Sözleri ölçülü, kesin ve tamamen öfke veya duygudan yoksundu; Dört Muhafız’a bir Ağırlık’la baskı yapan inkar edilemez bir Derinlik ile doluydu!
Bu bir rica veya hatta bir emir değil, sadece bundan sonra ne olacağına dair basit bir Varoluş Beyan’ıydı.
Karşılarındaki dört Varoluş’un bakışları titreşti ve değişti; Hesaplama yerini kızgınlığa bıraktı, ardından kabullenmeye ve nihayetinde boyun eğmeye dönüştü.
Bir an sonra kenara çekildiler.
Noah, bu karşılıklı etkileşimi, ifade ve duruştaki her ince değişimi yakalayan gözlerle izledi.
Gelecekte Glossikos ve diğer Strategoiler’in BU Dörtlü hakkında ne hissettiklerini hatırladı. Hoşnutsuzluklarını açıkça göstermişlerdi ve Glossikos, BU Dörtlü’nün ne isterlerse yaptıklarını ve ardından geri kalanları, Varoluş’un geri kalanını enkazı toplamak üzere kendi hallerine terk ettiklerini söylemişti.
Bir örnek, BU Yaratık ve onun Varoluş Karnı idi; Orada BU Sonsuz Açılım’dan gelen her bir BU Sınıflandırmasında’ki Varoluş’u kelimenin tam anlamıyla hapsetmişti.
Bir başka örnek ise BU Yaşayan Paradoks, BU Dokuma Tezgâh’ı ve BU Serpinti idi.
Gözlemlenebilir Varoluş’u Yeniden Şekillendiren ve Sayılamayacak kadar çok Âlem’i yok eden bir kıyamet; Hepsi, BU Yaşayan Paradoks’un böylesi bir yıkımı haklı çıkaracak kadar önemli gördüğü hedeflerin peşinde koşarken, yaşanmıştı.
Görünüşe göre Varoluş boyunca, Hak İddia Edenler’in dilediklerini yapmaya devam ettiklerine ve bilgili olan diğerlerinin bu düzenden gerçekten hiç hoşlanmadıklarına dair başka örnekler de vardı.
Ve şimdi, elindeki bilgilerle Noah, BU Dörtlü’nün yaptığı bir eylemi daha buna ekleyebilirdi ve artık tüm Gözlemlenebilir Varoluş bunun sonuçlarıyla yüzleşmeye zorlanıyordu.
BU İlkel Paradoks az önce BU Varoluş’un yani bu BU Sebeb’in Köken’inin burası olabileceğini belirtmişti; Bu yüzden Erwin, BU Yaşayan Paradoks, bir noktada buraya girmiş ve BU Varoluş ile ilgili bir şeyle ortaya çıkmış olmalıydı. Kendi ustasını Tüketmek için kullandığı bir Metodoloji, bir Silah ya da başka bir şey.
Ve şimdi, gelecekte, tüm Gözlemlenebilir Varoluş bunun bedelini ödemek üzereydi.
BU Dörtlü berbattı!
Tabii ki, kendisi hariç.
Gerçi bunu düşünürken, taraflı olabilirdi.
Noah, kendi eylemlerini ve tüm Gözlemlenebilir Varoluş’un bunlardan dolayı nasıl etkilendiğini ya da etkileneceğini düşünürken, gülümsedi. En son yaptığı önemli eylem, İlk Dil’i Gözlemlenebilir Varoluş genelinde Genişletmek ve onun Otoritesi’nden yararlanan, İlk Dil’i kullananlar için Varoluşsal Tarifeler belirlemekti.
Bu, ona gelecekte, Güc’ü öncekine kıyasla çok daha fazla arttığı için Tarifeler’in yüzdelerini yükseltmesi gerektiğini hatırlattı. Belirlediği Oranlar önceki Otorite Seviye’sine uygundu ama artık mevcut konumunu daha iyi yansıtacak şekilde yukarı doğru ayarlanabilirlerdi.
Tüm bunları düşünürken, gülümsedi ve kendisiyle BU İlkel Paradoks oradan içeri geçmeden önce, Gözlemlenebilir Varoluş Çatlağı’nı koruyan dört muhafızın figürlerine başıyla onay verdi.
Ve bu sefer, his gerçekten görkemliydi.
Noah, Katlar’dan değil de başka şeylerden geçiyormuş gibi hissetti; Sanki Boşluklar arasındaki Alanlar’ı Aşıyor ya da kelimenin tam anlamıyla bir Tanım’dan tamamen başka bir Tanım’a geçiyordu.
Sanki az önce içinde bulunduğu Varoluş bir şekilde Tanımlanmıştı ve diğer tarafta girdiği Varoluş tamamen farklı bir Biçim’de tanımlanıyordu.
Ya da belki de hiç Tanımlanmamıştı.
Ve...
“Vay canına...“
Tüm Varoluş’unun kolay bir Betimlemeye meydan okuyan hislerle vızıldadığını duyumsarken, dudaklarından kelimelerin dökülmesine engel olamadı.
Sanki Varoluş’unun her zerresinde görünmez Gözenekler açılırken, son derece saf Medeniyet Otorite’si konsantrasyonları, herhangi bir Temel Derinliğ’i Varoluş’unu ezip, macuna çevirebilecek kadar dehşet verici bir güçle dört bir yanından ona çarpıyordu.
Baskı muazzam ve eziciydi; Bizzat Potansiyel’in Ağırlığ’ı, onu Yeniden Var Etmek isteyen bir Açlık’la Temeller’ine baskı yapıyordu.
Ama halihazırda kurulmuş bir Apophasis’i vardı.
Kendisine Çarpan Ağırlık’la hiçbir şekilde Sınırlı değildi ve Varoluş’u, kendisini alt etmeye çalışanı taşımaktan aciz değildi ve deneyimlediği şeyin Büyüklüğ’ü ve Derinliğ’i altında Çökertilebilir değildi.
Olumsuzlamalar bunu baypas etti ve tek bir baskı kırıntısı bile hissetmedi. Bunun yerine, Sonsuz Potansiyel’e dönüştürülmüş istikrarlı bir Derinlik akışı hissetti; Bu akış, onu kabul etmeyi bekleyen bir okyanusa dökülen su gibi görkemli Temeller’ine aktı.
>>Çevresel Analiz - Kritik Konum Algılandı.>>
>>Farklılaşma veya Farklılaşmama altında net olarak Tanımlanmamış Medeniyet Otorite’si ile dolu bir yere varıyorsun.>>
>>Doğa’sı gereği aynı anda Paradoksal, Kaotik, Varoluşsal ve Deferansiyel’dir.>>
>>Buradaki Otorite, sadece bu boşluğun içinde bulunmakla bile Sonsuz Potansiyel olarak istikrarlı bir Proto-Madde akışı sağlar.>>
>>Temeller’in, sadece maruz kalma Yol’uyla Pasif bir gelişim yaşıyor.>>
>>Daha da Önemlisi: İlk Dil’in Kusursuz Konuşmacısı Seviyesi’nin Ötesi’ne geçmeni engelleyen kapı gevşiyor.>>
>>En Eski Paradoks’un dört yönünün tamamının Tanımlanmamış Farklılaşma akışını içine almaya başlıyor.>>
>>İlk Dil, Kaos, Paradoks ve Varoluş, Dilsel Temeller’ine hiçbir ayrım gözetmeksizin akın ediyor.>>
>>Gözlemlenebilir Varoluş’un bir Çatlağ’ını geçtin.>>
>>BU İlk Kayıtsızlığ’a vardın.>>
>>Analitik Yetenekler’im bu ortamda bir miktar tehlikeye girmiş durumda.>>
>>Bilgi’yi işlemek için kullandığım Terimler Farklılaşmış Terimler’dir.>>
>>Proto-Madde aktif olarak onları Farklılaşmamış hâle getirmeye çalışıyor.>>
...!
Noah, kendini kaotik ve görkemli bir ortama yerleşirken, bulurken, Biigiler dalgalar hâlinde geldi.
BU İlk Kayıtsızlık diye bir şey var.
Proto-Madde diye bir şey var.
Yeni Terimler Noah’ı karşılamıştı.
İlk his, ezici bir Potansiyel hissiydi; Tehlikenin ezici olduğu ya da gücün ezici olduğu şekilde değil, Olasılıklar’ın ezici olduğu bir şekilde. Henüz hiçbir şeyin gerçekleşmeye tam olarak karar vermemiş olması nedeniyle burada her şeyin olabileceği hissi, ona her yönden baskı yapıyordu!
Boşluk, aynı anda Her Rengi ve Hiçbir Rengi barındırmayan, çalkalanan Proto-Madde’den oluşan Sonsuz bir Enginlik olarak görünüyordu.
Noah’ın gözleri gördüklerini işlemeye çalıştı ve önündeki Enginlik; Kızıl, Altın, Gök Mavisi ve Siyah arasında kayarken, tüm bu Renkler olup, aynı zamanda hiçbiri değilken, tek bir yoruma varamadı.
Şekiller, henüz Tanınamadan oluşup, dağılıyordu; Uzakta bir dağ yükselmeye başlıyor, zirveleri var olmayan bir gökyüzüne doğru uzanıyor, ancak aniden dağ olmayı bırakıp, tamamen başka bir şeye dönüşüyordu. Belki bir Dalga, ya da bir Orman, veya görsel bir temsili olmayan ama zihninin yine de ona göstermeye çalıştığı bir Kavram.
Sesler Varoluş’tan ziyade Olasılıklar olarak var oluyordu ve o, çalmayan bir müziği, henüz icat edilmemiş Kelimeler konuşan sesleri ve eğer Proto-Madde fırtına olmaya karar verirse, kopabilecek fırtınaların kükremesini duyabiliyordu. Her potansiyel ses, diğer tüm potansiyel seslerin üzerine Katmanlanıyor; Algısını dolduran ama asla belirli bir şeye tam olarak Dönüşmeyen bir neredeyse-gürültü senfonisi yaratıyordu.
Ayaklarının altındaki zemin, tam olarak zemin olmaya karar vermemiş bir Kavram’dı; Bazen Ağırlığ’ını üzerinde durmasına izin veren bir katılığa sahip çıkarak, destekliyor, sonra hiçbir uyarıda bulunmadan, bunun yerine gökyüzü olmayı tercih edebileceğine karar vererek, dalgalanıyordu.
Noah, kendini, o anda hangi temel kuvvetlerin baskın olduğuna bağlı olarak değişen yönelimler içinde asılı buldu; Aynı anda hem Duruyor, hem Süzülüyor, hem Yukarı doğru düşüyor hem de bunların hiçbiri olmuyordu.
Gökyüzü de benzer şekilde kararsızdı; Yukarıda, Aşağıda ya da başka yerde konumlanmıştı ve muhtemelen ona bakılmaktan ziyade, bizzat Varoluş’unun içinden dışarıya doğru bakıyordu.
Her şey renkli hissettiriyordu ama bir o kadar da Renksiz’di; Ve dört bir yandaki Medeniyet Otoritesi’nin o muazzam akını nedeniyle, kabaran sis fırtınaları ve Otoriteler yakınlarda öylesine yoğun ve ezici bir görsel gürültüyle çalkalanıyordu ki, Noah bile herhangi bir yönde birkaç metreden ötesini algılayamıyordu.
Bu eşiğin ötesinde, Proto-Madde, onun içini göremeyecek kadar kalın ve işlenemeyecek kadar Tanımsız bir hâle geliyordu!
Burası BU İlk Sebeb’in filizlendiği yerdi!
Not: Ne diyebilirim ki? Yeni yeni İcatlar çıkmaya devam ediyor.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.