Yukarı Çık




199   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   201 

           


200.Bölüm: 38.Kısım – Sahte Devrimci (2)
-------------------------------------------------------------------------

Syswitz Dükü’nün ofisi.

Şeytan kont Silocke, ofisin önünde huzursuz bir şekilde duruyordu. Bunun nedeni, kont ‘Han’ın ofisi bir kapı bekçisi gibi koruyor olmasıydı.

‘Han’.

Gerçek adını kimse bilmiyordu. Herkes ona sadece Han diyordu. Silocke gibi o da bir ‘kont’tu ama son derece tuhaf bir tipti. Çünkü 32. Şeytan Diyarı’nın Asmodeus’u ile bağlantı hâlindeydi. Belki de Syswitz Dükü bu gerçeği bildiği için onu yanında tutuyordu.

Silocke içten içe gerildi ve sonunda ağzını açtı.

   “Dükle konuşmam gereken bir konu var.”

   “Söyle. Kendisine iletirim.”

   “O biraz zor.”

   “Dük şu anda Gilobat elçisiyle acil bir toplantıda.”

   “Ne zaman biter?”

   “Bilmiyorum.”

Silocke dilini şaklattı. Bu adama söylerse Han bütün getiriyi açıkça üstlenecekti. Bu yüzden, “Önemli değil. Acil değil zaten, beklerim.” dedi.

Han’ın kaşları hafifçe seğirdi. Silocke bu ifadeyi görmeyi seviyordu.

   ‘Şimdi meraktan kudur bakalım.’

Silocke’un bildirmek istediği bilgi basitti:

   —Gilobat markisi olduğu tahmin edilen bir sivil, halkın önünde ortaya çıktı.

Elbette bunu dile getirmekte bir sakınca yoktu fakat düşündükçe durum daha da tuhaf geliyordu. Silocke bir an düşünüp dükün ofisine dikkatle baktı.

   “İçeride Gilobat’tan bir marki mi var?”

   “Evet.”

   “Başka hiçbir yere uğramadan doğrudan buraya gelmiş olmalı.”

   “Öyle.”

Cevabı duyunca Silocke memnun oldu.

   ‘Demek ki tahminim doğru.’

Kesin bilmiyordu ama Gilobat heyetinde iki marki olmamalıydı. Marki rütbesindeki biri heyetin lideri olurdu. O hâlde karşılaştığı sivil büyük ihtimalle Gilobat markisi değildi ve şeytan soylusu gibi davranıyordu.

Bu bile rapor edilmeye değerdi. Büyük bir mesele olmayabilirdi ama performans değerlendirmesine katkı sağlardı.

Han, tereddüt eden Silocke’a baktı ve konuştu.

   “Böyle dolaştığına göre sen de bir sonraki şeytan kralının kim olacağını merak ediyorsun.”

   “Ah… şey… Evet.”

Yanlış anlaşılmaydı ancak bu yanlış anlamayı sürdürmek fena fikir değildi.

   “Gilobat heyetinin gelişi, ortaya çıkacağı söylenen şeytan kral söylentileri yüzünden mi?”

   “Daha fazlasını söyleyemem ama benzer.“

   “Şu şeytan kral hikâyesi biraz komik değil mi sence de?”

Söylentilerin kaynağı bilinmiyordu ama bu dedikodular 73. Şeytan Diyarı’nın tamamını sarsmıştı. Silocke içten içe durumu gülünç buluyordu.

Syswitz.

Gilobat.

Melledon.

Bercan.

Son birkaç yüz yıldır 73. Şeytan Diyarı bu dört dük sayesinde dengede kalmıştı. Yüzlerce yıldır süren barış şimdi bir söylenti yüzünden sarsılıyordu. Gerçekçilikten uzak bir hikâyeydi.

Ama Han aynı fikirde değildi.

   “‘Şeytan Kral’ın işaretleri şimdiden ortaya çıkıyor.”

   “Ne? Nereden biliyorsun?”

   “Vedalar’ın Melledon Endüstri Kompleksi ile el ele verdiğini duydum.”

   “Vedalar?”

Silocke bu ismi iyi tanıyordu. Tanımaması tuhaf olurdu. Yıldız Akışı’nda güvenle yaşamak için bilinmesi gereken isimlerden biriydi.

Bu nedenle Silocke şaşkınlıktan kendini alamadı.

   “…Nebulalar doğrudan harekete mi geçti?”

   “Daha doğrusu, Vedalar’dan masal sınıfı bir takımyıldızı Melledon’la temas kurdu.”

Takımyıldızlarıyla şeytan krallar arasındaki düşmanlık Yıldız Akışı’nda meşhurdu. Şimdi takımyıldızları 73. Şeytan Diyarı’nın işlerine karışıyordu. Ölçek küçük olsa da gerçekten bir nebula devreye girdiyse işler kontrolden çıkabilirdi.

   “Nebulalar ilgileniyor ha... Bu gerçekten bir şeytan kral ortaya çıkacak demek mi...?”

Silocke dalgın bir ifadeyle mırıldandı. Konu, şeytan kraldı. Uzun zamandır Şeytan Diyarı’nda yaşasa da hâlâ tam olarak idrak edemiyordu.

Yine de en azından bir şey kesindi.

   “…Dük’ün bu kadar meşgul olmasının sebebi bu.”

   “Şu anda şeytan kral olmaya en yakın kişi o.”

Şeytan soylularından birinin şeytan kralı olacağı açıktı. Diğer 72 şeytan kralının örneklerine bakmak yeterliydi. Şeytani olmayan bir varlığın tahta çıkması son derece nadirdi.

Tam o sırada Fabrika’dan hafif bir uyarı sesi duyuldu ve bir mesaj belirdi.

   [Yeni bir ana senaryo açıldı.]

   [24. Devrimci Oyunu başladı.]

Silocke aniden gelen mesajla irkildi ama Han’ın şaşkın ifadesini görünce sakin görünmeye çalıştı.

Önce Han sordu.

   “Bu mesaj da ne?”

   “Ah, burada yenisin, bilmiyorsundur. Ara sıra olur böyle. Buranın ana senaryosu. Devrimci Oyunu.”

   “Devrimci Oyunu?”

   “Muhtemelen saklanırken cellada yakalanmıştır. Şanssız biri.”

Devrimci Oyunu’nun başlaması, gizli ‘devrimci’nin ortaya çıktığı anlamına geliyordu. Ancak bu endüstri kompleksinde bir devrimci olamazdı. Otuz yıl önce son devrimci ortaya çıktığında neler yaşandığını herkes net biçimde hatırlıyordu.

Silocke gülümsedi ve ekledi.

   “Endişelenme, büyütülecek bir şey değil. Biraz bekle, cellat boynunu uçurur. Güzel bir seyirlik olur.”

Fakat ne kadar beklerse beklesin oyunun bittiğini duyuran mesaj gelmedi. Tam bir şeylerin ters gittiğini düşünüyordu ki düşük rütbeli bir soylu ortaya çıktı. Silocke onu hemen tanıdı. Çünkü gizli cellatlardan biriydi.

Adam hızla ofise doğru ilerledi. Önce Silocke sordu.

   “Ne oluyor?”

   “Birisi kendini devrimci ilan etti!”

Silocke bunun aptalca bir soru olduğunu bilse de sormadan edemedi.

   “Ne? Kim?”

   “Yeni bir devrimci!”

   “Peki adı ne?”

Düşük rütbeli soylu kekeler gibi bir isim söyledi. Silocke’un bilmediği bir isimdi.

Beklenmedik şekilde, sıkılmış görünen Han konuştu.

   “Bekle, ne dedin az önce?”

   “Evet, kesinlikle Yoo Joonghyuk’tu...”

   “Kendine Yoo Joonghyuk mu dedi?”

Silocke aceleyle sordu.

   “Onu tanıyor musun?”

   “Tanıyorum.”

Han’ın yüzü aydınlandı ancak bu tuhaf, çarpık bir gülümsemeydi. Şeytan Silocke bile ürperdi.

Han sordu.

   “Nerede ortaya çıktı?”

-------------------------------------------------------------------------

Gece sona erdi ve Aileen beni geri çağırdı. Daha doğrusu, neredeyse sürükleyerek götürdü.

İlanım yüzünden sokaklar neredeyse tamamen altüst olmuştu.

   –Yeni bir devrimci ortaya çıktı!

Sokaklar bu sözlerle çınlıyordu. Aileen çıkıp beni sürüklemeseydi hâlâ vatandaşların arasında sıkışmış olurdum. Aileen duygularını kontrol edemezken kayıtsız bir ifadeyle gizli senaryonun bilgilerini kontrol ettim.

+

   <Gizli Senaryo – Sahte Devrimci>

Kategori: Gizli

Zorluk Seviyesi: SS

Tamamlama Koşulları: Bir devrimciyi taklit ederek kendi kendini devrimci ilan ettin. Verilen süre içinde gerçek devrimciyi öldürüp onun yerini al. Aksi hâlde korkunç bir sonla karşılaşacaksın.

Süre Sınırı: 30 gün

Ödül: 150.000 jeton, yeni bir ana senaryoya giriş.

Başarısızlık: Ölüm

+

Ana senaryoya nasıl ulaşılacağını aşağı yukarı biliyordum. Her hâlükârda gerçek devrimciyi bulmam gerekiyordu...

Aileen’e bakıp, “O hâlde başlayalım.” Dedim.

   “…Deli misin sen?” Aileen şaşkın bir ifadeyle sordu. “Ne yaptığının farkında mısın?”

   “Bir devrim.”

   “Devrimci olmadan ne devrimi? Sahtesin sen!”

   “Gerçekten mi?”

   “Olamaz… Yoksa…?”

Yüzünde sevimli bir ifade vardı. Aileen’in umutsuzlukla dolu yüzüne bakıp hafifçe omuz silktim.

   “Tam olarak neyi başarmaya çalışıyordun? Artık her şey bitti.”

Hiç utanmadan cevap verdim.

   “İstediğin buydu. Bir devrim ve dükün ölümü.”

   “Ben böyle istemedim! Bu bildiğin düzmece!”

   “Gerçek bir devrim nasıl düzmece olur? Gerçeğe dönüştüreceğim.”

   “Devrim bir şaka değildir!”

   “Katılıyorum. Kendimi öylesine devrimci ilan etmedim. Bu endüstri kompleksinin özgürleşmesi gerektiğine de katılıyorum.”

   “Bunu bu kadar kolay söyleyebilmen, iradenin ne kadar ciddiyetsiz olduğunun kanıtı.”

Aileen’in sesi derin bir öfke taşıyordu.

   “Devrimi tek başına mı yapmayı düşünüyorsun?”

   “…”

   “Bu endüstri kompleksinde birçok devrim gördüm. Kaçı başarısız oldu, ne kadar kan döküldü biliyor musun? Ve…”

   “Geçmişteki başarısızlıkları kutsal kitap gibi görme. Hiçbir şey yapmazsan hiçbir şey değişmez.”

   “Zaten yapamayacağın bir senaryo bu!”

Aileen’in duygularını anlıyordum. Aslında devrimci senaryosu bu endüstri kompleksinde meşhurdu. Senaryonun izin verdiği tek isyan protokolüydü. Buna rağmen vatandaşlar bu oyunu uzun zaman önce terk etmişti.

Çünkü kazanma ihtimalleri yoktu. Bu yüzden senaryo, senaryo olarak değerini yitirmişti.

Aileen devam etti.

   “Bu yüzden sürgünlere bel bağlıyordum. Mevcut senaryolarla dük asla öldürülemez! Dükü geçtim, lanet cellatları bile öldüremiyoruz!”

   “Senaryolar geçilmek için yapılır. Dikkatle bakarsak temizleme yolu vardır.”

   “Senin yüzünden insanlar ölecek.”

   “Buna izin vermeyeceğim.”

   “O zaman ilk ölen sen olursun.”

   “Ölmeyeceğim. Daha önce de ölmedim.”

   “Bu…!”

Aileen dudaklarını ısırdı.

   “O sadece şanstı. Muhafız’ın seni tekrar koruyacağını mı sanıyorsun?”

   “Koruyacağını düşünüyorum.”

   “Bunu bilmeyebilirsin ama muhafız koruma kullandığında yaşam gücünü tüketir. Her kullandığında canı biraz daha eksilir ve sonunda ölür. Kimse seni iki ya da üç kez korumayacak!”

   “İlk sefer en önemlisidir.”

   “…”

   “Aileen, burayı benden daha iyi biliyorsun ama insanları anlamıyorsun.”

Aileen bir şey söylemek üzereydi ama ilk kez dudaklarını sıkıca kapattı. Belki o da bir şey hissetmişti. Gizli muhafız ortaya çıkmış ve beni, bir devrimciyi korumuştu. Muhtemelen Aileen’in uzun zamandır görmediği bir manzaraydı. Gerçekten de çok uzun zaman olmuştu.

Aileen uzun süre dudaklarını yaladıktan sonra alçak bir sesle sordu.

   “Gerçekten mümkün olduğunu mu düşünüyorsun?”

   “Mümkün. Yeteneklerimi yeterince görmedin mi?”

Mümkündü. İmkânsızı mümkün kılacaktım.

Aileen iç çekerek cevap verdi.

   “Sen gerçek bir devrimci değilsin.”

   “Bu yüzden yardımına ihtiyacım var.”

Sözlerim üzerine Aileen’in ifadesi sarsıldı.

   “Devrimcisiz bir devrim yapalım.”

Aileen kararını verdi.

   “…Pozisyonları toplamalısın. Bu, tek başına kazanamayacağın bir oyun.”

   “Öyle görünüyor.”

   “Muhafız hayatta kalmanın asgari şartı. Ayrıca cellatlarla başa koyacak bir ‘savaşçı’ ve gizli cellatları bulacak bir ‘casus’ da gerekiyor.”

   “Onları teker teker toplayacağız. O pozisyonlar sandığın kadar uzakta değil.”

Endişelenmedim. Devrim ilanı zaten her yere yayılmıştı. Pozisyonların sahipleri birer birer fark edecekti. Bu lanet oyunda hangi tarafta duracaklarına karar vermeleri gerekecekti.

   “Sanırım bir pozisyonu şimdiden topladık.”

Sözüm biter bitmez toplantı odasının kapısı sertçe açıldı. Jang Hayoung gözleri büyümüş hâlde bize bakıyordu.

   “Şey, Aileen...”

   “Ne var?”

   “Birisi içeri girmek istiyor...”

   “Şu anda meşgulüm! Geri çevir.”

   “Şey, o biraz zor...”

   “Neden?”

   “...Kendini muhafız olarak tanıtan biri geldi.”

Şaşkına dönen Aileen ayağa fırladı.

Jang Hayoung’un arkasından iri yapılı, orta yaşlı bir adam belirdi.

   “Sen... gerçekten devrimci misin?”

Şaşırtıcı biçimde, tanıdığım bir yüzdü.

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

199   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   201