3   Önceki Bölüm 

Arka Plan
Metin
🌙 Gece (Önerilen)
📜 Sepya
🌑 Soft Dark
☀️ Beyaz
Bölüm 4

Tanrı der ki: Dünya her zaman insanın istediği gibi dönmez. Ve o, gözlerini bu çorak dünyada açtığı ilk gün karşısında şeytanı buldu.   —— Esther <<Düşler Ülkesi>>

Aniden ekrana yaklaşan yüzü soğukkanlılıkla izlerken, Chu Si’nin göz bebekleri biraz daraldı. Gömleğinin kollarını iki kez katladı ve kollarının açıkta kalan kısmında ince kasları gözle görülür şekilde gerildi sonra hemen gevşedi.

Duygularıyla hızlı bir şekilde başa çıkmasına ve yüzü bir anda normale dönmesine rağmen yanındaki bonus kafa bunu fark etmişti bile.

Chu Si’yi yarım saatten daha kısa bir süredir tanıyordu. Bu yüzden Chu Si’nin tepkisinin savunmadan mı gerginlikten mi yoksa başka bir şeyden mi kaynaklandığını bilmiyordu… her iki durumda da daha çok panikledi.

“Hiç cevap alamadım.” İfadesini net şekilde yakaladı bu yüzden sesini alçalttı ve Chu Si’ye tedirginlikle sordu, “Bahsettiğn terörist bu mu?”

Chu Si cevap vermedi. Yakınlarda dolaşan bir aslana bakıyormuş gibi gözlerini hareket ettirmeden ekrana baktı ve parmağını kırmızı bir düğmeye götürüp bastı. Sakince şöyle dedi: “cevap verdim.”

Bonus kafa: “ha??”

Ekrandaki yakışıklı adamın güldüğünü duyana kadar ağzı açık kalmıştı ve sonra Chu Si’nin sözlerinin kendisine değil ekranın diğer tarafındaki kişiye olduğunu fark etti.

Adam “hmm”ladıktan sonra bir kaşını kaldırdı ve “Ne cevap verdin?” Diye sordu.

Konuşurken ağzını açmaya bile üşeniyormuş gibiydi. Sesi boğazının derinlerinde sıkıştırılmış gibi, alçak ve kayıtsız bir ton taşıyordu.

Belki de “Uzay Hapishanesi” hakkındaki izlenimi fazla abartıydı ya da Chu Si’nin az önceki anlatımı gereğinden fazla korkutucuydu. Bu adamın görünüşü “son derece acımasız” biriyle hiç uyuşmuyordu ve söyledikleri de oldukça sıradandı. Yine de bonus kafa onu gergin bir şekilde dinliyordu.

Parmaklarının bilinçsizce sıktı, başını çevirdi ve Chu Si’nin cevap vermesini bekledi. İç sesi, Chu Si’nin karşı tarafa asla ama asla hoş bir şey söylemeyeceğini söylüyordu.

Chu Si ifadesini değiştirmeden  “O kadar çok şey yazmışım ki unuttum şimdi. Mesajlar iletildiğinde kendin bakmanı öneririm.” Dedi.

Bonus kafa: “…” nedenini bilmiyorum ama bu adamın bütün o saçma sapan şeyleri özellikle söylediğini hissediyorum.

Chu Si bir an durakladı sonra sakince ekledi: “Ama görünüşe göre kozmik süper sinyal bile senden kaçınıyor gibi. Mesajlarımı alman bir 27 yıl daha sürebilir.”

Konuşmayı bitirir bitirmez ekranın diğer ucundan net bir “ding” sesi geldi.

Adam hafifçe doğruldu, iletişim cihazını çıkardı ve şöyle bir baktı. Hala bir eliyle kamerayı tutuyordu ve diğer eliyle iletişim cihazında iki kez kaydırma hareketi yaptı.

Ekranı bir gözden geçirdikten sonra gülümsedi, iletişim cihazını kaldırıp kameranın önünde salladı “bir tanecik nokta bayağı fazla, haksız mıyım?”

Bonus kafa: “…”

İfşalanan Chu Si umursamadı, “Çok fazla anlam içeriyor.”

Adam: “Ne gibi?”

Chu Si: “Bir an önce hapishaneye geri dönmen gibi.”

“…” bonus kafa sessizce konsoldan aşağı yere doğru kaydı. Bu durumda gerçekten yüzünün göstermek istemiyordu ve birkaç güncük daha yaşamak istiyordu.

Konsolun önünde ve arkasında duran iki kişi, biri ekrana diğeri de konsola dayanmıştı. Hafifçe öne eğilmiş, bakışları aşağıya kaymış ve rahat bir duruş sergiliyorlardı. Gerçekten de sohbet etmeye hazırlanan iki eski arkadaş gibi görünüyorlardı.

Ama bu tanıdık konuşma şekli…bonusun yüzünün yeşile dönmesine neden oldu.

Ancak bonus kafa bir süre konsolun altında kaldıktan sonra yine biraz garip hissetti. Adam onları bulmak için çok uğraşmıştı ve kamera aracılığıyla bayağı konuşmuşlardı ama villaya yaklaşmak gibi en ufak niyet belirtisi göstermiyordu.

Ekrandaki adam çoktan dik durmuş, siyah eldiveninin ucunu dişleriyle ısırırken çıkarmıştı. Başını hafifçe eğdi, göz ucuyla kameraya baktı ve belli belirsiz şöyle dedi: “Konsolu kapatmadan önce, bana son bir kez bakmak istemediğine emin misin?

Chu Si bir kaşını kaldırdı. “Evet.”

Bunu söyledikten sonra konsoldaki güç düğmesine bastı.

“Ormanın dışındaki izleme sistemi kapatıldı. Güç tasarrufu moduna geçildi.” Elektronik ses biter bitmez duvardaki büyük küçük bütün ekranlar aynı anda karardı ve görüntüler kayboldu.

“Kapattın mı?! Sen ne—“ ekranları işaret ederken bonus kafanın ağzının köşeleri seğirdi, “o adamı orada öylece bırakacak mısın yani?”

Chu Si konsoldaki iletişim cihazını umursamadan aldı ve “enerji tasarrufu için yaptım.” Derken cebine attı.

Bonus kafa: “…enerji tasarrufuyla hayatımın bağışlanması arasından hayatımı seçiyorum.”

“Vah vah, ne yazık ki ev benim.”

Chu Si, duvarın yanındaki dolaplara doğru yürürken konuştu. Sağ alt köşedeki iki dolabı hafifçe açtı.

Bonus kafa hala biraz korkuyordu. Sessizce bacağına dokundu ve “Dürüst olmak gerekirse dizlerim biraz zayıf. Cidden konsolu kapattın ve onu görmezden mi geldin? Gezegeni havaya uçurabilecek potansiyeli olan birinden gelen mesaja cevap vermeden, onu öylece bırakmak gerçekten iyi bir şey mi? Ölüme doğru tek yönlü bilet alıyormuşuz gibi hissediyorum…”

Chu Si duymamış gibi bir süre dolabı karıştırdı, istediğini buldu ve yanındaki kriyo kapsüle koydu.

Bonus kafa ev sahibinin önündeki bu dolapları merak etmekten utanıyordu, bu yüzden sadece gelişi güzel baktı—

Chu Si’nin aldığı şeyler bir kutu kulak tıkacı ve bir çift eldivendi.

Eldivenleri taktı ve bir köşededen metal bir kutu çıkardı. Kutunun boyutlarına bakılırsa ağırlığı kesinlikle hafif değildi ancak Chu Si’nin elinde çok hafif duruyordu.

“O ne?” Bonus kafa merakla gözlerini kırpıştırdı.

“Eski bir şey, genellikle işe yaramaz—“ Chu Si başparmağıyla kilidin kenarına dokundu ve kutu otomatik açıldı. İçinden bir sıra gümüş aleti barından “alet çantası” çıktı.

“…” bonus kafa iç çekti, “Alet çantan yüksek hassasiyetli olanlara benziyor. Sık sık kullandığım set gibi değil.”

Chu Si durakladı ve ona baktı: “Sık sık kullandığım derken?

Bonus kafa “aa” dedi ve başını kaşıdı, “Az önceki kaosta söyleme zahmetine girmemiştim ama ben uçak bakım teknisyeniyim.”

Chu Si takdir ederek başını salladı ve alet çantasını tersine çevirip bonus kafaya uzattı. “O halde al bakalım.”

Bonus kafa şaşkınlık içindeydi: “Ne yapacaktın ki?”

Chu Si çenesiyle yanındaki kapsülü işaret etti, “Kapsülün gövdesini parçalara ayır.”

“???”

Bonusun kafası Chu Si ile tanıştığından beri daha da karışıyordu.

“Gövdeyi neden parçalıyoruz? Sorunu ne?” Diye sordu bonus kafa.

Chu Si eldivenini çıkarmak için parmak uçlarını ısırdı ve ardından diğerini çıkarırken basitçe açıkladı: “Her kapsülün gövdesine yerleştirilmiş hava tahliye ünitesi var. Üç tane, tam da bize yetecek kadar.”

(Çn: direkt çevirisi yok ama mantığı zehirli havayı alıp kaspülden dışarı veriyor.)

Bonus kafa Chu Si’ye baktı ve bir anlığına davranışlarının tanıdık olduğunu hissetti ancak bunun üstünde duramadan dikkati Chu Si’nin fikrine kaydı. “Sadece uçakları söktüm ve daha önce hiç böyle bir şeye dokunmadım. Ben değil de senin yapman daha iyi ol—“

Cümlesini bitiremeden Chu Si sözünü kesti, “Nasıl yapılır bilmiyorum.”

Bonus kafa: “O zaman neden alet çantasını aldın?”

Chu Si sakince yanıtladı, “Yani bir ihtimal sökebilirim diye.” 

Bonus kafa: “…” nihayetinde önündeki şahsın saçma sapan konuşmakta ve blöf yapmakta uzman olduğunu anladı.

Neyse ki, 47 yıl donmuş ve 3 yıl etrafta dolaştıktan sonra becerileri onu tamamen terk etmemişti. Kriyo kapsüller genellikle otomatik sistemlerle bakımı yapılsa da, köşede manuel bakım için hala bir giriş vardı.

Genel sökme hızı aslında çok hızlıydı. Bonus kafa, nerden başlayacağını bulmak için birkaç dakika uğraştı. Ancak çok geçmeden kapsülün gövdesini göz açıp kapayıncaya kadar yedi sekiz parçaya ayırmıştı. Şimdiye kadar tek kelime etmeyen minik bonus kenarda sessizce otururdu, büyük bonusa aletleri ustaca uzattı ve zaman zaman Chu Si’ye berrak gözlerle baktı.

Chu Si, kapsülü sökmesi işini bonus kafaya yıktığı için çok rahattı. Bonus kafanın çalışmasını izlemedi, onun yerine açtığı başka bir dolaptan siyah bir silindir çanta çıkardı.

“Bitirdim.” Bonus kada aniden avucunu açarak eline ince tüpler takılı üç siyah kutu koydu.

“Çok teşekkür ederim.” Chu Si elini bıraktı ve bir tanesini aldı. Doğal bir şekilde tahliye ünitesini kulağının arkasına astı. Kavisli tüp yanağının kenarından sarkarken kulak kemiğine tam oturmuştu.

Makine hafif uğultuyla açıldı. Yanağının kenarında düzgünce çalışıyordu.

Bonus kafa, başını eğdiğinde önemli gibi görünen silindir bir çanta taşıdığını gördü. Kutuyu bir kenara koydu ve bir çift kulak tıkacı çıkardı.

“Ne yapıyorsun?” Bonus kafa yine şaşkınlık içindeydi.

Chu Si kapıya doğru yürürken arkasına bakmadan konuştu, “O teröristi teselli etmeye gidiyorum.”

Bonus kafa: “…o taşıdığın çanta teselli hediyesi mi oluyor?”

Chu Si çoktan kapıdan çıkmış ve gülümseyerek başını çevirmişti, “R-72 roketatar.”

Bonus kafa: “…” ailen sana başkalarını teselli etmek için roketatar kullanmayı mı öğretti?!!!!

Çevirmen notu:
Hava tahliye ünitesini sorgulamayın. Abartısız söylüyorum beş on dakika ne olduğunu anlamaya çalıştım.


Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

3   Önceki Bölüm