
225.Bölüm: 42.Kısım – Asmodeus (5)
_____________________________________________
“Ne komik. Daha bir ‘şeytan kral’ bile değilim. Henüz sahip olmadığım bir dev hikâyenin payını nasıl verebilirim ki?”
Asmodeus cevap verdi.
“Yardım edersem verebilirsin.”
Asmodeus’un yüzünde kibirli bir özgüven vardı. ‘Şeytan kral olmak’ sanki son derece basit bir şeymiş gibi duran bir ifadeydi.
Yüzüne baktım ve devam ettim.
“...Peki. Şeytan kral olursam bir pay veririm.”
Tam o anda gökyüzündeki yıldızlar parlamaya başladı.
[Birkaç takımyıldızı kararından büyük hayal kırıklığı duyuyor.]
[Takımyıldızı
Altın Başlığın Esiri sıkıntılı gözlerle sana bakıyor.]
[Cinsiyet değiştirmeyi seven takımyıldızı cinsiyetini değiştirmek istiyor.]
Beklediğim gibi takımyıldızları güçlü bir tepki gösteriyordu. Ama şu anda başka çarem yoktu. Asmodeus’a karşı kaybetmememin bir yolunu bilmediğim sürece, onu doğrudan karşıma alamazdım.
Asmodeus cevabımdan memnun görünerek güldü.
“İyi düşündün. Ne kadar pay vereceksin?”
“%30.”
Yüzünden hafif bir hayal kırıklığı geçti.
“Bu çok az.”
“Biraz fazla açgözlü olduğunu düşünmüyor musun?”
“%50. Ve anlaşmayı burada yaz.”
Ne utanmaz bir sahtekâr. Bir dev hikâyenin yarısını verirsem, Asmodeus’un izni olmadan o hikâyenin gücünü bile kullanamazdım. Başımı kesin bir şekilde salladım.
“Bu anlaşmayı imzalayamam.”
“Neden?”
Çakıl taşları havaya yükselmeye başladı. Bu apaçık bir tehditti. Ama böyle bir şeyden korkup geri adım atacak olsaydım buraya hiç gelmezdim. Gökyüzüne bakarak konuşmaya devam ettim.
“Payı sadece sana vermeyeceğim.”
Sözlerim üzerine derin bir sessizlik çöktü. Asmodeus’un yüzü boştu. Ne demek istediğimi anlamamıştı. Etrafımdaki yıldızlar nefeslerini tutmuş açıklama bekliyordu.
“Dev hikâyenin %30’u rekabetçi pay olarak açığa çıkarılacak.”
“...Rekabetçi pay mı?”
“Yani bana yardım eden herkes o paylardan bir kısmını alabilir. Ne kadar alacakları tamamen hikâyeye yaptıkları katkıya bağlı olacak.”
Gökyüzünden üzerime yönelen bakışlar birer birer değişmeye başladı.
[Takımyıldızı
Altın Başlığın Esiri ilgili bir ifade takınıyor.]
[Birkaç takımyıldızı sözlerini duyduktan sonra açgözlülüğe kapılıyor!]
‘Rekabetçi pay’, ortaya koyabileceğim son kozdu. İleri giderken yanımda bir canavar taşımak zorundaysam, canavar seçimini genişletmek daha iyiydi. Niyetimi fark eden Asmodeus’un yüzü sertleşti.
“...Kandırıldım.”
“Yalan söylemedim.”
Havada süzülen çakıl taşları bana, daha doğrusu Yoo Joonghyuk’a, doğru fırladı. Bu kolayca engellenemeyecek güçlü bir saldırıydı. Eskiden olsaydı zor olurdu ama artık yalnız değildim.
Havada uçan taşlar görünmez eller tarafından yakalandı.
[Birkaç takımyıldızı
Şehvet ve Öfkenin Şeytanı’na bakıyor.]
Sonuçta bir dev hikâye için rekabetçi pay ilan etmiştim. O payları hedefleyen takımyıldızları Asmodeus’un istediğini yapmasına izin vermezdi. Asmodeus dişlerini sıktı. Ancak o bile bu yerde çok sayıda takımyıldızına karşı olasılık harcamak istemiyordu. Üstelik aralarında oldukça güçlü biri vardı.
[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri,
Şehvet ve Öfkenin Şeytanı’na dik dik bakıyor.]
Asmodeus bir süre havaya baktı, ardından gücünü geri çekti. Destekten yoksun kalan taşlar parçalanarak yere düştü.
[Şeytan kral
Şehvet ve Öfkenin Şeytanı senden hayal kırıklığına uğradı.]
Asmodeus korkutucu bir ifadeyle konuştu.
“Hata yaptın. Şeytan kral olacak kişi sen değilsin. Sadece önemli bir fırsatı çöpe attın.”
Ses tonu, bu fırsatı istediği anda başka birine verebileceğini ima ediyordu. Gerçekten de Asmodeus başka biriyle iş birliği yaparsa işler karmaşıklaşabilirdi. Yine de geri adım atmadım.
“Bence fırsatı çöpe atan kişi ben değilim, sensin.”
Asmodeus’un neden özellikle beni seçtiğini düşündüm. Mantık açısından bakıldığında onun için Bercan ya da Melledon ile ittifak kurmak çok daha avantajlıydı. Ben bir insandım ve üstelik bir takımyıldızıydım, Melledon ve Bercan ise şeytanlardı.
Yine de Asmodeus elini önce bana uzatmıştı. Bunu yapmasının mutlaka zorlayıcı bir nedeni olmalıydı. Gerçekten de teklifini reddettiğimde Asmodeus’un yüzünde hafif bir gerginlik belirmişti.
“...Cidden rahatsız edici. Benim bir şeytan kral olduğumu bilmiyor musun?”
Büyük bir şeytan bu tür bir ifade takınıyordu. Hayatta Kalma Yolları açısından bakıldığında bu son derece nadir görülen bir manzaraydı. Yavaşça başımı salladım.
“Şeytan kral ya da takımyıldızı olman fark etmez. Ben sadece hikâyemin en iyi hikâye olmasını istiyorum.”
“En iyi hikâye mi?”
“Gurme Derneği’ne ait olduğuna göre ne demek istediğimi biliyor olmalısın.”
Asmodeus’un ifadesi, özellikle söylediğim sözler üzerine değişti. Yüzünde hem şaşkınlık hem de memnuniyet vardı. İnsanların tarif etmekte zorlanacağı bir ifadeyle bana baktı ve birkaç düzine saniye sonra ağzını açtı.
[..Bir aday, bir şeytan kralın yemek pişirme yeteneklerini mi test edecek...?]Üzerime yönelen korkunç öldürme niyeti karşısında nefesimi tuttum. Sanki bölgedeki tüm zaman ve mekân şeytan kralın elindeymiş gibiydi. Şaşkına dönen takımyıldızları ışıklarını sıkıştırarak yaymaya çalıştı, ama etraflarını saran karanlık o kadar yoğundu ki güçleri bana ulaşamadı.
Bu, bir şeytan kralın gerçek gücüydü. Asmodeus gerçekten tüm gücünü burada kullansaydı, Büyük Bilge, Cennetin Dengi’nin varlığına rağmen ben ve Yoo Joonghyuk’un yok olacağından emindim. Şu anda bu gücü bir kanıt ve uyarı olarak gösteriyordu.
[Şeytan Kral
Asmodeus sana karşı hafif bir hoşnutluk gösteriyor.]
Bu, beni istediği anda öldürebileceğini söyleyen bir uyarıydı. Karanlığın içinden Asmodeus’un kahkahası duyuldu.
[Hoşuma gitti. Bugünlük gidiyorum.]Neyse ki durum kapanıyor gibi görünüyordu. Asmodeus’u destekliyor gibi davranmamıştım ve o da hikâyedeki payını tek taraflı kaybetmemişti. Yani hâlâ her şeyi değiştirecek alan vardı...
[Fakat gitmeden önce çöpleri temizlemeliyim.]Asmodeus parmaklarını hareket ettirdi ve göğsümden patlayıcı bir ses geldi. Bu, bir peluşun patlama sesiydi. Kalbimin çevresinde zonklayan bir acı hissetsem de Yoo Joonghyuk’un bedeni görünürde herhangi bir hasar almadı.
Asmodeus’un bedeni kül olup dağılırken son sözlerini bıraktı.
[Şu şeyin gözümün önünde dolaşmasına tahammül edemem.]Kaybolan Asmodeus’a baktım ve aceleyle göğsüme dokundum.
“...Uriel?”
Çoktan parçalanmış hâlde olan Uriel peluşunu çıkardım. Kısa bir süre sonra bebeğin içinden bir şeyin koptuğunu hissettim.
Yoo Joonghyuk’un gözlerinin önünde yükselen mesajlar gördüm.
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı ile olan bağlantı geçici olarak kesildi.]
[Kişisel senaryo otomatik olarak sonlandırıldı.]
Yoo Joonghyuk’un buraya nasıl geldiğini şimdi anlayabiliyordum. Nedenini bilmiyordum ama Uriel ona Şeytan Diyarı’na gitmesi için kişisel bir senaryo vermişti. Yoo Joonghyuk bu senaryoyu kabul etmiş ve buraya gelmişti. Sorun şu ki, senaryo zorla sonlandırılmıştı.
Derimin etrafında kıvılcımlar belirmeye başladı. Ne olacağını hemen anladım.
“Uriel! Uyan!”
Peluşu çaresizce sallasam da Uriel’den hiçbir tepki gelmedi. Sembolik beden aşırı derecede hasar görmüştü ve onunla olan bağlantı zorla kesilmişti.
“Siktir.”
Yoo Joonghyuk’un sert bedeninde çatlaklar yayılmaya başladı.
[Ana senaryodan ayrıldın.]
Aceleyle etrafa baktım. Bu böyle devam edemezdi. Bu gidişle Yoo Joonghyuk kesinlikle ölecekti.
[Sürgün cezası başladı.]
Benim durumumdan farklıydı. Yoo Joonghyuk’ta Dördüncü Duvar yoktu. Sürgün olduktan sonra onu koruyacak kimse yoktu.
“Hey! Kim olursa olsun!”
Gökyüzüne doğru aceleyle bağırdım. Ancak Yoo Joonghyuk’un bedeni parçalanıyor ve sesim çıkmıyordu. Bacaklardan başlayan çatlaklar boynuna kadar yayıldı ve ses tellerini felç etti.
Bu, gece göğündeki takımyıldızlarından yardım istememi engelleyen bir cezaydı. Tüm evren sanki Yoo Joonghyuk’un hikâyelerini elinden alıp onu öldürmek istermiş gibi yoğun bir şekilde ölümünü diliyordu.
...Buraya kadar mıydı? Buna izin veremezdim. Yoo Joonghyuk burada ölürse her şey biterdi.
Bir saniyeden kısa bir sürede Hayatta Kalma Yolları’nın sayfaları zihnimden geçti. Sayısız sayfalardaki harfler bana doğru uçtu, onlara uzandım. Evet, tek yol buydu. Bu, benim sahip olmadığım bir şeydi ama Yoo Joonghyuk farklıydı. Ondan yardım istemek zorunda kaldım.
[Takımyıldızı
Kurtuluşun Şeytan Kralı, Yoo Joonghyuk’un sponsoruna bakıyor.]
Gerçek sesimi kullanmak istiyordum ama artık gücüm kalmamıştı. Yapabildiğim tek şey, Hikâyemin o varlığa ulaşmasını ummaktı.
[Enkarnasyon
Yoo Joonghyuk’un sponsoru sana bakıyor.]
Devasa bir varlık bana bakıyordu. Biraz tanıdık ancak aynı zamanda yabancıydı. Ağzımı açamadan üzerime bir karanlık çöktü.
[Özel yetenek
Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı 3. Aşama zorla serbest bırakıldı.]
_____________________________________________
Karanlıkla kaplı bir alan. Bu deneyimi daha önce bir kez yaşamıştım. Ne zamandı? Takımyıldızı ziyafetinden çıktığımda olmuştu.
【 ■■… 】
【Nasıl değiştirilir...】
【... Hayır.】
Kahretsin, bu da ne demek—
_____________________________________________
“Haah!”
Bir anda doğruldum ve kusacakmış gibi nefes nefese kaldım. Kalbim deli gibi atıyor, boynumdan çatırdayan bir ses geliyordu. Gözlerim yaşla dolmuştu.
Hayattaydım. Daha doğrusu beni kurtaran kişi Aileen olmuştu.nAma rahatlamaktan çok daha büyük bir çaresizlik hissediyordum. Boğuk bir sesle tedavi odasının dışına doğru bağırdım.
“Aileen!”
Dışarıda bekleyen Aileen sesimi duyar duymaz içeri koştu. Kateteri çıkardığımı görünce yüzü bembeyaz kesildi. Ellerini üzerimden silkeleyip bağırdım.
“Çabuk beni kaldır. Gilobat Endüstri Kompleksi’ne gitmem gerekiyor.”
“Ne diyorsun sen? Daha yeni uyanmış birinin—”
“Zaman yok, çabuk!”
Aklımdan onlarca düşünce geçti. Önce Büyük Bilge, Cennetin Dengi’nden yardım isteyelim. Olmadı Hermes’i çağıralım. Hoşuma gitmese de gerekirse hikâyedeki payları kullanarak bir iyilik isteyebilirdim. Sadece hemen Gilobat’a ulaşmam gerekiyordu.
Henüz çok geç değildi. Şimdi gitmeliydim—
“Bir haftadır komada olan birinin bunu yapmasına imkân yok! Vücudunun dengelenmesi için en az bir hafta daha dinlenmen gerekiyor!”
“...Ne?”
Kalbim durmuş gibi hissettim. Sanki işitsel bir halüsinasyon duymuş gibiydim. Okuduğum dünya yıkılıyordu. Yerini kaybeden harfler üzerime doğru baskı yapıyordu.
“...Ne kadar zaman geçti?”
“Bir hafta. Bir haftadır baygındın.”
Boş gözlerle yere baktım. Sonra Aileen’in yaptığı telefonu aldım. Paneli açıp dosyayı kontrol ettim.
– Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu (İlk revizyon).txt
Metnin başlığı değişmemişti. İkinci revizyon gelmemişti ve Yoo Joonghyuk’un satırları hâlâ aynıydı.
Hiçbir şeyin değişmediğini fark ettiğim anda umutsuzluk çöktü. Gerçekten mi? Yoo Joonghyuk... cidden öldü mü?
+
Ceviri: Sansanson