Yukarı Çık




193   Önceki Bölüm 

           


194.Bölüm: 37.Kısım – Şeytan Diyarı’nın Manzarası (1)
-------------------------------------------------------------------------

   “Dördüncü Duvar dedi ki, Bura sı da nere si?”

   「 Be ni tak lit et m e. 」

Hikâyenin ufkunda yürüyordum. Daha doğrusu, dört gündür yürüyordum. Sonsuz çöp yığınları arasında yürüyen herkes sonunda duvarla konuşmaya başlardı.

Hikâye parçalarına doğru mırıldandım.

   “Kim Dokja düşündü. Şunu alacağım.”

Sonsuz Boyutlu Uzay Ceketi’nde hatırı sayılır bir boşluk kaldığından, bulduğum tüm hikâye parçalarını içine yerleştiriyordum. Sonra Dördüncü Duvar cevap verdi.

   「 Ap ta l. 」

Kendi kendime konuşmuyor olmak tuhaf bir şekilde rahatlatıcıydı. Dördüncü Duvar’ın kimliğini bilmiyordum ama açıkça bir düşman değildi. Aksine, beni sürgün cezasından koruyan şey oydu...

   「 Uy, ku, lu. 」

   “Biraz daha dayan. İşleri kolaylaştırmak için bir şeyler söylemelisin.”

Bedenimi geri kazanmış olsam da sürgün cezasına katlanmak zordu ve çöp yığınlarının sonu hâlâ görünmüyordu. Belki de bu acı, senaryoya dönene kadar sürecekti.

   [Özümsenmiş bazı hikâyeler yapılandırma uyuşmazlığına neden oluyor.]

Lamarck’ın Zürafası görece az yan etkili bir evrimsel nitelik olabilirdi ancak hikâye dengesi enkarnasyon bedenimin gıcırdamasına neden oluyordu. Henüz ciddi değildi fakat savaşır ya da gereksiz hareketler yaparsam bedenim tekrar çökebilirdi.

...Eh, ne de olsa hiçbir şey kolay çözülmüyordu.

Nebulalardan intikam almak istememe rağmen acele etmememin sebebi buydu.

   [Senaryo alanı yaklaşıyor.]

Yapmam gereken ilk şey, Şeytan Diyarı’nın senaryosuna girmekti. Wenny adam beni buraya fırlatsa da buradaki senaryoya nasıl gireceğimi biliyordum.

Kabaca bir planım vardı. Şu an izlediğim rota, 111. Regresyondaki Yoo Joonghyuk’un izlediği yolun aynısıydı. Arada olağandışı bir değişken çıkmazsa planın ters gitmemesi gerekiyordu.

...Bu arada, 111. Regresyonda epey olay olmuştu. Tam da Hayatta Kalma Yolları’nın yazarının bir süre bunalım yaşadığı zamana denk geliyordu. 1000. Bölümü geçtikten hemen sonraydı, ben de çeşitli konularda tavsiye içeren bir yorum bırakmıştım. Yorumumdan mıydı bilmiyorum ama bir anda yeni bir karakter ortaya çıkmış ve hikâye değişmişti...

Tam o sırada kolumdaki Dokkaebi Yumurtası kıpırdandı. Bir miktar hikâye parçası emdikten sonra yumurtayı okşadım.

   “Tamam tamam, tatlış şey.”

Kurtardığım ruhun yeni bir yaşama uyanışını hissedebiliyordum. Oldukça garip bir duyguydu. Muhtemelen bir ay içinde yumurtadan çıkacaktı. O zamana kadar planım tam anlamıyla harekete geçmiş olurdu.

Bu arada, bu çocuk doğduğunda artık Shin Yoosung denemezdi… Ne isim versem ki?

   「 O sırada Kim Dokja bir ses duydu. 」

Bir çöp yığınının arkasına çömelip nefesimi tuttum. Hissettiğim şey bir ya da iki varlık değildi. En az onlarca, belki yüzlerceydiler. Durumu kontrol etmek için başımı uzattım. Hiç canlı hissettirmeyen hareketler gördüm. İnsana benzeyen varlıklar, hikâye yığınlarını didik didik arıyordu. Kim oldukları belliydi.

Onlar Tasfiye Köleleri’ydi. Şeytan Diyarı’nın kurallarından emir alır, çevredeki ufuktan hikâye parçalarını toplayıp yakıt olarak kullanırlardı. Zekâ seviyeleri çok düşüktü ve tehdit edilmedikçe saldırmazlardı.

   「 Kim Dokja düşündü: Tasfiye köleleri hareket ediyorsa yakınlarda bir ‘endüstri kompleksi’ vardır. 」

Endüstri kompleksleri, Şeytan Diyarı’nın şehirleri gibiydi. Parçalanmış hikâye parçalarını öğüterek enerji üreten fabrikalardı ve fabrikanın çevresinde bir yerleşim alanı bulunurdu.

Yanlış hatırlamıyorsam, en yakın kompleks Syswitz Endüstri Kompleksi olmalıydı.

   “Hızlanın! Bugün yakıtımız tükeniyor!”

Şaşkınlıkla tekrar çöp yığınının arkasına saklandım.
Küçük kanatları ve tek boynuzu olan bir şeytan kanat çırparak emirler veriyordu.

Bir endüstri kompleksi müfettişiydi. Buraya kadar gelmiş olması, ‘toplama’nın ölçeğinin oldukça büyük olduğunu gösteriyordu.

Derken bir tasfiye kölesi saklandığım çöp yığınına yaklaştı. Kaçmaya çalışmadan onunla yüz yüze geldim.

   “Grrrr...?”

Boş gözlerle bana bakan tasfiye kölesi, insandan çok bir şempanzeye benziyordu. Muhtemelen gezegeni yok edilmiş ve buraya kaçırılmış türlerden biriydi. Onlar senaryolarını kaybetmiş, başka varlıklara bağımlı hâlde yaşayanlardandı. Kolunda ‘6424’ damgasını gördüm.

   [Şeytan Kral Adayı etkisi etkinleştirildi.]

Şeytan Kral Adayı.

Bu, 73. Şeytan Kral senaryosundan elde ettiğim bir nitelikti.

Sonra anlaması zor kelimeler duymaya başladım.

   — Dur, mak, isti, yorum.

Ne?

   — Beni, öldür.

Varlığının kendisi bile sanki fazlasıyla basitmiş gibi, gözlerini özgür olma arzusu doldurmuştu. O acınası gözlere bir süre bakıp derin bir iç çektim.

   「 Kim Dokja düşündü: Sanırım tek bir yol var. 」

-------------------------------------------------------------------------

Bir süre sonra diğer tasfiye köleleriyle birlikte endüstri kompleksinin girişinde duruyordum. Uzay ceketi da dâhil olmak üzere tüm eşyalarımı taşıdığım hikâye yığınının derinlerine gizlemiştim.

Başka bir deyişle, şu an çıplaktım. Mümkün olduğunca tasfiye kölesine benzemem gerekiyordu; bu kaçınılmazdı. Olası bir acil durum için ölen adamın kolundaki ‘6424’ damgasını kendi sol koluma dikmiştim.

   “Sıradaki!”

Planım basitti. Tasfiye kölelerinin arasına karışarak endüstri kompleksine girecektim. Tasfiye kölelerinin denetimi, diğer yolculara kıyasla daha gevşekti.

   “Ne? Bugünkü verim sıfır mı?”

Fakat müfettiş sandığımdan daha büyük bir engeldi. Tam önümde bir tasfiye kölesini patlatarak yok ettiğini görünce yutkundum.

   “Hey, sen! Şu salağı al. Yakıt tankının içine sok.”

Müfettiş, tasfiye kölesini bir makine parçasıymış gibi fırlattı.

O, Şeytan Baron Chechefen’di. Kara Kale’de karşılaştığım soylulardan daha alt rütbedeydi. Kara Kale’dekiler daha fazla hikâyeye sahip olsa da sonuçta baron barondu. Fazla zorlanmadan öldürebileceğim türden biriydi.

   “Sıradaki! 6424!”

Sorun öldürdükten sonra ne olacağıydı. Endüstri komplekslerinin efendileri, Şeytan Diyarı’nın en üst düzey ‘dük’leriydi. Bir kompleksin müfettişi öldürülürse, bir dükün bunu fark etmesi oldukça muhtemeldi. Mevcut enkarnasyon bedenimle Şeytan Diyarı’nın üst soylularıyla uğraşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu söylemeye gerek bile yoktu.

Şeytan Kral Adayı niteliğini kullanabilirdim ama daha en başta dikkat çekmek istemiyordum.

Her hâlükârda, toplama sepetimi uzatırken gerilmeden edemedim. İşler burada ters giderse, sonraki planlarım ciddi şekilde zorlaşacaktı.

   “N-Ne? Bayağı getirmişsin!”

Neyse ki müfettişin yüzü getirdiğim hikâye yığınını görünce kızardı. Parçaların arasına gizlediğim eşyaları fark eder mi diye düşünsem de bu kadar titiz biri olduğunu sanmıyordum. Müfettiş kanatlarını çırptı ve bağırdı.

   “Hepiniz bunu örnek alın! Son zamanlarda verimin düştüğünü bilmiyor musunuz? Bu gidişle hepiniz yakıt olacaksınız!”

Blöfü tasfiye kölelerinin gözlerini korkuyla doldurdu. Ne kadar çok şey kaybetmiş olurlarsa olsunlar, ölme korkusu hâlâ kalmıştı.

   “Aferin 6424! İçeri gir!”

   [Bir senaryo alanına girdin.]

-------------------------------------------------------------------------

Müfettişin gözünden sıyrılıp tasfiye kölelerinden ayrıldım. Yığının içini karıştırarak eşyalarımı tek tek giydim. Gerekli olanları sakladım, geri kalanları attım.

Sokak boyunca yürüdüm ve kısa süre sonra geniş bir meydana ulaştım.

İnsanlar dolaşıyordu. Elfler, ajinler ve zaman zaman şeytanlar da vardı.

Şeytan Diyarı’nı insanların yaşadığı bir yer olarak adlandırmak yanlış olmazdı. Sadece farklı boyutlardan gelen insanlar değil, sayısız tür burada birlikte yaşıyordu.

Çeşitli şeyler satan tüccarlar, pazarlık yapan müşteriler… Cennet’i andıran bir yerdi burası. İnsanların yaşadığı ve hikâyelerin toplandığı bir yer.
Birden Hayatta Kalma Yolları’ndan bir cümle aklıma geldi.

   「 Devasa bir duvarla çevrili bir şehir. Alçak arduvaz çatılar dengesiz bir silüet oluşturuyordu. Arada sokaklardan buhar motorlu araçlar geçiyordu. Farklı medeniyet seviyelerinin iç içe geçtiği bir şehirdi.

Çoğu takımyıldızı burayı izlemezdi fakat burası da bir yaşam alanıydı. Herkesin kendi senaryosuyla yaşadığı bir yerdi.

Burası endüstri kompleksiydi.」

Gerçekten de tasvir edildiği gibiydi.

Şeytan Diyarı adı bu sakin manzarayı akla getirmiyordu. Oysa burası, insanların toplandığı ‘Dünya’dan çok da farklı değildi.

Böyle şeyler düşünen insanlara Hayatta Kalma Yolları’ndan bir cümle söylemek isterdim.

   「 Tersinden düşünürseniz, insan dünyasının da en az bu kadar korkunç olduğu anlamına gelebilir. 」

Evet, tam olarak bu söz. Hayatta Kalma Yolları’nın içeriğini hatırlayınca derin düşüncelere daldım.

Şeytan Diyarı, Syswitz Endüstri Kompleksi. Burada nebulalara karşı benimle birlikte savaşacak bir karakterle karşılaşmam gerekiyordu. Elbette o kişi bunu henüz bilmiyordu...

   [Özümsenen bazı hikâyeler yapılandırma uyuşmazlığına neden oluyor.]

...Sanırım düşündüğümden daha hızlı hareket etmem gerekecekti.

Daha da kötüsü, bitkin düşmüş olan Dördüncü Duvar artık dayanamadı.

   「 Uy, ku, lu. 」

Ha? Hey, bir dakika?

   [Özel yetenek Dördüncü Duvar geçici olarak sessizliğe büründü.]

Lanet olsun, tam da şimdi mi? Bir anda soğuk bedenime işledi ve kıvılcımlar belirmeye başladı. Sürgün cezası bedenimi dengesizleştiriyor, çevremdekiler varlığımı fark etmeye başlıyordu.

   “B-Bir sürgün!”

İnsanlar bulaşıcı bir hastalıkmışım gibi benden uzaklaştı. Hızla ana caddeden saptım. Zaman daralıyordu.

   『 Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu』

Bu yerde, hikâyenin ikinci ‘başkahramanı’nı bulmam gerekiyordu.

+




Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

193   Önceki Bölüm