Yukarı Çık




195   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   197 

           


196.Bölüm: 37.Kısım – Şeytan Diyarı’nın Manzarası (3)
-------------------------------------------------------------------------

   “Bir dakika, sen...!”

Yakışıklı genç adamın gözleri beni tanıyınca fal taşı gibi açıldı. Genç tekrar konuşamadan, çabuk kavrayan Aileen aceleyle jetonlarımı kabul etti.

   “50.000 jeton. Tamamdır.”

   “G-Gerçekten 50.000 jeton mu…?”

Şaşkına dönen çocuğun ağzı açık kaldı; bakışları Aileen’le benim aramda gidip geliyordu.

50.000 jeton senaryolar açısından büyük bir miktar değildi ama Şeytan Diyarı’nda hatırı sayılır bir miktardı. Burası, şeytan krallar yüzünden takımyıldızlarının pek uğramadığı bir bölgeydi. Elbette benim standartlarıma göre 50.000 jeton bozuk para sayılırdı.

   [Kim Dokja’nın Efsanesi 1. Kısım, Barış Diyarı’nda tamamlandı.]

   [Bölgenin öncüleri sana inancı vaaz ediyor.]

   [15.000 jeton kazanıldı.]

Üstelik jetonları anlık olarak alıyordum. Takımyıldızı olmanın güzel yanı buydu. Sponsorluk olmasa bile sırf ünlü olduğum için jeton kazanıyordum.

Gerilen şeytan soylular nihayet tepki verdi.

   “Kimsin sen?”

Bilgilerine baktım.

Şeytan Kont Silocke ve Şeytan Baron Melen. Syswitz Endrüstri Kompleksi’nde orta derecede tanınan tahsildarlardı.

   “Dedim ya, yalnızca müşteriyim.”

Normalde kibarca eğilirdim ama bu tipler için nezaket ters teperdi. Zayıflık ya da korku göstereni yemeyi seven sırtlanlardı.

   “Sen, şimdi…!”

Baron Melen tonuma öfkelenip enerjisini yükseltti.

   “Bırak, Melen.”

Silocke durumu gözlemleyip onu durdurdu. Kont, davetsiz bir misafirle yemek yiyormuş gibi bakıyordu.

   [Karakter Şeytan Kont Silocke merakla sana bakıyor.]

   [Karakter Şeytan Kont Silocke’ye dair anlayışın arttı.]

Bu fırsatı kaçırmadım.

   [Özel yetenek Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı etkinleştirildi!]

Silocke’un düşüncelerini duymaya başladım.

   「 Bu adam 50.000 jetonu kolayca ödedi. 」

   「 Bir vatandaş bu miktarı asla ödeyemez. Hem şu rahatlığa bak. 50.000 jeton belli ki onun için önemsiz. 」

   「 Kim bu? Bölgede ilk kez görüyorum. Bir dakika, bu şeytani enerji… 」

  「 Yoksa…? 」

Tam düşündüğüm gibi gidiyordu. Hatta daha da iyiydi. Syswitz Endüstri Kompleksi zaten yeni şeytan kral hakkındaki söylentilerle çalkalanıyordu. O hâlde onları yanlış yönlendirmek fena olmazdı.

Kabadayı bir ses tonuyla konuştum.

   “Çoktan tahmin etmiş olmalısınız.”

Yoo Joonghyuk’un tonuyla konuşunca Silocke’un yüz rengi değişti. Düşüncelerinin doğrulandığını sanarak bana doğru saygılı bir şekilde eğildi.

   “Soylu şeytan, sizi geç de olsa selamlıyorum. Yoksa Gilobat Endrüstri Kompleksi’nden mi teşrif ettiniz?”

   “Demek kulakların düzgün çalışıyor.”

   “Fakat bu bölgeye geleceğinize dair bir bildiri yapılmamıştı…”

   “Güzergâhımı senin gibilerine bildirmek zorunda mıyım?”

   “Şey... özür dilerim.”

Kısa cevabımla tamamen ikna olmuştu.

   「 Önceden bildirim yapmadan hareket etme hakkı. En azından markiz rütbesinde olmalı. 」

   「 Gilobat Endüstri Kompleksi’yle ters düşmenin hayrı yok. 」

Muhteşem yanlış anlamanın ardından Silocke bana doğru eğildi ve Melen’i dirseğiyle dürttü.

   “Gidelim.”

   “Ha? Ama…”

   “İhtiyacımız olanı aldık.”

Melen de üstünün sağduyulu kararına boyun eğdi. Aileen’den 50.000 jetonu aldı ve sert bir sesle uyardı.

   “Bu sefer şanslıydın. Bir dahaki sefere böyle bir şey bekleme, Aileen.”

İki şeytan soylusu saat dükkânından ayrıldı. Muhtemelen Silocke bunu hemen patronuna rapor edecekti. Umurumda değildi. O kadar ilerisini düşünemezdim.

Fırtına geçtikten sonra dükkân yeniden enerjiyle doldu. Sessizliği bozan yakışıklı çocuktu.

   “...Vay be, cidden fenasın. Kimsin sen?”

Parlayan gözlerle bana baktı. Bense sessizce gülümsedim.

   “Teklifimi kabul edeceksin, değil mi?”

Aileen kendine gelip sordu.

   “Şey… Bu arada, sen soylu musun?”

Şeytanlar yanlış anlamıştı ama Aileen’in yanlış anlaması mümkün değildi. Başımı salladım.

   “Şeytan soylusu değilim.”

   “O zaman…?”

Cevap olarak sessizce ceketimi çıkardım. Kıvılcımlar belirdi ve parçalanmış hikâye parçaları yere döküldü.

Vücudumu kontrol ederken Aileen’in yüzünde şok belirdi.

   “…Bir sürgün mü? O zaman o özel istek…!”

   “Doğru.”

Aileen’in yüzü bembeyaz kesilmişti; hikâyemin ölçeğini tek bakışta tahmin edebilmişti.

   “B-Bu büyüklükte bir hikâyeyle daha önce hiç karşılaşmadım.”

   “Bunu sadece sen yapabilirsin. Sen Syswitz Endrüstri Kompleksi’nin ‘hikâye uzmanısın.’”

‘Hikâye uzmanı’ sözleri üzerine Aileen’in ifadesi sarsıldı.

Bilincim çökmeye başlarken omuzlarını tuttum ve ekledim.

   “Düzelt beni, Aileen Makerfield.”

-------------------------------------------------------------------------

Birkaç kez daha bilincim gidip geldi; Aileen’in ve birkaç yabancının varlığını hissedebiliyordum. Etrafımda sesler dolaşıyordu.

   “Bir enkarnasyon nasıl bu ölçekte bir hikâyeye sahip olabilir…?”

   “Kim bu?”

   “…Alışılmışın dışında hikâyelerin karışımı var. Aman Tanrım. Bu efsanevi bir hikâye değil mi?”

   “Bu gerçekten bir enkarnasyon mu? Bunun bir enkarnasyonun statüsü olduğunu sanmıyorum.”

   “Tehlikeli parçaları yedikten sonra bile hâlâ hayatta...”

Lamarck’ın Zürafası’nın seviyesi daha yüksek olsaydı bu kadar acı çekmezdim. Özümseme oranı yüksek olsaydı, karışan hikâye parçalarının etkisini nötralize edebilirdim. Ancak şu anki durumum öyle değildi. İnsan bağışıklık sistemi gibi, farklı hikâyeler kendilerini savunmak için birbirine saldırıyordu.

   “Bunu hemen stabilize etmemiz gerek...”

Aileen’in sesi gergindi.

Aileen Makerfield. Hayatta Kalma Yolları’na göre Lindberg gezegeninde bir büyü mühendisiydi. Uzun süre çalışmış ve bu dünyanın özünün ‘hikâye’ olduğunu öğrenmişti.

Aşkınlığa ulaşamamıştı ancak Hikâye Uzmanı niteliğine sahip nadir enkarnasyonlardan biriydi.

Bilincim birkaç kez daha titredi. Sonra yavaş yavaş güç bedenime dönmeye başladı. Sürgün cezasının getirdiği ürperti azaldı, bedenimdeki acı hafifledi. Yoksul Kılıç Ustasının Sağ Kolu ile Genç Altın Ejderhanın Kırık Kalbi diğer hikâyelerle çarpışmadan güvenli şekilde bedenime nüfuz etti.

Gerçekten de Aileen’e gelmek doğru bir seçimdi.

Bedenimi son kez kontrol edip yavaşça gözlerimi açtım.

Karşımda güzel yüzlü genç bir çocuk vardı. Az önce de demiştim ama gerçekten güzeldi. Görünüşünü erkekten çok kız olarak tanımlamak daha uygundu.

   “Wah!”

Şaşkın genç aniden çığlık attı.

Yavaşça doğrulmaya çalışsam da hareket edemedim. Daha yakından bakınca ameliyat masasına bağlandığımı gördüm. Hikâye gücünü bastırmaya yarayan bir teknik olmalıydı...

Etrafıma baktım. İçeride yalnızca o çocuk vardı. Bağlı olduğumu görünce biraz rahatlamış gibiydi ve konuştu.

   “Hey, nesin sen?”

Hayır, bu durum aslında daha iyiydi. Zaten bu herifle biraz zamana ihtiyacım vardı.

   “Ne düşünüyorsun?” dedim, “Bilmeceleri seversin.”

   “...Kim demiş?”

   “Her neyse, bir tahminde bulun.”

Merak genç çocuğun gözlerini doldurdu. Beklediğim gibi doğru yere ayak basmıştım.

Bir süre düşündü, sonra sordu.

   “Geri dönen misin?”

   “Geri dönen mi? Neden böyle düşündün?”

   “Şeytan Diyarı’nda sıradan bir vatandaşın o kadar paraya sahip olması mantıklı değil.”

   “Fena değil. Devam et.”

   “Şeytan olmadığını söyledin ve normal bir enkarnasyon da değilsin. Bir sürü nadir hikâyen var. Oldukça güçlü görünüyorsun. O zaman geriye tek bir cevap kalıyor.”

   “Hmm…”

   “Nasıl ama? Çıkarımım doğru mu?”

Parlak gözlerine bakıp nedense biraz dalga geçmek istedim.

   “Çıkarımın doğru,” dedim, “ama bir önermeye ihtiyacın var.”

   “Ne önermesi?”

   “Tüm geri dönenlerin güçlü olduğu önermesine.”

Sözlerim üzerine güzel yüzlü gencin ifadesi tuhaflaştı.

   “Ne demek istiyorsun? Geri dönenin ne olduğunu bilmiyor musun? Başka bir boyut ya da gezegenden büyük güç kazanıp kendi gezegenine dönen kişiler onlar. Böyle insanlar nasıl zayıf olabilir?”

   “Kim bilir. Evrendeki tüm geri dönenlerle karşılaşmadın, değil mi?”

   “Şey…”

   “Mesela bazı geri dönenler gezegenlerinden nefret ettikleri için geri dönmek istemeyebilir.”

Gencin yüzü sertleşti.

   “Birkaç kez farklı boyutlara gitmene rağmen pek güç kazanamadığın için hayal kırıklığına uğradın.”

   “…”

   “Yeni bir beden elde ettin ama yeteneğin yok.”

   “…Bir dakika.”

   “Yetenek eksikliğin seni bezdirdi ve bir yere yerleşip sıradan bir hayat yaşamaya karar verdin.”

   “…Sen gerçekten kimsin?”

Sırıttım ve konuştum.

   “Hayoung. Şeytan Diyarı’ndaki hayatından memnun musun?”

   “Ne?”

   [Özel yetenek Karakter Listesi etkinleştirildi!]

+

<Karakter Bilgisi>

İsim: Jang Hayoung (Aslan Makerfield)

Yaş: 23 (15)

Sponsor Takımyıldızı: Yok

Özel Nitelikler: Boyutsal Gezgin (Kahraman), Doğduğu Yerden Kopmuş (Nadir), Duvarın Efendisi (Mistik)

Özel Yetenekler: [Tanımlanamayan Duvar Sv.1], [Kindar Dil Sv.3], [Sızlanma Sv.5], [Tembellik Sv.3], [Üşengeçlik Sv.3], [Uyuşukluk Sv.4]...

+

Sızlanma, Tembellik, Üşengeçlik, Uyuşukluk...

Bu bilgileri görüp de onun Hayatta Kalma Yolları’nın ikinci başkahramanı olduğunu kim düşünürdü ki? Yoo Joonghyuk görseydi, adının aynı listede yer alması gururunu incitirdi.

Ne var ki Jang Hayoung aslında böyle değildi. Defalarca denedi, tekrar tekrar çabaladı ancak sonuçlar iyi değildi. Devasa bir ‘duvar’ onu hep engelliyordu. Süreçle sonuç birbirini tutmuyordu.

   “S-Sen nasıl...?!”

   “Ah, burada gerçek ismini kullanmıyordun. O zaman sana Aslan mı demeliyim?”

   “Gerçek adımı nereden biliyorsun?”

Şaşkına dönen Jang Hayoung duvara doğru geri çekildi.

Ona bakarken eski anılarım canlandı.

   –Yazar-nim. Bence yeni bir karakter oluşturmak daha iyi olur...

O zaman o yorumu bırakmasaydım...

Jang Hayoung bugünün dünyasında var olur muydu?

   –Ayrıca tercihen güzel bir kız olmalı...

Belki de bu yüzden kendimi sorumlu hissediyordum. Yazar bu karakteri benim yüzümden mi yarattı bilmiyordum ama...

   –Kurgu kısmı hmm. Joonghyuk regresör olduğuna göre, yeni karakterin boyutsal gezgin olması yeterli.

En azından o yorumu bırakmasaydım, ikinci başkahraman sürekli boyut değiştirmek zorunda kalmazdı.

   “Yeteneksiz değilsin. Sadece yeteneğinin ne olduğunu bilmiyorsun.”

   “Ne? B-Bu ne demek?”

Tam tekrar konuşacakken kapı pat diye açıldı.

   “Ne oluyor Aslan? Bu gürültü de ne?”

   “A-Aileen!”

Aileen, Jang Hayoung’un yüzünü gördü ve bana baktı.

   “Kimsin sen? Ona ne yaptın?”

Omuz silktim. Bir şey söylemedim.

Aileen’ın arkasında birkaç kişi daha vardı. Muhtemelen Syswitz Sivil Konseyi üyeleriydi. Dükün hırslarına karşı kalan son vicdan. Böyle insanları severdim.

Jang Hayoung’la sonra ilgilenebilirdim. Önce bu tarafı halletmem gerekiyordu.

   “Dük Syswitz…”

   “Ne?”

   “Hırslı biri. Başka bir Şeytan Diyarı’ndaki yüksek rütbeli bir görevi reddedip bu ücra bölgeye geldi.”

Sözlerim üzerine konsey üyeleri birbirine baktı.

Aileen’e bakarak devam ettim.

   “Belki de Dük Syswitz senden dev askerler yapmanı istedi. Doğru mu?”

   “Ha?”

   “O herif geçenlerde Yeraltı Dünyası turuna çıktı. O zamandan beri ayarı kaçmış gibi. Bu yüzden böyle imkânsız taleplerde bulunuyor. Ne yaptığının farkında değil.”

   “N-Nereden biliyorsun…!”

Konsey üyeleri bildiklerim karşısında afallamıştı. Aileen’in yüzü giderek soluyordu. Fırsatı kaçırmadım.

   “Onu üç kez reddettin. Bir dahaki sefere seni zorla götürecek. Hazır mısın?”

Sözlerim üzerine Aileen ve vatandaşların yüzleri karardı. Kendi gezegenlerinde güçlüydüler ama bir Şeytan Diyarı düküyle kıyaslanamazlardı.

Sessizliğin tadını çıkarıp sırıttım.

   “Şartlarımı kabul ederseniz, dükü sizin için durdururum.”

Şaşkınlık içindeydiler. Birdenbire ortaya çıkan bir sürgün hem bu bilgileri biliyor hem de böylesine absürt bir teklif sunuyordu.

Ağzını kapatmakta zorlanan Aileen sordu.

   “Sen… cidden kimsin sen?”

Evet, her şey buradan başlıyordu.

‘Kim Dokja’ olduğumu söylemek istesem de henüz zamanı değildi. Burada adımı söylersem, Dünya’daki takımyıldızları hâlâ hayatta olduğumu öğrenirdi.

O hâlde... orijinal esere dönelim. Romandaki 111. Regresyonu hatırladım ve mümkün olduğunca şeytani bir sesle ilan ettim.

   “Adım Yoo Joonghyuk. 73. Şeytan Diyarı’nın ‘şeytan kralı’ olmak için buradayım.”

-------------------------------------------------------------------------

   [Şöhretin 73. Şeytan Diyarı’nda yayılıyor.]

O anda Yoo Joonghyuk gökyüzüne baktı.

   “…Ne?”

Elbette gökyüzü cevap vermedi.

Ardından Yoo Joonghyuk’un ifadesi garipleşti. Bir an düşündü, ardından inanmaz bir şekilde göğe bakıp mırıldandı.

   “Kim Dokja?”

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

195   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   197