Yukarı Çık




228   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   230 

           


229.Bölüm: 43.Kısım – Göğü Yaran Kılıç Azizi (3)
_____________________________________________

Öfke ve nefret dalgalarına direnip Cezalandırıcı’ya doğru bağırdım.

   “Bekle! Bekle biraz!”

Tam o sırada takımyıldızlarının mesajları zihnime dolmaya başladı.

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri şaşkına döndü.]

   [Birkaç takımyıldızı yargı yeteneklerin hakkında endişeleniyor.]

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, sahip olduğun farkındalık eksikliğine karşı yoğun bir alerjik reaksiyon gösteriyor.]

Huh? Ne? Bir anda…

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı kanala girdi.]

...Ah, Uriel!

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı şaşırdı!]

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı şaşırdı!]

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı şaşırdı!]

Asmodeus olayının üzerinden bir hafta geçtiği için Uriel’in kanala girmesi garip değildi. Sorun, ardından gelen diğer takımyıldızı mesajlarıydı.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı ne olduğunu soruyor.]

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri çok fazla şey bilmediğini söylüyor.]

   [Cinsiyet değiştirmeyi seven takımyıldızı kıkırdıyor.]

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, çılgınca Asgard nebulasını işaret ediyor.]

Takımyıldızlarının aniden yağmur gibi gelen mesajları beni kendime getirdi. Neler oluyordu? Neden işaret ediyordu?

Mesajlar yüzünden kafam karışmışken Cezalandırıcı hızla ara sokaktan kayboldu.

   “Ah, bekle!”

Yazık olmuştu. Bu iyi bir müttefik kazanmak için güzel bir fırsattı.

Jang Hayoung biraz geç yetişip sordu.

   “Nasıl? Güzel değil mi?”

   “Ne zaman ortaya çıktı?”

   “Üç dört gün önce. Hem çok güzel hem de inanılmaz yetenekli olduğu söylentisi hemen yayıldı. Ayrıca yakalanması zor biri.”

   “Yarın gelir mi?”

Kılıç ustalığını tam anlayamasam da Şeytan Kral Seçimi için kesinlikle büyük bir yardım olurdu. Ama bu kişi nereden gelmişti? Orijinal Hayatta Kalma Yolları’nda böyle biri yoktu...

   “Her gün geldiğine göre muhtemelen gelir. Ama sana bayağı çekici gelmiş galiba?”

   “Yok öyle bir şey.”

   “Şaka yapıyorum, şaka. Her şeyi biliyorum. Senin kızlara pek ilgin yok.”

   “...Kim söyledi bunu?”

Bu saçma söylenti bu sefer nereden çıkmıştı acaba...

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı sana bakıyor.]

...Sanırım bu söylentinin nereden çıktığını biliyordum.

   “Uzun zaman oldu, Uriel.”

_____________________________________________

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı ‘öhöm’ yapıp burnunu kaldırıyor.]

Uriel’i de yanımda götürerek tedavi odasına doğru yürürken dolaylı mesajlarını dinledim.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı kendini övüyor.]

Uriel’in anlattıklarının çoğu Yoo Joonghyuk’u Şeytan Diyarı’na gitmeye nasıl ikna ettiğiyle ilgiliydi. Beklendiği gibi beni kurtarması için Yoo Joonghyuk’u ikna eden kişi Uriel’di. Zaten tahmin ettiğim gibiydi. Yoo Joonghyuk beni kurtarmak için kendi isteğiyle buraya gelmezdi.

   “Sembolik bedenin şu anda onarılıyor. Tamamlanınca tekrar içine girebilirsin.”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı gözyaşlarına boğuldu.]

   “Bu arada Yoo Joonghyuk’a nasıl bir kişisel senaryo verdin? Bir başmeleğin Şeytan Diyarı’nda kişisel senaryo vermesi tehlikeli olur.”

Aslında Uriel gibi yüksek seviyeli bir takımyıldızının Şeytan Diyarı’na gelmesi zaten tehlikeliydi.

Nebula Eden, Şeytan Diyarı’nın 72 Şeytan kralı ile bir ateşkes içindeydi. Muhtemelen Uriel bunun farkında olduğu için enkarnasyon bedeni yerine sembolik bir beden kullanmıştı. Yoksa Asmodeus karşısında bu kadar çaresiz kalmazdı.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı somurtuyor.]

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı artık bunun önemli olmadığını söylüyor.]

Yoo Joonghyuk ile Uriel arasındaki bağlantı kesilince Uriel’in kişisel senaryosu zorla silinmişti. Yoo Joonghyuk ise başka bir kişisel senaryo aldığını söylemişti. Uriel’in hikâyesini dinlerken Jang Hayoung araya girdi.

   “Takımyıldızlarıyla nasıl bu kadar samimi oldun?”

   “Ben de bir takımyıldızıyım.”

   “...Ne? Şaka mı yapıyorsun?”

   “Söylememiş miydim?”

Jang Hayoung’un yüzünde karmaşık bir ifade oluştu.

   “Takımyıldızı... yani gökyüzündeki varlıklar mı? Sabah ortaya çıkan mumya gibi mi?”

   “Genelde öyle.”

   “Onların niteleyicileri var. Bir takımyıldızı o niteleyicinin bağlamı içinde yaşar...”

Düşününce gerçekten de böyle bir kurgu vardı. Takımyıldızlarının doğası, o niteleyicinin içerdiği bağlamın içindeydi. Bense takımyıldızı olur olmaz yozlaştığım için o bağlamı göremiyordum...

   “Doğru. Bir takımyıldızı dediğin şey böyle.”

   “Peki... sizin unvanınız nedir?”

Sanki gerçekten bir takımyıldızı olduğumu yeni fark etmiş gibi, Jang Hayoung artık bana karşı çok daha temkinli görünüyordu. Kendimi tutamayarak güldüm. Bu herif kim olduğumu öğrenirse muhtemelen şok geçirirdi.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, enkarnasyon Jang Hayoung’a karşı tetikte!]

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, enkarnasyon Jang Hayoung’u fazla samimi davranmaması konusunda uyarıyor!]

   “Ugh.. !”

Sanki Uriel onu bir şeyle tehdit etmiş gibi, Jang Hayoung hızla benden bir adım uzaklaştı.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı sana meleğimsi bir gülümseme gösteriyor.]

Bu melek ona tam olarak ne söyledi ki?

Tedavi odasına girdiğimde Yoo Joonghyuk’un masada rahatça oturup çay içtiğini gördüm.

   “Geç kaldın.”

   “Ne? Çoktan geldin mi?”

Nereye gittiğini bilmiyordum ama Yoo Joonghyuk’un çizmeleri çamur içindeydi. Ayrıca çay da değişmişti. Burada bitki çayı var mıydı? Düşününce, bu adamın zevki gerçekten çok hassastı.

Yoo Joonghyuk arkamdaki Jang Hayoung’a baktı.

   “Bahsettiğin kişi bu mu?”

   “Evet.”

Cevap verince Jang Hayoung öne çıktı.

   “...Bu yeni dük mü? Merhaba, ben Aslan.”

   “Kaba bir pisliksin.”

   “Üzgünüm, aslında bir orospuyumdur.”

Bakışları havada çarpıştı. Ortamdaki garipliği hissedince hemen araya girdim.

   “İlk kez mi karşılaşıyorsunuz? Yoo Joonghyuk, birkaç gün önce gelmemiş miydin?”

   “Selamlaşacak zaman yoktu. Yani yeni müttefikin erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan biri mi?”

   “Evet.”

   “Zayıf adamlardan nefret ederim.”

   “...Zayıf değilim ki?”

Jang Hayoung göğsünü kabartsa da Yoo Joonghyuk’un gözünde hiç değeri yoktu. Tanımlanamayan Duvar’a sahip olmasına rağmen gücü hâlâ bir aşkın olan Yoo Joonghyuk ile kıyaslanamayacak kadar yetersizdi. İkisi de ana karakter sayılabilirdi ama ilk olan kişi Yoo Joonghyuk’tu.

Yoo Joonghyuk sessizce çay fincanını indirdi ve soğuk bir sesle konuştu.

   “Beklemeye değmez. Bu pislik tek aday değil herhâlde?”

Gururu incinmiş Jang Hayoung yerine hemen cevap verdim.

   “Oh, bir kişi daha var. Henüz konuşmadım ama iyi bir aday buldum.”

   “Kim?”

   “Adı Cezalandırıcı. Az önce ortaya çıktı, oldukça yardımcı olacağını düşünüyorum.”

Bunu söylememle Yoo Joonghyuk’un yüzü karmaşık bir hâl aldı.

   “O kişi imkânsız.”

   “Ne? Neden?”

   “Onu yanıma çekmeye çalıştım ama başarısız oldum.”

   “Ne söyledin ki? Kaba mı davrandın? ‘Müttefikim olmazsan seni öldürürüm’ falan―”

Yoo Joonghyuk’un öfkeli ifadesini görünce sustum. Yoo Joonghyuk böyle diyorsa mutlaka bir nedeni vardı. Belki geçmişte onunla bir aşk ya da nefret ilişkisi yaşamıştı. Bu kadın kimdi ki Yoo Joonghyuk’la böyle bir geçmişi olabilirdi? Orijinal hikâyede yoktu... hayır, orijinal hikâye zaten değişmişti. Belki yeni bir hikâye ortaya çıkmıştı.
Bunu yakında araştırmalıydım.

   “O zaman geriye tek bir yol kalıyor...”

Jang Hayoung bakışımı fark edip somurtarak cevap verdi.

   “Ne, ne oldu?”

   “Söylediğim şeyi düzgünce yaptın mı?”

   “Yaptım.”

   “Peki bahsettiğim aşkın?”

   “Cevap aldım. Gel de bak.”

Benimle Jang Hayoung arasındaki konuşmayı dinleyen Yoo Joonghyuk kaşını kaldırdı.

   “Aşkın mı? Neyden bahsediyorsunuz?”

   “Ah, bu adam diğer senaryolardaki varlıklarla iletişim kurabiliyor. Oldukça kullanışlı değil mi?”

Bu aslında Jang Hayoung’un yeteneğini ona pazarlamak için kurduğum bir plandı ama Yoo Joonghyuk’un yüzü hâlâ ekşiydi.

   “Yani?”

   “Yani sadece müttefik ya da enkarnasyonlarla sınırlı değiliz. Takımyıldızlarını ya da aşkınları yanımıza çekersek―”

   “Takımyıldızları olmaz. Onlara güvenemem.”

   “O zaman aşkın olur mu?”

   “Aklında biri mi var?”

Başımı salladım.

   “İlk Murim’e gideceğim.”

   “...İlk Murim mi?”

   “Orası aşkınların en bol bulunduğu yer.”

   “Ne düşündüğünü biliyorum ama hepsinin takımyıldızlarından üstün olacağının bir garantisi yok. Orada birçok büyük kötülük ve büyük şeytan da var.”

   “Biliyorum ama başka kişiler de yok mu?”

   “Sırf biraz şövalye ruhuna sahipler diye hepsinin sana yardım edeceğini mi sanıyorsun? Murim’de gördüğüm insanların arasında düzgün birini hatırlamıyorum.”

Yoo Joonghyuk’un sesinde derin bir kırgınlık hissedebiliyordum. Aslında bu çok da mantıksız değildi; sonuçta önceki regresyonda İlk Murim’i zaten deneyimlemişti. Ancak—

   “Yine de en azından bir kişi yardım edebilir.”

Yoo Joonghyuk’un çarpılmış ifadesine bakarak neşeli bir sesle konuştum.

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi’nden yardım isteyeceğim.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi.

Hayatta Kalma Yolları’ndaki en güçlü aşkınlardan biriydi. Şu anda zaman çizelgesinin zirvesinde değildi ama yetenekleri fazlasıyla yeterliydi. Çünkü Göğü Yaran Kılıç Azizi, Yoo Joonghyuk’un ustasından başkası değildi.

   “Niye o kişi?”

   “O, doğruluk ya da kötülük gibi kavramlara bağlı olmayan alışılmadık bir varlık. Ayrıca ustanı seçmek doğal değil mi?”

Yoo Joonghyuk’un yüz ifadesi, cezalandırıcı hikâyesi ortaya çıktığındakinden bile daha kötüydü. Bu kadar afallamış bir Yoo Joonghyuk görmek... gerçekten nadir bir manzaraydı. Yoo Joonghyuk’un yüzü solmuştu ve alnı ter içindeydi.

   “Kesinlikle olmaz.”

   “Neden?”

   “Hayır dediysem gidemezsin. O kişi kesinlikle asla...“

Elbette Hayatta Kalma Yolları’nı okuduğum için Yoo Joonghyuk’un neden böyle davrandığını biliyordum. Ama bu sefer planıma göre hareket etmek zorundaydım.

   “Hayır, gitmek zorundayız. Bileti çoktan aldım.”

Biyoo havada süzüldü ve bir ses çıkardı.

   [Baat!]

Ardından yeni bir senaryo mesajı geldi.

   [Yeni bir yan senaryo ulaştı!]

İlk Murim, insanların sık sık gidip geldiği bir senaryo bölgesiydi; bu yüzden Dokkaebi Çantası’ndan portal bileti satın alabiliyordum. Gerçi bunun için 50.000 jeton gerekiyordu. Ancak avantajı, istediğim zaman gidip gelebilmemdi.

   “Yoo Joonghyuk, iyi düşün. İlla Göğü Yaran Kılıç Azizi olmak zorunda değil. Orada elde edebileceğin epey kullanışlı şey var.”

İlk Murim, 20. Senaryodan 40. Senaryoya kadar olan çeşitli savaşçıların toplandığı bir yerdi. Şu anda oraya gidersek kesinlikle çok fazla bilgi ve gizli parça bulabilirdik.

Yoo Joonghyuk uzun süre tereddüt ettikten sonra sordu:

   “Ne zaman gideceksin?”

Gülümseyip cevap verdim:

   “Şimdi.”

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

228   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   230