi.
 
   “Hey ahbap!”
 
Kara alev ejderhasının hisleri ona aktarılıyordu. Kara ejderha, bir rakiple karşılaştığında hiç böyle davranmamıştı.
 
   [Takımyıldızı İki Yüzlü Uzman’ın dudakları solgun.]
 
   [Takımyıldızı İlahi Doktor Guam’ın ağzının suyu akıyor.]
 
   [Takımyıldızı Büyük Kral Heoncheon Hongdo Gyungmun Wimu sessizce kılıcını yere bırakıyor.]
 
   [Takımyıldızı Joseon’un İlk Şamanı izlerini siliyor.]
 
Kore Yarımadası’nın takımyıldızları ışıklarını söndürüyordu. Sanki bir avcıdan saklanıyor gibiydiler. Bandajlı kolu karıncalanmaya devam etti. Han Sooyoung, Lee Sookyung’un kehanetini dağıttı ve parlayan kara ejderha dövmesini ortaya çıkarmak için bandajı çözdü. Kıvılcımlar patladı ve Han Sooyoung’un sağ kolu havaya harfler yazdı.
 
—Yıldızların bir felaketi yaklaşıyor.
 
   “Yıldızların felaketi mi? O da ne?”
 
Kibirli ‘Abisal Kara Alev Ejderhası’, durumun o kadar acil olduğunu düşünüyordu ki bizzat elle yazmak zorunda kalmıştı. Han Sooyoung, ne olursa olsun onun Şeytan Diyarı’na gitmesini engellemek isteyen Kara Alev Ejderhası’nın iradesini hissedebiliyordu.
 
   “Hey, beni germe. Yine mi yapıyorsun?”
 
Daha önce Abisal Kara Alev Ejderhası tarafından bir iki kez kandırılmıştı. Kara ejderhanın neden bahsettiğini bilmiyordu ama Kim Dokja, Olimpos’un Kore Yarımadası’nı işgal edeceğini önceden tahmin etmişti. Bu yüzden belki de bu durumdan haberi vardı. Ne gelirse gelsin...
 
Han Sooyoung’un eli bir fırça gibi havada süzülürken hafif kıvılcımlar çaktı.
 
   – 73. Şeytan Diyarı yok olacak.
 
______________________________________
 
Bunu ilk fark eden Göğü Yaran Kılıç Azizi oldu. Endüstri kompleksinin duvarına yaslanmış dururken ağzındaki tütünü düşürdü.
 
   “...O herif haklıydı.”
 
Göğü Yaran Kılıç Azizi bunu mırıldanırken, Göğü Yaran Kılıç kınından çıkar çıkmaz kör edici bir ışık yaydı. Göğü Yaran Kılıç adını aldığından beri bu kılıcı eline 10 kereden az almıştı. Bu, onun Murim’in felaketi olarak anılmasına neden olan kılıçtı.
 
Göğü Yaran Kılıç Azizi, avucunun içindeki kılıcın dokusunu hissetti ve tuhaf bir duyguya kapıldı. Felaket. Neye felaket denebilirdi? İnsanlar için felaketler, büyük ölçekli doğa olaylarıydı. Örneğin heyelanlar, tsunamiler ve depremler. Bunlar, insan gücünün karşı koyamayacağı devasa fenomenlerdi.
 
Aşkınlar için ise bu, fiziksel olayların manipülasyonundan başka bir şey değildi. Onlar, insan standartlarının çok ötesindeki varlıklardı. Bir kılıç darbesiyle heyelanlara ve tsunamilere neden olabilir ya da onları dindirebilirlerdi. Göğü Yaran Kılıç Azizi gibi aşkınlar için felaket kelimesi, sıradan insanların standartlarından farklı bir anlam taşıyordu.
 
Belki de Göğü Yaran Kılıç Azizi şu an bu cevabın kendisiyle yüzleşiyordu. Küçük kıvılcımlar sıçradı ve Kyrgios aniden onun yanında belirdi. Kyrgios’un vücudundan Elektrifikasyon aurası çoktan yükselmeye başlamıştı. Göğü Yaran Kılıç Azizi manasını yavaşça artırdı. İki aşkın, boşluğun uzak sonuna baktı. Kyrgios sordu, “O mu?”
 
Henüz çıplak gözle görülmüyordu ama bir varlık açıkça buraya doğru ilerliyordu. Göğü Yaran Kılıç Azizi ağır bir sesle cevap verdi, “Şüphe yok. İlk Murim’i yutmaya çalışan o eleman.”
 
Karanlık atmosfere giriyordu. Evrenin ışığı bile yutan diğer ucundan, etrafa saçılan olasılıkları yiyerek bir şey yaklaşıyordu.
 
 +

Bölümleri daha erken okumak için https://novelgecesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
 
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi