
226.Bölüm: 42.Kısım – Asmodeus (6)
_____________________________________________
Ellerim titriyordu, yine de derin bir nefes alıp kendimi toparladım. Hayır, Yoo Joonghyuk ölmüş olamazdı. Her şeyden önce dikkatimi çeken mesaj bunun kanıtıydı.
[Şu anda bir sonraki ana senaryoyu bekliyorsun.]
Mantıklı düşünürsek Yoo Joonghyuk’a sürgün cezası verilmemeliydi. Çünkü tıpkı benim gibi onun da yeni bir senaryoya girmiş olması gerekirdi. Kişisel senaryolarda bazı farklılıklar olabilse de o da benimle aynı anda bir dük olmuştu. Bu da Yoo Joonghyuk’un da benim gibi bir ‘şeytan kral adayı’ olduğu anlamına geliyordu.
[
<Yıldız Akışı> sistemindeki bir hata nedeniyle ödüllerde gecikme yaşanıyor.]
Ama şu mesaj da vardı. Yıldız Akışı’nda ‘başkasının kimliğine bürünerek’ bir hikâye ya da başarım elde etmek çok nadir bir şeydi. Bu sefer Yoo Joonghyuk ve ben birbirimizin kimliğine bürünmüş ve başarıları birbirimizin adıyla kazanmıştık.
Ya Yıldız Akışı’nın ana senaryosu bu yüzden karıştıysa? Ben ana senaryoya sorunsuz şekilde girdim ancak Yoo Joonghyuk giremediyse? Sürgün cezasının başlamasının nedeni bu olabilir miydi?
“İyi misin?”
“...Bir bardak su var mı?”
Aileen bana bir an inanmaz gözlerle baktı.
“Ben yokken kateteri yine çekip çıkarma.”
Aileen odadan çıktı, durumu sakin bir şekilde tekrar değerlendirdim. Sakin kalmalıydım. Yoo Joonghyuk’un gerçekten ölüp ölmediği belli değildi. Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı serbest bırakılmadan hemen önce başlayan sürgün cezası yüzünden ölmüş olması muhtemeldi ama Yıldız Akışı’nda kesinlik diye bir şey yoktu. Önce Yoo Joonghyuk’un gerçekten hayatta olup olmadığını doğrulamam gerekiyordu.
“Biyoo.”
Biyoo kanalı Gilobat tarafına doğru genişletmişti. Biyoo yardım ederse bir takımyıldızının gözlerinden o bölgeyi görebilirdim.
“Biyoo. Beni duyuyor musun?”
Bir şey mi olmuştu? Biyoo’dan cevap gelmedi. Diğer takımyıldızlarının mesajlarını da duyamıyordum. Bir an içimi huzursuzluk kapladı. Ben yokken Biyoo’ya bir şey mi olmuştu?
...Huh? Sessizce dinleyince, yakınımda Biyoo’nun nefes aldığını duydum. Şeffaf bedeni göğsümün üzerinde uzanmış, derin bir uykuya dalmıştı.
Rahatlayarak iç çektim. Biyoo’ya bir şey olmuş olsaydı gerçekten yıkılırdım.
“...Özür dilerim.”
Biyoo’nun başını okşadım. Hayatta Kalma Yolları’na göre yeni doğmuş bir dokkaebi en az yarım gün uyumak zorundaydı. Ben uyurken onun da uyuyakalması normaldi.
Biyoo aşırı çalışmaktan gücünü tüketmişti.
İkinci yöntemi denemeye karar verdim.
[Özel yetenek
Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı etkinleştirildi!]
Ardından şakaklarım zonklamaya başladı.
[Birikmiş hasar nedeniyle yetenek iptal edildi.]
…Kahretsin, bu da işe yaramadı. Görünüşe göre Yoo Joonghyuk’la olan bağlantım koparken büyük bir darbe almıştım. Sonunda tekrar telefonu elime aldım. Hayatımda ilk defa kendimi bu kadar çaresiz hissediyordum. Yoo Joonghyuk’un ölü mü diri mi olduğunu bilmiyordum ve yapabildiğim tek şey romanı okumaktı.
Hayır, böyle düşünme. Kim Dokja, kendine gel. Şimdiye kadar bu roman sayesinde hayatta kaldın.
Dudaklarımı ısırıp Hayatta Kalma Yolları’nı tekrar açtım. Her şey bu hikâyeden kaynaklanmıştı. O hâlde cevap da bu hikâyenin içindeydi.
[Nitelik etkisi ‘okuma hızını’ arttırıyor!]
Gözlerimi kocaman açarak tek bir kelimeyi bile kaçırmadan okumaya başladım.
「 “O zamanlar, Şeytan Kral Asmodeus’u destekliyormuş gibi yapmamalıydık.” 」
Bu cümleyi, bu sefer Yoo Joonghyuk’la benim Asmodeus’u destekliyormuş gibi yaptığımız şeklinde yorumlamak zordu. Onu kandırmış olabilirdim ama yine de bir noktada bizimle iş birliği yapacağı anlamı vardı. Sadece bu cümleye bakarak Yoo Joonghyuk’un öldüğünden emin olamazdım.
13. Tur.
14. Tur.
...
Yoo Joonghyuk’un regresyonları devam etti. Öncekilere göre daha uzun sürüyordu ancak sürekli tekrarlanan regresyonlar ruhunu yavaş yavaş yıpratıyordu.
「 ‘Zor.’ 」
18. Tur.
「 ‘Artık bırakmak istiyorum.’ 」
21. Tur.
「 ‘Kahretsin, kahretsin, kahretsin!’ 」
…
Yoo Joonghyuk’un umutsuzluğunu okurken benim kalbim de yanıyordu. Zaman geçtikçe Yoo Joonghyuk tekrar eski karamsar hâline döndü.
Her regresyonda yalnızca kendini düşünme prensibiyle hayatta kalan bir regresör.
「 ‘Hiçbir şeyi değiştiremem.’ 」
Geriledi, geriledi ve tekrar geriledi. Romanın ikinci yarısında, daha önce okuduğum Hayatta Kalma Yolları ile büyük bir fark yoktu. Etkilediğim ilk yarı dışında Yoo Joonghyuk yine benzer hatalar yapıyor ve benzer eğilimlere geri dönüyordu.
「 ‘Kahretsin, birkaç kez daha...’」
Yoo Joonghyuk ile birkaç ay geçirmiştim ancak roman üzerinde yaratabildiğim etki sadece bu kadardı. Hayal kırıklığı içindeki Yoo Joonghyuk’a elimi uzatmak istiyordum fakat Yoo Joonghyuk ulaşamayacağım bir yerdeydi. 25. Tur, 26. Tur, 27. Tur… Yoo Joonghyuk regresyonları sürekli tekrar ediyordu, okumayı bırakmak zorunda kaldım.
Okuması acı vericiydi. Orijinal Hayatta Kalma Yolları zaten böyle bir hikâyeydi. 3149 bölümü nasıl okuyabilmiştim?
Düzensizleşen nefesim yüzünden göğsüme yapışmış olan Biyoo huzursuzca kıpırdanıyordu. Sayfa numarasını aklımda tutup ekranı en alta doğru kaydırdım. Şu an bu hikâyeyi takip etmek ağır gelebilirdi ama önce kontrol etmem gereken bir şey vardı.
Yoo Joonghyuk ilk revizyonda düzgün sona ulaşmış mıydı? Yazar epiloğu yazmış mıydı?
Telefonun zayıf performansı yüzünden ekran kaydırırken sürekli takılıyordu. Ne kadar süre aşağı kaydırdım bilmiyorum. Sonunda orijinal sonun olması gereken yere ulaştım. Ancak orada yalnızca kocaman bir boşluk vardı.
「 Şu anda düzenleniyor. TT TT 」
Tek satırlık bir mesajdı. İki farklı duygu tarafından sürüklendim.
“…Haha.”
‘Düzenleniyor’ kelimesinin arkasındaki emoji beni sinirlendirmişti ama bu mesajdan doğan bazı ihtimaller beni heyecanlandırıyordu. Bu hikâye hâlâ değiştirilebilirdi. Yoo Joonghyuk ölmüş olsa bile bir yolu vardı. Bir şekilde onu bu regresyona geri getirmeliydim.
Kararlı bir şekilde sayfaları kaydırmaya devam ettim. Ardından son kısımdan hemen önce yazılmış cümleler dikkatimi çekti.
「 Senaryonun sonundan önce Yoo Joonghyuk sayısız ölüm anısını hatırladı. 」
「 ‘Üçüncü turda Asmodeus ile ilk karşılaştığımda neredeyse ölüyordum.’ 」
Kafamda bir sürü düşünce dolaşıyordu.
...Huh? Bekle. Şu anda üçüncü turdayız...
Kapı çalındı, başımı kaldırınca Mark’ı gördüm. Uyanık olduğumu görünce el salladı.
“D-Devrimci! Uyanmışsın? Rahatladım.”
“Ne oldu?”
“Bir şey yok. Sadece seni görmeye gelen biri olduğunu söylemek için geldim.”
Meşguldüm ve ona sonra gelmesini söyleyecektim ancak Mark konuşmaya devam etti.
“Sanayi kompleksinin sahibi seni arıyor.”
“Ha?”
“Sanayi kompleksinin sahibi seni ziyarete geldi.”
Ne demek istiyordu? Sanayi kompleksinin sahibi ben değil miydim?
“Çekil kenara.”
Hemen ardından biri Mark’ı iterek odaya girdi. Sadece orada durması bile ortamın havasını değiştiren bir varlıktı.
Ağzım açık şekilde adama boş boş baktım. Öldüğünü sandığım Yoo Joonghyuk karşımda duruyordu.
_____________________________________________
Kendime gelmem biraz zaman aldı. Bu sırada geri dönen Aileen bizi bir kez süzüp masayı düzenledikten sonra sessizce çıktı. Donup kalmış Mark da ortamdan uzaklaştı. Etraf sessizleşince ilk ben konuştum.
“Buraya ne zaman geldin?”
“İki gün önce.”
Son 10 dakikadır panik yaptığım için kendimden utandım. Öldüğünü düşünüp türlü sanrılar kurarken, endişelendiğim adam aynı endüstri kompleksinde dolaşıyormuş.
“...Nasıl hayatta kaldın? Hayatta kalman mümkün değildi.”
“Biraz yardım aldım.”
“Kimden? Sponsorundan mı?”
“O herif bana bir kez bile yardım etmedi.”
Yardım istemiştim ama gerçekten yardım edeceğini düşünmemiştim.
Hayatta Kalma Yolları’nın başından sonuna kadar yaptığı tek şey Yoo Joonghyuk’un regresyon geçirmesini sağlamaktı. Yoo Joonghyuk’un yaraları iyileşmişti ve oldukça sağlıklı görünüyordu.
“Bir takımyıldızı bana yardım etti.”
“Bir takımyıldızı mı? Hangisi?”
“Detayları bilmen gerekmiyor.”
“Karşılığında ne verdin? Hiçbiri bedavaya yardım etmez.”
“Sadece küçük bir ceza aldım.”
“Ceza mı?”
“Şeytan Diyarı senaryosu bitene kadar her gün 10 dakika ortadan kaybolacağım.”
“Kaybolacak mısın? Bu da ne demek?”
“Öyle bir şey işte. Her neyse, artık ana senaryoya girdim ve senaryo hatası da çözüldü. Bu yüzden endişelenecek bir şey yok.”
Yoo Joonghyuk konuşurken yüzündeki ifade, bir sorunu çözmüş gibi görünüyordu. Bu biraz rahatsız ediciydi. Bir hafta boyunca uyumuştum ve Yoo Joonghyuk benimle ilgisi olmayan birinin yardımıyla hayatta kalmıştı. Sonra da endüstri kompleksinin yöneticiliğini tamamlamak için buraya gelmişti.
“…”
Belki de Yoo Joonghyuk’la böyle konuşmak nadir olduğu içindi. Tedavi odasını garip bir sessizlik doldurdu. Yoo Joonghyuk çay içerken boş boş masaya bakıyordu.
Ona neden buraya geldiğini sormak istiyordum. Bundan sonra ne yapacağını sormak istiyordum. Ama ağzımdan tamamen farklı sözler çıktı.
“Diğerleri... iyi mi?”
Aslında Yoo Joonghyuk bunu bilemezdi. O, kafası sadece senaryolarla dolu biriydi. Böyle biri başkalarının ne yaptığını umursamazdı. Bilerek ona biraz söylenmek istemiştim. Lütfen hayatını tek başına yaşama... Böyle yaşarsa senaryonun sonuna asla ulaşamazdı. Aslında söylemek istediğim şey buydu. Ama…
“Lee Hyunsung orduya gitti.”
Yoo Joonghyuk konuşmaya başladı.
“Jung Heewon ve Lee Jihye yeni enkarnasyonları eğitiyor. Gelecekteki felaket senaryolarına hazırlanmak için güçlerini artırıyorlar.”
“...Ha?”
“Yoo Sangah ve Han Sooyoung hükümet yetkilileriyle iletişim kuruyor.”
“İkisi birlikte mi?”
Yoo Joonghyuk’un bu kadar çok konuştuğunu ilk kez görüyordum. Belki de bu yüzden onun hikâyesine kapılmıştım.
“Gong Pildu Seongnam’da devasa bir kale inşa etmek için arazi satın aldı. Gerçekten kral olduğunu düşünüyor gibi.”
“Haha, o ahjussi gerçekten…”
“İki çocuk da iyi. Görünüşe göre sıkıldıkları her seferde yazı tura atıyorlar.”
Yoo Joonghyuk tekdüze sesiyle konuşmaya devam ederken büyülenmiş gibi dinliyordum. Bazı hikâyeleri anlamak kolaydı, bazılarını anlamak biraz zaman alıyordu. Ama hepsi tanıdığım insanların hikâyeleriydi. Sevdiğim insanlar, var olmadığım bir yerde hayatlarına devam ediyorlardı.
Dinledikçe tuhaf bir tatlılık, hüzün ve özlem hissettim.
“Herkes hayatını yaşamakla meşgul.”
Hikâyenin sonunda tuhaf bir yalnızlık hissettim. Anlıyorum. Herkes gayet iyi yaşıyordu.
[Özel yetenek
Dördüncü Duvar titriyor.]
Bu hikâyenin bir ‘dışarıdan geleni’ olduğumu fark ettim.
「 25. Regresyonda Yoo Joonghyuk şöyle demişti: ‘Hiçbir şeyi değiştiremem.’ 」
Ben olmasam da insanlar senaryolara devam ediyordu. Tıpkı Yoo Joonghyuk’un regresyonları tekrar tekrar yaşaması gibi. 4., 5., 6. Turlar… Kolayca unutulabileceğim sonsuz bir hikâyeye dönüşüyordu. Bu sırada insanlar sona doğru ilerlemeye devam edecekti. Bu doğaldı. Belki de gerçekten doğaldı ancak bunu hatırlamak içimi acıttı.
Dudaklarımı ısırıp bir şey söylemeye çalıştım. Sevindim... Ama bu kelimeler ağzımdan çıkmadı. Tam o sırada Yoo Joonghyuk’un sesi duyuldu.
“Ayrıca herkes senin hikâyeni anlatıyor.”
Bu sözleri duyunca yavaşça başımı kaldırdım. Yoo Joonghyuk’un yüzü hâlâ ifadesizdi.
“Çok anlatıyorlar. Senin hikâyeni.”
İki elimle gözlerimi kapatırken hafifçe gülümsedim. Dışarıdan belli olmuyordu ama gülümsediğimi söylemek istiyordum. Ellerimin oluşturduğu küçük karanlığın içinde Yoo Joonghyuk’un çay içerkenki sesi tekrar duyuldu.
“Dünyaya dönelim, Kim Dokja.”
+
Çeviri: Sansanson