Görüşüm karardı, sonra tekrar netleşti. Sanki bilincim elektrik kesintisi yaşamış gibiydi. Boş boş gözlerimi kırptım ancak gördüğüm tek şey karanlık tavandı.
...Ne oldu? Derin nefesler aldım, ağırlaşmış başımı hareket ettirirken düşünmeye başladım.
Şeytan Kral Seçimi’nin ikinci turuna katılıyordum. Dük Bercan’ı öldürdüm ve neredeyse aynı anda Surya tarafından öldürüldüm. Sonra sistem mesajları yağdı.
İkinci turu kazandım mı? Yoksa... kaybettim mi? Ne kadar düşünsem de emin olamadım.
[Savaşta düşmanın cümlesini aldın ve oyunu kazandın!]
Bu mesajı duymuş gibiydim..
[Cümlen alındı ve oyunu kaybettin!]
Bu mesajı da duymuş gibiydim. Belki de ikisi de olmuştu. Peki hangisi önceydi? Şimdilik bunu bilmenin bir yolu yoktu.
[Öldün.]
Emin olduğum tek şey buydu. Oyunda öldüm ve bu yerde uyandım.
“Ugh...”
Yavaşça doğruldum ve yattığım yer daha net görünmeye başladı. Oyukların arasına yerleştirilmiş sayısız lamba, geniş karanlığı aydınlatıyordu. Daha önce hiç bulunmadığım, yabancı bir yerdi burası.
Bulunduğum yerde [000~100] yazan bir işaret ve etrafında büyük kitap rafları vardı. Hafif bir kitap kokusu geliyordu. Bir üniversite kütüphanesini andırıyordu.
...Kütüphane mi? Neden buradaydım? En yakındaki raftan bir kitap çekip bir sayfa açtım.
「 Lee Seolhwa’nın ölümünden sonra Yoo Joonghyuk birçok kez ölmesi gerektiğini düşündü. Sadece kabiliyet ve yeteneklerle onların karşısında kazanamazdı. Senaryonun sonu görünmüyordu ve takımyıldızlarının gücü akıl almaz derecede büyüktü. Lee Jihye ve Lee Seolhwa’nın intikamı alınamazdı. Yoo Joonghyuk umutsuzluğun ortasında düşündü. 」
Tanıdık anlatım tarzındaki cümleler dizilmişti, ben de sanki içine çekiliyormuşum gibi okumaya devam ettim.
「 ‘Ya bir sponsorum olsaydı?’ 」
Bu sahne, Hayatta Kalma Yolları’nda detaylı anlatılmamıştı. Yine de biliyordum. Çünkü bu sahne, hayal gücümde onlarca, belki yüzlerce kez tekrar etmişti.
「 [Takımyıldızı ??? seni enkarnasyonu yapmak istiyor.] 」
Bu, Yoo Joonghyuk’un ilk kez sponsor elde ettiği andı. 0.Regresyondaki Yoo Joonghyuk, sponsorsuz hâlde sınırına kadar kendini eğitmiş ancak sonunda senaryoların karşısında diz çökmek zorunda kalmıştı.
「Yeni bir nitelik, Regresör ortaya çıktı!」
Bu, Yoo Joonghyuk’un ilk kez bir ‘regresör’ olduğu anın hikâyesiydi. Refleksle kitabı kapattım ve başlığına baktım.
[Yoo Joonghyuk, 0. Turun 56. Kaydı.]
Bir anda buranın ne olduğunu anladım. Gözlerim karanlığa alıştıkça etraf daha net görünmeye başladı. Burası, Hayatta Kalma Yolları’nın tüm kayıtlarının toplandığı kütüphaneydi.
Yorgun bir şekilde mırıldandım: “...3149’dan fazla gibi görünüyor.”
Hayatta Kalma Yolları uzundu ama bu kadar da değil. Bu devasa alan kitaplarla doluydu. Tüm hayatımı versem bile yarısını okuyabilir miyim, emin değildim.
Ardından başıma bir ağrı girdi. Kıvrılmış anılar, kırılan bir yumurta kabuğu gibi dışarı çıkıyordu. Az önce yabancı gelen bu yer artık tanıdık hissettiriyordu. Oyuklardaki lambalar ve kitap rafları.
Tüylerim diken diken oldu ve keskin bir his zihnimi doldurdu. Buraya daha önce gelmiştim. Ne zamandı? Ne zaman...?
「 Kim Dok ja. 」
Ses, kütüphanede yankılandı. Bu tonu tanıyordum.
“...Dördüncü Duvar?”
Ardından tüm kütüphane hafifçe sarsıldı.
「 Ru hun teh li ke dey di. 」
“Tehlikede mi?”
「 Se ni ben ça ğır dım... 」
Dördüncü Duvar beni buraya çağırmıştı. Ne demek istediğini anlamak zor değildi. “Yoksa... sen de burada mısın?”
「 Doğ ru. 」
“Buradan nasıl çıkacağım? Çıkış nerede?”
「 ... 」
“...Hey?”
Birkaç kez daha seslensem de Dördüncü Duvar cevap vermedi. Uykusu gelince uyuyan bir tipti, muhtemelen yine uykuya dalmıştı. Çıkış yolunu kendim bulmalıydım.
[Bu konumda Bilge Okuyucunun Bakış Açısı’nı kullanamazsın.]
[Bu konumda Yer İmi’ni kullanamazsın.]
Kullanabildiğim tüm yetenekler engellenmişti. Ne kadar yürürsem yürüyeyim kütüphanenin sonunu göremiyordum. Kuzeye, güneye, doğuya, batıya baksam da çıkışı bulamadım. Kaçamayacağıma ikna oldum ve içimi uyuşturucu gibi bir rahatlık kapladı.
“...Cennet resmen.”
Nereye baksam Hayatta Kalma Yolları vardı. Her yer Hayatta Kalma Yolları ile dolu bir dünyaydı. Buraya senaryo başlamadan önce gelseydim, belki mutlu olurdum. Ne kadar okursam okuyayım asla bitmeyecek bir hikâyeydi bu. Zaten sadece bir ruhtum, acıkmazdım da.
...Dışarı çıkmanın bir yolu yoktuysa, daha fazla kitap okumalıydım. Bilmiyordum. Belki de çözüm kitapların içindeydi.
Raflardan kitapları çekip yan yana dizdim ve okumaya başladım. Bir süre sonra bir kez daha fark ettim ki Hayatta Kalma Yolları, gerçekten de Hayatta Kalma Yolları’dı.
“…Çok fazla açıklama var.”
Etraf sessiz olduğu için okuma hızım normalden daha yüksekti. Yine de yüzeysel okumuyordum. Uzun süredir et yememiş bir gurme gibi, her cümleyi parçalara ayırıp tadını çıkarıyordum.
“Şu pislik o zamanlar bayağı sevimliydi.”
“...Kahretsin, başta onun gözünü daha fazla korkutmalıydım.”
Bazı hikâyeleri zaten biliyordum, bazılarını bilmiyordum.
“Bu bilgiyi unutmuşum...”
“Ne? Böyle bir şey mi vardı?”
Burada kimse yoktu, bu yüzden farkında olmadan kendi kendime konuşuyordum. Beni dinleyen kimse yoktu. Böylece birkaç kitap daha okudum. İçimde garip bir gurur ve sıcaklık yükseldi.
Aniden halsiz hissettim. Neden her şeyi bırakıp burada kalmıyordum ki? Buradan hiç uyanmasam o kadar da kötü olmazdı. Burada beni öldürecek bir senaryo yoktu.
Takımyıldızlarını görmek zorunda da değildim. Bir süre sonra rafların arasından koşarak geçmeye başladım, ortadaki kitapları hızlıca okuyarak ilerliyordum.
「 Yoo Joonghyuk bazen şunu düşünürdü. 」
「 ‘O adamla köprüde karşılaşmasaydım ne olurdu? Ya da onu orada öldürseydim... hayatımın geri kalanında ne olurdu?’ 」
Tanıdık cümleleri görünce refleksle kitabın başlığına baktım.
[Yoo Joonghyuk, 3. Turun 12. Kaydı.]
...Tahmin ettiğim gibi, üçüncü turdu. Birkaç kitap daha açtım. Bazılarında ben vardım.
「 ‘Lanet Kim Dokja’. 」
Bazılarında şunlar yazıyordu:
「 “Kim Dokja, uyan! Kim Dokja!” 」
Bazılarında güzel şeyler yazılıydı. Bazılarında ise hiçbir şey yoktu.
「■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■」
Cümleler filtrelenmişti, okunamıyordu. Bazı bölümlerin sayfaları tamamen boştu. Sanki hikâye henüz kaydedilmemiş gibiydi.
Tüm kitaplar turların sırasına göre düzenlenmişti. Sanki biri, ihtiyaç duyduğumda kolayca bulabileyim diye her şeyi özenle yerleştirmişti. Ama kim...?
Tam bunu düşünürken rafların diğer tarafında bir şey gördüm. Refleksle kitabı yerine koyup baktım. Çok kısa bir andı ama bir insan gölgesi görmüş gibiydim.
“Kim var orada?”
Ayak sesleri uzaklaşmaya başladı. Hemen peşinden koştum. Yerdeki birkaç kitaba takılacak gibi oldum ancak inatla gölgeyi takip ettim. Raflardaki işaretler hızla değişiyordu.
[000~100]’dan [100~200]’a. Ardından [200~300] vardı.
[Yoo Joonghyuk, 373. Turun 24. Kaydı.]
[Yoo Joonghyuk, 473. Turun 31. Kaydı.]
Sayısız kitap hızla yanımdan geçiyordu.
[Yoo Joonghyuk, 573. Turun 27. Kaydı.]
[Yoo Joonghyuk, 681. Turun 12. Kaydı.]
...
Nefesim kesilmişti fakat hâlâ kitapların sonu göremiyordum. Açıkça ruh bedeninde olmama rağmen nefes nefese kalmıştım. Koşmaya devam ettim. Bu bir fırsattı. Bu kişiyi burada kaçırırsam, bir daha yakalayamazdım.
Ne kadar koşmuştum? Her adımda yaklaşıyordum.
“Bekle!”
Bağırdığım anda önümdeki zemin aniden yok oldu. Vücudum ivmesini durduramadı ve öne doğru düştü. Yanımdaki rafı refleksle tutmasaydım aşağı düşecektim.
[Yoo Joonghyuk, 1863. Turun 22. Kaydı.]
[Yoo Joonghyuk, 1863. Turun 23. Kaydı.]
[Yoo Joonghyuk, 1863. Turun 26. Kaydı.]
...
Kitaplar başıma doğru yağdı. Yoo Joonghyuk’un yumrukları kadar acıtmıştı. Zorlukla kitapların altından çıksam da takip ettiğim gölge çoktan kaybolmuştu.
“Siktir...”
Onun yerine gözlerimin önünde bir uçurum vardı. Dibini göremiyordum.
“Ah...”
Büyülenmiş gibi aşağıya baktım. Burası kütüphanenin sonuydu. Tüm hikâyelerin sonu. Oraya bakarken kendimi aşağı atma isteği hissettim. Sanki uzun zamandır merak ettiğim bir şeyi öğrenebilecekmişim gibi. Eğer oraya gidebilirsem…
Tam bedenim uçuruma doğru eğildiği anda biri omuzlarımı sıkıca tuttu.
「(Düşersen ölürsün. Orası gerçekten duvarın ‘ötesi’.)」
______________________________________________
Şlak! Şlak! Şlak! Şlak!
“Uyan.”
Şlak! Şlak! Şlak! Şlak!
“Yoo Joonghyuk-ssi, kes artık! Dokja-ssi’nin yüzü şişmiş!”
“Neler oluyor?”
“Hâlâ nefes alıyor. Sanırım ruhu şoka girdi...”
Yoo Sangah’ın sözleri üzerine Yoo Joonghyuk kaşlarını çattı ve ayağa kalktı. Şişmiş yüzüyle Kim Dokja yerde yatıyordu. Ayı gibi iri Lee Hyunsung ona sarılmış, delirmiş gibi ağlıyordu.
“Dokja-ssi... uyan. Lütfen...”
İkinci tur biter bitmez Mitik Savaş Alanı aniden parçalanmış; Yoo Joonghyuk – Kim Dokja Endüstri Kompleksi’nin tüm katılımcıları ve yardımcıları, kompleksin harabelerinin önünde kalmıştı.
Yoo Sangah aynı tarafta duran insanlara baktı. İki köpek ve bir yakışıklı çocuk. Bir de Han Myungoh...
“Hayattaymışsınız, Müdür-nim.”
“Y-Yoo Sangah-ssi...” Han Myungoh terlemeye başladı ve geri çekildi.
Yoo Sangah bakışlarını Jang Hayoung’a çevirdi. “Sen... bizim tarafta mısın?”
“Ah, ben...”
Jang Hayoung, Yoo Sangah’la göz göze gelince afalladı. Kendini nasıl tanıtacağını bilemiyordu. Sonra gözü Shin Yoosung’a takıldı. “Ah, sen şu videodaki...?”
“...Beni tanıyor musun?”
Jang Hayoung, Shin Yoosung sayesinde 73. Şeytan Kral Senaryosu’ndaki görüntüleri hatırladı ve kim olduklarını anladı. “Gerçekten hayranınızım! Vay canına, Dünya’nın enkarnasyonlarıyla tanıştığıma inanamıyorum...”
Jang Hayoung’ın gözleri Yoo Sangah’ın elini heyecanla sıkarken parıldıyordu. Yoo Sangah hafifçe gülümsedi ve gökyüzüne baktı.
“Bu arada... kazandık mı, kaybettik mi?”
Gökyüzünde yalnızca bilinmeyen bir sistem mesajı duruyordu.
[İkinci turun kazanan takımı belirleniyor.]
Jang Hayoung konuştu, “Bence Kim Dokja onu önce öldürdü. Bu durumda biz kazanmıyor muyuz?”
“Ama ‘cümlemiz’ kapıldı...”
Yoo Joonghyuk başını salladı. “Kim Dokja daha hızlıydı.”
Bu kesinlik dolu sözler Jang Hayoung ve Yoo Sangah’ın yüzünü aydınlattı. Yoo Joonghyuk söylüyorsa, büyük ihtimalle doğruydu.
Tam o sırada çorak arazinin diğer tarafında bir toz bulutu yükseldi. Yoğun bir ‘statü’ ile dolu bir sahneydi bu. Yaklaşanların kim olduğunu sormaya gerek yoktu.
Yoo Joonghyuk gökyüzüne baktı ve ifadesi sertleşti.
[İkinci turun kazanan takımı belirleniyor.]
Gökyüzünde hâlâ aynı mesaj vardı. Tam 30 dakikadır değişmemişti.
“Herkes hazır olsun.”
“Ha?”
“Bir şeyler ters gidiyor.”
Ana senaryoda, hızlı işleyen sistemin kazananı belirlemek için 30 dakika harcaması mümkün değildi.
Başka bir deyişle, bu durum biri tarafından kasıtlı olarak yaratılmıştı. Biri, senaryonun bu şekilde bitmesini istemiyordu.
Şu anki 73. Şeytan Diyarı, Mitik Savaş Alanı yüzünden devasa bir olasılıkla doluydu.
Yoo Joonghyuk, Kara Göksel Şeytan Kılıcı’nı çekti ve konuştu, “Bu sefer oyun olmayacak.”
Gök Gürültüsü Yiyen Kuş’un korkunç gürlemesi gökyüzünü doldurdu. Artık oyundan ceza almayan takımyıldızları buraya geliyordu.
+
Çeviri: Sansanson
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.