Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 273

273.Bölüm: 51.Kısım – Dev Hikâye (2)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.515

273.Bölüm: 51.Kısım – Dev Hikâye (2)
____________________________________________

Surya havada süzülüyor, karmaşık bir bakışla aşağıya bakıyordu. 73. Şeytan Diyarı, cümleler tek bir varlık hâline dönüşürken parlak bir ışıkla sarılmıştı. Bu, evrenin derinliklerinden gelen muazzam yıkım yaklaşmadan önce dünyanın efendisini seçme anıydı.

Surya mırıldandı, [Henüz 25. senaryo ama bir dev hikâye elde edildi… Yıldız Akışı’nda böyle bir şey de varmış.]

Surya uzun yıllar yaşamıştı ama buna bir isim veremiyordu. Olimpos’un Herakles’i vardı ama o yarı tanrıydı, saf bir insan değildi. Kral Oidipus bağırdı, [Surya, sorun değil! Henüz filizleniyor, ezip geçebilirsin!]

‘Dev hikâye’ diğer hikâyelere benzemezdi. Sayısız anlatının toplamıydı ve tek başına muazzam bir olasılığı garanti eden bir hikâyeydi. Ancak her ne kadar bir dev hikâye olsa da, henüz başlangıç aşamasındaydı. Kurtuluşun Şeytan Kralı sadece şans eseri takımyıldızı statüsüne yükselmiş yüzeysel bir varlıktı.

Yine de Surya neden kendinden emin olamıyordu?

   [Surya, derdin ne senin? Bitirelim şunu...]

Tüm dev hikâyeler ‘sonun başlangıcı’ydı. Bu epik senaryonun sonuna giden hikâyelerdi. Fakat bir dev hikâye elde etmek, herkesin ‘sonun yeterliliğini’ kazanacağı anlamına gelmiyordu. Bazı dev hikâyeler ■■ ile bağlantılıydı ama diğerleri ■■’ye yaklaşamadan yok olup giderdi.

   – Surya, bunun sebebi, sonun yeterliliğini alamaman.

Asmodeus’un sözlerini unutmamıştı. Sakin öfkesinin içinde bir mesaj kulaklarına ulaştı.

   [Sana yeni bir yan senaryo verildi!]

   [73. Şeytan Diyarı’nın yıkımı olacaksın.]

Surya bu istenmeyen rol karşısında kaşlarını çattı.

   ‘Yıldız Akışı. Bu yaşlı bedenden ne istiyorsun?’

Cheok Jungyeong yüzünden 12 güneşinden birini kaybetmişti ve Asmodeus’a karşı da büyük miktarda enerji harcamıştı. Ayrıca kendisine verilen olasılığın çoğunu tüketmişti.

   [Surya. Kurallara uymak zorunda değilsin. Bir fikrim var. Savaşmadan onları bastırmanın bir yolu var.]

Surya kaşlarını çattı.

   [Oidipus. Yine aşağılık bir hile mi kullanacaksın? Hem de insanlara karşı?]

   [H-Hayır…]

   [Ben Yüce Işık Tanrısı Surya’yım.]

Vedalar’ın büyük cümleleri Surya’nın halesinde parlıyordu.

   [Tüm gücümü kullanamasam bile, insanlara asla yenilmem.]

Ezici ‘statü’ karşısında Oidipus sustu. Surya elini kaldırdı ve durmuş olan tren tekrar şiddetle ilerlemeye başladı.

____________________________________________

Lokomotif, atmosferi yararken kulakları sağır eden bir ses çıkardı. Ön kısmından kırmızı ve mavi alevler fışkırıyordu. İlk konuşan Yoo Joonghyuk oldu. “135.000 kilometre gibi görünmüyor.”

Gerçekten o büyüklükte bir tren ortaya çıksaydı, dev bir gezegen düşüyor gibi görünürdü.

Cheok Jungyeong bana konuştu, [Sözleri doğru. Yaklaşık 30 kilometre uzunluğunda. Ama bu bile burayı yok etmeye yeter. Kurtuluşun Şeytan Kralı, dev hikâye ne durumda?]

   “Henüz konuşmaya başladı. Cümleler yavaş toplanıyor.”

73. Şeytan Diyarı’nın dev hikâyesi elde edilmişti ama bu tek başına yeterli değildi.

   “Tam çalışması için zamana ihtiyacı var. Treni yavaşlatmalıyız.”

Belki de bu ‘tren’, Surya’nın şu an kullanabildiği tüm güçtü. O treni durdurabilirsek bir şansımız vardı. Arkama baktığımda, Cheok Jungyeong çoktan ileri atılmaya hazır olduğunu gördüm. “Lütfen. Goryeo’nun İlk Kılıcı.”

   [Güven bana.]

Cheok Jungyeong gökyüzüne doğru fırladı. Yoo Joonghyuk ve ben peşinden gittik. Diğerleri de Shin Yoosung’un kimera ejderhasıyla bizi takip etti. Gök Gürültüsü Yiyen Kuş ve Nil’in Gizemli Kuşu bizi durdurmak için saldırsa da Küstah Bataklık Yırtıcısı kanatlarını ısırdı.



   [Onları bana bırak!]

Trenin başına yaklaştıkça Vedalar’ın ölçeğinin ne kadar büyük olduğunu daha iyi anladım. Ön kısmının genişliği yüzlerce metreydi ve neredeyse bir dış tanrı seviyesindeydi.

   [Haaaaap!]

Cheok Jungyeong bağırdı ve Üç Kılıç Stili’ni kullandı.

Çift Kılıç Stili, İki Kılıç Dağ Yarışı.

Cheok Jungyeong’un bir dağı kesebilecek güçteki darbesi trene çarptı. Trenin baş kısmı Cheok Jungyeong’un statüsüyle çarpışınca garip bir ses çıkardı. Rayından sapmıştı ama hızı azalmadı.

Yoğun ısı içinde eriyen şey Cheok Jungyeong’un kılıç darbesiydi. Yine de Cheok Jungyeong durmadı.

Üç Kılıç Stili, Üçlü Kılıç Deniz Yarma.

Denizi ikiye bölen bir darbe. Bir tsunami kopmuş gibi oldu ve trenin hızı az da olsa düştü. En büyük başarı ise ön vagonda bir patlama yaratarak içeri giriş noktası açılmasıydı.

   [İçeride hareket etmek daha kolay olacak! Ben dışarıdan yavaşlatırım!]

Cheok Jungyeong trenin baş kısmından güçlü bir mana yaydı. Yine de bu hızdaki bir şeyi tek başına durdurması zordu. “Size yardım edeceğim, ahjussi!”

Shin Yoosung’un kimera ejderhası Cheok Jungyeong’la birlikte trenin başına ilerledi. İkinci sınıf bir canavar olan kimera ejderhası güçlü bir rüzgâr basıncı oluşturdu ve trenin hızı biraz daha düştü. Cheok Jungyeong bağırdı,

   [Bir şekilde 20 dakika kazandım! Surya en sondaki vagonda olacak! Onu indirirseniz bu hikâye yok olur! Hadi!]

Başımızı sallayıp trenin içine girdik. Tren, devler için yapılmış bir metro gibiydi. Atalet kuvvetine¹ bir ölçüde uyum sağladıktan sonra bir sonraki vagona geçmek için düğmeye bastık.

   [Kapıyı açamazsın.]

   [Bu tren sadece Vedalar’ın takımyıldızlarına açıktır.]

Yoo Joonghyuk tereddüt etmeden Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’nı kullanarak kapıya saldırdı. Kapıda bir çöküntü oluştu ama açılmadı.

   ‘...İnanılmaz.’

Cheok Jungyeong’un beklentisinin aksine, trenin iç yapısı son derece dayanıklıydı. Yoo Joonghyuk ve ben iyi durumda olsaydık parçalamak zor olmazdı ama tren 30 kilometre uzunluğundaydı. Yani gücümüzü dikkatli kullanmalıydık.

Tam o anda dev hikâyenin ilk cümlesi duyuldu.

   「 Hikâye metroda başladı. 」

Kıvılcımlar yükseldi ve hikâyelerim havaya saçıldı. Uzak bir yerden gelen dalgalar hissediyordum. Bu, çok eski bir hikâyenin işaretiydi. Arkama baktım. Parti üyelerim de benzer bir şey hissediyor gibiydi.

   [Dev hikâyenin ilk hikâyesi başladı.]

Yoo Joonghyuk, Lee Hyunsung ve Yoo Sangah bana baktı. Dalga gibi yayılan kıvılcımlar etrafımızdaki manzarayı değiştirmeye başlamıştı. Lee Hyunsung şaşkınlıkla mırıldandı, “B-Bu…”

Her dev hikâye farklıydı. Bazıları bir kahramanın doğuşunu anlatırken bazıları bir dünyanın yaratılışını anlatırdı. Bizim hikâyemiz ne bir kahraman biyografisiydi ne de bir yaratılış hikâyesiydi. Bu, bizim hayatta kalma kaydımızdı.

Trenin arka kapısında ‘3807’ yazıyordu. Etrafıma bakıp iç çektim. “...Metro.”

Tüm hikâyeler, içindeki mekân ya da kişiler çarpıştığında Sahne Uyarlaması başlatırdı.

   – 3434 numaralı Bulgwang treninin 3807 numaralı vagonu.

Yoo Sangah ve Lee Hyunsung’un yoldaşım olup Yoo Joonghyuk ile tanıştığım yer.

Tüm hikâyelerimiz burada başlamıştı. Lee Hyunsung yumruklarını sıktı. “O zamanı hatırlıyorum.”

   “Güzel bir anı değil ama...”

Yoo Sangah hafif bir gülümsemeyle bana bakıyordu.

   “Yine de sık sık düşünürüm.”

Bu, mutlu bir şekilde hatırlanacak bir anı değildi. Birilerinin ölümü ve anlamsız bir senaryonun cehennemi. Nostalji duyulacak bir şey değildi ancak hayatta kaldığımız bir tarihti. Lee Hyunsung gülümsedi ve elini kapıya koydu. “Sanırım bir şekilde halledebilirim.”

   「 Erdemli olmak isteyen bir asker vardı. 」

Sonunda her şey bir hikâyeye dönüşüyordu. Zordu, üzücüydü ve hatta unutmak istediğim bir şeydi. Nihayetinde her şey bir hikâyeydi.

   “Haaaaap!”

Bunun şimdi bize teselli olacağını hiç düşünmezdim. Yine de bildiğimiz tek bir şey vardı.

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri partini izliyor.]

   [Takımyıldızı Gizemli Entrikacı hikâyeni dinliyor.]

Üzüntü ve mutluluğun bir anlam ifade etmediği bu dünyada, hikâyeye devam etmek zorundaydık. Yoo Joonghyuk’un Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’yla açılmayan kapı, Lee Hyunsung’un gücüyle açılmaya başladı. Lee Hyunsung’un içindeki dev hikâye gücünü göstermeye başlamıştı.

   [Karakter Lee Hyunsung, stigma Muazzam Dağı İtişi Sv.10’u kullandı.]

Düşününce, kaçış kapısını açan kişi hep Lee Hyunsung olmuştu.

   “Gidin. Çabuk!”

Lee Hyunsung aralığı açtı ve partimiz içeri koştu. Ancak bu sadece tek bir kapıydı ve tren hâlâ uzundu. Bu kez öne çıkan Yoo Joonghyuk oldu.

   “Sıradakini ben parçalayacağım.”

Bir anda çok uzun zaman öncesini hatırladım. Trende diğer enkarnasyonları yok edip bir tank gibi ilerleyen o regresör şimdi önümdeydi.

   「 Dünyanın en güçlü ve en yalnız adamı vardı. 」

Yoo Joonghyuk kılıcını kaldırdı ve tüm manasını yumruğunda topladı. Ardından çıplak yumruğunu kapıya indirdi. Az önce kılıçla bile zarar görmeyen vagonun kapısı, onun çıplak elleriyle parçalandı.

Bu, Sahne Uyarlaması’nın etkisiydi. Ana hikâyesinin bu ‘tren’ olması Surya için talihsizlikti.

   “Dokja-ssi! Bu vagonu kırmamıza gerek yok sanırım!” Yoo Sangah bir şey fark edip bağırdı. Açma mekanizmasını bulduğum gibi, o da kapıyı zor kullanmadan açmanın yolunu bulmuştu.

   「 Başkaları için kendini saklayan bir kadın da vardı. 」

Bir vagon, bir vagon daha. İlerlemeye devam ettik. Sanki geçmişi yeniden yaşıyorduk. Trenin dışından vurma sesleri geliyordu. Lee Jihye de trenin hızını düşürmek için mücadele ediyordu.

   「 Bir arkadaşını kaybettikten sonra yaralanmış kılıç şeytanıyla da karşılaşıldı. 」

Kimera ejderhasının kükreyişi duyuldu. Kollarımda duran Biyoo başını kaldırdı ve trenin önüne baktı. Daha doğrusu Shin Yoosung’un olduğu yöne.

   「 Geçmiş ile gelecek arasındaki boşlukta doğan bir çocuk ağladı. 」

Bir sonraki anda kimera ejderhası korkunç bir kükreme çıkardı. Tren yana yattı ve hızı biraz daha düştü. Tam olarak bilmiyordum ama Biyoo, Shin Yoosung’a bir şey vermiş gibiydi.

   “Daha yarıya bile gelmedik. Acele etmeliyiz.”

Yoo Joonghyuk’un dediği gibi, hâlâ trenin sonuna uzaktık. 10 dakikadan fazla zaman geçmişti. Hız düşmüş olsa da bu gidişle endüstri kompleksi tamamen yok olacaktı. Dahası, bir sonraki vagona ulaştığımızda yeni bir engelle karşılaştık.

Bir ışık huzmesi bize doğru fırladı. Lee Hyunsung beni korumak için önüne geçti ve omzunu tuttu.

   [Daha ileri gidemezsiniz.]

‘İnsanlığın Atası Manu’ ve birkaç takımyıldızı bizi bekliyordu. Yoo Joonghyuk doğrudan Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’nı kullandı ama bu savunmadaki takımyıldızlarını aşmak için yeterli değildi. Onların amacı burada zaman kazanmaktı.

Biriktirdiğim manayı kullanmak üzereydim ki trenin tavanı ezilmeye başladı. Dışarıdan gelen muazzam bir mana treni parçalıyordu.

   [N-Ne... ne oluyor?]

En az masal sınıfı bir takımyıldızıydı. Cheok Jungyeong seviyesinde güç olmadan bu trenin kaplamasını kırmak mümkün değildi.

   “Çekiliiiiiiin!”

Ardından trenin dışından Jang Hayoung’un sesi duyuldu.

   “Kim Dokja! Geldiler! Geldiler!”

Bir sonraki anda tavan tamamen parçalandı ve Jang Hayoung ile birlikte iki varlık ortaya çıktı.

   [Küçük gezegenin küçük takımyıldızı sana bakıyor.]

Biri parlak mavi-beyaz enerjiyle dolu küçük bir figürdü, diğeri ise mavi bir aura yayan devasa bir kadındı. Garip bir şekilde görüşüm bir an bulanıklaştı. “Öğrencim nerede?”

   「 Usta olarak ise dünyanın en güçlü küçük insanı vardı. 」

   “Sanırım biraz geç kaldık.”

   「 En güçlü devin dünyası kurtarılmıştı. 」

Bunlar Cheok Jungyeong kadar güçlü, bize yardım edebilecek varlıklardı.

   [Aşkınlar...!]

Manu’nun karşısına İlk Murim’in iki aşkını indi. Göğü Yaran Kılıç Azizi, Namgung Minyoung. Paradoksun Beyaz Yıldırımı, Kyrgios Rodgraim.

Namgung Minyoung bize bakıp şöyle dedi, “Sonuna kadar düzgünce ilerleyin. Yoksa götünüzü tekmelerim.”

Kyrgios bana bakarak konuştu, “Bana yalan söylemenin bedelini ödeyeceksin. O zamana kadar ölmeni kabul etmiyorum.”

Kyrgios ve Göğü Yaran Kılıç Azizi yetenekleriyle sonraki vagonun kapısına saldırdı. Göğü Yaran Kılıç Ustalığı ile Elektrifikasyon’un enerjisi birleşti ve korkunç bir rüzgâr basıncı oluştu.

Takımyıldızları bu güç karşısında geri çekildi. Korkunç mana dalgaları ilerledi ve yolumuzu kapatan kapıları parçaladı. Kısa süreliğine açılmış düz bir yol oluştu. Yoo Joonghyuk’la göz göze geldik ve koşmaya başladık.

   [Özel yetenek Rüzgârın Yolu Sv.11( +1) etkinleştirildi!]

Koşarken Rüzgârın Yolu ve Kızıl Anka Shunposu birbirini destekledi. Kısa süre sonra trenin son vagonuna ulaştık.

   「 Sonunda, tüm bu dünyaların sonunu bilen bir adam vardı. 」

Bu hikâye Hayatta Kalma Yolları’nda yoktu. Daha önce hiç var olmamış bir hikâyeydi. Beni istediğim sona götürecek bir hikâyeydi.

Trenin son kapısını açtım.

+

Bölüm Sonu Notları:

*¹ Bir cisim duruyorsa durmaya, hareket ediyorsa aynı hız ve yönde hareket etmeye devam etmek ister. Bu dirence atalet denir. Bu etkiyi açıklamak için kullanılan kuvvete de atalet kuvveti denir.

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi