1   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   3 

Arka Plan
Metin
🌙 Gece (Önerilen)
📜 Sepya
🌑 Soft Dark
☀️ Beyaz
Bölüm 2

Güvenlik Binasının 9 no’lu ofisindeki bunaklar şu mesajı görselerdi kalp ilaçlarını almak için sıraya çoktan girmişlerdi.

Yalnızca Chu Si bu iki cümlenin karşısında yerinde dik durabilirdi.

Ama o bile görüşünün karardığını ve oksijen eksikliğinin daha ciddileştiğini hissetti.

Yüz yıldır sistem dışına sürgün edilen Uzay Hapishanesi, ilk inşa edildiğinden beri Güvenlik Binasının 5 no’lu ofisinin gözetimi ve yönetimi altındaydı. İçerisinde gezegendeki en tehlikeli insan grubunu barındırıyordu ve bunun iblisler için bir toplama kampı olduğunu söylemek abartı sayılmazdı. Rastgele birini seçseniz bile saatli bir olacağı aşikar hani.

Ve Sa’e Yang, ne zaman patlayacağı tahmin edilemeyen şahıs, tarihteki en zahmetli olanıydı.

Onu hapse atmak 17 yıl sürmüştü ve nihayetinde kontrol altına alındı ama bunun nasıl olduğu dış dünya için gizemdi.

Bu tehlikeli kişi uzayın ortasında mahsur kalsa bile gamsızlığını korur, yine de bir yolunu bulup başkalarına musallat olurdu. O şey hapishaneye geldiğinden beri kimse bir kez olsun rahat nefes alamamıştı. 5 No’lu Ofisin yöneticisi olmak ise her üç yılda bir insanın ömründen biraz daha çalan bir göreve dönüşüyordu.

Chu Si gelene kadar bu lanet gibi etki bitmemişti.

Önündeki insanlar bu kadar çabuk pes etmeseydi, onun yaşındaki birinin bu kadar yüksek pozisyonda oturması imkansız olurdu.

Muhtemelen ifadesi son derece dehşet verici olduğu için bonus kafa tetiğin üzerindeki parmağına baktı ve yutkundu. “Pek iyi görünmüyorsun, kötü haber mi aldın?”

Chu Si göz kapaklarını kaldırdı ve ona baktı, “Şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş derecede kötü bir haber. Uzay Hapishanesini biliyor musun?”

Bonus kafa kuru bir şekilde güldü, “Elbette, kardeşim orada gardiyandı. Yüz ifaden, sanki bir iblis sürüsünün duvarı aşıp topluca kaçtığını görmüş gibi.”

Chu Si iletişim cihazını eliyle sıktı ve ifadesizce, “Diğerlerinin hapisten topluca kaçtığını görmeyi tercih ederim.” Dedi.

“…” bonus kafanın ağzının köşeleri seğirdi, “Kulağa korkunç geliyor. Taaammaamdır o zaman hadi boğulup ölelim.”

Chu Si soğukça, “Gerçekten çok umut vericisin.” Dedi.

Bonus kafa, yanındaki minik bonusu kapmak için gizlice uzandı ve şöyle dedi: “Beraber nasıl da böylesine kötü bir haber aldık…demek oluyor ki birbirimizi kader ortağıyız. Önce şöyle bir silahını indirsen mi? Cidden kötü bir niyetimiz yok.”

Chu Si silahını beline koydu ve bonus kafa hemen rahat bir nefes aldı. Minik bonusu tuttu ve birkaç adım daha yaklaştı.

Yarım yıldır yıkanmamış iki kişiden bekleneceği üzere, yaptıkları her hareket adeta kokuyordu. Sanki Tanrı, ona işkence etmek için insansı bir biyokimyasal silah göndermişti.

Koku o kadar kötüydü bir anlığınına kalbi atmayı bırakmış gibiydi ve aniden bir şeyi hatırladı— mesajın gönderildiği zamana bakmamıştı.

Bir adım daha atarsan ayaklarınla vedalaşırsın.” Chu Si, yaklaşmakta olan bonus kafaya doğru doğal bir şekilde silahını havada salladı. Bakışlarını iletişim cihazına indirip iki kez ekrana tıkladı.

Arayüzdeki Sa’e Yang’ın o mesajının altında olduğu gibi şu yazıyordu: 18 Şubat 5736.

Chu Si gözlerini bir kez daha kapatıp açtı, “…”

Yüzü daha da çirkinleşmişti.

Doğru, ilk baktığında görmemişti. 36 diyordu 63 değil.

Ne güzel bir haber! Mesajı 27 yıl önce göndermiş. Lanet olası bir uzay gemisi inşaat edip üstüne galaksinin her bir köşesinin içine etmeye 27 yıl yeter de artar!

Bazen işler düzeltilemeyecek kadar kötüye gittiği zaman endişelenmeye gerek yoktur.

Gezegen sayısız parçaya bölündü ve bunlar uçsuz bucaksız yıldız denizinde değersiz toz taneleri haline geldi. Uzay Hapishanesi gidebileceği mesafenin çok ötesindeydi. Ülkenin en tehlikeli suçlusu 27 yıldır etrafta elini kolunu sallayarak geziyordu, bundan daha kötü ne olabilirdi ki?

Hiçbir şey.

Bonus kafa, Chu Si’nin anlık sersemliğinin neyle ilgili olduğunu görmedi. Bu  yüzden sadece oturdu ve önünde saatiyle oynadı.

Kırpırdaması rüzgarla birleşince o korkunç “koku” burnuna çarptı.

“…” Chu Si: “O ellerini bir kez daha önümde sallarsan bir tanesini kırmaktan çekinmem.”

Bonus ellerini arkasına sakladı: “Hayır, sadece iki dakika daha geçtiğini hatırlatmak istedim. 30 dakikamız kaldı, hiç mi başın dönmüyor?”

Chu Si kaşını çattı: “Asıl başımı döndüren sensin.”

Ancak bonusun kokusuna sinir olmuş olsa da dediklerini görmezden gelemezdi. 27 yıldır serbest dolaşan bombayı nasıl geri bağlayacağına takılmak yerine, önce yarın güneşi görebileceğinden emin olmalıydı.

…yıldızlar bile bunu yapardı.

Başını çevirdi ve daire şeklinde etrafını taradı. Kara sedir ormanına, pis çamura ve çürüyen yapraklara ek olarak sadece o yirmi beş kriyo kapsül vardı.

Çürüyen dalların içinden biraz uzakta kalan hala yıldız denizinin altında sessiz siyah bir gölgeyi belli belirsiz görebiliyordu.

“Ah, evet orada bir villa vardı.” Oksijen çok azdı ve bonus ile çok konuştuktan sonra hafifçe nefes nefese kaldı. Yanındaki bir kriyo kapsüle karşı çömeldi ve tabanının hava çıkışına yaslanarak kendini daha rahat ettirmeye çalıştı. “Gezegen patlamadan önce zaman zaman bir hükümet yetkilisi buraya tatile gelirdi. Ama hangi departmandan olduğunu bilmiyorum.”

Chu Si onun kim olduğunu elbette çok iyi biliyordu. Çünkü ara sıra izine gelen yetkili oydu. Bazı sıkıntılı nedenlerden dolayı altı ayda bir burada yanında bir doktor, bir beslenme uzmanı ve birkaç korumayla bir hafta kalırdı.

Şimdi tüm bu insanlar onun etrafında kriyo kapsüllerde yatıyorlardı. Kendisinden biraz daha şanslıydılar çünkü enerjileri hala bitmemişti ve uyuyorlardı.
Bu bölgede yaşayan insanların hepsinin onun altında çalışanlar olduğu söylenebilir ancak bu iki bonusu daha önce hiç görmemişti.

“Yanlış hatırlamıyorsam bu bölgede başka kimse kalmıyordu.” Dedi Chu Si.

Bonus kafa az kalsın burnunu havalandırma deliğine sokuyordu. Minik bonusu yarım tuttu ve şöyle açıkladı: “Buraya yıl içinde çok az insan uğruyor. Manzarası ve havası güzel bu yüzden ara sıra gizlice gelip birkaç gün kamp yapardık.”

Chu Si bir “oh” sesi çıkardı. “Aralık ayında o kadar soğuk oluyor ki kemiklerin bile donabilir. Yine de kampa geldiniz.”

Bonus acı bir şekilde, “Evet, bu büyük ihtimalle hayatımda yaptığım en büyük hata. Villadaki hiç kimse bana bir şey söylemedi ve sonra kıyamet koptu zaten.”

Konuşmayı bitirdikten sonra tekrar saatine baktı, “Hala 27 dakikamız var… Nasıl kamp yaptığımı tartışmaya devam etmek istediğinden emin misin? O kadar başım dönüyor ki artık düşünemiyorum, artık buradan nasıl çıkacağımızı düşünmeye başlasak mı?”

Chu Si ayağını kaldırdı ve bonusu iki kez tekmeledi, “Tabii bir yolu var.” Sadece bu ikisinin cidden zararsız olup olmadığını doğrulaması gerekiyordu.

“27 dakika yeterli mi?” Bonus biraz ikna olmamış gibi görünüyordu.

Chu Si, “Bacaklarını hala hareket ettirebiliyorsan fazlasıyla yeterli.” Diye yanıtladı.

Gezegenin patlama planı ilk hazırlandığında burası infaz alanlarından biri olarak sınıflandırılmıştı. Gezegen parçalanıp patladığında villanın kısmen çökme olasılığı göz önüne alınarak, kriyo kapsüllerin çoğu villadan çok uzakta olmayan bu sedir ormanına yerleştirilmişti. Bu yüzden tahliyesi kolaydı.

Ama aslında villanın batı tarafındaki yer altı deposuna yerleştirilen 9 yedek kapsül daha vardı.

Alanın dar olduğu depoda bazı yedek enerji şeritleri vardı. 9 kapsül aktive edildiğinde kullanılan oksijen normalde dışarıda çalışan 25 kapsül kadar olmayabilir ancak bu kadar dar ve nispeten kapalı bir ortamda konsantrasyon daha yüksek olacaktır.

Birazcık daha işleri ertelemenin sakıncası yok.

Demeye gerek yok ya… (Çn: neyden bahsetmediğini veya demediğini anlamadım)

Chu Si elindeki “düşük pil” uyarısı vermeye devam eden iletişim cihazına baktı ve sarbırsızca düşündü: şimdilik işe yaramayacak olsa da pilini şarj etmenin yolunu bulsam iyi olurdu.

Bonus, sıradan bir insan olarak olağanüstü ortamlara özel hiç eğitim almamıştı ve oksijen eksikliğine karşı toleransı Chu Si’den çok daha düşüktü. Şu anki beyni bir akvaryum balığınınkinden farkı yoktu ve hareket etmek için emirlere ihtiyacı vardı.

Chu Si’nin bir yol olduğunu söylediğini duyduğunda düşünmeden refleks olarak kalkmıştı ve kollarını beline kadar uzanan mimik bonusa etrafına sarıp Chu Si’nin arkasında tökezleyerek takip etti.

Chu Si karanlık ormanda dolaşmaya aşinaydı. Villaya giden yolu takip etmek sadece 8 dakika sürüyordu. Depoyu açmak ve ardından yedek kriyor kapsülü başlatmak en fazla 5 dakika ve sonra dinlenmek için ellerinde 10 dakikaları olacaktı.

Zamanları çok ama çok az değildi bu yüzden Chu Si eskisine kıyasla daha iyi bir ruh hali içindeydi.

Ancak 5 dakika içinde villadan 50 metreden daha az bir mesafe kalmışken Chu Si’nin iletişim cihazı aniden çaldı.

Chu Si duraksadı ve şaşkınlıkla iletişim cihazına baktı.

Titreşim pilin düşük olduğunu hatırlatırken gelen kısık ama hafif ses…bir mesaj bildirimiydi!

Güç eksikliği nedeniyle ekrandaki ışık biraz loştu ancak yine de mesaji görmesi için yeterliydi. Tabii ki, o şahıstan yeni bir mesaj vardı.

Chu Si kaşlarını çattı ve mesajın içeriğe baktı:

Keskin dilli yöneticim küfür etmedi, şoklar içindeyim.

Canım, cevabını beklemekten biraz sıkıldım.

—— Sa’e Yang

Chu Si: “…” hangi psikopat “bana neden cevap vermedin” demek için 27 yıl bekler?

Ama bu en kötüsü değildi maalesef. En kötüsü şuydu…Sa’e Yang sıkılmaya başlamıştı.

Sa’e Yang her sıkıldığında kendi boyunlarını kırmak veya kendilerini asmak isteyen bir grup güvenlik binası çalışanı olurdu.

Yazar notu: 

Şunu da eklemek isterim ki, bahsedilen gezegenin patlaması tam anlamıyla çökmeyle gerçekleşen bir yok oluş değil. Daha çok parçalanma durumuna benzer. “Patladı” ifadesi sadece bir betimleme şekli. Birçok şey yok olacak ancak hayatta kalmak için gerekli temel çevreyi koruyacak bazı yapay düzenekler de bulunacak. Kısacası bu biraz saçma bir kurgu o yüzden çok ciddiye alıp ayrıntılı incelemeyin~

Çevirmen notu:

Chu Si, Sa’e Yang’a görüldü atmış orada bhfkej anlamamıştım başta sonradan denk etti


Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

1   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   3