Sözler Akıl Almaz Derece’de sakindi ve Köken kendini, o sözlerin içinde kendisininkine eşleşen bir duygu ararken, buldu. Acı görmek istiyordu. Öfkesi kadar sıcak yanan bir pişmanlık görmek istiyordu. Çektiği ıstırabın onun için sadece bir kabullenişten öte bir Anlam ifade ettiğini bilmek istiyordu!
Ama bulamıyordu.
En azından istediği duyguyu bulamıyordu.
BU Yaratığ’ın özrü samimiydi, ancak bu aynı zamanda Bireysel ıstırabın, ne kadar derin olursa olsun, Sonsuz bir Dokumada’ki sadece Tek bir İplik olduğu bir Seviye’de var olan bir Varoluş’un özrüydü. Sözlerini kastediyordu ama onları Köken’in hissetmesini istediği şekilde hissedemiyordu.
Nefesini dışarı verdi ve Varoluş’unu kontrol altına aldı, yeniden inşasından beri aklını kurcalayan o soruyu sorarken, Formu’nun titremesini durmaya zorladı.
“Neden Çökertilmeme izin verdin?“
Sesi artık daha sabitti, daha soğuktu.
“Bunu düşündükçe, Paradoks’un sahip olduğu güce sahip olmaması gerektiğini daha iyi görüyorum. Anaximander’i kullanarak, kalbini aldığı iddia edilse bile, zincirlenmiş olsan bile, sen güçlüsün. Güçlüydün.“
Gözleri kısıldı.
“Yani gerçekten, Neden... Çökertilmem gerekti? Buna neden izin verdin?“
Sormak istediği pek çok ’Neden’ vardı ama kritik olan buydu. Aralarında herhangi bir şeyin kurtarılıp, kurtarılamayacağını belirleyecek soru buydu.
BU Yaratık, hissettiklerini gerçekten yansıtmak isteyen bir bakışla ona baktı; Çok Renkli Alevler sanki ifadesinin daha fazlasını görmesine izin vermek istercesine hafifçe ayrıldı. Orada gördüğü şey zalimlik değildi. Orada gördüğü şey kayıtsızlık değildi.
Orada gördüğü şey, başkalarının anlayamayacağı hesaplamalar yapmış birinin kesinliğiydi.
“O zamanlar, yanlışlıkla her şeyin... Zorluk ve Temel uğruna olduğuna inanmıştım.“
BOOM!
Bunu söylerken, parmağı neredeyse sıradan bir hareketle dışarı doğru dokundu ve bir sonraki anda BU Yaşayan Köken’in etrafındaki Âura, sahip olduğunu tam olarak fark etmediği bir güçle patladı.
O, otururken, süt Beyazı bir ışık Varoluş’undan fışkırdı; Bir Mutlak Âura’sı, tapınağın taşlarını titreten bir yoğunlukla dışarı yayıldı. Gerçek zorluklarla, gerçek ıstırapla, gerçek kayıpla dövülmüş Temeller’den söz eden Enginlik’le dolu ağır bir Âura’ydı bu.
Ve yükselmeye devam etti.
Güç mantıksız bir şekilde Daha Yükseğ’e tırmandı, BU Yaratığ’ın jestinin kilidini açtığı veya belki de sadece bir dokunuşla ortaya çıkardığı Temel’inin Derinlikler’ini açığa çıkardı!
Yarım-Adım Mutlak’tan bir dokunuşla Mutlağ’a!
Ancak bu Enginliğ’i hissetse de, BU Yaratığ’ı azarlamak isterken, gözleri öfkeyle bakıyordu.
Temel uğruna mı?
Zorluk uğruna mı?!
“Yaptığım birçok hatadan biri. Bu konuda seninle daha net iletişim kurmalıydım.“
BU Yaratığ’ın sesi, onun bariz öfkesine rağmen sakin kaldı.
“Pasif kalmamalıydım. Ama senin ve diğer pek çok Varoluş’un yaşadığı sıkıntılar, Varoluşlar’ınız için Büyük bir Temel oluşturdu. Asla ulaşamayacak olan Varoluşlar için Mutlağ’ı mümkün kıldı.“
Çok Renkli Alevler’i, onun dönüştüğü şeyle gurur duyuyor olabilecek bir şeyle titreşti.
“Ve bu, Varoluş’un İkinci Ölçeği’nin birçokları için mümkün olmasını sağlamak adına Varoluşlar’ınızı değiştirdi.“
BOOM!
...!
Sözler, sahip olmak istemediği bir anlayışla gözleri soğurken, Köken’in daha da küle dönmesine neden oldu. BU Yaratığ’ın söylediklerinin imaları, kendi Varoluş’u hakkında bildiğini sandığı her şeyi ezmekle tehdit eden bir ağırlıkla zihnine baskı yaptı.
Ateş yerine buz barındıran gözlerle BU Yaratığ’a baktı.
“BU Tezgah. BU Yıkım. BU Yaşayan Paradoks.“
Sesi artık sessizdi, tehlikeli derecede sessiz.
“İsteseydin, hepsini durdurabilir miydin?“
Soru korkunç bir soruydu ve ardından gelen sessizlik daha da korkunçtu.
“...“
BU Yaratık cevap vermedi.
Ve sadece bu bile, bu cevapsızlığın başlı başına bir cevap olduğunu anlayan Köken’in gözlerinin Enginlik’le parlamasına neden oldu.
Durdurabilirdi! BU Yıkım’ın yani BU Serpinti’nin gerçekleşmesini engelleyebilirdi. Gözlemlenebilir Varoluş’u Yeniden Şekillendiren o tahribatı önleyebilirdi!
Ama yapmamayı seçmişti.
Zorluk ve Temel uğruna.
“Haha...“
Gülmekten kendini alamadı, ses tapınağın kutsal Alan’ında boş ve acıydı.
“Doğru ya. Sen BU Yaratık’sın. O kadar Varoluşsal olmayan ve güçlü görünen Varoluş. Kendimi, hep senin BU Yaşayan Paradoks tarafından nasıl yenilebildiğini, nasıl zincirlenebildiğini ve Kalb’ini nasıl çaldırabildiğini sorgularken, bulurdum.“
Gülüşü söndü, yerini sıcaklık barındırmayan bir gülümsemeye bıraktı.
“Meğer biz Daha Düşük Zihinler’in bilmeyi bile hak etmediği oyunlar oynuyormuşsun. Ne kadar büyük. Ne kadar görkemlisin, Ey Yaratık!“
Oturduğu yerden kalkarken, sözleri sonunda iğneleyici bir hâl aldı, göğsü artık bastırmaya çalışmadığı öfkeyle inip, kalkıyordu. Etrafındaki Medeniyet Otorite’si, tapınağın çok Renkli taşlarının çılgınca titremesine neden olan bir çalkantıyla sarsıldı, duygusal durumuna tepki veriyordu.
Doğrudan BU Yaratığ’ın gözlerinin içine baktı.
BU Yaratık karşılık verdi ve Çok Renkli Alevler’le örtülü bu Varoluş’un gözlerinde, önceki sözlerinin ilettiğinden daha derine inen gerçek bir özür hissi vardı. Onun öfkesini anlıyordu. Bunu hak edilmiş olarak kabul ediyordu. Ve yine de seçimlerinden tamamen pişmanlık duyamıyordu çünkü o seçimler, henüz Kavrayamadığ’ı amaçlara hizmet eden sonuçlara yol açmıştı.
“Birçok şey yanlış yapıldı, Ljósmóðir.“
O’nun Kâdim Ad’ını, BU Yaşayan Köken olmadan önce sahip olduğu Ad’ı kullandı ve bu isim göğsünün sıkışmasına neden oldu.
“Hepimiz yaşar ve öğreniriz. Amaçlar her zaman araçları haklı çıkarmaz. İşleri farklı şekilde yapmaya çalışıyorum.“
Sesi, hâlâ görkemli olsa da, çağlardır ondan duymadığı bir şekilde içtendi.
“Ama bil ki yaptıklarım, kendim için olsa da, aynı zamanda senin ve diğer pek çok Varoluş içindi.“
Köken, göğsünün inip, kalkması dururken, onun sözlerini dinledi, öfke yavaşça daha soğuk ve daha kalıcı bir şeye dönüşüyordu. Işıl ışıl gülümsedi ama BU Yaratığ’a arkasını dönerken, gülümseme gözlerine ulaşmadı.
“İstediğini aldın mı?“
Bu soruyu ona arkasına bakmadan sordu.
“Varoluş’un İkinci Ölçeğ’i o görkemli başparmağının altında mı?“
...!
Not: Yani her şey bir Oyun mu? Adui, sen bizle oyun mu oynuyorsun? Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyorum inanın. Kimin en Güçlü kimin en Zayıf olduğunu bilmiyorum.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.