Yukarı Çık




4873   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4875 

           
Bölüm 4874: Varoluş Vardır! III


Bu sefer de, BU Yaratık cevap vermedi.


Bu da başlı başına kendi cevabı olmalıydı.


Köken, tapınaktan uzaklaşmaya başlarken, bu cevapsızlığa gülümsedi; Söylenen her şeyin ağırlığına rağmen adımları hafifti.


“Senin adına sevindim. Gerçekten.“


Sesinde zerre kadar mutluluk yoktu.


“Sana en iyisini diliyorum, Ey Yaratık.“


BOOM!


Bu sözlerle uzaklaştı ve arkasına bakmadı.


BU Yaratığ’ın etrafındaki Çok Renkli Alevler, tapınaktan dışarı bakarken, onun BU İlk Açlığ’ın beklediği yere doğru basamaklardan inmesini izlerken, hafifçe titreşti. Gözleri bilinmeyen Enginlikler ve merakla doluydu; Sadece kendisinin görebildiği yolları ve sadece kendisinin anlayabildiği sonuçları düşünüyordu.


Bugün bir şey kaybetmişti.


Bu kaybın kazandığı şeye değip, değmediği ise henüz meçhuldü.




Köken, hafif adımlarla tapınaktan ayrıldı; Formu, Kadim taşlardan taşıdığı Duygusal Ağırlığ’ı yalanlayan bir zarafetle iniyordu. Beden’i, etrafındaki Varoluş’un bile saygıyla titremesine neden olan korkunç Mutlak güç dalgaları yaysa da, gözleri hafif hissediyor ve nefes alışı özgür geliyordu.


Sanki Yeniden İnşa Edildiğ’i Ân’dan itibaren omuzlarına baskı yapan ağır bir yükü üzerinden atmış gibiydi.


Açlığ’ı bıraktığı basamaklara ulaştı ve onu tam da beklemesini istediği yerde buldu. Koyu saçları hâlâ omuzlarından aşağı dökülüyordu. Kızıl gözleri hâlâ tüm Kaçınılmazlıklar’ın ışığıyla yanıyordu. Duruşu hâlâ rahattı ama dikkatliydi, bundan sonra gelecek olan her şeye hazırdı.


O, yaklaşırken, ayağa kalktı.


Köken, elini sunara, BU İlk Açlığ’a uzandı.


O da tuttu.


Parmakları, BU Yaratığ’ın özürlerinde eksik olan bir sıcaklıkla; Mesafeli ve hesaplı olmaktan ziyade Ân’ında ve gerçek hissettiren bir Mevcudiyet’le onunkileri sardı. Cevabını BU Yaratık’tan almıştı ve bu jestte, uzatılan bu elde, o da cevabını Açlığ’a veriyordu.


BU İlk Açlık, tapınağın içinde hâlâ görülebilen BU Yaratığ’ın uzak silüetine bakmak için döndü; Kızıl gözleri nadiren sergilediği duygu derinliklerini barındıran bulanık bir bakış taşıyordu.


Sonra onun elini nazikçe çekti ve ikisi birlikte dağdan aşağı yürümeye başladılar.


BU Yaratığ’a karşı kaybedeceğine bir kez bile inanmamıştı.


Sabrının ödüllendirileceğinden bir kez bile şüphe etmemişti.


Ve şu ana kadar, en azından bu seferlik, BU İlk Açlık kazanmış gibi görünüyordu.


Bir Mutlağ’ın elini tutarak, bir dağdan aşağı yürüyordu ve onlar indikçe, Alfheimr’ın alacakaranlığı etraflarında daha parlak yanıyormuş gibi görünüyordu.





Alfheimr’dan çok uzakta.


Mekanlar arasındaki Mekanlar’ın içinde sayılabilecek, Gözlemlenebilir Varoluş’un Sınırlar’ının inceldiği ve Varoluş’u yöneten kuralların Yasalar’dan ziyade Öneriler’e dönüştüğü bir bölgede, BU Yaratığ’ın figürü Anaximander’in figürüyle sırt sırta duruyordu.


İkisi, BU Yaratığ’ın Çok Renkli Alevler’inden saf Varoluş Nehirler’i gibi akan Otorite akıntılarıyla çevrili, tam olarak Boşluk olmayan bir Boşluk’ta süzülüyorlardı. Anaximander’in bilgin cübbesi kaynağı olmayan rüzgarlarda dalgalanıyor, kadim gözleri sadece kendisinin algılayabileceği Denklemler’i ve Teoriler’i düşünüyordu.


Bir süredir buradaydılar.


Muazzam Varoluş dalgaları etraflarında desenler halinde dönüyordu ve tam bu anda, BU Yaratık ile Anaximander arasında, çok yukarlarında Renksiz bir ışık parlaması belirdi ve patladı.


Işık, Varoluş’un kendisinin bile onun Mevcudiyet’ine itiraz ediyormuş gibi göründüğü bir noktaya ulaşana kadar Daha da Yükseğ’e tırmandı ve sonra her iki Varoluş’un da dikkatle yukarı bakmasına neden olan bir güçle dışa doğru oyuldu.


Varoluş’un Dokusu’nda hayal edilemez bir çatlak oluştu.


Gözlemlenebilir Varoluş’un Bir Çatlağ’ı.


Sadece birkaç yerde bulunduğu için bulması nadir ve imkansız bir şeydi, ama BU Yaratık için imkansız olan neydi?


Bu çatlak oluştuğu Ân, Anaximander, şimdiye kadar yaptığı herhangi bir Bilimsel keşiften daha parlak yanan bir hayret ve merakla yukarı baktı. Kâdim Gözler’i bu kırığı, çağlarını Varoluş’un doğasını anlamaya adamış birinin yoğunluğuyla inceledi ve BU Yaratığ’a neye tanık olduğunu sormadan edemedi.


“Bu nedir?“


BU Yaratık, BU Sonsuz Açılım’dan öncesine uzanan bir Bilgi barındıran gözlerle çatlağa baktı; Çok Renkli Alevler’i, çatlağın oluşumuyla senkronize görünen ritimlerle titreşiyordu.


“Birkaç Saniye içinde açıklamak çok daha kolay olacak.“


Sözleri bittiği Ân, üzerlerindeki Gözlemlenebilir Varoluş’un Çatlağ’ı tamamen açıldı.


O Çatlağ’ın içinden, bir Proto-Madde fırtınası, Tanımsız bir Potansiyel sütunu gibi aniden dışarı fışkırdı ve rastgele bir olayı Aşan bir amaçla aşağı indi. Fırtına, Mekanlar arasındaki Mekan’a yayılmadı. Etraflarındaki Boşluğ’a dağılmadı.


Doğrudan Anaximander’in figürünün üzerine indi.


Proto-Madde onun Varoluş’unu tamamen kapladı; Bilgin Formu’nu, dokunduğu her şeyi Farklılaşmamış hâle getirmesi gereken çalkantılı bir Kaos’la sardı. Ama Anaximander çözünmedi. Kenarları bulanıklaşmadı. Bunun yerine, fırtınayla çevriliyken, elini kaldırıp Proto-Madde İplikler’ini parmaklarının arasında çevirirken, gözleri hiçbir korku barındırmayan bir merakla yandı.


Bu Madde’ye aşinaydı.


Onun Mevcudiyet’iyle rahattı.


Fırtına bir, iki kez titreşti ve sonra şok edici bir şekilde, çok uzun zamandır ayrı kaldığı bir yuvaya dönüyormuş gibi Beden’ine girdi.


İçinden Akıl Almaz bir Enginlik serbest kalırken, Anaximander titremeye başladı; Uykuda olan Güç, BU Yaratığ’ın Çok Renkli Alevler’inin karşılık olarak pırpır etmesine neden olan bir kuvvetle uyanıyordu.


Anında, tüm bu bölgede, her şey dondu.


Buz anlamında bir Donma değil, mutlak Hareketsizlik Anlam’ında bir Donma. Otorite akıntıları akmayı bıraktı. Boşluk, Boşluk olmayı bıraktı. Her şey bir Durağanlık durumuna ulaştı!


...!


Fırtına etrafında dinerken, Anaximander’in şaşkın bir ifadesi var gibiydi; Proto-Madde dalgaları, geri dönen bir efendiyi karşılayan sadık hizmetkarlar gibi figürü üzerinde dingin bir şekilde akıyordu. Ama ifadesi zafer ya da tatmin göstermiyordu.


Bir kayıp hissi gösteriyordu.


Sanki bunu istemiyormuş gibiydi.


Sanki şimdi Varoluş’una geri akan Anılar, unutmuş olmaktan mutlu olduğu Anılar’dı.


Yine de BU Yaratık, Kâdim bir biliş barındıran gözlerle ona doğru aşağı baktı, Çok Renkli Alevler’i neredeyse babacan görünen bir sıcaklıkla yanıyordu.


“Merhaba Jack. Bayağı zaman oldu.“


...!




Not: Kim tahmin edebilirdi ki? Geçen Bölüm de az çok tahmin ediyorduk da ama ondan önce ben bile düşünmemiştim. Anaximender kim? Anılar üzerine Anılar. Bu Hikâye size göre nereye doğru gidiyor? 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4873   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4875