
228.Bölüm: 43.Kısım – Göğü Yaran Kılıç Azizi (2)
_____________________________________________
[Bu endüstri... kompleksinin yeni efendisi... kim?]Devasa bir ses duyuldu, Yoo Joonghyuk ile aynı anda pencereye baktık. Gürültülü sokaklara bakılırsa gerçek sesin kullanılması insanlar için oldukça zorlu görünüyordu. Yoo Joonghyuk alçak bir sesle mırıldandı.
“Papirüs’ten bir takımyıldızı.”
“Son Firavun ise, muhtemelen o kadındır, değil mi?”
Başında eski, altın bir taç bulunan dev bir mumya vardı. Yüksek burnu dışında her yeri bandajlarla kaplıydı. Tam da Hayatta Kalma Yolları’nda okuduğum gibiydi. Bu bedenin Kleopatra’ya, Mısır’ın son firavununa ait olduğu açıktı.
[Yoo Joonghyuk... Kim?]Gerçek ses bir kez daha endüstri kompleksi boyunca yankılandı. Gerçekten etkileyiciydi ancak ikimiz de cesaretimizi kaybetmemiştik. Kleopatra en fazla tarihsel sınıf bir takımyıldızıydı. Artık ne ben ne de Yoo Joonghyuk büyük takımyıldızlarından kolayca korkmuyorduk.
“Yoo Joonghyuk. Kazanabilir misin?”
Şu an vücuduma asılı duran hikâye paketleri yüzünden karşı koyamayacağım bir rakipti.
Yoo Joonghyuk başını salladı.
“Şu anda imkânsız. Yakında zamanı gelecek.”
“Cezadan mı bahsediyorsun? Günde 10 dakika kaybolduğun şu şey?”
Yoo Joonghyuk cevap vermedi. Bunu onay olarak kabul edip tekrar Kleopatra’ya baktım.
“O zaman o kişi...”
“Hiçbir şey yapmayacak.”
“Neden?”
“Çünkü Şeytan Kral Seçimi henüz başlamadı.”
Doğal olarak, senaryoya dahil olmayan takımyıldızlarının enkarnasyon bedenleri olasılık tarafından kısıtlanıyordu. Dev hikâye açılmadığı sürece özgürce hareket edemezlerdi. Yine de...
“Hey, Asmodeus’u çoktan unuttun mu?”
“Herkes Asmodeus gibi davranamaz.”
Onu ben de biliyordum. Çünkü Şeytan Diyarı’nda şeytan kralların kısıtlamaları takımyıldızlarına göre çok daha azdı. Sorun şu ki takımyıldızları bu kısıtlamaları aşmak için ek olasılık tüketebilirdi.
“Kleopatra Papirüs’ün üyesi değil mi? Nebulanın olasılığını ödünç alırsa…”
“Kim Dokja. Onların sana ne yaptığını çoktan unutmuşsun.”
“Ne?”
Yoo Joonghyuk cevap veremeden Kleopatra’nın sesi havada yankılandı.
[...Endüstri kompleksinin yeni hükümdarına söyleyin. Şeytan Kral Seçimi’ne katılırsa... kesinlikle ölecek.]Bu sözlerle birlikte Kleopatra’nın bedeni yok olmaya başladı. Dev bir kum kalesinin çökmesi gibi, bedeni tekrar toza dönüştü.
[Aklınızda bulunsun... Papirüs asla... ikinci bir kez uyarmaz.]Peki o zaman neden bu kadar nazikçe gidiyorsun? Bu tuhaftı. Normalde yüzlerce enkarnasyonu öldürmeden gitmezdi.
Yoo Joonghyuk bana acır gibi konuştu.
“Unuttun mu? Sana kaderi zorla dayattılar.”
“Ah.”
Hatırladım. Böyle bir şey vardı. Papirüs, Vedalar ve Olimpos bana kaderi zorla dayatmak için devasa miktarda olasılık kullanmıştı. Kleopatra’nın bu kadar kolay kaybolmasının sebebi buydu. Artık olasılıkları tükenmişti.
Yoo Joonghyuk kendine özgü kasvetli sesiyle konuştu. “Şeytan Kral Seçimi’nden önce biraz zaman kazandık.”
Başımı salladım. En azından şimdilik takımyıldızları bize saldırmayacaktı.
Mesaj kayıtlarını kontrol ettim.
[
Şeytan Kral Seçimi şu anda hazırlanıyor.]
[Kalan hazırlık süresi: 28 gün 17 saat 12 dakika.]
Tahminim doğruysa Şeytan Kral Seçimi 21. İle 24. Senaryoları kapsayacaktı. Dev bir hikâye olduğu için senaryoları ‘yutması’ doğaldı.
Kalan süreyi ölçüp söyledim.
“İkimiz yeterli değiliz.”
“Biliyorum.”
Şeytan Kral Seçimi başladığında takımyıldızları buraya akın edecekti. Tarihsel sınıf takımyıldızları belki en güçlüleri değildi ama yine de normal enkarnasyonlardan çok daha güçlüydüler. Üstelik sayıları arttığında yalnızca Yoo Joonghyuk ve benim baş etmemiz imkânsız olacaktı.
“Bir fikrin var mı?”
Yoo Joonghyuk başını salladı. Dünya’dan müttefiklerimizi getirmek mümkün olabilirdi ama Lee Hyunsung ve Jung Heewon hâlâ aşkınlar veya takımyıldızlarıyla savaşacak kadar güçlü değildi. Kişisel ve ana senaryolar arasında gidip gelerek güçlenmeleri gerekiyordu. Gerçek güç yönetimi ancak daha sonraki senaryolarda mümkün olacaktı. Şu anda hemen kullanabileceğim müttefikler bulmam gerekiyordu.
“Burada herhangi bir müttefik topladın mı?”
“Ah, var aslında...”
Düşününce, Jang Hayoung neredeydi? Ağrıyan bedenimi çevirip etrafa baktım.
“Onu ekip üyeleri aramaya gönderdim. Artık sonuç alması gerek…”
“Hazır ol. Birazdan gidiyorum.”
Nereye gittiğini soramadan Yoo Joonghyuk gözlerimin önünden kayboldu.
_____________________________________________
Planımı kurup bandajlarımı düzelttikten sonra tedavi odasından çıktım. Aileen iki hafta daha dinlenmem gerektiğini söyledi ama belki de rahatlamış olduğumdan fiziksel durumum o kadar da kötü değildi.
[Nitelik,
Lamarck’ın Zürafası iyileşme etkisini artırdı.]
...Ah, demek ki niteliğin etkisiydi. Dışarı çıkıp esnerken telaşlanan Aileen hemen yanıma koştu. Ağzını açamadan sözünü kestim.
“Merak etme. Onun yerine şunu iyileştirebilir misin?”
Aileen Uriel’in peluşunu aldı ve başını eğdi.
“...Bu nedir?”
“Bir takımyıldızının sembolik bedeni.”
Aileen şaşkınlıkla peluşu yere düşürdü. Hemen tekrar yerden aldı ve sordu.
“...Düşürdüğüm için ceza alır mıyım?”
“Endişelenme, o iyi bir takımyıldızıdır. Lütfen sağlam şekilde tamir et.”
“İyi bir takımyıldızı.”
Kulağa garip gelen bir ifadeydi ama başka takımyıldızlardan değil, Uriel’den bahsediyordum.
Kısa bir yürüyüş yapacağımı söyleyip endüstri kompleksinin sokaklarına çıktım. Endüstri kompleksinin sokakları loş bir ışıkla aydınlanmıştı ve eskisinden farklı görünüyordu.
Birkaç kişi beni tanıyıp hafifçe başını salladı. Yüzlerinde daha önce görmediğim bir canlılık vardı. Belki de bu, yaşamaya karar vermiş insanların ifadesiydi.
“Hey Yoo Joonghyuk! Uyandın mı?”
Arkamı döndüğümde birinin bana doğru koştuğunu gördüm. Jang Hayoung yanıma gelip beceriksizce boynuma sarıldı. Onu üzerimden çekmeye çalıştım.
“Benim adım Yoo Joonghyuk değil.”
“Ah, şimdi gerçek adını açıklamak mı istiyorsun?”
“...Biliyor muydun?”
“Eh, takma ad kullanan tek kişi ben değilim.”
Bir süre Jang Hayoung’a baktıktan sonra anlamlı bir şekilde konuştum.
“Benim adım Kim Dokja.”
Kulağa hoş gelen bir şekilde söylemiştim, ama Jang Hayoung’un yüzünde boş bir ifade vardı.
“Garip bir isim. Sanki daha önce duymuş gibiyim...”
“...Boş ver. Ne yapıyordun?”
“Ah, birkaç kişiyle sohbet ediyordum, bir de bu bölge hakkında bir ihbar aldım.”
“İhbar mı?”
“Uyuduğun için bilmiyorsun tabii. Bu sırada endüstri kompleksinde ilginç şeyler oldu.”
Jang Hayoung’dan son bir haftada olanları dinledim. Elbette en ilginç olan şey Yoo Joonghyuk’la ilgiliydi.
“Hükümdarlık haklarını ret mi etti?”
“Evet. Dük olacağını ama burayı yönetmeyeceğini söyledi. Bu yüzden herkes ortalığı ayağa kaldırdı.”
Durum açıktı. Muhtemelen Yoo Joonghyuk ‘hükmet ama yönetme’ ilkesini uyguluyordu. Kendisi böyle söylemişti. Fikir iyi görünüyordu ama durum kötüydü.
“Endüstri kompleksinin düzeni kontrolden çıkmış olmalı. Durum toparlanmazsa o açıklama sadece güvenlik sorununa yol açar.”
“Bu yüzden vatandaşlar şu anda heyecanlı.”
Güçlü bir diktatör insanların arzularını kontrol edebilirdi. Ama diktatör gücünden vazgeçtiğinde insanların biriken arzuları bir anda patlardı.
「 “Ölürsem endüstri kompleksinin karanlığının yok olacağını mı sanıyorsun?”」
Bunlar Dük Syswitz’in Hayatta Kalma Yolları’ndaki sözleriydi. Bir kez daha haklı olduğunu düşündüm. Endüstri kompleksi, yöneticisi değişti diye bir anda değişmezdi. Aksine baskıcı diktatörlük ortadan kalktığı için insanların bastırılmış arzuları daha da açığa çıkardı.
“Hey, o parçayı bana ver!”
“İ-İstemiyorum. Ben buldum.”
Tam o anda bir sokaktan sesler yükseldi ve Jang Hayoung’la aynı anda başımızı çevirdik. Bir grup insan bir enkarnasyonu ara sokakta linç ediyordu. Durum açıktı. Fabrika’dan gelen bir hikâye parçası için kavga ediyorlardı. Harekete geçmek üzereyken Jang Hayoung beni durdurdu.
“Bekle. Sadece izle.”
“...Ne?”
“Sana söyledim ya, bir ihbar var.”
“İhbar ne?”
“‘Cezalandırıcı’ burada ortaya çıkacak.”
“Cezalandırıcı mı?”
Böyle bir pozisyonu hiç duymamıştım. Ne Devrimci senaryosunda ne de Hayatta Kalma Yolları’nda böyle bir şey vardı. Şüphemi fark eden Jang Hayoung ekledi.
“Vatandaşların taktığı bir lakap. Birkaç gün önce inanılmaz güzel biri ortaya çıktı ve düzeni koruyor...”
Tam o sırada sokaktan bir adamın bağırışı duyuldu.
“Öldürün ve çalın!”
Adamlar silahlarını çekti. Tam anlamıyla bir linç başlayacaktı. Cezalandırıcıyı beklemek yerine önce benim hareket etmem daha iyi olurdu. Elimi belimdeki kılıca götürdüğüm anda sokakta ince bir gölge belirdi.
“Durun.”
Vücudunu örten siyah bir pelerin giymiş bir kadın duvarın üzerinde duruyordu. Pelerin yüzünden ekipmanını tam seçemiyordum ama yüzü çok net görünüyordu. Çevresindeki dünyadan tamamen farklı bir boyuta aitmiş gibi görünen bir yüzdü. Rüzgârda savrulan beline kadar uzanan saçlarını izlerken büyük bir şok içinde yavaşça ilerledim.
...Hayatta Kalma Yolları’nda böyle bir figür var mıydı? Bir anda tüm övgü kelimelerinin anlamı netleşti.
Düzgünce çizilmiş kaşların altında derin ve baştan çıkarıcı gözler vardı. Dünyadaki güzelliği belirleyen tüm ölçütler aynı anda çökmüş gibiydi. Bu yüz, bir takımyıldızının niteleyicisiyle bile anlatılamayacak kadar etkileyiciydi. Canımı sıksa da bu yüzü ifade etmenin tek bir yolu vardı.
「 Hiç şüphe yok ki bu, Yoo Joonghyuk’un yanaklarına üç kez tokat atabilecek bir güzellikti. 」
Hayatta Kalma Yolları’nda aslında böyle bir ifade yoktu. Orada Jang Hayoung en fazla ‘iki tokat atacak güzellikte’ diye tarif edilmişti. Şoktan donup kalmıştım. Yoo Joonghyuk’a iki tokat atabilecek kişi fısıldadı.
“Geldi. O kişi Cezalandırıcı.”
Adamlar kadının güzelliğine kapılıp kalmıştı ancak biraz geç de olsa kendilerine geldiler. Dudakları hareket etmeye başladı, ne söyleyeceklerini anlayabiliyordum. Ama ağızlarını açamadan bir şey hareket etti. Sonra bir şey yere düştü. Adamın çığlığı biraz sonra duyuldu.
“U-Uwaaaack!”
Kolu kesilen adam korkunç bir şekilde bağırıyordu. Diğerleri durumu fark eder etmez kaçmaya başladı. Karşılarında baş edemeyecekleri bir düşman olduğunu anlamışlardı. Kurtarılan adam bile korkuyla titreyerek sokaktan kaçtı. Bir anda sokakta yalnızca yere düşmüş bir kol ve kadın kaldı.
Kılıcı tutan kadını sessizce izleyen Jang Hayoung hayranlıkla konuştu.
“Gördün mü? İnanılmaz değil mi? Bana faydalı insanları bulmamı söylemiştin ya. Dün onunla konuşmaya çalıştım ama bir anda kayboldu―”
Kılıç tekniği acımasızdı ama belirli bir rotayı takip ediyordu. Asıl şaşırtıcı olan şey hızıydı.
Mırıldandım, “Bir enkarnasyon bu seviyede kılıç ustalığına sahip olamaz.”
“Ne?”
Jang Hayoung fark etmemiş olabilir, ama ben kesinlikle görmüştüm. Bu zamanda bu hız sadece aşkınlar için mümkündü. Kalbim hızla atmaya başladı.
Bu kadının kim olduğunu bilmiyordum ama eğer müttefik yapabilirsem Şeytan Kral Seçimi için muazzam bir güç olacaktı. Siyah pelerinli kadın arkasını döndüğü anda tereddüt etmeden sokağa atladım.
“Hey!”
Onunla konuşurken Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı yeteneğini kullanıp bilgi almayı planlıyordum. Nitelik penceresini görebilirsem onu ikna etmek daha kolay olurdu.
Ve eğer şanslıysam—
“Kuek...”
Kadına yaklaşmadan önce durmak zorunda kaldım. Kadının gözleri bana bakıyordu. Etrafımı saran korkunç duygular yüzünden titredim. Muazzam bir nefret ve öfke üzerime yönelmişti.
Bu duygu seli karşısında tamamen donup kalmıştım.
...Bu kız da kimdi? Beni tanıyor muydu?
...Daha da önemlisi, neden benden bu kadar nefret ediyordu?
+
Çeviri: Sansanson