267.Bölüm: 50.Kısım – Dokja’nın Hikâyesi (4)
______________________________________________
Güçlü bir el omuzlarımı yakaladı. Refleksle vücudumu çevirip yumruk attım. Bir güm sesi duyuldu ve yumruğum iri bir el tarafından yakalandı.
「 (Oh, kavga etmeye mi geldin?) 」
Karanlık dağıldı ve beyaz bir yüz ortaya çıktı.
「 (Seni daha önce bir kez kurtarmıştım. Çoktan unutmuş gibisin.) 」
Tanıdığım bir yüzdü. Hatta... öldürdüğüm biriydi.
“Burada ne işin var?”
「 (…Gerçekten bilmediğinden mi soruyorsun?) 」
Erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan, muğlak bir yüzdü. Anlaşılmazlık hissi veriyordu. Bu varlık burada olmamalıydı.
“Nirvana Moebius.”
Uzun zaman önce Dördüncü Duvar tarafından yutulmuştu.
______________________________________________
Dördüncü Duvar’ın yuttuklarına ne oluyordu? Onun bir şeyi ilk yuttuğu andan beri aklımda olan bir soruydu bu.
「 (Gördüğün gibi. Olanlar bunlar.) 」
Nirvana güldü. Uzun süredir görüşmesek de ilk karşılaştığımız zamanki gibiydi. Tek fark, Hayatta Kalma Yolları’nı oluşturan harflerin bedenine zincir gibi dolanmış olmasıydı.
“Bunca zamandır burada mı yaşıyordun?”
「 (Buna yaşamak demek zor.) 」
Daha yakından bakınca Nirvana’nın sesi ağzından çıkmıyordu. Hatta buna ses bile denemezdi. Nirvana başını kaldırıp havaya baktı.
「 (O lanet parazit duvar sayesinde hayattayım.) 」
Tam o anda Dördüncü Duvar’ın uyarısı yankılandı.
「 Nir va na çok faz la ko nu şu yor. 」
Nirvana güldü. Gözleri buruktu ama içinde tuhaf bir ferahlık da vardı. Onun bakışlarını takip edip kütüphaneye göz gezdirdim. Bir dünyayı oluşturan sayısız harf formu vardı. Bu yerde her şey Hayatta Kalma Yolları’ydı.
“Artık öğrenmek istediğin her şeyi biliyorsun.”
「 (Her şeyi bilen bir varlık yoktur. Tıpkı senin gibi.) 」
Nirvana gerçekten de gizemli bir bilge gibiydi. Garip hissettim. İlk kez bir karakter bu dünyanın sırlarını öğrenmişti.
“Nasıl hissediyorsun? Artık bir roman karakteri olduğunu biliyorsun.”
Kışkırtıcı sözlerim üzerine Nirvana’nın ifadesi değişti.
「 (Roman... gerçekten öyle mi düşünüyorsun?) 」
Nirvana acıyan gözlerle bana baktı. Dudakları birkaç kez titredi ama hiçbir ses çıkmadı. Sinirlendim. “Ne var? Devam etsene.”
Nirvana sessizce gülümsedi.
「 (Hikâyeni seviyorum.) 」
Beklenmedik sözler karşısında utandım.
「 (Daha doğrusu, değiştirdiğin hikâyeyi seviyorum. İradenin hissedildiği cümleleri, söylemediklerini barındıran bağlamı...」
“...Ne diyorsun şu an?”
Garip bir şekilde geri adım attım. O piçe bakarken ölmeden önce söylediği sözleri hatırladım.
「 (Sadece ben değilim. Buradaki tüm varlıklar senin hikâyeni seviyor.) 」
“Burada başka kim var?”
Hava titremeye başladı ve tavandan birkaç karanlık parça düştü. Sanki devasa bir şey buraya doğru kazıyormuş gibi titreşimler yayılıyordu. Nirvana parçaları yerden alıp kaşlarını çattı.
「 (Zaman yok, hızlı hareket etmelisin. Burada fazla konuşmak iyi değil. Korkunç bir şey olacak.) 」
Ben bir şey soramadan yürümeye başladı. Az önce düşmekten kıl payı kurtulduğum uçuruma bakarak peşinden gittim. Kütüphanedeki titreşimler oradan yayılıyordu.
“Bekle, nereye gidiyoruz?”
「 (Seninle gerçekten görüşmek isteyen biri var.) 」
“Ne? Kim?”
「 (000’dan itibaren rafları düzenleyen varlık.) 」
...Rafları düzenleyen mi?
「 (Burada yalnızca vakit öldürmüyoruz. Düzgün toparlamazsak, hatırlamazsın.) 」
“...Dur, bu da ne demek?”
「 (Anlamana gerek yok.) 」
Arkamı döndüğümde yeni kitap raflarının belirdiğini gördüm. Kütüphane gerçekten çok genişti. Hayatta Kalma Yolları ikinci yarıda atlanan turların sayısını artırmıştı. Belki de bu kütüphane o atlanan kısımların hepsini düzenliyordu. Önümde [000~100] yazan bir tabela belirdi.
「 (İşte burası. Hadi, iyi sohbetler.) 」
Köşeyi döndüğümde tanıdık bir varlık gördüm. Geçmişte gördüğüme kıyasla ‘minimum’ boyuttaydı ama kesinlikle tanıdığım o varlıktı.
On iki dokunaç yerdeki kitapları topluyordu. O dokunaçları yöneten kalamar benzeri bir gövdesi vardı. Göz olması gereken küçük bir boşluğun üzerine, sanki kemik çerçeveli bir gözlük yerleştirilmişti.
“...Sen de buradaymışsın.”
Kalamar bana baktı. On iki dokunaç aynı anda sallandı.
「 (Zavallı hakikat arayıcısı gelmiş.) 」
“Beni görmek mi istedin?”
「(Sana yardım etmek istiyorum.)」
Kalamarın ağzı olduğu varsayılan şey memnun görünüyordu. Bu farklı türün jestine nasıl karşılık vereceğimi bilemedim.
“Bir anda ne dediğini anlamadım. Durumu kavramam için biraz zamana ihtiyacım var...”
「 (O kadar zaman yok.) 」
“Neden bana yardım etmeye çalışıyorsun?”
「 (Senin sayende evrenin gerçeğine ulaştım. Asil varlıklar borçlarını öder.) 」
Asil varlıklar. Aslında, Rüyaları Yiyen’in kendini böyle adlandırması garip değildi. Bu kalamar, dışarıda yaygara koparan takımyıldızlarını çiğneyip yutacak kadar güçlüydü. “Öyleyse sana bir şey soracağım.”
「 (Sor.) 」
“Bu kütüphaneyi kim yarattı?”
Tam o anda büyük kıvılcımlar patladı ve bedenim bir kitaplığa çarptı. On iki dokunaç aynı anda uzanarak beni kitaplığa sabitledi. Düşen kitaplara bakan Rüyaları Yiyen gözlüğünü yukarı itti.
「 (Bu bir soru sayılmaz. Başka bir soru sor.) 」
Dudaklarımı ısırıp düşündüm. Şu anda Hayatta Kalma Yolları ile ilgili bir soru sormanın anlamı yoktu. İkinci revizyonu okuyabilirdim ve buraya geri dönüp ilgili soruları öğrenmenin bir yolu da vardı.
Yani Hayatta Kalma Yolları’nda kayıtlı olmayan bir soru sormalıydım. Aynı zamanda bir ‘dış tanrı’nın cevaplayabileceği bir soru olmalıydı. Soruyu bulmak zor değildi.
“Gizemli Entrikacı kim?”
Yine büyük kıvılcımlar sıçradı. Tekrar savrulacağımı sandım ancak bu sefer daha zayıftılar.
「 (Yüce entrikacıyı mı merak ediyorsun?) 」
Dokunaçlar yavaşça hareket etti.
「 (O, bu evrendeki en kadim varlıklardan biri... 」
İlk kez Gizemli Entrikacı hakkında bilgi duyuyordum.
「 (Evrenin en yalnız varlığı, En Eski Rüya’ya karşı savaşan kişi.) 」
“Bunu uydurmadığını nereden bileyim? Bana doğru niteleyicisini söyle—”
「 (Onun için niteleyicilerin bir anlamı yok. Ama istersen sana yardım eder.) 」
“Yardım mı? Nasıl...”
「 (Onunla Bir Öte Dünya Sözleşmesi yap.) 」
Öte Dünya Sözleşmesi. Bunun ne olduğunu biliyordum. Beşinci senaryoda yok ettiğim Mutlak Taht da bir tür sözleşmeydi. Ama Hayatta Kalma Yolları’nda hiçbir sözleşmenin sonu iyi bitmezdi.
“Yapamam.”
Birkaç dokunaç baş sallar gibi hareket etti.
「 (Tahmin etmiştim. Üst varlıklardan nefret ediyorsun.) 」
“Sizin gücünüzü ödünç alırsam istediğim hikâyeyi yaratamam.”
「 (Artık kontrol edilemeyecek birisin.) 」
Garip hissettim. Bir ‘dış tanrı’nın böyle konuşmasını beklemezdim.
「 (Öfken hakkında tekrar düşünmelisin. Sona ulaşmak için kullanabileceğin şeyleri doğru değerlendirmen gerek.) 」
Dudududu!
「 (Bu dünya ■■’e doğru gidiyor. Henüz yazılmadı ama çoktan yazıldı. Yüce entrikacı sana yardım edebilir. Doğru yolu bulabilmen adına...) 」
“Ben biriktirdiğim hikâyelere inanırım.”
Dudududu!
Titreşimler arasındaki boşluk giderek kısalıyordu. Rüyaları Yiyen, inadıma boyun eğmiş gibi konuştu.
「 (...Ne yazık ki artık zaman yok. Yüce entrikacının seni her zaman beklediğini unutma.) 」
Dokunaçlardan biri etrafıma dolandı. Bu sırada diğerleri hızla hareket edip raflarda bir şey aramaya başladı. Bulduğu kitap şuydu:
[Yoo Joonghyuk, 3. Turun 38. Kaydı]
Sayfalar hızla çevrildi. Ne olacağını fark edip aceleyle bağırdım.
“Bekle! Hâlâ sormam gereken bir şey var!”
「 (Hoşça kal, ■■’nın Havarisi. Olasılık izin verirse, tekrar görüşeceğiz.) 」
Kitabın sayfaları açıldı ve boş sayfalarda cümleler anında belirmeye başladı.
「 Yoo Joonghyuk kendi kendine düşündü. 」
「 Uyan artık, Kim Dokja. 」
「 Yoksa herkes ölecek. 」
...Kahretsin, işte bu yüzden buradan zorla çıkarılıyordum. Bir sonraki anda, cümlelerin bağlamının içine çekildim.
______________________________________________
Savaş alanı harabeye dönmüştü. Yoo Joonghyuk, kanlı dudaklarını silerken yerdeki enkarnasyon cesetlerine ve yaklaşan takımyıldızlarına baktı.
Aşkın köpek Göğü Yaran Usta ile takımyıldızı Osu’nun uyumu inanılmazdı. Parçalanmış bedenlerini umursamadan üzerlerine gelen tarihsel sınıf takımyıldızlarını ısırıyorlardı.
Bu sayede öndeki Kleopatra darmadağın olmuş, Kral Oedipus’un vücudu ise korkunç ısırık yaralarıyla dolmuştu.
Tarihsel sınıf takımyıldızlarıyla baş etmek bir yere kadar mümkündü.
[İğrenç! Böyle böceklerle bile baş edemezken kendinize nasıl takımyıldızı dersiniz?]
Ancak arkada izleyen masal sınıfı takımyıldızları sahaya indiğinde durum tamamen tersine döndü.
Shin Yoosung’un kimera ejderhası, Gök Gürültüsü Yiyen Kuş tarafından yere çakıldı. Lee Hyunsung’un Çelik Dönüşümü, Vanara Generali’nin yumruğuyla parçalandı ve yere yuvarlandı. Yoo Sangah birkaç kez kan kustuğu hâlde savaşmaya devam ediyordu ancak sınırına dayanmış gibiydi.
Osu, İnsanlığın Atası’nın İlkel Mızrağı tarafından delindi ve sendeleyerek yere düştü. Enkarnasyon bedeni delinmişti, Göğü Yaran Usta da onunla birlikte sarsıldı.
25. Senaryonun olasılığının izin verdiği sınırları açtılar. Bu %100 güçleri değildi ama orada bulunan tarafların ortaya çıkardığı güçlü ‘statü’, tüm Şeytan Diyarı’nı göz kamaştırıcı beyaz kıvılcımlarla doldurdu.
Bu, takımyıldızı denilen varlıkların gücüydü. Onlar bu dünyanın en yüksek yerinden gelen varlıklardı.
Yoo Joonghyuk sordu. “Bunu neden yapıyorsunuz?”
[Takımyıldızı Yüce Işık Tanrısı sessizce gülüyor.]
“Görünüşe göre tarihine böcekler tarafından yenilmeyi eklemek istemiyorsun.”
Bu sözler üzerine Surya’nın yanakları hafifçe seğirdi. Lokapala’nın statüsünün açılması takımyıldızlarının ifadelerini değiştirdi. Aşırı gücün açığa çıkmasıyla Surya’nın etrafında kıvılcımlar oluştu. Ancak Surya, bunu karşılayabilecekmiş gibi kendinden emindi.
[Kuwaaaaaang!]
Statüsünü serbest bırakıp tek bir darbe indirdi ve etraf tamamen mahvoldu. Yakındaki yapılar küle döndü, kaçan enkarnasyonlar yok edildi. İnsanlar, tüm deliklerinden kan boşalarak yere yığıldı.
[Bazı takımyıldızları senaryonun gidişatından memnun değil!]
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı büyük bir öfke duyuyor!]
[Şeytan kral Büyük Şeytan Kalesi’nin Hükümdarı memnun!]
[Şeytan Kral Anlaşmazlığın Mimarı heyecanlı!]
[Birçok takımyıldızı bu büyük savaştan heyecan duyuyor!]
Lee Hyunsung önde savunma yapıyordu ancak kulaklarından ve ağzından kan akıyordu. Yoo Joonghyuk, Lee Hyunsung’un omzunu tuttu.
“Geri çekil, Lee Hyunsung. Bu, başa çıkabileceğin bir rakip değil.”
Lee Hyunsung bir şey söylemeye çalıştı ama bu bile zor görünüyordu. Yoo Joonghyuk onu arkasında bırakıp Kara Göksel Şeytan Kılıcı’ndaki kanı silerek ileri yürüdü.
Durum umutsuzdu. Bilgenin Gözü savaş alanını anlık olarak analiz ediyordu. Görünen takımyıldızlarının sayısı neredeyse 20’ydi. Bazı tarihsel sınıf olanlar saf dışı kalmıştı ama sayı hâlâ baş edilemeyecek kadar fazlaydı.
「 Genç öğrenci, hayır. O gücü açarsan ölürsün! 」
Göğü Yaran Usta, Yoo Joonghyuk’un ne yapacağını anlamıştı. Ancak Yoo Joonghyuk’un iradesi inatçıydı.
Yavaşça gücünü yükseltti ve devasa kıvılcımlar ortaya çıktı. Onların rakibi olamayacağını biliyordu. Ancak durum her zaman böyleydi.
– Aşkınlık aşama üçe ulaştığında, takımyıldızlarını yok edebilecek gücü elde edersin.
Ustasının bu sözleri, artık inandığı tek şeydi. Bu kez gücünü artırmak için bir kestirme yol kullanıyordu. Fakat kestirme yolu kullanması, gücün sahte olduğu anlamına gelmiyordu.
Yoo Joonghyuk’un bedeninden göz kamaştırıcı bir aura patladı. Saçları şelale gibi uzadı, iri bedeni daha küçük ve zarif bir forma dönüştü. Bu, nihai Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’nı kullanabileceği formdu. Yoo Sangah arkadan bakarken istemsizce konuştu. “...Yoo Joonghyuk-ssi?”
Yoo Joonghyuk yavaşça döndü. Uzun saçları Kara Göksel Şeytan Kılıcı tarafından kesildi. Yüz hatları değişmişti ama bu kesinlikle oydu. Hayır, eskisinden bile daha fazlasıydı. Bakışları kısa bir anlığına Kim Dokja’nın yüzünde kaldı.
*¹
“Onu götür.”
Sonra başını çevirip kılıcını sildi. Ona gülen takımyıldızları yaklaşmaya devam ediyordu.
Kral Oedipus konuştu.
[Ahmak aşkın. Takımyıldızlarına karşı gelmenin bedeli bu. Burada öleceksin.]
Yoo Joonghyuk, kılıcını silmeye devam ederken cevap verdi. “Öyle görünüyor. Ancak bazılarınız da ölecek.”
[Haha, işe yaramaz! Bir enkarnasyon bedeninin yok oluşu...]
Yoo Joonghyuk onu dinlemedi. Aklına Kim Dokja’nın sözleri geldi.
‘Bu hayattan vazgeçme.’
“O hâlde, bir sonraki hayatta yarınız ölecek.”
Yoo Joonghyuk’un sesi savaş alanı boyunca sessizce yankılandı. Başıyla birlikte ve Kara Göksel Şeytan Kılıcı’nı yukarı kaldırdı. Takımyıldızlarının adımları ilk kez durdu. Aşkınlığın gücü çevreyi tehdit ediyordu.
“Bir sonraki hayatta, hepiniz öleceksiniz.”
Kılıcın çığlığı göğe ulaşmış gibiydi. Yoo Joonghyuk sözlerini bitirirken, takımyıldızlarının yüz ifadeleri donuklaştı.
“Hem de sonsuza dek.”
*²
+
*¹ Resmî olmayan fan çizimi
*² Resmî olmayan fan çizimi
+
Çeviri: Sansanson