
202.Bölüm: 38.Kısım – Sahte Devrimci (4)
-------------------------------------------------------------------------
“Kaçın!” Celladın tırpanı, Aileen’in haykırışıyla birlikte harekete geçti.
「 O anda düşünceleri hızlandı, dünya ağır çekimdeymiş gibi görünüyordu. 」
「 Kim Dokja düşündü: Neler oluyor? 」
Dişlerimi sıkarak Jang Hayoung’a doğru atıldım. 111. Regresyon ile şu anki regresyon arasında farklar olabilirdi ancak orijinalde ikinci Gece’de böyle bir gelişme yoktu. Cellatlar dükten herhangi bir emir almamış olmalıydı ve beni öldüremedikleri için ikinci Gece’yi boşa harcamaları gerekirdi.
[Her kesi öl dür ü n.]
Şimdi ise cellatların hareketleri, bu oyunu uzun zamandır oynuyorlarmış gibiydi. Birinin onlara emir verdiği açıktı.
İnanç Kılıcı’nı serbest bırakırken Jang Hayoung’u itip uzaklaştırdım ve celladın tırpanını karşıladım.
[Savaş şoku nedeniyle hikâye yapılandırman tamamlanamadı.]
Durum hiç iyi değildi. Şu anda savaşamazdım.
[Hikâye parçası,
Cinsel İlişki Yüzünden Ölen Çapkının Yüzü hafif hasar aldı.]
Kahretsin, yüzüm!
Neyse ki cellat benimle dövüşmek niyetinde değildi, hemen hedef değiştirdi. Zar zor nefes alabildim, ancak bunun iyi bir şey olmadığını hemen fark ettim.
[De vrim ci yi can lı tu tun.]
“Aaaah!”
Cellatların tırpanlarıyla kesilen vatandaşlar haykırdı. Henüz kimse ölmemişti ancak yarım düzine insan çoktan kanlar içindeydi.
“D-Devrimci!”
Dudaklarımı ısırdım.
「 Kim Dokja düşündü: Bilmediğim bir taktikçi mi var? Yoksa dük çoktan harekete mi geçti? Hayatta Kalma Yolları’nın cümleleri Kim Dokja’nın zihninde hızla akıyordu. 」
“Herkes buraya toplansın! Dağılırsanız sizi koruyamam!”
「 Kim Dokja sonuca vardı. Dük harekete geçmemişti. Dük hareket etmiş olsaydı iş buraya varmazdı. 」
Dördüncü Duvar haklıydı. Dük gerçekten harekete geçmiş olsaydı endüstri kompleksi çoktan mahvolmuş olurdu.
“Kuuaack!”
İnsanların aldığı hasar azalmıyordu. Cellatların tırpanlarından gelen yaralar her yerde artmaya devam etti. Bir anda ondan fazla yaralı oluştu.
İyi haber şuydu: düşmanlar çok sayıda vatandaşı öldüremiyordu. Oyunun kurallarına göre her cellat günde yalnızca bir vatandaşı öldürebilirdi.
En azından üç gün boyunca.
Aileen bağırdı, “Herkes karşı koysun! İşareti kullanmadan İnfaz yapamazlar!”
Bazı vatandaşlar Aileen’in sözleriyle silahlandı ancak durum kolay kolay düzelmedi. Zaten vatandaşların yalnızca küçük bir kısmı cellatların hareketlerini takip edebiliyordu. Onlar bile uzun süre dayanamadı.
“Kuuaaack!”
Cellatların ‘işareti’ ne zaman kullanacağını kimsenin bilmemesi korkuyu daha da büyütüyordu. İşareti her an kullanabilirlerdi ve mutlaka bazı vatandaşlar ölecekti. Üstelik muhafız beni koruyordu; onları koruyamazdı.
“K-Kaçın!”
Sonunda düzen tamamen çöktü ve vatandaşlar dağılmaya başladı.
“Hayır! Gitmeyin!”
Aileen çaresizce bağırsa da korkuya kapılan vatandaşlar artık hiçbir şeyi duymuyordu. Yaralılar inleyerek boşluğa doğru küfrediyor gibiydi.
「 Kim Dokja sessizce öfkeleniyordu. 」
Bunu kimin yaptığını bilmiyordum ama...
“K-Kurtar beni…”
Yaralı bir sivil sürünerek bana doğru geldi. Ayrıntılı bilgiye sahip olmayan pek çok insan vardı. Şanssız olanların bir kısmı bu Gece bitmeden ölecekti. Kaçanlar için de durum farklı değildi.
Bu Gece, endüstri kompleksindeki diğer tüm Gecelerden daha korkunç olarak hatırlanacaktı.
「 Hasar büyürse her şey onların istediği gibi ilerleyecek. 」
Vatandaşlar artık devrime yardım etmek istemeyecekti. Yeniden dükün emirlerine boyun eğecek, Aileen’in Sivil Konseyi yalnız kalacaktı. Bunun olmasına izin veremezdim.
Bu yüzden farklı bir hamle yapmam gerekiyordu.
Aileen’e seslenmek için kısa bir nefes aldığım anda—
“Buraya gelin! Öldürün beni!”
Bir binanın arkasına saklanan biri bağırmaya başladı. Mark’tı.
“Buradayım! Ben muhafızım!”
Jang Hayoung ne olduğunu anlayıp bağırdı.
“Kahretsin! Meyhane Sahibi, ne yapıyorsun sen?!”
Bu acele verilmiş bir karardı. Mantıklıydı ama kötü bir karardı.
“Muhafız benim! Beni öldürün!”
Aileen ve Jang Hayoung bana bakarken ben çoktan Mark’a doğru koşmaya başlamıştım. Neredeyse aynı anda cellatlar da harekete geçti.
[Mu ha fız.]
Mark’ın kışkırtması işe yaradı. Dağınık cellatlar anında bir araya toplandı.
[Mu ha fızı öld ürü n.]
Yer İmi ve Rüzgârın Yolu’nu kullanarak hızla Mark’a doğru atıldım. Mark’ın solgun yüzü gittikçe yaklaşıyordu.
[Özel yetenek
Karakter Listesi etkinleştirildi!]
+
<Karakter Özeti>İsim: Mark Javier
Özel Nitelikler: Boyutsal Gezgin (Kahraman), Emekli S Sınıf Paralı Asker (Nadir), Birinci Sınıf Şef (Nadir)
Sponsor Takımyıldızı: Yok
Özel Yetenekler: [Yemek Pişirme Sv.9], [Malzeme Hazırlama Sv.8], [Eski Usul Adalet Anlayışı Sv.4], [Kılıç Dansı Sv.9], [(Gizli Yetenek) Sv.1]...
*Bu enkarnasyon senaryoda özel bir role sahiptir.
*Senaryo cezası nedeniyle bazı yetenekler gizlenmiştir.
+
Aslında Aileen’e söylediğimin aksine, Karakter Listesi ile birinin tam ‘pozisyonunu’ öğrenemiyordum. Ancak birinin özel bir role ve bilinmeyen bir yeteneğe sahip olduğunu görebiliyordum.
“Geçici bir rüyaydı...”
Gainz Gezegeninden Boyutsal Gezgin, Mark Javier. Paralı askerliği bırakıp Şeytan Diyarı’na geldikten sonra şef olmuştu. Senaryodaki her karakterin kendi hikâyesi vardı.
Tırpanlar üzerine doğru uçarken Mark bana doğru gülümsedi.
“Umarım başarırsın, Devrimci.”
Hayatı hakkında pek bir şey bilmiyordum. Hayatta Kalma Yolları’nda ölen sayısız insan arasındaki yan karakterlerden biriydi.
[Syswitz Celladı ‘Mark Javier’e ölüm işareti yerleştirdi.]
Hayatta Kalma Yolları tam 3.149 bölümden oluşuyordu. Muhtemelen bazıları bu hikâyenin fazla uzun olduğunu düşünüyordu. Uzun ve sıkıcı bir hikâye olduğunu düşünüyorlardı.
「 Ama Kim Dokja için 3.149 bölüm kısaydı. 」
Bunu hep düşünmüşümdür. Keşke Hayatta Kalma Yolları biraz daha uzun olsaydı. Onca bölüm okumuş olmama rağmen hâlâ Hayatta Kalma Yolları’nı merak ediyordum.
“Merak etme. Ölmeyeceksin.”
Dolayısıyla bundan sonra hiç okumadığım bir kısmı okuyacaktım.
“Çekil önümden! Ölmezsem…!”
Mark biraz mahcup bir şekilde bağırdı.
“Ölmek için neden bu kadar heveslisin? Kimse ölmeyecek. En azından benim hikâyemde.”
Cellatların tırpanlarını engelledim ve bir yetenek kullandım.
[Özel yetenek
Yer İmi etkinleştirildi!]
[Yer İmi ustalığı arttı ve yeni bir yuva açıldı.]
“Devrimin Şövalyesi Mark Javier’i altıncı yuvaya yerleştireceğim.”
[Karakter
Mark Javier altıncı yuvaya kaydedildi.]
[Altıncı yer imi etkinleştirildi.]
[(Gizli yetenek Sv.1) kullanılabilir.]
Gözlerini kapamış olan Mark’ın boynuna doğru bir celladın tırpanı indi.
[Geçici olarak
Muhafız pozisyonunu kazandın!]
Ama benim tarafım biraz daha hızlıydı.
[Birisi ‘Mark Javier’i korumak için kendi yaşam gücünü kullandı.]
Tırpan, Mark’ın boynundan yalnızca bir parmak mesafede durdu. Sanki bir ağa takılmış gibi havada asılı kalmıştı. Bunun anlamını anlayan Mark’ın gözleri büyüdü.
[Muhafız başarılı oldu ve ölüm işareti kaldırıldı!]
Elbette şaşıran tek kişi Mark değildi.
[Ba şka bir mu haf ı z mı var?]
İnanmazlık dolu bir sesti bu. Cellatlar birer birer karanlığa dağıldı. Amaçlarının aksine kimseyi öldürememişlerdi. Tam anlamıyla tatmin olmamıştım ama yine de yeterliydi.
Hafifçe iç çektim ve bana bakan hayatta kalanlara göz gezdirdim. Özellikle Jang Hayoung ile Aileen şok içinde bakıyordu. İfadelerine bakılırsa uzun bir gece olacaktı.
[Bu gece kimse ölmedi.]
-------------------------------------------------------------------------
Beklendiği gibi, Jang Hayoung ve Mark beni rahat bırakmadı.
“Sen nesin harbiden?”
“Pozisyonun ne? Gerçekten bir muhafız mısın?”
Aileen vatandaşlarla ilgilenmeseydi muhtemelen çok daha fazla zorlanırdım. Başımı sallayıp iç çektim.
“Söyledim ya. Sahte devrimciyim. Bu yüzden sahte muhafız da olabilirim.”
“Şimdi açıkla...!”
“Boş verin gitsin. Daha fazla ayrıntı verirsem fazlasını açığa çıkarmış olurum. Böyle bir durumda bilgilerimi açıklamanın ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyor musunuz?”
“…”
“Diyelim ki size bütün bilgilerimi verdim. İçinizden biri dük tarafından kaçırılıp benim anlattıklarımı açıklarsa, sizce bu devrim nasıl sonuçlanır?”
Aslında bu, açıklama yapmaya üşendiğinde Yoo Joonghyuk’un sık sık kullandığı bir bahaneydi. Şimdi ben Yoo Joonghyuk olduğum için söylememde sakınca yoktu.
“Ben Yoo Joonghyuk’um işte. Bilmeniz gereken tek şey bu.”
「 Kim Dokja düşündü: Konuştukça gerçekten Joonghyuk’a dönüşüyormuşum gibi geliyor.」
Kapa çeneni.
「 Saygı ekler iyle konuşan Kim Dok ja’yı özledi m. 」
Dördüncü Duvar’la atışırken iki adam bana yorgun gözlerle baktı ve başlarını salladı.
“…Gerçekten zor bir insansın.”
Muhtemelen şu anda Dünya’daki Yoo Joonghyuk’un kulağına bir mesaj gidiyordu. Belki de şöyle bir mesajdı?
[Hikâyen 73. Şeytan Diyarı’nda oluşturuluyor.]
Zekiyse neler olduğunu fark ederdi. Ancak bunun artık bir önemi yoktu.
Ortam sakinleşince asıl konuya girdim.
“İş konuşalım. Beklentilerimi bozan bir şey var. Oyunun kurallarını kullanarak saldıran birisi.“
“…Dük Syswitz’in taktikçi biri olmadığını duymuştum. Sence dük doğrudan harekete mi geçti?”
“Sanmıyorum. Başka biri olduğunu düşünüyorum.”
“Yine de bu gece iyi geçti. Muhafız gücünü kullanabilen iki kişi olmamız bizim için daha avantajlı değil mi?”
“Pek sayılmaz. O herifler yarın ‘işaret’i kullanmayacak.”
“Ne?”
“Birini öldürmek zorsa, mümkün olduğunca çok kişiyi yaralamaya çalışacaklar.”
“Ah…!”
İşaret kullanılmazsa Gece, güneş doğana kadar bitmezdi.
“Bu gece zaten birçok kişi yaralandı. Kazanmadık. Kaybettik.”
Bugün insanlar cellatlardan yeniden korkmayı öğrendi. Yarın geldiğinde insanların tavrı netleşecekti. Dükten tekrar korkacaklar ve devrimden çekineceklerdi. Düşmanlar bu boşluğu kaçırmazdı.
Mark’ın yüzü karardı.
“…O zaman şimdi ne yapacağız?”
“Hiçbir şey yapmamıza gerek yok. Belki başka biri önce harekete geçer.”
Hayatta Kalma Yolları’nda sayısız Devrimci Oyunu görmüştüm. Durum böyleyse sıradaki gelişme belliydi.
“İkinci bir ‘pozisyon’ ortaya çıkacak.”
“İkinci mi?”
“Evet. Devrimci, muhafız ve cellat dışında bir konum.”
Tam bunu söylemiştim ki kapı çalındı.
Gelen Aileen’di.
“…Devrimci, seni görmeye gelen biri var.”
Garip şekilde gergin yüzünü görünce düşmanın çoktan harekete geçtiğini anladım.
“Kendisinin casus olduğunu söylüyor.”
+
Çeviri: Sansanson