Yukarı Çık




220   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   222 

           




221.Bölüm: 42.Kısım – Asmodeus (1)
_____________________________________________

Bir yataklı vagon sallanarak ilerliyordu. Aileen dâhil konseyin vatandaşları beni bir yere taşımakla meşguldü. Durumu kritik bir hasta gibi, hikâyelerimin parçalarının sürekli içeri dolduğunu hissedebiliyordum.

Acil durumu bir kenara bırakınca zihnim yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Durumu toparlamaya karar verdim.

   [Şu anda Gilobat Endüstri Kompleksi’nin miras haklarına sahipsin.]

Nasıl devrimci olup Gilobat Endüstri Kompleksi’nin miras haklarını kazanmıştım?

Cevap basitti.

   「 Kim Dokja, Gilobat Endüstri Kompleksi’nin hükümdarını öldürdü. 」

İlk bakışta bu bir kısır döngü gibi görünüyordu ancak durum öyle değildi. Çünkü ‘Kim Dokja’ benim bedenim değildi. Başka bir deyişle, birinin benim kimliğime bürünüp orada itibar kazanması ve sonunda hükümdarı öldürmesi gayet mümkündü.

   [<Yıldız Akışı> senaryo hatasını düzeltiyor.]

   [Seninle ilgili yeni bir hikâye planlandı.]

Hangi deli böyle bir şeyi yapabilirdi? Elbette böylesine delice bir şeyi yapabilecek pek fazla insan yoktu.

   「 Kim Dokja düşündü: Yoo Joonghyuk şu anda Gilobat Endüstri Kompleksi’nde. 」

İlk başta saf bir minnettarlık hissettim. Ah! Yoo Joonghyuk aslında düzgün bir insanmış! O pislik beni kurtarmak için endüstri kompleksini yerle bir etmiş! Bir süre fazla düşünmeden heyecanlandım.

Ama düşününce, inanamadım.

O Yoo Joonghyuk beni kurtarmak için Gilobat Endüstri Kompleksi’ne mi girmişti? En başta, Yoo Joonghyuk’un bulunduğum krizden haberdar olması bile tuhaftı. Ne bir takımyıldızıydı ne de bir kanala erişimi vardı. Böyle biri durumumu nasıl bilebilirdi?

Dolayısıyla, Yoo Joonghyuk’un beni kurtarmaya gelmesindense tam tersini yapmış olması daha olasıydı. Onun kimliğine büründüğümü fark etmiş ve beni ölümden beter etmek için Şeytan Diyarı’na gelmişti. Bu sırada bir şeyler ters gitmiş, önce Gilobat Endüstri Kompleksi’ne yönelmiş, gereksiz bir çatışmaya girmiş ve kompleksi altüst etmişti. Bunu yapacak kadar hissettiği öfkenin boyutunu aklım bile almıyordu.

   “İyileşiyorsun. Kıpırdama.”

Tedavi odasında hikâyem üzerinde çalışan Aileen gözlüğünü itip beni azarladı.

Yılgın bir şekilde cevap verdim.

   “Özür dilerim, içgüdüydü. Durumum nasıl?”

   “Şu fiziksel hâlinle saçma sapan konuşma.”

Aileen iç çekti ama ifadesi kötü görünmüyordu.

   “Bunu sadece mucize olarak görebilirim. Yavaş yavaş toparlanıyorsun. Hikâyelerindeki hasar çok büyük, bir süre hareket etmen zor olacak ama... Sanırım iyi olacaksın.”

Belki de ana senaryoya yeniden girdiğim içindi ama nefes alışım bile değişmişti. Sürgüne düşüp tekrar senaryoya dönmenin ne hissettirdiğini yaşamayan anlayamazdı.

   「 Kim Dokja düşündü: İşte bu ‘hikâye’. 」

Sanki sıcak ve devasa bir dünya beni kucaklıyordu. Garip bir şekilde, şimdi gerçekten yaşıyormuşum gibi hissediyordum. Bu ‘hisleri’ kimin tasarladığını düşünmek ürkütücüydü.

   “Kuek...”

   “Kıpırdama!”

Aileen’in sert sesiyle birlikte şiddetli bir sızı geldi.

   [Mevcut hikâye yapılandırman eksik.]

Senaryoya geri dönmüş ve iyileşme sürecine girmiştim ama durum hâlâ ciddiydi. Syswitz Dükü’nü öldürecek kadar hayatta kalmam bile mucizeydi. Bu pervasız bir savaştı. Karakterime hiç uymayan bir davranıştı ve neden böyle davrandığımı da bilmiyordum.

   [Bazı takımyıldızları seni soruyor.]

Üstelik hikâye silahını çağırmıştım; bu da gelecekteki hikâyelerimi oldukça karmaşık hâle getirecekti. Ertelediğim mesaj kaydını açtım.

   [Kanaldaki birçok takımyıldızı performansından büyük ölçüde etkilendi!]

   [3.000 jeton sponsor olundu.]

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri özgüvenine başını sallıyor.]

   [4.000 jeton sponsor olundu.]

Bir miktar bağış vardı. Nedense pek etkilenmedim.

   [20. ana senaryo sona erdi.]

   [Ana senaryo Şeytan Diyarı Devrimi tamamlandı.]

   [Aşırı ana senaryo atlaması nedeniyle ödül gecikiyor.]

   [Ana senaryonun tamamlanmasına bağlı hikâye teslimi beklemede.]

Bazı sorunlar vardı ama senaryo mesajları düzgün geliyordu.

   [Bazı takımyıldızları kimliğini merak ediyor.]

   [Bazı takımyıldızları seni nebulalarına davet etmek istiyor!]

   [Birileri hikâyeni gözlüyor!]

Tanıdık curcuna da başlamıştı. Neden bu kadar telaşlandıkları anlaşılırdı.

   「 Hikâye silahı Pluto. 」

Masal sınıfı takımyıldızları bile dev askeri arzuluyordu. Dev asker, yalnızca Gigantomachia gibi devasa hikâyelerde görülebilecek nadir bir silahtı. Efsanevi bir hikâye olan Fabrika’yı oyuncak gibi ezip geçebilen bir silahtı. Takımyıldızlarının böyle bir şeyi istememesi mümkün değildi.

Bu arada, ‘o’ hâlâ gelmemişti...

   [Takımyıldız Zengin Gecenin Babası seni izliyor.]

...Geldi, Siktir.

   [Takımyıldızı Zengin Gecenin Babası seni izliyor.]

Zengin Gecenin Babası. Neyse ki bana bakmaktan başka bir şey yapmadı. Hikâye silahını kullandığım için kızması normaldi... Hayır, Hades’in bana bakıyor olması başlı başına korkunç bir şey olabilirdi. O, Yeraltı Dünyası’nın kralıydı.

   [Özel yetenek Dördüncü Duvar güçlü bir şekilde etkinleştirildi!]

   [Dördüncü Duvar gülüyor.]

Kahretsin, şu sinsi heriften hiç hoşlanmıyordum.

Elbette masal sınıfıydım ve Hades’in ayak parmaklarına dokunabilecek konumdaydım ancak sorun mevcut durumumdu. Bedenime sarılmış bandajlar mevcut hâlimi temsil ediyordu.

Enkarnasyon bedeni, statümün fenotipiydi. Fenotip mahvolmuştu; bu yüzden takımyıldızı statüm de kaçınılmaz olarak küçülmüştü. Böyle ağır yaralandığım ilk seferdi...

Bir kolumu kaldırmak bile zordu, yine de elimdeki telefon teselli vericiydi. Sırıtırken Aileen kaşlarını çattı ve bandajları sıkıca sardı.

   “...Ona çok uzun süre bakmaman gerektiğini söylemiştim.”

   “Annem de hep böyle derdi.”

   “Mutlak stabiliteni korumalısın.”

   “Benim için buna bakmak mutlak stabilite demek.”

Bilerek açıklama yapmadım. Zaten anlatsam da muhtemelen filtrelenecekti.

   “Syswitz Endüstri Kompleksi ne olacak? Hayır, artık Yoo Joonghyuk Endüstri Kompleksi demeliyiz.”

   “İyi durumda.”

Dük ölmüştü ve kompleks istikrara kavuşma yolundaydı. Tasfiye edilen köleler ve esir alınan soyluların durumu hakkında birçok tartışma vardı ama Aileen iyi idare ediyordu.

Aileen bir süre bana baktıktan sonra sordu.

   “Aslında Yoo Joonghyuk değilsin, değil mi?”

Beklediğim bir soruydu. Başımı salladım.

   “Doğru, değilim.”

   “Ama bu endüstri kompleksinin sahibi artık Yoo Joonghyuk.”

Gerçekten de öyleydi. Mesajlarımda açıkça yazıyordu.

   [Endüstri kompleksinin mevcut sahibi Dük Yoo Joonghyuk’tur.]

Dük Yoo Joonghyuk... O pislik bana teşekkür etmeli.

Aileen’e bakıp söyledim:

   “Dük yakında gelecek.”

Aileen’in yüzünde tuhaf bir gerginlik belirdi.

   “...Yoo Joonghyuk bir şeytan mı?”

   “Şeytan değil ama bazen şeytan gibi hissettirebiliyor.”

Nasıl açıklayacağımı düşündüm ve sonunda şöyle dedim:

   “Bu turda Yoo Joonghyuk iyi biri.”

Aileen ne demek istediğimi anlamadı. Başımı salladım.

   “Senden bir ricam var. Jang Hayoung ile Han Myungoh’u çağırabilir misin? Onlara söylemem gereken bir şey var.”

   “...Anladım.”

Bir krizi atlatmıştım ama bu kelimenin tam anlamıyla sadece ‘bir’ tanesiydi. ‘Devrimci’ senaryosu bitmişti ama sıradaki senaryolar kıyas kabul etmeyecek kadar büyük ölçekliydi.

   [Bazı şeytan krallar eylemlerinle ilgileniyor.]

Dikkatli olmazsam yutulurdum. Bu yüzden bundan sonra adım adım hazırlanmalıydım. Aileen çıkar çıkmaz panel ekranındaki dosyayı tereddütsüz açtım.

   – Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu (İlk Revizyon).txt

Bu, uzun süredir beklediğim Hayatta Kalma Yolları’ydı. Kalbim şimdiden hızla atıyordu. ‘İlk Revizyon’ ne demekti? Üstelik yazar bunu neden bana vermişti?

Ancak dosya hemen açılmadı. Muhtemelen Aileen’in yaptığı telefon yüzündendi. Performansı eski telefonumu özletecek kadar yavaştı. Epey zaman geçtikten sonra dosya zar zor açıldı.

   “...Telefon yavaş değil. Dosya fazla büyükmüş.”

Gerçekten de optimize edilmemiş bir bilgisayarda yüklenmesi gereken süre kadardı. Devasa metin miktarını görünce midem bulandı.

Siktir, bunu nasıl okumuşum ben?

Hikâyenin nerede değiştiğini görebilmem için baştan itibaren yeniden okuyup hafızamla karşılaştırmam gerekiyordu.

İlk on sayfayı okumaya başladım.

...Pek bir değişiklik yok gibiydi?

Metro sahnesiyle ve Yoo Joonghyuk’un eylemleriyle başlıyordu...

Bu bir revizyondu, öyleyse bu pislik neden hâlâ böyleydi? Derken, orijinal Hayatta Kalma Yolları’nda hiç bulunmayan bir cümle ilk kez ortaya çıktı.

   「 Yoo Joonghyuk düşündü: ‘O olsaydı, bunu düşünmezdim.’ 」

Soğuk bir ürpertiyle durdum.

   「 ‘O burada olsaydı, bazı şeyleri biraz farklı değerlendirirdim...’ 」

Bilinçsizce en başa kaydırdım. Telefonun performansı yüzünden metin yer yer karışıyordu ama bunu umursayacak durumda değildim. Kalbimi tuhaf bir ürperti kapladı. Bir şeyi kaçırıyordum.

...İlk sahne aynı mıydı?

Hayır. Tamamen farklı bir başlangıçtı. Hayatta Kalma Yolları’nın birinci bölümünün ilk sayfasına kaydırdım ve sersem bir ifadeyle bakakaldım.

   “...Üçüncü regresyon değil.”

Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu’nun ilk revizyonu. Romanın ilk cümlesini tekrar okudum.

   「 Böylece Yoo Joonghyuk’un dördüncü hayatı başladı. 」

İlk revizyon, Yoo Joonghyuk’un dördüncü regresyonundan başlıyordu.

   「 Yoo Joonghyuk’un aklına bir düşünce geldi. 」

   「 Bu turda o adam yok. 」

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

220   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   222