Yukarı Çık




248   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   250 

           
249.Bölüm: 47.Kısım – Şeytan Kral Seçimi (3)
______________________________________________

İkinci revizyon güncellemesi. Mesaj beklenmedik bir anda ortaya çıkmıştı ve bir an düşünmeme neden oldu.

Bir revizyon daha olması demek, geleceğin eylemlerim yüzünden değişmeye devam ettiği anlamına geliyordu. Başka bir deyişle, ilk revizyonu aldıktan sonra yeni bir geleceğin oluşmasına katkıda bulunmuştum.

Bu düşünceyle kalbim hızla atmaya başladı. Üçüncü turda başarılı olmuş muydum? Yoksa her şey tekrar dördüncü turdan mı başlayacaktı? Değiştirdiğim hikâyede Yoo Joonghyuk sona ulaşmış mıydı?

...Yazar. Neden sürekli bana bunları gönderiyordu?

   [‘İkinci revizyon’ güncellemesi devam ediyor.]

Dosya henüz güncellenmediği için hiçbir şeyden emin olamıyordum. Her şey daha iyi de olmuş olabilirdi, daha kötü de. Ama şu anda düşünmem gereken şey yeni revizyonun yönü değil, hemen önümüzde gelişen olaylardı.

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi! Şimdi kaçacak mısınız yaşadığınız dünyayı terk mi edeceksiniz?!”

Kısa bir anlığına Hayatta Kalma Yolları üzerine düşünürken, ustalar hep birlikte ayağa kalktı. En büyük değişim, ilk diz çöken Zhuge ailesinin reisinde oldu.

   “...Kaçmak mı? Bana mı diyorsun?”

   “Şu anda yaptığınız şey kaçmak değilse nedir?!”

   “Ne komik, çocuk.”

Sesinde derin bir alay vardı. Murim insanları bu sözlere karşılık auralarını yükseltti. Hepsi İlk Murim’in birinci sınıf ustalarıydı. Aile reislerinin manası birleşti ve çevreye tehditkâr bir sarsıntı yayıldı.

Göğü Yaran Kılıç Azizi, baskı uygulayan aile reislerine doğru bir adım attı.

   “Kuheeok!”

İnanılmaz bir manzaraydı. Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin attığı tek bir adımın çevresinden yayılan şok dalgaları, karşı taraftan gelen sismik dalgaları tam olarak dengeleyerek, rakibin birkaç katı manasına sahip tüm ustaların iç yaralanmasına neden oldu.

Bütün bunlar tek bir adımla olmuştu. Bu, felaket olarak adlandırılan Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin gücüydü. Yere düşen ustalar kan kusarken kinle Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne baktılar.

   “G- Göğü Yaran Kılıç Azizi!”

   “Bizi terk etmeyin! Lütfen!”

Bu gücün ‘yıkımı’ mutlaka durdurabileceğine inanıyorlardı. Solgun yüzlerinde umutsuzluktan çok umut vardı. Göğü Yaran Kılıç Azizi ifadesiz bir şekilde onlara baktı. Bu sırada gökyüzündeki Büyük Boşluk giderek büyüyordu. Artık daha fazla oyalanamazdım.

   “Biyoo.”

Biyoo boşluktan belirdi ve bir portal açmaya başladı. Sorun portalın konumuydu. Ne kadar baksam da yakınımızda hiçbir portal yoktu. İlk konuşan kişi, Tanımlanamayan Duvar’dan öğrendiği Yüz Yol tekniğiyle portalın yerini tespit eden Jang Hayoung oldu.

   “...Sanırım portal o tarafta açılmış. Meydana doğru koşmamız mı lazım?”

Jang Hayoung, Mavi Ejderha Kalesi’ne ilk geldiğimizde bulunduğumuz meydanı işaret ediyordu.

Biyoo’ya seslendim.

   “Biyoo. Portalı buraya taşıyamaz mısın?”

   [Baang.]

Biyoo somurtkan bir ifadeyle başını salladı. Bağımsız dokkaebiler muhtemelen güç açısından sınırlamalara sahipti. Ya da Biyoo hâlâ genç bir dokkaebi olduğu için böyleydi. Sonunda portaldan ilk geçtiğimiz yere geri dönmek zorundaydık.

Göğü Yaran Usta havladı. Arkamı döndüğümde, X-derece Ferrarigini’nin yolcu koltuğundan başını uzattığını gördüm.

   “Çabuk binin!”

Direksiyon başındaki Han Myungoh bize seslendi. Hızla araca bindik.

  “Gazla.”

X-derece Ferrarigini’nin mana motoru kükredi. Ustalar tekniklerini kullanarak peşimizden geldi, ama seviyeleri ne kadar yüksek olursa olsun Seri Üretim İmalatçısı’nın yaptığı bir araca yetişmeleri imkânsızdı.

   [‘Yıkım’ senaryosunun başlamasına 10 dakika kaldı.]

Pencerenin dışından İlk Murim’in manzarasını görebiliyordum. Gökyüzü kıpkırmızıydı. Büyük Boşluk’tan meteor parçalarına benzeyen şeyler düşüyordu. Bir Pazar yeri şok dalgasıyla patladı ve alevler yayıldı. Seçkin ailelerin gökyüzüne meydan okuyarak inşa ettiği dev kuleler şimdi bunun bedelini ödüyordu.

   “Aaaaaaack!”

Binalar çöktü ve yer sarsıldı. Bazı insanlar yıkılan binaların altında kaldı. Ölenlerin başında ağlayanlar, kaçmaları gerektiğini haykıranlar vardı. Her şeyini kaybedip olduğu yere çöken küçük çocukları gördüm. Sanki bir kitabın sayfalarını çevirir gibi bir dünyanın çöküşünü izliyordum.

Bir zamanlar Asmodeus şöyle demişti:

   「 “Senaryo, daha büyük bir yıkımı önlemek için yapılan küçük bir yıkımdır.” 」

Bu hikâyenin sona ermesi için daha kaç kişinin yıkım yaşaması gerekiyordu? Başımı çevirdim ve Göğü Yaran Kılıç Azizi ile Yoo Joonghyuk’un benimle aynı manzarayı izlediğini gördüm.

   “Çabuk kaç!”

   “Ama...!”

Pencerenin dışından birkaç genç insanın sesi geliyordu. Molozların altında yaralanmış erkekler ve kadınlar, yardım arar gibi etrafa bakıyordu. Han Myungoh frene bastı ve Jang Hayoung konuştu.

   “...Onları arabaya alamaz mıyız?”

Bunu söyleyeceğini zaten tahmin etmiştim. Başımı salladım.

   “Hayır.”

Han Myungoh tekrar gaza bastı ve araç yeniden hareket etti. Jang Hayoung hafif bir kırgınlıkla konuştu.

   “...İçeride hâlâ çok yer var.”

   “Biz bu senaryodan ‘ayrı’ sayıldığımız için buradan çıkabiliyoruz. O insanlar farklı.”

   “Ama bu usta burada doğmuş olmasına rağmen bizimle gelebiliyor.”

   “O biraz özel bir durum.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne baktım. O, bir ‘dev tanrının’ kanını taşıyan bir varlıktı. Murim senaryosunda doğmamıştı ve buradan ayrılırsa başka senaryolar alabilirdi. Pencerenin dışında erkek ve kadın dövüş ustalarını görebiliyordum.

   “Buradaki insanlar zaten ölecek.”

Burada doğup yalnızca bu senaryoyu alan kişiler, İlk Murim’den kaçamazdı.

Buradan çıkmayı başarsalar bile ‘sürgün cezası’ yüzünden anında ölürlerdi. Jang Hayoung’un yüzünde çaresizlik vardı.

   “O zaman...”

Jang Hayoung’un hissettiğini biliyordum. Ben de uzun zamandır bu duygularla yaşıyordum. Dünyadaki herhangi bir kriz karşısında yapabildiğimiz tek şey, dünyanın sayfalarını çevirmekti.

   [Yıkım senaryosunun başlamasına 8 dakika kaldı.]

   [Yıkım hikâyesi iniyor.]

Karanlığa bürünmüş gökyüzü şimşek gibi parlıyordu. Bu sırada Büyük Boşluk’tan çıkan dokunaçların sayısı dördü geçmişti. Büyüyen boşluğa bakan Jang Hayoung titriyordu, Yoo Joonghyuk ise düşüncelere dalmıştı. Tüylerim diken diken oldu.

   「 Kim Dokja düşündü: Bununla savaşamam. 」

Ben kiminle savaşmak zorundaydım? Gelecekte nasıl bir güç elde etmem gerekiyordu?

Bir kez daha farkına vardım.

Belki de bu dev hikâyelerden biriydi. Henüz karşılayamayacağım bir hikâye. Bir dünyayı sona erdirmek için inen bu ‘hikâye’, şimdiye kadar kullandığım her hikâyeden tamamen farklıydı.

   【 Ka ça cak yer yok, se nar yo nun za vallı köle leri. 】

Gerçek sesin yankısıyla Mavi Ejderha Kalesi’nin pencereleri parçalandı.

【 Yı kım sizi ta kip ede cek. 】

Seri Üretim İmalatçısı’nın arabası bile bu gerçek sesin şokuna dayanamayarak sarsıldı.

   [Yıkım senaryosunun başlamasına 5 dakika kaldı.]

   “Portal!”

Neyse ki portala zamanında ulaştık. Artık sadece kaçmamız gerekiyordu.

   “Gidelim.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni kazanmıştım ve Gurme Derneği’nde çıkışımı yapmıştım. Ayrıca bir sürü jeton biriktirmiştim. Sonu kötü olmuştu, ama şu anda başka bir çözümüm yoktu. İlk Murim, zaten bir gün yok olacak bir dünyaydı ve şu anda o yıkımı durdurmanın hiçbir yolu yoktu.

Tam o anda Göğü Yaran Kılıç Azizi arabadan indi.

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi?”

Yüzündeki ifade hâlâ anlaşılmazdı. Ancak yüzüne bakmadan bile ne düşündüğünü biliyordum.

   [Murim’in tüm sakinleri derhâl meydana toplansın.]

Onun ilahi gücü, bir aslanın kükreyişi gibi tüm dünyada yankılandı. O kadar güçlüydü ki bir takımyıldızının gerçek sesini andırıyordu. Kaçmakta olan Murim ustaları, sesi duyar duymaz bu tarafa baktı.

   “G- Göğü Yaran Kılıç Azizi!”

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi!”

Bir anlığına Murim insanlarının yüzünde sevinç ve karmaşık duygular belirdi.

Arabadan indim ve bağırdım, “Bir dakika!”

Kafam karışmıştı. Neden Göğü Yaran Kılıç Azizi bu seçimi yapmıştı? Benim yaptığım bir şey yüzünden miydi?

Aklımdan birçok düşünce geçti. Belki de güncellenmekte olan ikinci revizyon, Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin burada ölmesi yüzündendi.

   [‘İkinci revizyon’ güncellemesi devam ediyor.]

Dişlerimi sıktım. İkinci revizyon hâlâ gelmemişti.

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi! Birlikte gitmeliyiz!”

Burada kalırsa Göğü Yaran Kılıç Azizi ölecekti. Ardından Göğü Yaran Kılıç Azizi cevapladı.

   “Genç takımyıldızı, tek bir ağaç orman etmez.”

Uğursuz bir atmosferin içinde sözlerini bana yöneltti. “Peki kaç ağaç bir araya gelirse bir orman olur?”

Elbette bunu hiç düşünmemiştim. Gördüğüm tek şey, düşen meteorların parçaladığı küçük ağaçlardı. O çok küçük ağaçlar, o kadar büyük ağaçların gölgesinde kalmıştı ki var oldukları bile bilinmiyordu. Ağaçlar Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne bağırıyordu.

   “K-Kurtar beni! Lütfen kurtar!”

Unutmuştum. Göğü Yaran Kılıç Azizi nasıl bir insandı?

   「 Kahramanlık ruhu o kadar yüksektir ki, bazen başkalarının adalet anlayışını bile değersiz gösterir. 」

Her aşkın varlığın, asla vazgeçemeyeceği bir şey vardı. Göğü Yaran Kılıç Azizi için de o buydu. Ancak onun adaletini anlamam, yaptıklarını onayladığım anlamına gelmiyordu. Nasıl ki birkaç ağaç orman sayılmazsa, tek bir ağaç da bir heyelanı durduramazdı.

   “Sözünü unuttun mu? Halkınla buluşmana izin verirsem bana yardım edeceğini söylememiş miydin?”

   “Hatırlıyorum. Ve sözümü tutacağım.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi gökyüzüne bakarken cevap verdi. Henüz tam anlamıyla ‘büyük yıkım’ başlamadığı için, ‘en kadimler’ ortaya çıkmayacaktı. Ama yine de bu gökyüzünün ötesinde kadim bir tanrının bulunduğu kesindi. En azından, benim ve Yoo Joonghyuk’un yakaladığı Rüyaları Yiyen’e benzer bir varlıktı.

   “Onları burada durdurduktan sonra sana geleceğim.”

…Göğü Yaran Kılıç Azizi, Cheok Jungyeong’un Üç Kılıç Stiline bile yenilmeyen bir varlığı gerçekten yenebilir miydi?

   “Usta!” O anda Yoo Joonghyuk öne çıktı.
Ama Göğü Yaran Kılıç Azizi inatçıydı.

   “Git. Bu ders burada bitti.”

   “Size ihtiyacım var.” Yoo Joonghyuk’un dürüst sözleri, Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin gözlerini hafifçe titretti. “Oldukça ilginç. Keşke böyle bir durumda olmasaydık.”

   “46. Senaryoyu tek başıma geçemem. Siz...”

Bu sözleri duyunca Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin Yoo Joonghyuk için ne ifade ettiğini anladım. Göğü Yaran Kılıç Azizi hafifçe gülümsedi. Sanki öğrencisi özelmiş gibi.

Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin devasa elleri, Yoo Joonghyuk’un başını bir kapak gibi örttü.

   “Yalnız değilsin.”

Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin gözleri çok kısa bir an için bana kaydı. Sonra konuşmaya devam etti.

   “Bu yerin yıkımını durduracağım.”

Yoo Joonghyuk, Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni nasıl tanıyorsa, Göğü Yaran Kılıç Azizi de Yoo Joonghyuk’u öyle tanıyordu. Bu yüzden onu buradan gönderecek doğru sözleri biliyordu.

   “Siz de dünyanın yıkımını durdurmalısınız.”

   “Göğü Yaran Kılıç Azizi...!”

   “Kes şunu ve kaybol.”

Yoo Joonghyuk hareket etmedi. Kalbinden taşan sayısız duygu, bana kadar ulaşıyordu.

   [Yıkım senaryosunun başlamasına 1 dakika kaldı.]

Sonunda Yoo Joonghyuk’u kolundan çektim.
Bu şekilde ayrılmak istemiyordum, ama bu seçimi yapmazsam üçüncü tur burada sona erecekti.

   “...Gitmeliyiz, Yoo Joonghyuk.”

Taş heykel gibi donakalan kişi hareket etmedi. Sonunda Jang Hayoung ve Han Myungoh da arabadan çıktı. Yoo Joonghyuk zorla arabaya bindirildi ve Göğü Yaran Kılıç Azizi bana baktı.

    “Lütfen öğrencime göz kulak ol.”

Arabadan Göğü Yaran Usta havladı. Yoo Joonghyuk tamamen sarsılmış bir ifadeyle bu tarafa bakıyordu.

   “Sen de git.”

Her zaman insanlara yukarıdan bakan kişi, şimdi kendinden daha yüksek bir yere bakıyordu ve ardından gökyüzü ona baktı.

   【 İl ginç bir ya ra tık... kim sin sen? 】

Yabancı tanrı, bir tanrının adını soruyordu. Takımyıldızlarının bile donup kalacağı bir durumda, Göğü Yaran Kılıç Azizi geri çekilmeden konuştu.

   [Ben Murim’in tanrısıyım.]

Sanki öğrencisinin uzaklaştığını hissetmiş gibi, Uzun zamandır ormanı koruyan yalnız ağaç, gökyüzüne doğru konuştu.

   [Ben Göğü Yaran Kılıç Azizi’yim.]

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

248   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   250