
222.Bölüm: 42.Kısım – Asmodeus (2)
_____________________________________________
Bu turda o adam yok...
Bu cümleyi okuduğum anda başımdan ayak parmaklarıma kadar bir elektrik akımı geçti.
...Belki de, hayır, olamazdı. Tabii ki olamazdı. Yoo Joonghyuk’un ‘o adam’ diye bahsedebileceği birçok kişi vardı. Önceki regresyonlarda Yoo Joonghyuk’un karşılaştığı birkaç ‘adam’ olmuştu...
Sonra Yoo Joonghyuk’un sık sık geçen düşüncelerini hatırladım, zihnim karmakarışık oldu.
「 Yoo Joonghyuk kendi kendine düşündü. 」
「 Bana, sırf bir tur daha hakkım var diye her şeyin daha iyiye gideceğini sanmamam gerektiğini söyledi. 」
「 Ve her bir hayatı kendi başına, ayrı bir şey olarak görmem gerektiğini. 」
「 Yapıp yapamayacağımı bilmesem bile pes etmemem gerektiğini aklımda tutmalıyım. 」[1]
Siktir, görünüşe göre bunlar benim sözlerimdi. Hızla diğer sahnelere doğru kaydırdım. ‘O adam’ ifadesi sık sık geçiyordu. Hiçbir yerde ‘Kim Dokja’ adını yazmamıştı ama bahsedilen kişi açıkça bendim.
Elbette %100 emin olamazdım; söylediğim her şeyi hatırlamıyordum. Yine de bu sözleri Yoo Joonghyuk’a söyleyebilecek başka birini hayal edemiyordum. Başka biri böyle küstah laflar etseydi, Yoo Joonghyuk çoktan kafasını uçururdu.
“...Psikotik bir kriz geçiriyorum.”
[Takımyıldızı
Altın Başlığın Esiri kendi kendine ne söylediğini merak ediyor.]
Büyük Bilge, Cennetin Dengi’nin mesajını görmezden gelip derin bir nefes aldım. Düşüncelerimi toparlamam gerekiyordu. Hâlâ zaman vardı. Beklenmedik şekilde Dördüncü Duvar bana yardım etti.
「 Kim Dokja düşündü: Kısacası, mevcut durum şu. 」
Evet, anlat.
「 Bir: Hayatta Kalma Yolları’nın ilk revizyonu geldi. 」
「 İki: Revizyon, Yoo Joonghyuk’un dördüncü regresyonundan başlıyor. 」
「 Üç: Dördüncü regresyondaki Yoo Joonghyuk’un anılarında ‘Kim Dokja’ olduğu varsayılan biri var. 」
Son derece net bir özetti. Bu üç gerçek tek bir şeyi kanıtlıyordu.
「 Yoo Joonghyuk üçüncü regresyonda başarısız oldu. 」
Ne kadar düşünsem de başka bir sonuca varamıyordum.
Yoo Joonghyuk ve ben bu dünyanın dünyanın sonuna ulaşsaydık, o dördüncü regresyona geçmezdi.
En mantıklı çıkarım buydu. Müdahale ettiğim üçüncü tur başarısızlıkla sonuçlanmıştı. O başarısızlıktan sonraki zaman, Hayatta Kalma Yolları’nın revizyonunda yeni baştan kaydedilmişti.
Bunun nasıl mümkün olduğunu merak etsem de zaten bu dünyada imkânsız sayılabilecek birçok şey yaşanmıştı. Kısa bir iç çekip Hayatta Kalma Yolları’nı yeniden taradım.
Bir soru çözülmüştü ama yerine birçok yenisi gelmişti. Dördüncü Duvar aracılığıyla soruları tek tek düzenlemeye çalıştım.
「 Neden Yoo Joonghyuk’un dördüncü turunda yokum? 」
Ne kadar düşünsem de bir cevap bulamıyordum. Belki bir karakter olmadığım içindi, belki başka bir nedenden.
Her hâlükârda açık olan şuydu: Dördüncü regresyondan itibaren ‘ben’ artık yoktum.
Odaklanmam gereken ikinci mesele şuydu:
「 İlk revizyon gelecekteki olayların tasviriyse, eylemlerime bağlı olarak ikinci revizyon da olabilir mi? 」
Hiçbir şey kesin değildi. Belki de bu ilk revizyon ‘kesin bir gelecek’ olarak kabul edilemezdi. Yine de bunun yüksek bir olasılık olmadığına emindim. ‘Kesin gelecek’ olsaydı, yazar bana bunu göndermezdi.
Nedenini bilmiyordum ama yazar bu ‘revizyon’ aracılığıyla bana bir fırsat veriyordu. Bu yolda ilerlemeye devam edersem, üçüncü regresyon başarısızlıkla bitecekti. Ardından dördüncü regresyonda Yoo Joonghyuk her şeyi tek başına tekrar edecekti.
Yazar bir uyarı göndermişti. Elbette yazarın niyeti berbat olabilir ama... her hâlükârda, bunun üzerine düşünmemeye karar verdim; sonuçta bir cevabı yoktu.
“İlk adım bunu baştan sona tekrar okumak... Kesin başım ağrıyacak.”
Şakağıma bastırıp okumaya devam ettim. Bazı yerler aynıydı, bazıları değişmişti. Hikâyeyi kurken türlü duygular yaşadım.
‘Şu pislik Yoo Joonghyuk, ona söylediğim onca şeye rağmen hâlâ böyle...’
Bunu düşünüyordum.
‘Ha? Şuraya bak. Biraz değişmiş gibi değil mi?’
Böyle düşündüm. Ayrıca...
‘Evet, bu kısım çok ilginçti. Burayı sevdim.’
‘Siktir, çok fazla açıklama var…’
‘...Ama cümleler biraz daha iyi gibi? Yazar gelişmiş sanki?’
Bu düşüncelere kapılarak tekrar ‘okuyucu’ kimliğime dönüp Hayatta Kalma Yolları’nın içine gömüldüm.
O hâlâ bir güneş balığıydı fakat ilginç olan, müdahalemin Yoo Joonghyuk’un küçük hatalarını azaltmış olmasıydı.
En dikkat çekici kısım, dördüncü turun başında tıpkı benim yaptığım gibi ‘ihtiyozoru’ avlamasıydı.
「 Yoo Joonghyuk düşündü: ‘O adam burada gizli bir senaryo almıştı.’ 」
8. ve 11. Regresyonlarda da Sinema Zindanı’nda ölmemişti.
「 “…O adam sayesinde yaşadım. Gerçi yine de bir şekilde hayatta kalırdım.” 」
Bu kısmı okurken neredeyse gözlerim doluyordu. Gösteriş yapabileceğim bir yer olsaydı kesin böbürlenirdim.
‘Millet, şuna bakın. O lanet güneş balığı büyümüş.’
Tabii Hayatta Kalma Yolları’nın tek okuyucusu bendim. Gösteriş yapacak kimse yoktu. Hızla kaydıran parmağım bir anda durdu. Bir dakika.. Bu herif düşündüğümden daha iyi gidiyor sanki?
Peki sonra ne oldu? Benden etkilenen Yoo Joonghyuk... bu dünyanın ‘düzgün’ sonuna ulaşabilecek miydi?
“Ne yapıyorsun sen? Aileen’den ölmek üzere olduğunu duydum.”
“Kim... Joonghyuk-ssi. Bedenin iyi mi?”
Kapı açıldı, Jang Hayoung ve Han Myungoh içeri girdi. Aileen’e onları çağırmasını söylediğimi unutmuştum.
“Eh? Bu telefon mu?”
Jang Hayoung elimdeki cihazı görür görmez ışık hızıyla yanıma geldi. Telefonu tuttuğum eli hafifçe değiştirip cevap verdim.
“Hayır, uzak dur.”
“Mesaj alabiliyor mu? Arama? İnternet?”
“Çenen çok düşük bu aralar?”
Soğuk cevabım üzerine Jang Hayoung surat astı.
“O zaman neden bizi çağırdın?”
“Sana bahsettiğim takımyıldızlarıyla hâlâ irtibat hâlinde misin?”
“Ahh, onlar mı?” Jang Hayoung omuz silkip cevap verdi, “Pek ilgilenmiyorlar.”
“Gerçekten mi?”
Gelecekteki senaryoları tek başıma aşmam zor olacaktı. Şimdiye kadar karşılaştıklarım senaryolarla inen felaketler ya da bireysel takımyıldızlarıydı. Bundan sonra beni rahatsız edecek olanlar çok daha büyüktü. Örneğin ‘kader’ meselesiyle ağzıma sıçan şu lanet olası Vedalar tayfası.
Onlarla savaşacaksam, benzer düşüncelere sahip takımyıldızlarının ve aşkınların eğilimlerini bilmem gerekiyordu.
“Herkes kendi işiyle meşgul görünüyor. Çoğu cevap bile vermedi.”
...Henüz çok erkendi. Orijinal hikâyede Jang Hayoung’un ‘Aşkınların Kralı’ olması çok daha sonraydı. Dolayısıyla orijinal romanda onun yanında olan takımyıldızları şu an farklı olabilirdi. Üstelik artık ‘orijinal’ de değişmişti.
İç çekip söyledim.
“Boş ver. Çıkabilirsin.”
“...Ne? Çağıran sendin.”
Jang Hayoung söylenerek çıktı. Odada sadece Han Myungoh kaldı. Önce Han Myungoh konuştu.
“Şey... Garip. Şirket zamanlarından beri seni tanıyorum ama...”
“Yeter. Seni neden çağırdığımı biliyorsun.”
“Öhöm.”
Sebebi bildiği belliydi.
“...Aslında onunla bağlantı kuramıyorum.”
“Haneyle bağlantın geri gelmedi mi?”
“Geldi. Ama şeytan kraldan cevap yok.”
Kısa süre önce Dört Yin Şeytan Kesen Kılıç’la Han Myungoh’un Şeytan Kral Asmodeus’la bağlantısını kesmiştim. Bu geçiciydi. Artık tekrar bağlanmış olması gerekiyordu.
Yine de ondan hâlâ bir temas yoktu.
“Hiç mi bir şey sormuyor?”
“Belki artık bana inanmıyordur. Ya da...”
Tam o sırada Han Myungoh’un yüzü değişti.
“B-Bağlandım!”
Bir an gerildim.
Şeytan Kral Asmodeus. 72 Şeytan Kral arasındaki güçlü bir varlık, şimdi Han Myungoh’un gözleri ve ağzı aracılığıyla benimle konuşacaktı.
Ama Han Myungoh’un ifadesi tuhaftı.
“Huh?”
“Ne var?”
“Bir terslik var.”
“Ne oldu?”
“O-O doğrudan geldi!”
“Ne?”
“Şeytan kral bizzat geldi!”
Kalbimin bir yanı buz kesti. Şeytan kralın doğrudan gelmesi... bunun anlamı basitti. Şeytan Kral Asmodeus senaryo alanına kendi bedeniyle gelmişti.
Biyoo’dan gelen kanal mesajlarını dinlerken sordum.
“Yakınlarda mı?”
“S-Sanırım seni çoktan buldu…”
Beni çoktan buldu mu? Duyularımı ne kadar zorlasam da şeytan kralı hissedemiyordum. Gerçekten yakına gelseydi, sadece kanal altüst olmazdı; o ezici baskı birçok enkarnasyonun kan kusmasına yol açardı. Bir dakika...
“Dur, yoksa...?”
Düşününce, yaptığım her şeyi ‘Yoo Joonghyuk’ adı altında yapmıştım.
Kanala girmeyen ya da durumu tam bilmeyen varlıklar, konumumu Yıldız Akışı üzerinden tahmin ederdi. Ve Yıldız Akışı’na göre benim şu anki konumum...
“Sıçtık.”
“N-Ne oldu şimdi?”
“Müdür Han, Gilobat Endüstri Kompleksi’ne giden yolu biliyor musun?”
Yoo Joonghyuk tehlikedeydi.
_____________________________________________
“Kim Dokja!”
“Yaşasın Kim Dokja!”
“Endüstri kompleksinin kurtarıcısı!”
Yoo Joonghyuk, Gilobat Endüstri Kompleksi’nin her yanından yükselen bu bağırışları dinlerken yüzünde karmaşık bir ifade vardı.
‘Bunu yapmak istememiştim.’
Ellerinde ölen Dük Gilobat’a bakarken kaşlarını çattı. Aşkın gücünü aşırı derecede açtığı için vücudunun etrafında kıvılcımlar uçuşuyordu. Aslında bu noktada o gücü açmasına gerek yoktu.
‘Aşkınlığın ilk aşamasını açmak için çok erkendi.’
Ancak, gücü açmadan Şeytan Diyarı’ndaki işini kısa sürede halletmesi imkansızdı. Takımyıldızlarından bilerek sakladığı bir güçtü ama içlerinden biri tarafından fark edilmişti.
Omzunda oturan Uriel peluşuna baktı.
‘Sanırım bunun pek bir fikri yok.’
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı başarından memnun.]
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı yoldaşlığından etkilenmiş durumda.]
“...Dük epeyce jeton veriyor. Bu yüzden onu öldürdüm.”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı gülüyor.]
Yoo Joonghyuk cevap vermedi, dükün ofisindeki panel ekranına baktı. Wenny halkının kaydettiği belli olan düşük kaliteli görüntüler akıyordu.
– Yoo Joonghyuk!
– Ben Yoo Joonghyuk’um!
Saçma bir manzaraydı. Yüzlerce kişi ‘Yoo Joonghyuk’ olduklarını haykırıyordu. En rahatsız edici olan ise ortadaki iri adamın bağırışıydı.
– Yoo Joonghyuk! Yoo Joonghyuk! Oley!
Yoo Joonghyuk kaşlarını çatarak izledi, sonra başını çevirdi.
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı kızarıyor.]
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı, Kim Dokja ile buluşman için seni teşvik ediyor.]
Yoo Joonghyuk başını salladı.
“...Onun hayatta olduğunu doğruladım. Kişisel senaryonu iptal et ve beni orijinal dünyaya geri gönder.”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı şaşkın.]
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı kişisel senaryonun henüz bitmediğini söylüyor.]
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı’nın kişisel senaryosunun içeriği, Kim Dokja ile buluşmak...]
“Gerçekten bu kişisel senaryoyu kabul edeceğimi mi sanıyorsun?”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı büyük bir şok yaşıyor.]
Uriel peluşunun omuzları titredi. Eden yıkılsa bile takınmayacağı bir ifade vardı yüzünde. Yoo Joonghyuk bir süre baktıktan sonra iç çekti.
“Sorun olmaz, değil mi?”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı somurtarak başını kaldırıyor.]
“Bununla birlikte Şeytan Diyarı’nda bir dük oldum. Ancak sen bir başmeleksin. Bunun bir sorun olup olmadığını soruyorum.”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı büyük bir utanç yaşıyor.]
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı bunu hiç düşünmediğini söylüyor.]
“...Sikeyim.”
Yoo Joonghyuk, bir başmelekle bundan sonra nasıl hareket edeceğini düşünürken türlü küfürler savurdu.
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı seni uyarıyor!]
Muazzam bir karanlık etrafında toplanmaya başladı. Yoo Joonghyuk, yaklaşan ezici aura karşısında içgüdüsel olarak Göğü Yaran Kılıç’ı çekti. Ancak karşısındaki, sadece kılıç çekerek yenebileceği biri değildi.
Karanlık bir boşluk özümsenip bir öz hâline geldi. Şeytan Diyarı’nın en derin karanlığı gözlerinin önünde tezahür etti. Yoo Joonghyuk bu karanlığı çok iyi tanıyordu.
“Kaç. Sembolik bedenini koruyamam.”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı bunun mümkün olmadığını söylüyor.]
Yoo Joonghyuk’un omuzları hafifçe titriyordu. Uriel peluşu onu hiç böyle görmemişti; panik dolu bir ifadeyle omzunu tuttu. Titremeyi bastırmak kolay değildi. Korkuyu kabullenmek istemiyormuş gibi, Yoo Joonghyuk kaba saba bir ifadeyle ağzını açtı.
“...Bir zamanlar bu adam tarafından öldürülmüştüm.”
Hemen ardından karanlığın bedeni muazzam bir aura ile ortaya çıktı; çevredeki enkarnasyonların bedenleri patlayarak dağıldı.
[Demek sen de buradaydın, Kurtuluşun Şeytan Kralı.]
+
Bu kısım, çevirdiğim kaynakta bana biraz mantıksız geldiği için manhwadan baktım. Manhwaya bakmasaydım şunu okuyacaktınız:
「Yoo Joonghyuk düşündü. 」
「 ‘Birkaç kez tekrarlamakla her şeyin düzeleceğini sanma.’ 」
「 ‘Doğum günüm sadece bu hayatta var.’ 」
「 ‘Yapabilir miyim bilmiyorum. Yine de vazgeçmeyeceğim.’ 」
+
Çeviri: Sansanson