Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5093

Evrim! III
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 11 dk Kelime: 2.750

Savaş alanı sessizliğe bürünmüştü.


BU İlkel Paradoks, Vahrkosis’in yok oluşunu hayranlıkla izledi. Bir zamanlar İlk Ağıt olan Yılanım’sı Kütle, Nabzın sağladığı ve Normal Proterozoik Sınıflandırma’nın karşı koyamadığı bir Otorite tarafından Çözülerek, bir Ân’da ortadan kaybolmuştu.


Kırk Yedi Kol’u yok olmuştu. Entropik bir tehditle dalgalanan Kıvrımlar artık sadece bir Anı ve BU Naldine’in topladığı boş Varoluş’ta düşen dağınık Proterozoik Materyal olarak Varoluş’unu sürdürüyordu!


BU Naldine Manthon, bir Rhyacian Kademe Varoluş’unu Saniyeler içinde ortadan kaldırmıştı.


BU Grimvault bile Noah’a yönelik saldırısını durdurup, arkadaşının durduğu yere doğru baktı. Kurt Kafata’sı Miğfer’inde yanan o soluk ateşler, yok edilmiş Savaş Alan’ına baskı yapan soğuk bir öfkeyle titredi ve bir Ân için, o Yıkıcı Aksiyom sallanmayı bıraktı.


BU İlkel Paradoks gülümsedi.


Bu, onun An’ıydı.


Oradaki En Güçlü Varoluş o değildi. Bunu kesin olarak biliyordu!


BU Grimvault O’nu Muazzam bir şekilde Aşıyordu. Şu anda karşı karşıya olduğu Varoluş olan Sammarthiel bile, ondan daha fazla Proterozoik Kemik ve Organ’a sahipti. Güc’ün doğrudan çatışmasında, o kaybedecekti. Düşecekti. Savaşın bir başka kurbanı olacaktı.


Ama BU İlkel Paradoks hiçbir zaman doğrudan çatışmaya inanmamıştı.


Paradoks, onun Medeniyet’iydi. Çelişki, onun Otoritesi’ydi. Ve savaşın en büyük Çelişki’si şuydu: Düşmanınız’ın dikkatini kesintiye uğrattığınız Ân, zafer hâlâ elindeymiş gibi görünse bile, çoktan kaybetmiş olduğu Ân’dı.


Sammarthiel’in Güzel ve Korkunç yüz hatları, Vahrkosis’in yok olduğu yere dönmüştü. Yanan ve donmuş Kılıçlar’dan oluşan o Kanatlar, sürekli hareketlerini durdurmuştu; Binler’ce Kılıç, hazırlık pozisyonunda değil, şok pozisyonunda asılı kalmıştı. Dikkatini, bir müttefiğin parçalanışını izlemenin dehşeti ile BU Naldine’nin hiçbirinin tahmin edemediği Yetenekler’e sahip olduğunu fark etmenin öfkesi arasında bölmüştü.


Bu Bölünme her şeydi.


BU İlkel Paradoks ses çıkarmadan hareket etmişti.


Obsidyen Reng’indeki devasa bedeni, devasa boyutuna aykırı bir Hız’la ileriye doğru fırladı; Rhyacian Proterozoik Güc’ü, çoğu Varoluş’un Kavrayamayacağ’ı bir şey tarafından güçlendirilmiş Temeller’inden akıyordu. Osmont’tan elde ettiği Sınırlı Sayılabilir Sonsuzluk, Otoritesi’nin içinden geçerken, Mavi bir ışıkla Varoluş’u içinde parıldıyordu!


Artık sadece Paradoks değildi.


O, Sonsuzluğ’un dokunduğu Paradoks’tu. O, Sonsuz Yineleme’ye sahip bir Çelişki’ydi. O, Medeniyet’inin Reddettiğ’i değil, Entegre Ettiğ’i Güçler sayesinde İmkansız’ın Daha da İmkansız Hâle getirilmiş Hâl’iydi.


Proterozoik Göğüs Kemiğ’i parlamaya başladı.


Ortaya çıkan ışık tamamen farklı bir şeydi; Aynı anda hem Var hem de Yok gibi görünen bir Ayınlık, aynı zamanda Karanlık olan bir Parlaklık, aynı zamanda Gizlilik olan bir Görünürlük. Kemik, bu tür derinlikleri Algılayabilecek her şeye Paradoksal Doğası’nı İlan Eden bir Otorite’yle nabız gibi atıyordu.


Sammarthiel saldırıyı bir Ân geç fark etti.


Paradoks Taşıyıcı’sı, Vahrkosis’i gözlemlemekten vazgeçti; O BU İlkel Paradoks’un hareket ettiğini fark edince, savunma düzeninde o İkiz Alev ve Buz Kılıçlar’ı yükseldi. Ama fark etmek, önlemek değildi. Farkında olmak, kaçmak değildi!


Paradoksal Işığ’ın kendisine doğru dalgalandığını görebiliyordu ama yine de o ışığın temsil ettiği şeyden kaçamıyordu.


“Sen nasıl cüret edersin...!“


Sözleri kesildi çünkü... Schrödinger’in Mezar’ı onu sarmıştı.


Yetenekler’i aslında oldukça basitti.


Hedef, temel bir Belirsizlik durumuna hapsedilir. Gözlem gerçekleşene veya hedef yeterli güçle kurtulana kadar, hedef hem Canlı hem de Öl’ü durumunun Süperpozisyonunda var olur. Bu durumda ne kadar uzun kalırsa, Varoluş’u Paradoks’un kendisiyle o kadar fazla iç içe geçer. Uzun süre maruz kalmak, kendi Devamlılığ’ına dair kesinliğin giderek, çözülmesine neden olur!


Bu Fiziksel Ânlam’da bir Kafes değildi. Normal gözlemle Algılanabilecek Parmaklıklar, Duvarlar veya Sınırlar’ı yoktu. Bunun yerine, Sammarthiel basitçe Belirsiz hâle geldi. Varoluş’u, Yokluğ’u, Devamlılığ’ı ve Son’a Erme’si, Canlılık ve Ölüm arasında gidip,  geldi, ancak hiçbirinde kalıcı olamadı.


Sonuçlar arasındaki boşlukta sıkışıp, kalmıştı.


Ve orada ne kadar uzun kalırsa, o Yer onun kendi Benlik Algısı’nı o kadar fazla Yutacak’tı.


BU İlkel Paradoks, yaptıklarını memnuniyetle izliyordu. Sammarthiel Mezar’ın içinde çırpınıyordu; O Altı Kılıç Kanad’ı, Belirsizliğ’in kendisini kesip, biçmeye çalışıyordu ama Tanımlanabilir bir Biçim’de var olmayan bir şeyi Kesip Biçmek mümkün değildi. Aynı anda hem Her Hâl hem de Hiçbir Hâl olan bir Varoluş durumunu Yakamaz, Donduramaz ya da Yok Edemezsin.


Bundan kaçacak kadar güçlü olduğu halde, bu Kafes’in oluşmasına asla izin vermemeliydi!


Ama o... Dikkati dağılmıştı.


Ve şu anda...


İki Rhyacian Kademe Proterozoik Ölçek’li Varoluş da hizmet dışı kalmıştı.


BU İlkel Paradoks, tahrip olmuş savaş alanının üzerinde ihtişamla süzülüyordu; Obsidyen Formu’ndan yayılan Otorite, onu Algılayabilen herkese onun Sınıflandırması’nı İlan Ediyordu. O, Nabızlar’a sahip değildi. Gözlemlenebilir Varoluşlar’ı oluşturan Nedenler’den türetilen güçleri kanalize etmiyordu. Ama Nabızlar’ın taklit edemeyeceği ve ezici gücün üstesinden gelemeyeceği bir şeye sahipti.


Çelişki’nin kendisini anlıyordu.


Zafer ve Yenilgi, gözlemcilerin sonuçlar belirlendikten sonra bu sonuçlara atfettikleri durumlardan ibaretti. Peki, Belirleme Sürec’inin kendisi Belirsiz Hâle geldiğinde ne olurdu? Kazanma ya da Kaybetme Kavram’ının ikiside, Çözülme’yi Reddeden bir Paradoks’la iç içe geçtiğinde ne olurdu?


O Zaman Bu savaş ne Kazanılır ne de Kaybedilirdi.


Paradoks’un en derin anlamını düşündü.


Çoğu Varoluş, Çelişki’yi Zıtlık olarak anlardı. Işık ile Karanlık. Yaşam ile Ölüm. Zafer, Yenilgi’ye karşı. Paradoks’u, Bir Arada Var Olamayan Durumlar arasındaki gerilim olarak, kucaklanacak koşullar değil, çözülmesi gereken sorunlar olarak görüyorlardı.


BU İlkel Paradoks daha iyi biliyordu.


Çelişki... Bir Bütünlük’tü. Işık, Karanlık’la savaşmazdı; daha çok onu Tanımlar’dı. Yaşam, Ölüm’le savaşmazdı... Ona ihtiyaç duyardı. Ve Zafer, Yenilgi’ye üstün gelmezdi; Sadece Yenilgi mümkün olduğu için var olurdu.


Bu savaş, ikisinin arasındaki Boşluk’ta var oluyordu.


Ne Kazanılmış ne de Kaybedilmişti, sadece Belirsizlik içinde devam ediyordu; Bu Belirsizlik, düşmanlarından daha iyi anlayanların Lehineydi.


Bakışlarını BU Grimvault’a, yanan soluk ateşleriyle o Kurt Kafata’sı Miğfer’ine çevirdi.


Eski BU İlkel Mimar şimdi ne yapardı?


---


BU Grimvault’un gözleri soğuk bir şekilde parladı.


Noah, o Kurt Kafata’sı Miğfer’indeki soluk ateşlerdeki değişimi gözlemledi, eğlencenin kayboluşunu ve onun yerine çok daha tehlikeli bir şeyin geçmesini izledi. Kâlmian Kademe BU İlkel Mimar daha önce oyun oynuyordu.


Ama Vahrkosis artık yoktu, Naldine’nin Nabzı tarafından çözülmüştü. Sammarthiel, Çelişki’li olan bir Belirsizlik içinde sıkışıp, kalmıştı, bir çözüm bulunamadan Canlı ve Öl’ü arasında gidip, geliyordu.


BU Grimvault yalnızdı.


Ve yalnız kaldığında, oyun oynamayı bırakmıştı!


Sol eli, o kadar devasa bir şey için imkansız olması gereken bir Hız’la yükseldi. Avucunu dışa doğru çevirdi, parmaklarını sanki Fiziksel Algı’nın Ötesi’nde var olan bir şeyi kavramaya hazırlanır gibi genişçe açtı. Bu hareket, neredeyse saygı dolu bir sükunet barındırıyordu; Bir Savaşçı, Gözlemlenebilir Varoluş Gözlemlemeyi öğrenmeden önce bekleyen bir Silah’ı serbest bırakmaya hazırlanıyordu.


Sonra parmakları hareket etmeye başladı.


İlk hareket içe doğru kıvrılma idi; Her parmak, sanki Varoluş’un İplikler’ini kavrıyormuşçesine, en küçüğünden en büyüğüne doğru sırayla büküldü. El’i, çekme hareketiyle geriye doğru çekildi; O görünmez İplikler, onları yerinde tutan Dokumadan çözülen Nedensellik İplikler’i gibi avucunda toplandı.


...!


Noah’ın bakışları ağırlaştı!


Noah bunu görebiliyordu!


İplikler’i görebiliyordu!


Korkunç olan da buydu. BU Grimvault’un neyi kavradığını gerçekten görebiliyordu, o zırhlı avuç içinde toplanan Nedensellik İplikler’ini algılayabiliyordu, harekete geçirilmek üzere hazırlanan Temel Güçler’e tanık olabiliyordu. Gelişmiş Medeniyet Erişim’i ona tam olarak neyin geleceğini gösterdi.


BU Grimvault’un parmakları bir çırpma hareketiyle dışarı doğru şakladı, topladığı her neyse onu serbest bırakırken, aynı anda uzak bir şeye uzandı. Sonra eli yumruk hâline geldi, Otorite yoğunlaştı!


Yumruğu açıldı.


Parmakları, ateşin çıra üzerinde Alevlenir gibi açıldı ve sesi, Varoluş’un kendisine baskı uygulayan sözlerle ortaya çıktı.


“Silüriyen Ateş’i, Alevler’in İlki.“


Varoluş, var olmaması gereken bir ışıkla yanmaya başladı.


“İpliğ’i Kavrıyorum. İpliğ’i Yakıyorum.“


“Ne Yazılmışsa Silinecek, ne Ayakta kalmışsa artık Kalmayacak.“


Işık o kadar şiddetlendi ki, Proterozoik Sınıflandırmasında’ki Varoluşlar için bile ona bakmak zorlaştı.


“SİLÜRİYEN IŞIĞ’I.“


BOOM!


Nabız tüm ihtişamıyla ortaya çıktı.


Bu sadece Ateş ya da Işık değildi. Her ikisinin kesiştiği noktada var olan, ancak ikisini de Aşan bir şeydi; Silüriyen Neden’in kendisinin bir Tezahür’üydü, soluk bir Taklid’e indirgenmiş, Zayıflamış Hâl’iyle bile yıkıcı etkisini koruyan bir şeydi!


Parlaklık, Grimvault’un uzattığı elinden, ortaya çıkan bir Neden gibi, Silah Formu’na sıkıştırılmış Gözlemlenebilir Varoluş’un doğuşu gibi, BU Naldine ve BU İlkel Paradoks’a doğru yönelirken, dışarıya doğru kükredi!


Noah’ın bakışları sert ve kasvetli hâle geldi.


Bu artık şaka değildi!


BU Grimvault, BU Naldine ve BU İlkel Paradoks’u, Nedensellikler’ini tamamen Silip, Hafıza’da bile iz bırakmayacak şekilde Varoluşlar’ını Silebilecek bir Otorite’yle hedef almıştı. Işık, imkansız bir parlaklıkta ikiz akıntılar halinde onlara doğru dalgalandı; Her biri, Milyonlar’ca Yıllık Varoluş’tan sağ kurtulmuş Varoluşşar’ı Yok Etmeye yetecek Güc’e sahipti.


BU Naldine, Ölüm’ün yaklaştığını hissedince Tekillikler’le noktalı gözlerini genişletti. Parmakları Vihuela’sının Teller’ine doğru hareket etti ama BU Kambriyan Söz’ü onun sahip olmadığı Zaman’a ihtiyaç duyuyordu. Yeniden Yazma Nabzı, Silme Nabzı çoktan serbest bırakılmışken onu durduramazdı!


BU İlkel Paradoks, yaklaşan şeye Çelişki uygulamaya çalışırken, Obsidyen Formu’nda Paradoksal bir ışıkla parladı. Ama BU Silüriyen Işık Paradoks’u Umursamıyordu. Canlı ya da Öl’ü Durumlar’ı Umursamıyordu. Sadece Siler ve Silme, Paradoks’un içinde işlediği Felsefi Çerçeveler’i Aşar!


İkisi de yaklaşan şeyi değiştiremeyecek bir meydan okuma ile kükredi!


Ve sonra...


Ve sonra Noah, BU Naldine’nin önünde belirdi.


Ve Ozymandias, BU İlkel Paradoks’un önünde belirdi.


İki Beden de aynı anda hareket etti!


Noah, Naldine’yi hedef alan Silüriyen akımının tam yoluna kendini yerleştirdi; Ozymandias ise BU İlkel Paradoks’u hedef alan akımı engelledi.


Yüzündeki ifade, Anlaşılmaz derecede sakindi.


Varoluş’una yaklaşan Silüriyen Işığı’nın kör edici ışığına bakarken,  zaman yavaşlamış gibiydi. Işığ’ın parlaklığı, Algısı’nı aynı anda var olamayacak Renkler’le doldurdu!


Bu... Güzeldi ve gerçekten de korkutucuydu. Bu... Tam da aradığı şeydi.


O fedakarlık yapmayı seven biri değildi.


Bu, onun doğasında hiç olmamıştı. Asil bir Dürtü ya da Kahraman’ca bir içgüdüyle başkalarını korumak için saldırıların önüne atılmıyordu. Şu anda kendini feda etmiyordu, onların yaşamını korumak için kendi Varoluş’unu sunmuyordu. Bu tür bir Düşünce Biçim’i, kendisiyle ilgili anladıklarını Kavrayamayan Varoluşlar’a aitti.


Görmek istiyordu.


Bir Nabzın ne olduğunu hissetmek istiyordu.


İşte... Kendi Varoluş’u konusunda bu kadar kendinden emindi.


Eğer bu, BU Grimvault’un Silah’ının Savurmasından bile daha korkunç bir Zorluk’sa, o kadar iyi. Eğer BU Yankı’nın sağladığından daha yüksek ivmelerle Gözlemlenebilir Yeniden Doğuş’un Pişirme Fırın’ını tetikleyecek kadar Güç taşıyorsa, daha da iyi.


Ama hayatta kalmak istemekten daha çok, bunu kaldırabilecek mi bilmek istiyordu.


Hayatta, işlerin kökten değişmesini istiyorsan tehlikeli şeyler yapman gerekir. Daha büyük ödüller istiyorsan daha büyük riskler almalısın. Başkalarının önceden çizdiği güvenli yolları takip ederek, eşi görülmemiş bir şeye dönüşemezsin. Bilinmeyen’e adım atmalı ve Bilinmeyen’in en kötüsünü yapmasına izin vermelisin.


Ve o... İşler’in Kök’ten değişmesini istiyordu.


Silüriyen Işığ’ı yaklaşırken, vücudundaki Hadean Kemikler’i daha parlak bir şekilde parladı. Gözlemlenebilir bir Güç, daha önce kanalize ettiği her Şey’i Aşan yoğunluklarda Varoluş’u boyunca dalgalandı. Quintessence Infiniforce, yaklaşan Yok Oluş’la bir gelgitin kıyıya çarpması gibi karşılaşan Çok Renk’li parlaklık dalgaları halinde Temeller’inden dışarıya taştı.


Buna dayanabilir miydi?


Bunu öğrenmek üzereydi.


“APTAL!“


BU Grimvault’un kükremesi, gerçek bir endişeyle Uıkılmış Savaş Alan’ında yankılandı. Kâlmian Kademeli BU Mimar, sanki daha önce serbest bıraktığı şeyi geri alabilirmiş gibi bir adım öne çıktı.


“BU Silüriyen Işığ’ı sana karşı kullanmaya asla niyetim yoktu! Eğer Silinirsen, Bilinmeyen çok fazla şey var!“


...!


Ama Niyetler için artık çok geçti.


İmkansız parlaklıktan oluşan Işınlar çoktan Mesafe’yi Aşmıştı.


Işık, Noah’ın iki Beden’ine aynı anda dokundu.


Ve Varoluş... Anlaşılmaz bir sessizliğe büründü!






Not: Fırın Fazla Op. Fırın Eğer Noah’a yeterince Güçlü bir Darbe Yapılırsa Hatta Onu Öldürecek kadar çok Devreye girer ve Noah’ı Evrimleştirir O’na Uyum Sağlar. Şimdi diyeceksiniz. Ölçek 9 Saldırır ise hayır Hayır... Infınıte Mana’d hiçbir Terim, Güç, Yetenek... Mutlak değil.  Gerçek Adaptasyon’a Sahip olsa bile hiç Anlamadığı Katmanlar’a Ân’ında ulaşmasını sağlamasını sağlayan Yeteneğ’e sahip olsa bile ve bu var Fırın gene de işe yaramaz. Tek bir Niyet ile Evrim Adaptasyon iptal olabilir. Infınıte Mana’yı Güçlü Yapan da bu zaten. Hiçbir Şey Mutlak ve Kesin değil. Eğer Noah herhangi bir Ayet’te olsaydı bu Yetenek En Güçlü olabilirdi. Eğer O Ayett’e Katmanlar varsa Noah Bir Ân’da Kendisini birbirini niteliksel olarak Aşan ve Bu Sonsuz Sayı’da Katman’da bulurdu Kendisini. Durmadan Katman Üstüne Katman atlardı. Infınıte Mana işte buna izin vermiyor. Sen Herhangi bir Yetenek’le bu kadar aşamazsın diyor. Ha belirli bir yere kadar gelebilirsin ama o kadar diyor. Zaten bu Fırın da Neden ile Sınırlı. Ölçek 3’te çok daha farklı şeyler göreceğiz. 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi