Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 306

58.Kısım – Takımyıldızlarının Bağlamı (2)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.264

Çeviri: Sansanson
58.Kısım – Takımyıldızlarının Bağlamı (2)
 
Dokuz kişinin yerde acıyla kıvranması 30 saniyeden kısa sürmüştü.
 
   “Kuock...”
 
İnlemelerini görmezden gelerek ellerimdeki kanı sildim. Karakter Listesi’ni kullandım fakat bakmama gerek kalmadan cevabı zaten biliyordum.
 
   “Gyeonggi İttifakı. Neden buraya geldiniz?”
 
Kanlar içindeki bedenlerden biri erimeye başladı. Bu bir kaçış tekniği gibi görünüyordu.
 
   [Takımyıldızı Kara Kılıç Suikastçısı sana karşı tetikte!]
 
   [Takımyıldızı Karanlık Ayın Avcısı senaryonun adilliğini sorguluyor.]
 
Mesajlar dindiğinde havaya doğru kaşlarımı çattım. Hareket rotalarını iyice kontrol ettim. Kırık bir pencereden uçarak kaçan birini gördüm ve havada yürüme tarzından kim olduğunu anladım.
 
Onları ittifakın sıradan üyeleri sanmıştım ancak aralarında ‘10 Kötü’den biri vardı. Gyeonggi İttifakı’nın lideri, 10 Kötü’den biri: Cho Jinchul. Murim’den bir sponsora sahip olan ve orijinal 45. senaryonun en büyük sorunlarından biri olan herif.
 
Tabii bu orijinal hikâyeye göreydi. Şu an karşımda duran kişi dikkate alınmaya bile değmezdi. 10 Kötü arasında bile rütbeler vardı ve Cho Jinchul sadece küçük bir balıktı. Mevcut ekip üyelerimiz için Kore Yarımadası’nda onlarla boy ölçüşebilecek tek bir enkarnasyon bile yoktu. Belki Amerika ya da Hindistan’da olsaydık durum farklı olabilirdi...
 
   “Şu herif! Onu kovalayın!”
 
Uzaklaşan Cho Jinchul’un peşinden gidenleri gördüm. Aralarında yanımda getirdiğim geri dönen Uçan Tilki de vardı. Kaçanla kovalayan arasındaki kovalamaca sürerken, Seul’un kuş bakışı manzarası görüş alanıma girdi.
 
Buranın Seul olduğunu biliyordum. Üstelik endüstri kompleksinin merkeziydi. Gizemli Entrikacı ile yapılan sözleşme sayesinde, Endüstri Kompleksi boşaltılmış Seul’e transfer edilmişti. Gerçeklik ve kurgunun bir karışımı gibi duran bu manzaraya bakarken, dünyanın gerçekten değiştiğini bir kez daha fark ettim. Kalenin alt kısmında ‘Yoo Joonghyuk – Kim Dokja Endüstri Kompleksi’ yazıyordu.
 
...Neden Yoo Joonghyuk’un adı önceydi? Bunu sonra değiştirecektim.
 
   [Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu sana bakıyor.]
 
Bakışlarımı havaya diktim. Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu. Niteleyicinin sahibini tanıyordum.
 
   “Raphael.”
 
Eden’in başmeleklerinden Raphael. Hava, Raphael tepki veriyormuşçasına kıvılcımlarla doldu. Yakında Eden’den bir haber alacağımı biliyordum. “Ben de tam sizi bulacaktım. Onu geri vereceğim...”
 
Gabriel’in sembolik bedeninin hâlâ bende olduğunu hatırladım. Jophiel’in hapsetme etkisi sona ermişti ve Gabriel’in uyanma vakti gelmişti. Bu arada...
 
   [Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu, Gabriel’in çoktan geri alındığını söylüyor.]
 
Zambak kaybolmuştu. Düşününce, uyurken üzerimden bir başmeleğin elinin geçtiğini hatırlıyordum. Belki de Eden’in takımyıldızlarından biri o sırada beni ziyaret etmişti. Jung Heewon’un sponsoru Uriel olduğuna göre, muhtemelen gelen oydu.
 
...Sahi, Uriel’e ne olmuştu? Neden ondan dolaylı bir mesaj gelmiyordu?
 
   [Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu, Uriel’in henüz kanalda konuşma yetkisinin olmadığını söylüyor.]
 
Ah, anlıyorum.
 
   [Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu seni merak ediyor.]
 
   [Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu, kızıl kozmosun henüz dönmediğini söylüyor.]
 
Raphael’in mesajı karşısında bir an duraksadım ve ağzımı açtım. “Kızıl Kozmosun Komutanı benimle geri dönmedi.”
 
Kızıl Kozmosun Komutanı, Jophiel. Onun yardımı olmasaydı üçüncü tura dönmem imkânsız olurdu. “Kendi özgür iradesiyle diğer dünya çizgisinde kalmak istedi.”
 
Vahşi bir rüzgâr esti.
 
   [Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu sözlerine güvenmiyor!]
 
Raphael öfkeliydi. Sakince konuşmaya devam ettim. “Yeteneğinizi kullanırsanız yalan söylemediğimi anlarsınız.”
 
Çok geçmeden etrafı süpüren rüzgârlar yavaşça dindi.
 
   [Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu sana bakıyor.]
 
   [Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu senden açıklama bekliyor.]
 
   “Oraya geleceğim. 46. Senaryo geldi çattı... yakında konuşabileceğiz.”
 
Raphael’in üzerimdeki bakışında tuhaf bir değişim hissettim. Başmelek senaryonun içeriğini biliyordu.
 
   “Senaryo biter bitmez Eden’e geleceğim.”
 
   [Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu cevabını bekleyecek.]
 
Mesajın ardından Raphael’in bölgedeki enerjisi tamamen kayboldu. Alanı kaplayan statü gittiğinde içimde acı bir tat hissettim. Bu süre zarfında birçok hikâye biriktirmiş ve oldukça güçlenmiştim. Düşük ve orta sınıf takımyıldızlarını bastırabiliyordum ve takımyıldızları arasında benden daha güçlü bir varlık bulmak neredeyse imkânsızdı. Yine de bir başmeleğin statüsü hâlâ çok yüksekti.
 
Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu, Raphael. Şeytan Kral Asmodeus’u deviren güçlü bir düşman.
 
   Kim Dokja sessizce yumruklarını sıktı ve tekrar etti.
 
Hâlâ gidecek çok yolum vardı. Ancak acele etmeme gerek yoktu. Şu an yeterince iyi gidiyordum. Bu bana Asmodeus’u... hayır, Departman Müdürü Han’ı hatırlattı. Ben yokken o kadar çok şey olmuştu ki. Merak edilecek sadece bir veya iki şey yoktu. Önce sistem mesajlarını kontrol ettim.
 
   [Dokkaebi iletişimini kaçırdın.]
 
   [Gönderen: Kıdemli Dokkaebi Bihyung.]
 
Bihyung’dan bir mesaj vardı. Geri döndüğümde Bihyung’un bir yaygara koparmamış olmasını tuhaf bulmuştum... Bu mesajda endişelerini dile getirmişti. Ekranı açtım ve mesaj penceresini yönettim. Mesaj uzundu ama içeriği basitti.
 
   – Gelemediğim için üzgünüm. Bazı işlerle meşgulüm. İşler bitince seni görmeye geleceğim.
 
Uzun mesajın ana fikri kabaca buydu.
 
   – Bu arada, bebeğin umurunda değil mi?
 
Merak ettiğim haber mesajı sonunda belirdi.
 
   – Biyoo bende. Şey, o da benim çocuğum sayılır. Onu portalın önünde bıraktın ya, az kalsın wenny halkı tarafından götürülüyordu.
 
Biyoo ortaya çıkmadığı için endişeleniyordum.
 
   – Geri döndüğünde biraz şaşıracaksın. Bekle ve gör.
 
Bihyung’un mesajı bitmişti. Biraz rahatsız hissetsem de Biyoo’nun Bihyung’la olması beni rahatlattı.
 
O zaman hareket edelim. Cesetleri bir yere yığdım ve ekip üyelerini bulmaya karar verdim.
 
   .
 
   .
 
   .
 
Onlarca dakika geçti. Yol boyunca amaçsızca dolanıyordum. Bu fabrika neden bu kadar genişti? Başımı kaşıyıp etrafa baktım ancak nerede olduğumu kestiremiyordum. Henüz çok geç değildi ama Harita Okuma ya da Yol Bulma yeteneğini satın almalıydım.
 
   “Affedersiniz, kimse var mı?”
 
‘İlk kez ziyaret ettiğim binalarda’ kaybolma eğilimim vardı. İlkokula ve ortaokula ilk başladığımda, ilk iş yerime yerleştiğimde ve Mino Soft’a katıldığımda...
 
Düşününce, Yoo Sangah ile ilk konuşmamın sebebi de buydu.
 
   Kim Dokja düşündü, ‘Acil çıkış nerede?’
 
Fabrika’nın içine hiç düzgünce girmemiştim ve nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ayrıca yapı o zamandan bu yana değişmiş gibi görünüyordu. Şüpheli kapıları tek tek açmaya karar verdim.
 
Bir kapıyı açtığım anda, küçük dokunaçlı bir canavar ve bir kurbağa dik dik bana baktı. Bazı nesneler deney tüplerinin içindeyken diğerleri odada serbestçe dolaşıyordu.
 
   [Dokja Ahjussi Olabilecek Kurbağa]
 
   [Az Kalsın Dokja Ahjussi Olan Fil Canavarı]
 
   [Maalesef Dokja Ahjussi Olmayan Dokunaçlı Canavar]
 
Kurbağa bana baktı ve dilini dışarı fırlattı. Şaşkınlıkla kapıyı kapattım. Bekle, bu oda yoksa...
 
Tam kapıdaki isim levhasını kontrol edecekken yakında bir ses duydum.
 
   “...Hey! Sen dışarı nasıl çıktın?”
 
   “Dokja-ssi?”
 
Han Sooyoung ve Lee Hyunsung’du.
 
***
 
   “Yani Dokja-ssi, 35. senaryoda...”
 
Lee Hyunsung yaşadığı senaryolardan bahsediyordu. Bir yandan Lee Hyunsung’un vücudunu incelerken bir yandan da hikâyeyi sessizce dinledim. Göğüs kasları eskisinden daha gelişmişti. Çeliğin manası kas liflerini birbirine bağlıyordu.
 
Artık Lee Hyunsung’un Çelik Dönüşümü ustalığın sınırına ulaşmıştı. 46. senaryo şu an başlasa bile yadırganmazdı. Bu biraz etkileyiciydi. Ben yokken ekip üyeleri, onlara verdiğim yönergeleri izleyerek sadakatle eğitilmişlerdi.
 
Elbette sadece Lee Hyunsung’u dinlemiyordum.
 
   [Gün Ortası Buluşması etkinleştirildi.]
 
   [Enkarnasyon Han Sooyoung hâlihazırda konuşmaya katılıyor.]
 
İlk olarak Han Sooyoung ile karşılaştığım için şanslıydım. Bir senaryoya hazırlanmak her zaman vakit alırdı. Hızlı hazırlıklar için en doğru bilgiyi en verimli şekilde sağlayabilecek birine ihtiyacım vardı ve bu iş için en uygun tek bir kişi vardı.
 
   – Jang Hayoung ve Göğü Yaran Usta nerede?
 
   – Göğü Yaran Kılıç Azizi ve Kyrgios ile diğer senaryo alanlarına gitti. Sadece aşkınlara özel bir senaryoymuş galiba.
 
   – Peki ya Han Myungoh ve Gong Pildu?
 
   – Şu anda Kuzey Kore’deler. Gong Pildu, Kuzey Kore senaryosunu yürütmeye gitti. Han Myungoh da figüran olarak peşinden sürüklendi.
 
...Kuzey Kore. Bu arada, artık Kuzey Koreli enkarnasyonların zamanıydı. Kuzey Kore’de bulunabilecek birkaç önde gelen takımyıldızı vardı. Elbette çoğu tarihsel sınıftı ama masal sınıfıyla kıyaslanabilecek bazıları da vardı. Örneğin, Büyük Kral...
 
   – Şimdiye kadar neredeydin?
 
   – Hayatta Kalma Yolları’nın 1863. turu.
 
Han Sooyoung’un gözleri fal taşı gibi açıldı.
 
   – Ne? Gerçekten mi?
 
   – Ah, sen de oradaydın. Gerçek benliğin miydi değil miydi bilmiyorum ama.
 
   – Gerçek benlik mi? Ne saçmalıyorsun be?
 
Cevap vermeye yeltenmiştim ki biri yolumuzu kesti.
 
   “...Dokja-ssi.” Jung Heewon’du.
 
   “Sayende iyi uyudum.”
 
Jung Heewon karmaşık bakışlarla dik dik bana baktı. Bir şeyler söylemek istiyor gibiydi ama aynı zamanda hikâyemi duymayı da bekliyordu. Bakışları yavaşça Han Sooyoung’a kaydı.
 
Bir an için Han Sooyoung ve Jung Heewon arasında keskin akımlar geçti. Jung Heewon, Han Sooyoung’a soğuk gözlerle baktıktan sonra başını çevirdi. Bu tuhaf atmosferde ağzımı ilk açan ben oldum. “Evet, odamın önünde davetsiz misafirler vardı...”
 
   “Halledilmesi için emir verdim. Uyandıysan git de Sangah-ssi’yi gör. Detayları sonra konuşuruz.” Sesi her zamankinden çok daha soğuktu. Tanıdığım Jung Heewon’dan farklıydı bu. Yanımda duran Lee Hyunsung, üzgün gözlerle Jung Heewon’un arkasından baktı.
 
Jung Heewon köşeyi dönüp gözden kaybolunca Han Sooyoung’a sordum. “Bu da neydi şimdi?”
 
   “Ne?”
 
   “Seninle Jung Heewon arasında neler oluyor?” Han Sooyoung’un surat asışına baktım ve biraz endişelendim. Neler olduğunu bilmiyordum ama şimdi kavga etmelerinin sırası değildi.  “46. senaryoyu unuttun mu? Şimdi...”
 
   “Üç yıldır burada değildin. Hiçbir şey bilmiyorsun, o yüzden kapa çeneni.”
 
Han Sooyoung da bu sözlerin ardından arkasını dönüp gitti. Geriye sadece Lee Hyunsung kalmıştı. Lee Hyunsung’un çökmüş omuzlarını görünce içim karardı. Görünüşe bakılırsa bu durum birden fazla kez yaşanmıştı.
 
Ben yokken, ekip üyeleri arasında bilmediğim bir uçurum oluşmuştu. Lee Hyunsung’a ekibin hâlini sormama bile gerek yoktu, her şey ortadaydı.
 
Lee Hyunsung’un omuzlarını hafifçe patpatladım. Neler olduğunu bilmiyordum ama durumu kavramak için ne yapmam gerektiği belliydi. “Hyunsung-ssi, Yoo Sangah-ssi nerede?”
 
   “Bu taraftan.”
 
Çok kısa bir an sürmüştü ama Lee Hyunsung’un kararan ifadesini kaçırmamıştım. Onun geniş sırtını takip ettim ve basit beyaz boyayla kaplı küçük bir kapının önüne vardık. Beklenmedik bir şekilde, az önce çekip giden Jung Heewon ve Han Sooyoung da kapının önünde duruyorlardı.
 
...Bu insanların derdi neydi böyle? Onlarla konuşmak üzereydim ki yüz ifadelerinin biraz tuhaf olduğunu fark ettim. Han Sooyoung ve Jung Heewon’un ilk kez böyle bir ifade takındıklarını görüyordum.
 
   Kim Dokja düşündü, ‘Hiçbir iş kolay değil sonuçta.’
 
Kapa çeneni. Hafifçe iç çekip elimi kapı koluna koydum. Yoo Sangah ile konuştuğumda her şey çözülecekti. Kapıya kısa bir süre vurdum ve içeriden Yoo Sangah’ın sesini duydum.
 
    – Kim o?
 
   “Kim Dokja.”
 
Cevap beklenmedikti.
 
   – Geri git.
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi