Yukarı Çık




172   Önceki Bölüm 

           


173.Bölüm: 33.Kısım – Yeniden Okumak (4)
-------------------------------------------------------------------------

Vücudumu kıvılcımlar sardı; bir olasılık fırtınasının işaretlerini hissediyordum. Bu, masal sınıfı olmayan bir takımyıldızı için büyük bir yüktü. Cheok Jungyeong’un bir orduya tek başına karşı koyduğuna dair kayıtların abartılı olduğunu sanıyordum. Oysa bu hikâyeler abartı değil, aksine eksik anlatılmıştı.

Aslında Cheok Jungyeong, takımyıldızı olduktan sonra Dünya kayıtlarında yazılandan çok daha güçlü hâle gelmişti. Başka bir deyişle, bu takımyıldızının adını duymak bile bazı kılıç ustalarını tedirgin etmeye yeterdi.

Yine de dayanmalıydım. Cheok Jungyeong’un ruhuna karşı koyamazsam, 100 Gün Mührü’nü kıramazdım.

   [‘Statün’ şu anda mühürlü.]

   [Ana yeteneklerin şu anda mühürlü.]

   [Kalan süre: 100 gün]

<Hongik> takımyıldızlarının en yüksek üç varlığı tarafından uygulanabilen 100 Gün Mührü, hedefin yeteneklerini mühürleyen en üst seviye mühürdü.

   [Sarımsak ile pelin otu ye ve 100 gün boyunca dayan.]

Elbette bu mühür mutlaka kötü bir şey değildi. 100 gün boyunca sarımsak ve pelin otu yiyebilirsem, Hwanin’in kutsamasını alabilir ve bedenimin potansiyelini uyandırabilirdim. Ancak şu anda yeterli zamanım yoktu.

Gökyüzünden yağan sarımsak ve pelin otuna bakan Han Sooyoung sordu,

   “Hey, hâlâ bitmedi mi?”

   “Güç o kadar yoğun ki kontrol etmek zor. Biraz bekle.”

Derin bir nefes aldım ve manamı dengeledim. Cheok Jungyeong çağrıma karşılık güç ödünç verdi ancak gerçek sesiyle hiçbir şey söylemedi. Sanki ‘Kendine güveniyorsan dene bakalım’ der gibi sadece gücünden bir parça uzattı.

Sonuç olarak, yarım saattir kontrolden çıkmış hikâyeyi bastırmaya çalışıyordum. Tüm bedenim patlayacakmış gibi hissediyordum.

Söylenip duran Han Sooyoung’a bakarken birden sinirlendim.

   “Bunların hepsi senin yüzünden. Beni kalkan olarak kullanmasaydın böyle olmazdı.”

   “Bilerek yapmadım.”

   “Buna inanmamı mı bekliyorsun? Şimdiye kadar yaptıklarına bakılırsa…”

Biriken şikâyetler yüzünden söylenmeden edemedim. Kaç dakika geçmişti? Han Sooyoung sonunda bıkıp bağırdı.

   “Ah, özür dilerim! Evet, seni kalkan olarak kullandım. Ne yapmamı istiyorsun?”

Yüzsüz demek istesem de tam o sırada bir varlık araya girdi.

   [Takımyıldız Abisal Kara Alev Ejderhası, öksürerek araya giriyor.]

   [Takımyıldız Abisal Kara Alev Ejderhası, Han Sooyoung’un seni asla kalkan olarak kullanmadığını söylüyor.]

   [Takımyıldız Abisal Kara Alev Ejderhası, ölümünün senin sorumluluğun olduğunu söylüyor.]

Han Sooyoung bağırdı.

   “Hey, sus ve yerinde dur! Gereksiz şeyler söyleme…!”

   “Ne demek istiyor o?”

   “Saçmalık. Takma kafana.”

   [Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası, Han Sooyoung’un senin kara alev ejderhanı korumak için kalbini koruyamadığını iddia ediyor.]

…Benim kara alev ejderham mı?

   “İşte bu yüzden ben…” Han Sooyoung konuşmaya başlarken tereddüt etti.

   “Yani, Jeon Woochi’nin saldırısı… oraya doğru geliyordu.”

   “…Hah.”

Öylesine afallamıştım ki içinde bulunduğumuz kritik durumu bile unutup iç çektim. Han Sooyoung gözlerimin içine bakarken dudaklarını ısırdı.

   “Şey… o işlevini kaybedersen biraz mutsuz olursun diye… yönünü değiştirdim.”

   “Bu yüzden mi kalbime isabet etti?”

   “…Yani, hikâye öyle.”

Saçma sapan bir hikâyeydi.

Han Sooyoung, tepki vermemi beklemeden aceleyle ekledi.

   “G-Garip düşüncelerim yoktu. Yanlış anlama. Şu Kara Alev Ejderhası piçi senin şeyini korumam gerektiğini söyleyip bağırıyordu…”

   [Takımyıldız Abisal Kara Alev Ejderhası, kendi enkarnasyonuna utanç ve huzursuzlukla bakıyor.]

Hafifçe iç çektim.

   “…O umurumda değil. Bir dahaki sefere sadece kalbimi iyice koru.”

Han Sooyoung sözlerim karşısında şaşırmış bir ifade takındı ve başını salladı. Kısa süreliğine tuhaf bir sessizlik oldu.

Han Sooyoung ciddi ciddi bir şeyi düşündü ve ağzını açtı.

   “Bu arada Kim Dokja, bir sorum var…”

   “Nedir?”

   “Neden ona kara alev ejderhası diyor?”

-------------------------------------------------------------------------

   ‘Dokja… küçükken ufacıktı.’

Lee Sookyung, Kara Kale’nin karanlık ve ıssız ovalarına bakarken anılarına dalmıştı.

Buraya gelmek ne kadar zaman almıştı?

Hiçbir senaryo kolay değildi, tüm planlar ya yarım yamalak çarpıtılmış ya da tamamen bozulmuştu. Yetersiz bilgi yüzünden kaç kez ölümün eşiğine gelmişti?

   ‘Özellikle Nirvana’yla karşılaşmam çok tehlikeliydi.’

Reenkarnatör. Lee Sookyung, dünyada böyle bir varlığın olabileceğini hiç düşünmemişti. Gerçi en başta bir romanın gerçeğe dönüşmesi zaten başlı başına anormaldi.

Arkasını döndüğünde, Jeon Woochi’nin enkarnasyonu Cho Youngran’ı gördü.

   “Majesteleri.”

   “O unvanı bırak.”

   “…Sookyung-ssi.”

Cho Youngran’ın bakışları karmaşıktı. ‘Şaşılacak bir şey değil,’ diye düşündü Lee Sookyung. Cho Youngran, onun tüm durumunu bilen tek gezgindi.

   “Onunla savaşmak zorunda değildin. Kitabı neden yazdığını dürüstçe söyleseydin…”

   “Dürüst olmak savaşmaktan daha zor. Özellikle de konu ebeveynle çocuk arasındaysa.”

Aslında Kim Dokja’yla konuşmayı Cho Youngran’ın önerisi üzerine yapmıştı. Cho Youngran ısrar etmeye devam etti.

   “Artık gerçeği kabul edebilecek bir yaşta. Tanıdığın 10 yaşındaki çocuk değil.”

   “Benim için o hâlâ bir çocuk. 30 ya da 40 yaşında olması fark etmez.”

   “…Bu bir ebeveynin gururu.”

Gurur… Evet, gururdu.

Lee Sookyung gözlerini indirdi.

   “Başta cesur olmaya çalıştım. Gerçeği söylemeye niyetlendim.”

   “…”

   “Ama gözlerinin içine baktıktan sonra… sanki hayatına yeniden girmek için bir bahane uyduruyormuşum gibi hissettim.”

Gerçeklik bir romandan farklıydı. Yaralanmış biri kurtarılabilirdi ancak yaralı bir insan o kadar kolay iyileşmezdi.

   “O çocuğun sahiden de gerçeğe ihtiyacı var mı bilmiyorum. Belki de gerçeğe ihtiyacı olan bendim. Kötü bir anne olarak kalmak istemedim…”

Kim Dokja’yı korumak için kendisi yoldan çıkmıştı. Kendi sevgisinin sonucu olarak bu hâle gelmişti.

   「 Enkarnasyon Kim Dokja, en çok sevdiği kişi tarafından öldürülecek. 」

Lee Sookyung, Yoo Sangah’tan çocuğunun kaderini ilk duyduğu anı hatırladı. Olimpos’un kaderi mutlaka gerçekleşecekti.

   “...O çocuk bir gün seni anlayacak.”

Oğlunu nasıl kurtaracağını öğrenebilmek için Lee Sookyung, Kurucu Anne’ye üç gün üç gece adadı. <Hongik>e haraç olarak üç SSS-derece eşya sundu ve ayrıca 20 yılını verdi. Karşılığında, Olimpos’un sakladığı kaderden bir satırı çalabildi.

   「 Bir sonraki senaryoya gitmezse, Enkarnasyon Kim Dokja yaşayabilir. 」

Lee Sookyung gülümsedi.

   “Tüm birlikler toplandı mı?”

   “Evet. Hepsi hazır.”

Ovanın kenarında, önderlik ettiği gezginler toplanmıştı. Hepsi ona inandıkları için buradaydı.
Lee Sookyung ana senaryo penceresini açtı.

+

 <Ana Senaryo #9 – 73. Şeytan Kral>

Kategori: Ana

Zorluk: SS

Temizleme Koşulları: Kara Kale’nin son senaryosuna katılma hakkına sahipsin. Kara Kale’nin üçüncü katına çıkmak ve nihai senaryoya girmek için dört sıralamacı topla.

Süre Sınırı: 30 gün

Ödül: 100.000 jeton

Başarısızlık: Ölüm

   *Mevcut Kara Kale sıralaman: 2.

   *Sıralamada ilk 10 içinde yer alan enkarnasyonlar seninle birlikte nihai senaryoya meydan okuyabilir.

+

Lee Sookyung, Cho Youngran’a baktı. Şu anda ilk 10’daki iki sıralamacıya sahipti: Cho Youngran ve Lee Boksoon. Senaryoyu tamamlayıp Kara Kale’nin son katına meydan okuyabilmek için iki sıralamacı daha gerekiyordu.

Cho Youngran, “Geliyorlar,” dedi.

Uçurum Ovası’nın diğer tarafından bir ordu ilerliyordu. Cennet’ten gelmişlerdi. Ordunun başında tanıdık bir yüz gördü.

Lee Sookyung karşı taraftakilerden birini selamladı.

   “Yoo Sangah-ssi. Uzun zaman oldu.”

   “Ah! Gerçekten, gerçekten çok sevindim… hayattasınız! Dokja-ssi…”

   “Bunu sonra konuşuruz.”

Lee Sookyung karşısındaki ekibe baktı.

   ‘Soldan sağa: Lee Hyunsung, Shin Yoosung, Jung Heewon, Lee Jihye ve Lee Gilyoung.’

Lee Hyunsung, Shin Yoosung ve Lee Jihye hakkında Kim Dokja’dan bir şeyler duymuştu ama Lee Gilyoung ve Jung Heewon’u hiç duymamıştı. Belki de oğlunun, orijinal romandan bağımsız olarak ekibe kattığı yeni kişilerdi.

   ‘Sadece orijinal karakterler olsaydı her şey çok daha kolay olurdu. Aptal çocuk.’

Kim Dokja çocukken de tahmin edilemez şeyler yapardı. Bu yüzden Lee Sookyung, oğlunun bir sanatçı olacağını düşünmüştü.

   “Gezginlerin Kralı.”

Ses, beklediği kişiden gelmişti. Hapisteyken oğlundan adını defalarca duyduğu biriydi. Onu bizzat göreceğini hiç hayal etmemişti.

   “Yoo Joonghyuk.”

Yüce Kral Yoo Joonghyuk. Bu hikâyenin başkahramanı konuştu.

   “Neden beni görmek istedin?”

   “Bu senaryoyu bitirmeye karar verdim.”

Yoo Joonghyuk, Lee Sookyung’un yanına göz atıp sordu.

   “Sen de mi dört göksel kralı topluyorsun?”

   “Dört göksel kral mı?”

   “Bir sonraki senaryoya gitmek için dört sıralamacı gerekiyor. Bilmiyor musun?”

   “Ah… Evet, doğru. Topluyorum. Demek onlara dört göksel kral deniyor. Bu aralar çocukların kullandığı moda kelimelere yetişemiyorum.”

Lee Sookyung’un sözleri üzerine Yoo Joonghyuk’un kaşları hafifçe seğirdi.

   “Yaşlı cadıya bak sen.”

   “Sen de kurnaz bir çocuksun.”

İkisinin gözleri buluştu, enerji dalgaları vahşice çarpıştı. Sadece bakışarak bile Lee Sookyung, Yoo Joonghyuk’un gücüne dair belirsiz bir fikir edinebiliyordu.

Bu aşkınlıktı. Bu hikâyenin başkahramanı olmak için zaten bu seviyede olması gerekiyordu.

Lee Sookyung kısa bir nefes alıp ağzını açtı.

   “Seninle iş birliği yapmak istiyorum. Kalan sıralamacıları birlikte toplayalım.”

   “…Sıralamacılar mı?”

   “Evet. Amacın bu dünyayı kurtarmak değil mi? Bir sonraki senaryoyu geçmek istiyorsan, mümkün olan en güçlü enkarnasyon kadrosuna ihtiyacın var. Yardım edebilirim. Sponsorum Kurucunun Annesi.”

‘Kurucunun Annesi’ sözleri üzerine Yoo Joonghyuk’un gözleri hafifçe gerildi. Ancak bu yalnızca bir anlıktı. Ağzından çıkan sözler ise tamamen beklenmedikti.

   “Kim Dokja nerede?”

   “…Neden onu arıyorsun?”

   “Onu götürdüğünü duydum.”

   “Yani?”

Lee Sookyung, önerisine karşı Yoo Joonghyuk’un sergilediği kayıtsız tavırdan dolayı tuhaf bir hisse kapıldı. Bu, ancak çocuğu olan bir annenin sezebileceği türden huzursuz bir histi.

   “Herhâlde o çocuğu dört göksel krala dâhil etmeyi düşünmüyorsundur?”

   “Buna cevap vermek zorunda değilim.”

   “Kişiliğin tam da onun anlattığı gibi.”

   “…Kim Dokja sana hikâyemi mi anlattı?”

   “Anlattı. Hem de epey.“

Yoo Joonghyuk’un gözlerinin içine baktığında, Lee Sookyung’un şüpheleri daha da arttı.

   “Cennet başarımını oğluma verdiğini duydum. Neden yaptın bunu?”

   “Daha da güçlenirse dünyayı kurtarabilir.”

   “Anlıyorum… Onu ‘bunun’ için mi kullanacaksın?”

Lee Sookyung bilerek bir kelimeyi vurguladı. Sanki zaten her şeyi biliyormuş gibi rahat bir tondaydı.

Yoo Joonghyuk cevap verdi.

   “Kim Dokja bu dünya için gerekli. Ona ihtiyacım var.”

   “…”

   “O benim yoldaşım olacak ve senaryoların sonunu görecek.”

Lee Sookyung’un yüzü yavaşça sertleşti.

Yoldaş mı? Küçük oğlunun sesi zihninde yankılandı.

   —O dallama tam bir psikopat.

   —İnsanları kullanmaktan başka bir şey bilmez.

   —Hedefine ulaşmak için ne gerekiyorsa yapar.

   “Çok garip. Duyduğum Yoo Joonghyuk asla senin gibi konuşmazdı.”

   “Ailenizde biri hakkında çok iyi biliyormuş gibi konuşmak alışkanlık mı?”

Yoo Joonghyuk kılıcını çekti. Artık daha fazla diyaloğa gerek olmadığını gösteren sert bir tavırdı.

   “Kim Dokja’yı ver. O zaman canını bağışlarım.”

Lee Sookyung, Yoo Joonghyuk’un alev alev yanan gözlerine baktı ve oğlunun sesini hatırladı. Onca şikâyetine rağmen, oğlunun yüzünde her zaman hafif bir heyecan olurdu.

   —Ama onsuz hikâye devam etmez.

   —Hayatta Kalma Yolları böyle bir roman.

O anda bir aydınlanma Lee Sookyung’un zihnini doldurdu.

   「 Enkarnasyon Kim Dokja, en çok sevdiği kişi tarafından öldürülecek. 」

Lee Sookyung bu kaderin gerçek anlamını kavradı. Sevgili oğlunu kimin öldüreceğini artık biliyordu. Belki de metafor ve sembolizme alışkın olduğu için bu içgörüye ulaşabilmişti.

   “Anlıyorum.”

Lee Sookyung her şeyi fark etti ve güldü.
Bu onun asıl planı değildi. Ancak kehanet, planın
burada değiştirilmesi gerektiğini söylüyordu.

   “Üzgünüm ama oğlumla görüşmene izin veremem.”

   “Neden?”

   “Bir annenin sorumluluğu, çocuğu kötü insanlara karıştığında onu kontrol etmektir.”

Lee Sookyung’un gözleri Sekiz Boncuklu Zili çıkarırken buz gibi soğuktu.

   “Oğlumu gerçekliğe geri döndürmek zorundayım.”

+



Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

172   Önceki Bölüm