Bölüm...
Action, Adventure, Comedy, Dark Fantasy, Fantasy, Magic, Monster, Novel, Shounen

Bölüm 4

Üçüncü Işık Treni (Kırmızı Dev)
Yazar: KERIM_KAKOSHI Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.485

Şehir sakinlerinin iyiliğini düşünürken, çoktan Işık Trenleri İstasyonu’na gelmiştik.

Bildiğim kadarıyla istasyon, yeni Işık İmparatoru’nun gelişi sonrası Seikai Saiken [8] döneminde inşa edilmişti. Birçok yetişkin, inşaatın bitiminde imparatorun bizzat geldiğini söylüyor. O zamanlar küçük olduğum için imparatorun gerçekte nasıl göründüğünü hatırlayamamam üzücü.

Tam düşüncelere dalmıştım ki aniden bir çığlık beni gerçeğe geri döndürdü.

— Eyyy! Kanka, baksana, ne kadar büyük bir tren! — diye bağırdıyordu Hayato, yerinde duramayarak.

Bende trene baktım ve birden dilim tutuldu.

Güneş yansımasından kırmızı rengi ateş gibi yanan, sonu görülmeyen ve uzunluğuyla binaları geride bırakan, bu harika yapıya gözümü ayırmadan baka kalmıştım. O kadar muhteşem ve büyüktü ki adeta kendi kendine giden bir şehir gibi gözüküyordu.

Kırmızı rengi güneş ışınları altında parlıyor, gözlerimi kamaştırıyordu. Boşuna ona Kuontayo’nun Kırmızı Devi demiyorlardı.

But beni en çok şaşırtan, trenin en önünde yer alan altın heykeldi. Heykel, iki melek kanadı olan, ellerinde bir kitap ve büyülü bir asa tutan bir kıza benziyordu.

Onu görünce öylece donakaldım ve gözlerimi ayıramadım. Tren zaten devasa idi, ama yetmezmiş gibi, bir de şehrimizdeki çok katlı binalardan daha büyük olan bu altın heykeli taşıyordu.

Onu ve treni incelerken, trenin havada süzüldüğünü fark ettim...

Dur. Gerçekten de, hafifçe ama zeminin üzerinde süzülüyordu. Ve birden dehşete kapıldım. Bu tonlarca ağırlıktaki canavarı havada tutabilen yakıt neydi ki...

Doğru...

Dedemin anlattığına göre, bu devasa makine başkentten gelen Kutsal Mana olmadan hareket edemezdi, ama onunla başkente sadece beş saatte ulaşabilirdi.

Tekrar ediyorum, sadece yaklaşık beş saatte! Bu, şehir büyüklüğündeki bu makinenin yaklaşık 600 küsür kilometreyi kat etmesi için yeterliydi.

Teknik konulardan anlamasam bile, bunun ne kadar büyük bir başarı olduğunu idrak edebiliyordum.

Ve tüm bunlar, havada süzülmesini sağlayan Kutsal Mana sayesinde oluyordu. Ama yine de, bu devasa şeyi havada tutabiliyorsa, Kutsal Mana o zaman ne kadar güçlüydü ki...

Şoktan çıkamıyor, aynı şeyi tekrarlıyordum. Ama sonra aniden yaşlı bir erkek sesi duyuldu.

— Yoksa bu on üç buçuk bin ton ağırlığındaki ve binlerce metre uzunluğundaki, süper ağır zırhlı kargo-yolcu treninin şehirler arasında nasıl bu kadar hızlı hareket ettiğini mi düşündün? Tutturdum mu, ha, genç Akira? Hahah! — diye sordu güvenlik görevlisi Takaşi, heybetli bir ton ve kahkahayla.

Sadece şaşkınlıkla ona baktım. Önce rakamları, sonra da aklımdan geçenlerin bu kadar bariz olup olmadığını anlamaya çalıştım. Hepsini düşündükten sonra, sadece başımı sallayarak onu onayladım.

Güvenlik görevlisi hızlı ve net bir şekilde cevap verdi:

— Bilmiyorum, genç Akira, ben burada sadece güvenlik görevlisi olarak çalışıyorum! — Bunu söyleyip tekrar güldü. Bir anda fark etmeden yüzüm taş gibi oldu...

İçimden bir ses, onun tam da böyle söyleyeceğini tahmin etmişti...

Bundan sonra ona teşekkür ettim, zira çok iyi bir şakacı olmasa da, sonuçta dedemin tanıdığıydı.

Sonra biletleri ödemek için döndüm ve aniden Hayato’nun yanımda olmadığını fark ettim...

— Yine mi yaptı yapacağını... Nasıl bu kadar çabuk kaybolabiliyor?! — diye mırıldandım ve onu aramaya gittim.

Ve sadece birkaç dakika sonra onu buldum, zira bu kadar gürültülü bir çocuğu fark etmemek zordu... Hatta imkansızdı.

Görünüşe göre biletsiz trene sızmaya çalışıyordu. Tahmin ettiğim gibi, ona doğru yürürken onu trenden dışarı atmışlardı.

— Kanka! Buradayım! Bu tuhaf tipler beni trenin içine almıyor! Ben sadece etrafı incelemek istiyordum, yahu! — diye bağırdı Hayato beni görünce, ardından hızla yerden kalktı.

Şüpheli bir bakışla sordum: — Biletleri ödedin mi sen, ha, Hayato? —

Yüz ifadesinden, “Aaa, doğru... Bunu tamamen unuttum,“ diye düşündüğü belliydi.

İç çektim, güvenlik görevlilerinden özür diledim ve sonra gidip biletlerimizi aldım. Biletleri aldıktan sonra nihayet trenin içine girebildik.

İçeri girer girmez, hemen girişin yanında trenin haritasını gördük. Üzerinde her şey belirtilmişti. Örneğin, kaç vagon olduğu, hangilerinin yolcu, hangilerinin kargo olduğu. Nerede yemek yenilebileceği, nerede dinlenilebileceği. Belli ki özenmişlerdi. Hatta yeni gelenlerin bile burada kaybolması imkansız denilebilirdi... Demek isterdim...

Ama biz bu devasa trende şimdiden kaybolmuştuk bile...

Kaybolduğumuzu nasıl mı anladım? Çok basit: çünkü içinde hiç kimsenin olmadığı kargo bölümüne gelmiştik... Maalesef, bu yolda 5B odasının nerede olduğunu soracak kimseye rastlamadık.

Buraya gelirken jakuzi, restoran, VIP odaları ve hatta Saiento manzaralı bir balkon bile görmeyi başardık... Ama 5B odasını bir türlü bulamadık...

“Biraz düşününce neden odalar harfler ile ayrılmıştı ki?..“ Bu soru bir anda aklıma çattı...

Dur... Anladım. “Vagonlar harflerle işaretlenmiş! Her vagon bir harf.“ Diye bir anda aydınlanmıştım.

Ama lanet olsun ki, bu harfler nerede yazıyor? İşte bunu bir türlü çözemedim. Örneğin, şu an son yolcu vagonunda olduğumuzu biliyorum, ama harfi ne, hiçbir fikrim yoktu.

Tüm bunları Hayato’ya anlattım. Bana sanki karşısında bir hayalet görmüş gibi baktı.

— Sen kimsin yahu?! Benim kankam nerede?! Bana böyle işlerden anlamayan kankamı geri ver! — diye bağırdı aniden, yapmacık bir şok ve dramla.

Şaşırmadım. Sadece şaka yaptığı belliydi. Ama bunu harika yapmıştı.

— Şakayı bırak Hayato. Tren hareket etmeden ve hatta vagonlar arasındaki kapılar kapanmadan, hangi vagonda olduğumuzu bulmama yardım etsen iyi olur, — dedim, yine de soğukkanlılığımı kaybetmeden.

— Tamammm, elimden geleni yaparım. Büyük Einstein, — diye gülerek söyledi Hayato. Ardından etrafı küçümseyerek incelemeye başladı ve yavaşça vagonun sonuna doğru yürüdü.

En azından bir ilerleme kaydettik; eğer o yardıma başladıysa, neyin ne olduğunu daha hızlı çözeriz. Derler ya, bir akıl iyidir, iki akıl daha da iyidir. En azından öyleydi... galiba...

Ve böylece yaklaşık beş dakika daha vagonları aramaya devam ettik. Derken Hayato bana ellerini sallamaya başladı.

— Kanka! Oradan bize doğru biri geliyor, yüzü de bir yerden tanıdık! — diye bağırdı, ellerini salladıktan sonra. Bunu duyunca, uzaktaki yabancıyı kendim görmek için ona doğru yürüdüm.

Yakından bakınca hemen tanıdım, zira o sarı ve biraz uzun saçları kimseyle karıştırılamazdı.

Bu bizim arkadaşımızdı — antrenmanlarımıza sıkça gelen kişi. Hatırladığım kadarıyla, Sekizinci Birliğin komutanının yeğeniydi...

Ama dur, o burada ne arıyor? Belki trene koruma görevi mi verildi? Ya da hayır, büyük ihtimalle o da sınava girmeye gidiyor. Hatırladığım kadarıyla bizimle yaşıttı.

— O, Renta... Galiba o da bizim gibi sınava girmeye hazırlanıyor, — dedim Hayato’ya, her şeyi düşündükten sonra.

— Oha, ciddi misin, gerçekten o mu? Üç yılda ne kadar da değişmiş. Ama neyse, bu bizim şansımız, kanka! Hadi gidelim yanına! Belki o, odamızı nasıl bulacağımızı biliyordur! — dedi Hayato, kolumu yakalayarak. Başımı salladım ve ikimiz birlikte Renta’ya doğru ilerledik.

Renta’ya doğru yürürken, bize el sallamaya başladığını fark ettim. Görünüşe göre o da bizi fark etmişti. Sonunda buluştuk, ama biraz solgun ve terlemiş görünüyordu.

— Selam gençler. Trene yetişemediniz diye endişelenmiştim — kapılar on dakika önce kapandı. Şu an sadece vagonlar arası kapılar açık, bu yüzden de sizi aramaya karar verdim, — dedi Renta, nefesini düzenledikten sonra. Gerçekten de bizi uzun süre aramış gibiydi.

Hayato emin bir ifadeyle ve elini saçına götürerek cevap verdi:

— Hahaha! Biz iki dâhinin geç kalması mümkün mü! Ve evet, seni temin ederim ki, kaybolmadık, o yüzden relax man! — dedi Hayato, havalı bir gülümseme ve hareketlerle. Hayato’nun yüzünden, bunu tam bir güvenle söylediği anlaşılıyordu... Oysa biz, yine de kaybolmayı başarmıştık.

— Sizden şüphem yoktu zaten! Ama sanırım yine de kendi vagonunuzda değilsiniz. Sizin odanız benimkinin hemen yanında. Benimki 6B ve üzerinde adım yazıyor. 5B’nin kapısındaysa Akira Kirei ve Hayato Kirei yazıyordu. Sizi orada göremeyince aramaya çıktım. Gerçi itiraf etmeliyim ki, bu tren beklediğimden de büyükmüş... — diye güldü Renta.

İşte bizim Renta, her zamanki gibi sakin ve dikkatliydi. Hatta kapıların üzerinde, orada kalacak kişilerin adlarının yazdığını bile fark etmişti.

Ama bu yazıların neden bu kadar küçük olduğunu anlamadım... Kapılardan birine yaklaştım. Ona döndüm ve dedim ki:

— Bizi aradığın için teşekkürler, Renta. Odalarımıza gidelim — sanırım vagonlar arası kapılar da yakında kapanabilir, — dedim, kapıların üzerindeki isimleri nihayet gördükten sonra.

— Ne demek! Eh, o zaman. Hadi gidelim! Çuf-çuf-çuf! — dedi Renta, tren hareketlerine benzeyen garip hareketler yaparak.

Ve tam o anda Hayato hemen atıldı: — Çuf-çuf-çuf! Tam gaz ileri! — Bundan sonra bir şeyi tekrar idrak ettim: Her ikisi de tam bir çocuk. Diye düşündüm, onların temposuna ayak uydurarak.

Odalarımıza doğru yürürken, Renta bize trenin nasıl çalıştığını anlatmaya başladı. Nerede ne olduğunu ve vagon sistemini anlattı. Artık emindim ki, vagonlar A’dan başlayıp Z’de bitiyordu. Ayrıca her vagonda 40 oda bulunuyormuş.

Sonra Renta bize, her vagonun girişinde bir tabela olduğunu, oraya mana aktarılması gerektiğini — ve o zaman vagonlarla ilgili tüm bilgilerin göründüğünü gösterdi: harfleri, kaç kişi olduğu, kaç oda ve hatta... tuvalet olduğu.

Evet, tuhaf görünebilir, ama aslında Renta gerçekten zeki ve dikkatli biriydi...

Neden bilmiyorum ama her vagonda tam dört tuvalet olması beni en çok şaşırtan şeydi.

Nihayet, doğru vagona ulaşabilmiştik. Renta bize tabelayı nasıl kullanacağımızı gösterdi: Elini yaklaştırdı, ardından içine biraz kendi manasını aktardı ve aniden kırmızı tabelanın yüzeyinde tüm gerekli bilgiler parladı. Hayato şaşkınlıktan adeta yıkıldı.

— Kanka, bu tıpkı “Magmaga“ oyunlarındaki gibi! — diye haykırdı, tabelaya dokunmaya çalışırken, ama tabela sanki şeffaftı ve dokunmak imkansızdı.

Gerçekten de, ikimiz de buna benzer bir şeyi bir oyunda görmüştük, sadece unutmuştuk.

Tabelayı biraz inceledektikten sonra sonunda 5B odasına girdik.

Oda oldukça rahattı: yatağa dönüştürülebilen iki koltuk ve üstte de iki raf vardı onlar da açılıyordu. Bu durumda, odada dört kişiye kadar yerleşilebilirdi.

Ayrıca ortada kapanabilen bir masa vardı. Odanın sonunda ise her şeyin göründüğü kocaman bir pencere.

O! Bu pencereyi de biraz mana aktararak kapatmak mümkündü. Burası fena düzenlenmemişti.

Hayato, her zamanki gibi ilk iş olarak yerleşik oyun olup olmadığını araştırmaya başladı... ama maalesef onu ilgilendirecek hiçbir şey bulamadı. Sonra hayal kırıklığına uğrayarak ölü pozuna yattı.

— Arkadaşlar, bir daha ayrılmayalım diye, makinistten odamı değiştirmesini isteyerek adımı 5B’ye yazdırdım. Artık sizinle yolculuk ediyorum! — dedi Renta, neşeyle.

Bir saniye önce hayatsız bir şekilde yatan Hayato aniden yerinden fırlayarak sevinç çığlığıyla ona doğru koştu ve ikisi birlikte çocuklar gibi sevinmeye başladılar.

Girişteki tabelaya baktım — ve gerçekten: şimdi orada “Oda 5B: Akira Kirei, Hayato Kirei, Renta Enjou“ yazıyordu.

Tam bu sırada vagonda bir anons yapıldı:

— Dikkat! Üçüncü Işık Treni kısa süre içinde Başkent yönüne hareket edecektir. Lütfen odalarınıza geçin ve, hızlı ve güzel yolculuğumuzun keyfini çıkarın!

Bunu duyunca içeri girdik ve odanın kapıları otomatik olarak kapandı.

— O! Kanka, yakında yola çıkıyoruz! Trenin ne kadar hızlı gideceğini merak ediyorum. Aaa, bu tıpkı “Fast Wheels“ oyunundaki gibi! Hadi gidelim, hadi çabuk gidelim! — diye haykırdı Hayato, yerinde duramayarak.

Ve tam o anda tren hareket etmeye başladı. Ben ve Renta, ani hareket başlangıcından düşmek üzere olan Hayato’yu yakaladık.

İşte böylece geleceğe doğru yolculuğum başladı... Önümde ne olduğunu henüz bilmesem de, eminim: ileride kendim, arkadaşlarım ve ülkemiz Kuontayo hakkında çok şey öğreneceğim.

Bekleyin beni, baba, ağabey, verdiğim sözü kesinlikle tutacağım.

Birinci Bölümün Sonu

Akira’nın Bilgileri

[1] - MVD Oyunları: Büyülü Video Diskleri – Mana ile çalışan modern konsol DVD oyunları.

[2] - Kuontayo - Benim ve ailemin yaşadığı ülke. Dede’min anlatılarına göre dünyadaki en önemli ülke.

[3] - Omuraisu - Omlet içine sarılmış, ketçaplı kızarmış pirinçli tavuk. Özel bir aşçının özel yemeği.

[4] - Hokutsu - Büyü’ye benzeyen bir şey. Yani galiba zaten büyü’nün kendisi.

[5] - R&K Sınavı - Rank and Klass Sınavı (Rütbe ve Sınıf Sınavı). 16 yaşına ulaşan her Büyücü’nün girmesi gereken yıllık sınav. Genellikle Büyü Okulu’nun bitiminden sonra yapılır. Genç Büyücülerin rütbesini ve sınıfını belirler ve Kutsal Büyücü Birlikleri’nden birine katılmalarına olanak tanır.

[6] - Kutsal Para - Tüm Kuontayo’da geçerli olan yerel para birimi.

[7] - Kirei Klanı: Benim soyum ve aile üyelerimin Klanı, aynı zamanda Saiento şehrinin kurucusu ve simgesi olarak kabul edilir.

[8] - Seikai Saiken - Kutsal Yeniden Yapılanma.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi