250.Bölüm: 47.Kısım – Şeytan Kral Seçimi (4)______________________________________________
Yer ve gökyüzü dişliler gibi sarsılıyordu. Gökyüzünden devasa bir şey iniyordu ve onu engelleyen bir kişi vardı. Mana ve devasa bir hikâye çarpıştığında parlak kıvılcımlar patladı.
[Yıkım senaryosunun başlamasına 40 saniye kaldı.]
Rakip bir dış tanrıydı. Yavaş yavaş gökyüzünün tavanı aşağıya doğru yaklaşıyordu. Göğü Yaran Kılıç Azizi tüm kaleye baskı yapan güce rağmen geri adım atmadı. Hayır, atamazdı. İnançlarından asla geri dönmezdi. Bu, yalnızca tek bir hikâyenin yolunda yürüyen bir aşkın varlığın sancağıydı.
“Savaşın!”
Göğü Yaran Kılıç Azizi, umutsuzluğa kapılmış Murim insanlarını yeniden ayağa kaldırdı.
[Birçok takımyıldızı bu senaryonun gelişimine ilgi gösteriyor.]
[Bazı takımyıldızları aşkın varlık
Namgung Minyoung’a dikkat kesildi.]
Yıldızlar gece göğünde toplanıyordu. Kan kokusunu alan piranalar gibi takımyıldızları gökyüzünü kırmızı bir ışıkla aydınlatıyordu. Dokkaebiler de sanki bekliyorlarmış gibi ortaya çıktı.
[Takımyıldızları, yıkım zamanı geldi çattı!]
Bazı takımyıldızları dünyanın çöküşünü hüzünlü bir ifadeyle izlerken bazıları heyecanla bakıyordu. Herkesin duyguları farklıydı ancak bir dünyanın yıkılışı onlar için yalnızca bir eğlenceden ibaretti.
...Aynı benim gibi. O anda kafamın içinde birçok duygu birbirine karışıyordu. Belki de bu duygular Gurme Derneği’nden beri birikmişti. Murim’i burada terk edersem, onlardan ne farkım kalırdı?
“Göğü Yaran Kılıç Azizi! Ben...!”
Statümü yükselttim, takımyıldızlarında bir değişim oldu.
[Takımyıldızı
Altın Başlığın Esiri merakla seçimini bekliyor.]
[Birçok takımyıldızı varlığına dikkat kesildi!]
Dikkat Göğü Yaran Kılıç Azizi’nden bana kaydı.
【 Se n…? 】Dış tanrının dikkatini çekseydim buradan kaçamazdım. Bunu bilen Göğü Yaran Kılıç Azizi beni durdurdu.
“Burası senin savaş alanın değil.”
Sanki bu sayfa bana ait değilmiş gibiydi.
“Bu dünyayı buradaki insanlara bırak.”
Murim’in Göğü Yaran Kılıç Azizi için ne ifade ettiğini bilmiyordum. Ona hem tanrı gibi tapılan hem de onu aşağı çeken bir yerdi. Yine de o anda Göğü Yaran Kılıç Azizi, Murim’i savunmaya karar verdi.
[29. Senaryo alanının hikâyeleri,
İlk Murim birikiyor.]
Ardından Murim, Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne cevap verdi.
[29. Senaryo alanı koruyucusunu buldu.]
[İlk Murim,
Göğü Yaran Kılıç Azizi Namgung Minyoung’a bakıyor.]
[Dev bir ‘hikâye’nin olasılığı oluşuyor.]
Göğü Yaran Kılıç Azizi şaşkınlıkla gözlerini kırptı. Belki de bu mesajı ilk kez duyuyordu. Biri dünyayı yok etmek isterse, dünya da yok oluşa karşılık verirdi.
「 Bu dünyada tarih biriktiren her şeyin bir iradesi vardır. 」
Burası Murim insanlarının kanı, eti, teri ve çabasıyla kurulmuş bir topraktı. Toprağa kazınmış hikâyeler Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne doğru akın ediyordu. Murim onun bedenine yerleşirken Göğü Yaran Kılıç Azizi’nden görkemli bir aura hissediliyordu.
Bir dev hikâyenin olasılığı. Henüz oluşmamıştı ve ne zaman ortaya çıkacağını de bilmiyordum...
Yine de bu, bir dev hikâyenin olasılığıydı.
【 Ka ka ka ka ka ka ka ka. 】Gökyüzünden kahkahaya benzeyen tuhaf bir ses yükseldi. Sonunda gökyüzünden beş dokunaç indi.

Bir dev hikâyenin olasılığı ne kadar büyük olursa olsun, yalnızca Göğü Yaran Kılıç Azizi ile bir dış tanrıyı durdurmak imkânsızdı. Dış tanrılar uzun zamandır var olan ve böyle dev hikâyelerle yüzleşmiş varlıklardı.
Daha fazla zaman kaybedilemeyeceğini anlayan Göğü Yaran Kılıç Azizi bağırdı, “Artık git!”
O anda bedenim arabaya itildi.
[Portal etkinleştirildi.]
Yoo Joonghyuk geç de olsa kendine gelip arabadan çıkmaya çalıştı ama X-derece Ferrarigini çoktan hareket etmişti.
Her şey yalnızca bir an sürdü. Portaldan geçerken Göğü Yaran Usta sessizdi. Murim manzarası yavaş yavaş uzaklaştı ve her şey karanlıkla kaplandı. Hayatta kalanlar uzun süre hiçbir şey söylemedi.
______________________________________________
[73. Şeytan Diyarı’na ulaştın.]
[Şeytan Kral Seçimine 3 gün kaldı.]
Belki de çok fazla şey arka arkaya olduğu içindi. Geri döndükten sonra grupta kimsenin söyleyecek sözü yoktu. Araba durdu ve geriye yalnızca sessizlik kaldı.
“Bir süre sigara içeceğim.”
Han Myungoh dışarı çıktı. Jang Hayoung başını dizlerine dayadı. Göğü Yaran Usta sızlanıyordu ve Yoo Joonghyuk... Lanet olsun. Bu yolculuktan ne kazandığımı düşünürken sakin bir şekilde nefes aldım.
Yaptığım her şey yaklaşan Şeytan Kral Seçimi içindi. Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni bir müttefik olarak davet etmek için Murim’e gitmiş ve bu süreçte Gurme Derneği’ne uğramıştım.
Ancak Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni geri getirememiştim. Gurme Derneği’nin takımyıldızlarını da ikna edememiştim.
Tek kazancım Yoo Joonghyuk ve Jang Hayoung’un daha da güçlenmesi, bir de aşkın köpek vardı ve...
[Sahip Olunan Jetonlar: 4,890,875 J]
...
[İkinci revizyon güncellemesi tamamlandı.]
Mesaja rağmen telefonuma bakmaya cesaret edemedim. Yine de bakmak zorundaydım. Göreceğim şeylerden tiksinsem bile.
“Kim Dokja.”
Başımı kaldırdım ve Yoo Joonghyuk’un bana baktığını gördüm. Kalbindeki öfkeyi okumaya dayanamadım. Yoo Joonghyuk beni burada öldürmeye çalışsa bile söyleyecek hiçbir sözüm yoktu.
“Şimdi ne yapacağız?”
Sesinde özel bir duygu yoktu. İçimde hafif bir korku hissettim ve Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı’nı etkinleştirdim. Sonra hemen pişman oldum.
「 ... 」
「 ... 」
「 ... 」
Göğsüm boğucu duygularla sıkıştı. Bunlar kelimelerle anlatılamayacak duygulardı. Acı o kadar derindi ki dile dönüşemiyordu.
Yoo Joonghyuk zaten bir deliydi. Belki de uzun zamandır böyleydi. Bu olay onu daha da yıpratacaktı. Patlamayan duygular bir sonraki tura taşınacak ve sonunda ölümüne yol açacaktı. Onu aşındıracak ve yalnızlaştıracaktı.
Üçüncü turdaki Göğü Yaran Kılıç Azizi unutulacaktı. Titreyen dudaklarımı araladım. Bir şey söylemem gerekiyordu.
Göğü Yaran Kılıç Azizi kesinlikle hayattaydı. Canlı geri dönecekti. Ama bunu söyleyemedim. Ben tls123 değildim.
“Denemek zorundayız.” Söyleyebildiğim tek şey buydu. “Mücadele edeceğiz, savaşacağız ve her şeyi tersine çevireceğiz.”
Yoo Joonghyuk bir süre sessizce bana baktı, sonra arabadan indi. Sormamadan anlayabiliyordum. Belki de kendi hazırlıklarını yapmaya gidiyordu.
Bu Yoo Joonghyuk’tu. Hayatından vazgeçse bile hedefinden vazgeçmeyen biri. Ne kadar büyük bir umutsuzluk olursa olsun ona tekrar tekrar meydan okuyan, o umutsuzluğu aşarak yaşayan biri.
Bu yüzden yaşadı ve böyle yaşamaya devam edecekti.
Sonunda mutsuz olacaktı. Yoo Joonghyuk gittikten sonra düşüncelerinden okuduğum tek bir cümle benimle kaldı.
「 Bu hiç senin tarzın değildi, aptal. 」
Telefonumu açarken bu cümleyi düşünüyordum. Yoo Joonghyuk’un ne demek istediğini biliyordum.
– Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu (2. Revizyon).txt
Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin ölümü kaydedilecekti. Bu turun başarısı yazılacaktı. Belki de değişmiş ‘son’ yazılacaktı.
[Dördüncü Duvar hafifçe sarsılıyor.]
Titreyen parmaklarım ekranına birkaç kez dokundu. Yoo Joonghyuk’un sözleri tekrar aklıma geldi.
「 Ben senin gibi değilim. 」
O piçin benim hakkımda ne bildiğini bilmiyordum. Yoo Joonghyuk’u 10 yıldan uzun süredir izliyordum ama Yoo Joonghyuk beni bir yıldır bile tanımıyordu. O pislik benim hakkımda ne bilebilirdi...?
Ekranı kapattım. Ne yazdığı önemli değildi. Zaten yaratmak istediğim hikâye onun içinde olmayacaktı.
“Jang Hayoung. Murim’i kurtarmak istiyorum.”
Jang Hayoung başını kaldırırken gözlerini sildi. Ona baktım ve yavaşça konuşmaya başladım. Bunun işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordum. Ama yine de hiçbir şey yapmamaktan iyiydi.
______________________________________________
Yönetim Şubesi’nin gözaltı merkezinde çeşitli varlıklar vardı. Çoğunlukla ‘olasılık uygunluk değerlendirmesi’ yüzünden yakalanıp hapsedilmiş takımyıldızları ve aşkın varlıklarla doluydu.
Ancak olasılık ihlal edilse bile, Yönetim Şubesi’nin doğrudan müdahale etmesi nadirdi. Çok fazla olasılık kullananlar bir fırtınaya yakalanırdı ama dikkat çekmemek de kolaydı.
Yine de bu adamın durumu için Yönetim Şubesi bizzat devreye girmek zorunda kalmıştı.
Dokkaebi Youngki, olasılık ağına hapsedilmiş adama bakarken iç çekti.
“Buraya bak.”
Sonra küçük adam Youngki’ye baktı. Youngki onun yakışıklı yüzüne bakarak konuştu.
“Artık orijinal senaryo alanına geri dönmelisin. Evin tehlikede değil mi?”
“…”
“Senin yüzünden gezegen sistemin senaryoya devam edemiyor.”
Küçük adam güldü.
“Ben gider gitmez ‘felaket’i tekrar Barış Diyarı’na göndereceksiniz.”
“Bunun olmayacağını söylemedim mi?”
“Sözlerine inanmıyorum.”
Youngki, hırlayan sesi duyunca irkilip geri çekildi. İşte bu yüzden aşkın varlıklarla uğraşmak zordu. Takımyıldızları konuşunca hemen anlayabiliyordu ama aşkınlar inatçı ölümlülerdi ve bazen böyle saçma karışıklıklar çıkarabiliyorlardı.
Adam konuşmaya devam etti.
“Beklediğim biri var. O evime dönene kadar burada kalacağım.”
“Beklediğin biri mi? Kim o?”
“O geldiğinde ben de kendi isteğimle ayrılacağım.”
Youngki tekrar konuşmak üzereydi ki hapishanenin kapısı açıldı ve yeni bir mahkûm içeri getirildi.
[Grrr... siktiğimin dokkaebileri!]Şiddetli gerçek ses yüzünden hapishane sarsıldı. Youngki ve küçük adam aynı anda sese doğru döndüler.
Girişte, Yönetim Şubesi dokkaebileri tarafından bağlanmış bir takımyıldızı içeri yürüyordu. Kertenkele görünümlü bir takımyıldızıydı.
[O herif beni dolandırdı! Jetonlarımı çalan oydu. Neden onu değil de beni yakaladınız?] “Borçlarını geri ödemek için bir yol bulamazsan, bir hikâyeni almak zorunda kalacağız.”
Youngki durumun kabaca ne olduğunu anlamıştı. Bazen böyle şeyler olurdu. Takımyıldızı buraya saçma kredi faizini ödeyemediği için gelmişti.
Youngki dilini şaklatırken takımyıldızı bağırmaya devam etti. Dokkaebiler böyle kargaşalara alışkındı ama bir kişi değildi.
“Kapa çeneni.”
Küstah Bataklık Yırtıcısı soğuk sese dönüp baktı.
[Sen de kimsin? Küçük adam...!]Tam o anda ‘küçük adam’ın etrafında muazzam bir hava akımı dönmeye başladı. Bedeni sanki havaya yükseliyormuş gibi görünüyordu, mavi yıldırım vücudunu sardı.
[Ne... kuk...?]Küstah Bataklık Yırtıcısı şaşkın bir ses çıkardı. Bir ölümlünün gücü, onun statüsünü bastırıyordu. Hayatında hiç deneyimlemediği bir şeydi bu.
Hapishanenin ‘ağı’ acı dolu bir çığlık attı. Bu yere atanmış olasılığın ötesinde bir güç küçük adamdan yükseliyordu. Şaşkına dönen Youngki ve diğer dokkaebiler ağın gücünü artırdı ama durum değişmedi.
Adamın bedeni küçüldü ve ağın içinden ‘pat’ diye sıyrıldı. Devasa fırtına Küstah Bataklık Yırtıcısı’na doğru fırladı. Bütün bina sarsıldı ve toz bulutu yükseldi.
[Uh... uhh...]Küstah Bataklık Yırtıcısı yerde yatıyordu. Beş dokkaebi cesurca ileri atılmış ve mavi-beyaz yumruğun yönünü zar zor saptırabilmişti. Yumruğun duvarda bıraktığı korkunç izler hâlâ duruyordu. Dokkaebiler yumruğun sahibini suçlamak yerine hızlıca rapor verdi.
“Tebrikler Küstah Bataklık Yırtıcısı. Serbestsiniz.”
[Ha? Ne?] “Az önce sizi serbest bırakmamız için bir emir aldım. Birisi borcunuzu ödedi.”
[Ne? Kim...?]Bu haberi duyan Küstah Bataklık Yırtıcısı az önce olanları unutmuş gibiydi. Dokkaebi bir isim söylediği anda, Kyrgios’un bedeni durdu ve Küstah Bataklık Yırtıcısı şaşkınlıkla mırıldandı.
[...O adam mı borcumu ödedi?]Tam o anda Elektrifikasyon’un mavi-beyaz yıldırımı dokkaebiye doğru fırladı. Kyrgios, dokkaebiyi yakasından tuttu ve sordu:
“Az önce ne dedin?”
“H-Hayır... ne...?”
“Az önce söylediğin isim. O şimdi nerede?”
Dokkaebi cevap veremeden bir mesaj Kyrgios’un kulaklarına ulaştı. Kyrgios bir an boşluğa baktı, sonra dokkaebilerin yanından geçip çıkışa doğru yürüdü.
Youngki aceleyle bağırdı:
“Bir dakika! Gitmene izin veremem! Ana gezegenine dönersen—”
“Eve dönmeyeceğim.”
Paradoksun Beyaz Yıldırımı, Kyrgios Rodgraim, öfke dolu bir gülümsemeyle konuştu.
“Öğrencimin yanına gideceğim.”
+
Çeviri: Sansanson