Yukarı Çık




239   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   241 

           


240.Bölüm: 45.Kısım – Gurme Derneği (4)
______________________________________________

Arkamı döndüğümde tanıdık yüzlü bir kadın gördüm.

   “Selena Kim?”

   “Lütfen... Lütfen Iris’i kurtar!”

Omzumu tutan el titriyordu. Her zaman nazik ve sakin olan Selena Kim’in böyle bir ifade takındığını görmek şaşırtıcıydı.

   “Böyle devam ederse Iris ölecek...!”

Tam o anda Hayatta Kalma Yolları’ndan sahneler zihnimde canlandı.

   「 “Anna, bunu neden yaptın... böyle olmak zorunda değildi!”

   “Bu gerekli bir şey.”

   “Hayır, değil. Bu... enkarnasyonlar hiçbir şey bilmiyor! Bunu nasıl yapabilirsin?”

   “Bu da insanlığı kurtarmak için. Unutma Selena. Bizi her an yiyebilecek yırtıcı sürüsünün içine atıldık.”」

Bu olay bu turda gerçekleşmemişti. Ama orijinal versiyon zaten revize edilmişti. Diğer bir deyişle, başka bir turun olaylarının bu turda gerçekleşmesi tuhaf değildi. Üstelik üçüncü regresyonun hikâyesi, ilk revizyonda silinmişti.

   “Selena Kim. Lütfen tam olarak anlat. Ne oldu?”

Selena Kim konuşamadan önce çevredeki öfkeli takımyıldızlarının sesleri duyuldu.

   [Bir enkarnasyon nasıl cüret eder...!]

Korkutucu bakışlar benim ve Selena Kim’in üzerine yağdı. Selena Kim taş bir heykel gibi dondu ve yüzü bembeyaz kesildi. Seri Üretim İmalatçısı beni korumak için statüsünü yükseltti ve Selena Kim’in etrafında olasılık kıvılcımları belirdi.

Bu ‘merkez salon’ yalnızca takımyıldızlarına ayrılmıştı. Bir anlığına buranın Gurme Derneği olduğunu unutmuştum.

Selena Kim korkmuş bir japon balığı gibi ağzını kapattı ve bir görevli tarafından sürüklenerek götürüldü. Selena Kim karşı koyamadı ve kırgın gözlerle bana bakarak uzaklaştırıldı.

Selena Kim’in bana anlatmak üzere olduğu hikâyenin Hayatta Kalma Yolları’ndakiyle aynı olup olmadığını bilmiyordum. Ama bir şey kesindi. Selena Kim’in bana gelmesinin nedeni, Anna Croft’un sahnede olmasının sebebiyle bağlantılıydı.

Sorunlu bir ifadeyle sahneye bakarken Anna Croft boş gözlerle konuşmaya devam etti.

   “Size anlatacağım hikâye, Bilezik Seferi.”

Takımyıldızları bir anda gürültü kopardı.

   […Bilezik Seferi mi?]

   “Evet.”

   [Birinci nesil hikâye ‘Kötü Bela Bileziği’ni parodi mi yapacaksın?]

Kötü Bela Bileziği.

Orijinal Hayatta Kalma Yolları’nda geçen ve Çekiç Yiyen Ejderha ya da Şafak Yıldızının Çocukları gibi hikâyelerden bile daha klasik sayılan bir hikâyeydi. Birinci nesilden bile daha eskiydi ve neredeyse sıfırıncı nesle yakındı.

Bilezik Seferi, felaketin kaynağı olan bir bileziği yakmak için 15 kişilik bir grubun yola çıktığı tipik bir sefer hikâyesiydi.

Yanımdaki Seri Üretim İmalatçısı sözleri duyunca mırıldandı.

   [Hah... o sıkıcı hikâyeyi yeniden mi canlandırmak istiyor?]

Ama Anna Croft, takımyıldızlarının tepkilerini umursamadan konuşmaya devam etti.

   “Bu hikâyeyi yönetecek Bilezik Seferi ekibini tanıtacağım.”

Anna Croft ellerini çırptı ve arkasında büyük bir panel belirdi. Salonun bir duvarını tamamen kaplayan devasa bir paneldi. Panelde geniş bir orman görünüyordu ve orada 15 enkarnasyon toplanmıştı.

   – Burası da neresi böyle?

   – Anna’nın dediği doğru mu emin misin?

   – Herkes kendine gelsin. İyi oynarsak en üst rütbeli sponsorları alabiliriz.

Ne konuştuklarını az çok tahmin edebiliyordum. Daha yakından bakınca korkmuş Iris’i aralarında gördüm. Evet. Selena Kim’in bana gelmesinin sebebi buydu.

Kısa süre sonra, sanki dokkaebiler tarafından çoktan onaylanmış gibi, bir sistem mesajı ortaya çıktı.

+

   [Yan Senaryo ― Bilezik Seferi başladı.]

   [Bu senaryo, başarıya veya başarısızlığa bağlı olarak yeni hikâyeler sunabilir.]

   *Senaryoya toplam 15 enkarnasyon katılacaktır.

   *Tüm enkarnasyonlar iş birliği yaparak av sahasının merkezindeki volkana ulaşmalıdır.

   *Sefer ekibi Mutlak Bileziğe sahiptir ve senaryo yalnızca bileziğin volkan lavına atılıp yok edilmesiyle tamamlanır.

   *Senaryoyu tamamlayan enkarnasyonlar Gurme Derneği’nden bir dilek isteyebilir.

+

İçerik, bildiğim romandakiyle tamamen aynıydı. Zaten Kötü Bela Bileziği hikâyesi, ilk başta bir romana yapılan hürmetti...

Senaryo mesajı devam etti.

+

   *Av sahasında çok sayıda kötü ruh bulunmaktadır. Sefer ekibi kötü ruhlar tarafından yok edilirse senaryo başarısız olur.

   *Mutlak Bilezik zaman sınırı içinde yok edilmezse senaryo başarısız olur.

+

   [Oho... demek bu senaryoyu hazırlamışsın. İlginç.]

Bazı takımyıldızları olumlu tepki verdi. Bana göre zayıf tasarlanmış bir senaryoydu ama takımyıldızlarının hoşuna gidebilecek bir tat barındırıyordu. Çünkü bu, eski bir hikâyenin yeniden sahnelenmesiydi. Anna Croft’un amacı, Gurme Derneği’ndeki takımyıldızlarının eski anılarını yeniden alevlendirmekti.

Ancak bu, Gurme Derneği’nin takımyıldızlarını tatmin etmek için zar zor yeterliydi.

   [...Yine de bir şey eksik. Bizim ne yapmamızı istiyorsun? Sakın sadece bu sıkıcı oyunu izleyeceğimizi söyleme.]

  “Panelden de görebileceğiniz gibi, seçiminizi bekleyen enkarnasyonlar var.”

   [Onların ‘sponsorları’ olmamızı mı istiyorsun?]

   “Elbette o seçimi yapabilirsiniz ama o kadar eğlenceli olmaz.”

   [Yani…?]

   “Takımyıldızları bu senaryoya doğrudan katılıp en taze enkarnasyonların tadına bakabilir.”

Anna Croft’un sözleriyle birlikte ek senaryo mesajları ortaya çıktı.

+

   *Senaryoda toplam 15 kötü ruh ortaya çıkacaktır.

   *Gurme Derneği’ndeki tüm takımyıldızları, ilk gelen alır esasına göre ‘kötü ruh’ rolüne başvurabilir.

+

Senaryo mesajını duyar duymaz dehşete kapıldım. Anna Croft’un amacı başından beri buydu. Bu, birinci neslin kokusunu taşıyan ama aynı zamanda takımyıldızlarının arzularını tatmin eden bir senaryoydu.

Takımyıldızları bir anda heyecanlandı. Az önceki gürültüden farklı bir coşku hissediliyordu. Hatta Seri Üretim İmalatçısı bile ilgili bir ifade takınmıştı. Takımyıldızlarından biri sordu.

   [Bu senaryodan sen ne kazanacaksın?]

   “Hiçbir şey. Sadece hepinizin bundan keyif almasını umuyorum.”

Bu utanmaz gülümseme beni sarstı. Hiçbir şey istemediğine inanmak mümkün değildi. Bunu söyleyerek sadece kendi konumunu yükseltmeye çalışıyordu.

   [Gurme Derneği’nin takımyıldızları, enkarnasyon Anna Croft’a karşı olumlu tepki gösteriyor.]

Anna Croft’un planı, takımyıldızlarının zalimliğini bile aşmıştı. Kendi amaçları uğruna neyi feda ettiğini umursamıyordu. O, Yoo Joonghyuk’u en az on defadan fazla sırtından bıçaklamıştı.

   “O hâlde senaryoyu bir dakika içinde başlatacağım. Katılmak isteyen takımyıldızları seçim penceresine kaydolabilir.”

Anna Croft’un sözleriyle birlikte gözlerimin önünde bir seçim penceresi belirdi.

   [Bu senaryoya katılmak ister misin?]

   [Mevcut başvuru sayısı: 2/15]

Bir hikâyenin yaratıldığı yerde, o hikâyenin öznesi olanları yutma fırsatı da vardı. Başvuranların sayısı hızla artıyordu.

   [Mevcut başvuru sayısı: 5/15]

Bir kez daha neden buraya geldiğimi hatırladım. Şeytan Kral Seçimi için müttefikler edinmem gerekiyordu. Bunu yapabilmek için senaryoya katılmak daha iyi bir seçenekti. Diğer takımyıldızlarıyla hikâyeleri paylaşarak onlara daha da yakınlaşabilirdim.

   [Hahaha, o sanat eserini ben yiyeceğim.]

   [Kulağa harika gelmiyor mu?]

Belki de artık itiraf etmenin zamanı gelmişti. Bir zamanlar nefret ettiğim o ‘takımyıldızı’na dönüşmüştüm.

   [Mevcut başvuru sayısı: 9/15]

Tam o sırada kulaklarımda ‘baat’ diye bir ses duyuldu ve küçük bir panel açıldı. Bu, yalnızca benim görebildiğim Biyoo’nun ekranıydı.

   – 857. Müsabakayı başlatıyorum!

Panelde Yoo Joonghyuk’un dövüş sanatları turnuvasına katıldığı görülüyordu. Bu süre içinde muhtemelen çok daha güçlenmişti; Yoo Joonghyuk rakiplerini neredeyse hiç hareket etmeden ardı ardına yeniyordu.

Onun sakin hareketlerini izlerken her zamanki gibi düşündüm:

Yoo Joonghyuk olsaydı ne yapardı?

Tam o anda Yoo Joonghyuk’la göz göze gelmişim gibi hissettim. Elbette Yoo Joonghyuk onu izlediğimi bilmiyordu.

Yine de bana doğru konuşuyor gibiydi.

   「 “Ne kadar gerilersem gerileyim, seçimim hep aynıdır.” 」

Hayır. Belki de çoktan söylemişti. Aslında onu aynı seçimi yaparken defalarca görmüştüm.

「 “Hepinizi öldüreceğim. Tek birinizi bile sağ bırakmayacağım.”」

Şimdiye kadar her zaman Yoo Joonghyuk’tan farklı bir seçim yapmıştım. Çünkü Yoo Joonghyuk değildim. Güçlü geri tepmelerin ortasında bile her zaman farklı bir yolda yürümüştüm.

Uzaktan Persephone beni izliyordu. İlginç bir şeyin olmasını bekliyordu. Uzun süre yaşamış bir takımyıldızı olarak gerçekten ilginç hikâyelerin nerede başlayacağını biliyordu. Bu yüzden şimdi ne yapacağımı anlamıştı.

   [Mevcut başvuru sayısı: 14/15]

Elimi seçim penceresine doğru uzattım.

______________________________________________

Iris Vladimirovna Rebezova Moskova’da doğdu. Büyürken sürekli devrim hikâyeleri dinledi. En sevdiği devrimciler Che Guevara ve genç Karl Marx’tı.

Ancak doğduğu dünya devrim çağı değildi.

Burası arzu ve sermayenin hüküm sürdüğü, her şeyin sermaye sahipleri tarafından belirlendiği bir dünyaydı. Iris daha küçük yaşlardan itibaren bu çağda ‘devrim’ diye bir şeyin olmadığını fark etmişti.

Ta ki dokkaebiler ortaya çıkana kadar.

   – Haha, burası ilginç bir yer. Bitki liflerinin kral olduğu bir dünya.

Iris birçok ulusun çöküşünü gördü ve beklediği devrimin başladığını anladı. Zenginlerin ve yoksulların dünyası olan bu yer, yeniden çalkantılı akıntıların içine eriyip gitmişti.

Devrim gerçekleşebilirdi. Dünya değişebilirdi. Genç Iris buna kesinlikle inanıyordu. En azından bugüne kadar.

   “Aaaack!”

   “Yardım edin! Lütfen!”

Bir enkarnasyonun üst bedeni tamamen kopmuştu.

   [Gerçekten çok taze bir et.]

Enkarnasyonlar devasa dişler tarafından parçalanıyordu. Kötü ruhlar dudaklarından akan hikâyeleri silip kıkırdadılar.

   [Hayal kırıklığına uğradım. Böyle berbat bir hikayeyi mi yiyeceğiz?]

   [Sabırsız dost. Lütfen bekle. Senaryo daha yeni başladı.]

   [Nasıl bekleyeyim? Bu bir parodi hikâyesi...]

   “A-Ahh... ahhh…”

Korkmuş yoldaşları, o devasa ‘statü’ karşısında altlarına kaçırdı. Iris ilk kez ‘devrim’ kelimesinin ne kadar boş olduğunu düşündü.

Direnemezdi. Kimse böyle şeylere karşı koyamazdı.

   “Iris! Kaç! Kaç!”

Iris, müttefiklerinin çığlıklarını arkasında bırakıp koşmaya başladı. Gurur duyduğu çift atkuyruğu, kan ve terle dağılmıştı ama umursamadı. Aynı anda ormanın dört bir yanından müttefiklerinin çığlıklarını duyuyordu.

Kötü ruhların ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. Başına ne geleceği çok açıktı.

Kaçmalı mıydı? Lanet olsun, nereye kaçabilirdi ki? Bu küçük sahnede nereye sığınabilirdi? Etrafını uçsuz bucaksız ağaçlar sarıyordu. Nereye koşarsa koşsun bu sahneden çıkamazdı.

Iris hayatında ilk kez ‘sermaye’ olmayan bir şeyi lanetledi. Takımyıldızlarını lanetledi. Yıldız Akışı’nı lanetledi. Bu hikâyeyi lanetledi.

Yine de yalvardı. Lütfen... biri bu hikâyeyi değiştirsin. Çok küçük bir kurtuluş bile olur. Lütfen. Lütfen.

   [Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı sana bakıyor.]

Şaşırtıcı bir şekilde kurtuluş karşısına çıkmıştı.

   [Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı seninle bir ‘Sponsor Sözleşmesi’ yapmak istiyor.]

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

239   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   241