Bölüm 308
Çeviri: Sansanson
58.Kısım – Takımyıldızlarının Bağlamı (4)
Kısa bir süre sonra, ekip üyeleri Kim Dokja’yı beklerken ekipmanlarını gözden geçirmeye başladılar. Lee Jihye kılıcını değiştirdi ve Jung Heewon’a sordu, “Dokja ahjussi ciddi mi? Gerçekten Olimpos’u yerle bir etmekten mi bahsediyor?”
“Şaka yapıyor olmalı. Dokja-ssi o kadar aptal değildir.”
“Yine de üç yıldır nerede olduğunu bilmiyoruz. Son üç yılını biliyor musun ki?”
“...Anlıyorum. Aptal değilim.”
“Üç yıldır nerede olduğunu bilmeyebiliriz ama Ustama bakarsak...”
Konuşan Lee Jihye, uzaktan Yoo Joonghyuk’un bakışlarını hissedince aniden sustu. Jung Heewon, Lee Jihye’ye bakıp iç çekti ve ardından Kim Dokja’nın girdiği görüşme odasına bir göz attı.
***
İki kişi, bir gözaltı merkezinin kabul odasını andıran özel bir odada oturuyordu.
“Üç yıl oldu.”
“...Beklediğimden daha uzun sürdü.”
Kim Dokja, Lee Sookyung’u izledi ve dudaklarını birkaç kez birbirine bastırdı. Söylenecek çok şey vardı ama bazıları senaryo katmanlarının altına gömülmüş, bazıları ise zamanın akışıyla yitip gitmişti.
“Şey...” Geçmiş bir hikâyenin mezarından bir kelime güçlükle gün yüzüne çıkarıldı. “Özür dilerim.”
Lee Sookyung gülümsedi ve merakla sordu, “Bir sonraki senaryo için ayrılmayı mı düşünüyorsun?”
“Evet.”
“Ne zaman?”
“Bu akşam.” Kim Dokja bir an sustu ve ardından sordu, “Benimle gelecek misin?”
“Burada hâlâ yapacak çok işim var.”
Lee Sookyung pencereden dışarı, endüstri kompleksine baktı. Kim Dokja, annesinin bakışlarını takip ederek pencereden dışarıya göz attı. Onlar bir zamanlar bu toplumda mahkûm olan kadınlardı.
Aralarında sponsoru Jeon Woochi olan Cho Youngran ve Barış Diyarı’nda onunla birlikte savaşan Lee Boksoon da vardı.
“Daha büyük bir güce kapıldıkları için yanlış seçimi yapan sandığından daha fazla insan var.”
Hapishaneden çıkan suçlular şimdi insanlar için savaşıyordu.
“Önemli olan insanların değişebilmesidir. Belki de şimdi onlara bu fırsat veriliyor.”
Lee Sookyung’un sesi kendine karşı alaycıydı. Başını çevirdi ve oğlunun gözlerinin içine baktı.
“Biliyor musun? Bir ‘dev hikâye’, bireyi yok etmenin bir yoludur.”
“Biliyorum.”
Kim Dokja’nın gözleri hafifçe titredi. İki gözünden küçük kıvılcımlar sıçradı. Belki de açılmaması gereken bir konuydu bu. Bir ‘dev hikâye’ tarafından katledilen bir insan. Oğlu bunu muhtemelen dünyadaki herkesten daha iyi biliyordu. Lee Sookyung uzun bir tereddütten sonra konuştu.
“Söylemek istediğim bir şey var.”
“Biliyorum. Onu ben de okudum.”
Lee Sookyung tarafından yazılan kitap: Yeraltı Katili. Lee Sookyung’un kitabı en çok satanlar arasına girmiş ve toplum aile içi şiddeti ciddi bir şekilde konuşmaya başlamıştı; bu da cezaların ağırlaştırılmasına yönelik bir yasanın çıkmasına ön ayak olmuştu. Büyük resme bakıldığında, yapılması gereken doğru şey buydu belki de.
Ancak bu hikâye yüzünden ‘Lee Sookyung’ ve ‘Kim Dokja’ adlı insanlar tamamen didik didik edilmişti.
Kim Dokja, bu toplumdaki aile içi şiddetin neden olduğu bir trajedinin oğlu oldu; Lee Sookyung ise kocasını öldüren ve bunu bir hikâyeye dönüştüren bir suçlu hâline geldi. İnsanlar onlara farklı isimlerle sesleniyordu. Bir katilin oğlu ya da zalim bir anne... Dünyayı sadece küçücük bir miktar değiştirmişti bu.
“Kitap çıkmadan önce bile zaten mahvolmuştuk. Belki gelecekte de...”
Kim Dokja’nın sözleri sonuna varmadan yarıda kesildi. Birbirlerine bakmak yerine pencereden dışarıyı izlediler.
Dünya oradaydı. Canı yanmayan kimse yoktu. Senaryolardan bıkmış enkarnasyonların üzerinde, daha korkunç hikâyeler arzulayan takımyıldızları parlıyordu.
Kim Dokja konuştu, “Bir bireyi yok eden o dev hikâye. Bunu değiştireceğim.”
“Ben de onu değiştirmek için buradayım.”
“O hâlde... burada tekrar ayrılmamız gerekiyor.”
Kim Dokja ayağa kalktı ve ona “Kendine iyi bak,” dedi.
Kapı kapandı ve Kim Dokja gözden kayboldu. Lee Sookyung, oğlunun kapıdan çıkışını sessizce izledi. Bir süre sonra, görüşme odasındaki perdenin arkasından bir gölge belirdi ve Han Sooyoung dışarı çıktı. Han Sooyoung, Kim Dokja’nın çıktığı kapıya baktı. “...Huysuz herifin teki.”
“Onu ben böyle yetiştirdim.”
Lee Sookyung’un sözleri üzerine Han Sooyoung gözlerini kıstı. “Ajumma. Neden bana söylemedin?”
“Neyi söylemedim?”
“Kitabı.”
Lee Sookyung hiçbir şey bilmiyormuş gibi görünüyordu. Han Sooyoung, Lee Sookyung’a baktı ve tuhaf bir şekilde öfkelendi.
“Ahjummanın gerekçelerini duydum. O kitaptan gelen kazancı akrabalarına mı gönderdin? Onlar da Dokja’nın yaşam masraflarını karşıladı.”
“O çocuğa ulaşmadı, o yüzden göndermedim sayılır.”
“Akrabaların şimdi nerede?”
“Çoktan ölmüşlerdir.”
Han Sooyoung sustu. Dünyanın yıkımından sonra eski düşmanlıkların bir anlamı kalmamıştı. Bedel ödemesi gereken tüm insanlar huzur içinde ölmüş, geri kalanlar ise daha korkunç bir dünyada hayatlarını sürdürmek zorunda kalmıştı.
Han Sooyoung iç çekerek sordu. “Bu arada, gerçekten gelmiyor musun?”
“Sanırım çocuğumu çok uzun süre yetiştirdim. Artık kendi hayatımı yaşamam yeterli.”
Lee Sookyung’un hafifçe gülümseyen yüzü kırışmıştı. Endüstri kompleksinin güvende kalmasının bir nedeni de Lee Sookyung’du. Şeytan Diyarı ve Dünya. İki farklı ekosistemin güvenli bir şekilde birleşebilmesi, Lee Sookyung ve Yoo Sangah’ın ayrım gözetmeyen yönetimi sayesinde mümkün olmuştu.
Lee Sookyung, endüstri kompleksi için gerekli bir insandı. Han Sooyoung bunu iyi biliyordu ve tek kelime etmeden arkasını döndü. Kim Dokja’nın çıktığı kapıya doğru yürüdü.
Lee Sookyung seslendi. “Sooyoung.”
Han Sooyoung arkasına bakmadan elini kaldırdı. “Merak etme. Oğlunu bana bırak. Sen sadece―”
“Dikkatli ol.”
Han Sooyoung şaşkın bir ifadeyle arkasına baktı. Lee Sookyung gülümsüyordu. Gözleri Kim Dokja ile aynı renkteydi. Han Sooyoung dudaklarını yaladı ve iç çekti.
“Her neyse... Baştan sona şanssızım.”
***
Şeker geven kız aniden beni işaret etti ve konuştu, “Kalamar.”

*¹
Bu zihinsel saldırı karşısında bir an ruhumu teslim ettim.
[Bazı takımyıldızları kızın kimliğini merak ediyor.]
Bu kız... yani... İç çektim ve kızın adını söyledim. “Mia, görüşmeyeli nasılsın?”
“Bu Ahjussi kim?” Onu uzun zamandır görmediği için unutmuştu. Tam açıklayacakken Yoo Mia ellerini birbirine vurdu. “Ah, oppamın arkadaşı.”
“Arkadaşı değil... her neyse, seni son gördüğümden beri konuşma tarzın bayağı değişmiş.”
“Sen de son gördüğümden beri daha da çirkinleşmişsin.”
“Hey, Yoo Joonghyuk. Herhâlde kız kardeşini yanında götürmüyorsun, değil mi?”
Sözlerim üzerine Yoo Joonghyuk, elini Yoo Mia’nın başına koyduğu yerden sertçe bana baktı. Bir an onu izledim ve sordum, “…Nasılsın? O kadar meşguldüm ki sormayı unuttum.”
“Böyle şeyleri sakin sakin soracak zamanımız yok.”
O sert sesi duyunca sinirlenmekten ziyade, bir şekilde tanıdık geldiğini hissettim. Evet, bu tanıdığım Yoo Joonghyuk’tu. Bildiğim Yoo Joonghyuk konuşmaya devam etti. “46. senaryo tehlikeli. Tabii ki kız kardeşimi geride bırakıyorum.”
“Başka kimi bırakacaksın? Yoo Sangah-ssi doğal olarak burada kalacak. Annem ve Gezgin kuvvetleri de...”
“Uçan Tilki’yi bırakacağım.”
“Uçan Tilki ile çoktan konuştun mu?”
“Geri dönenler grubuyla bir sözleşme imzaladım.”
Felaket olmaktan kurtulanların kendi dünyalarına uyum sağlamak için zamana ihtiyaçları vardı. Yoo Joonghyuk onlarla iletişime geçmiş ve endüstri kompleksinin korunmasıyla ilgili bir sözleşmeyle geri dönmüştü. Başkahramandan beklendiği gibi, icraat konusunda oldukça iyiydi.
Yine de başımı salladım. “Burayı tek başlarına koruyamazlar.”
“Usta yakında döner.”
“Sorun o değil. Üstelik aşkınlar buradayken daha da tehlikeli olacak. Bilmiyor musun?”
Yoo Joonghyuk ne demek istediğimi gayet iyi anlıyordu. Çünkü son turda Göğü Yaran Kılıç’ı kaybetmişti.
Yoo Joonghyuk başını salladı. “Biliyorum. ‘o şey’ gerçekleşmeden geri dönebilirsin. Sen 46. senaryoyu düşünmelisin.”
“Düşündüm.”
“Kolay olmayacak. Başarısız olabilir.”
Bunu söylemesi şaşırtıcı değildi.
– 46. Senaryoyu tek başına geçemezsin. Zaten farkındasındır herhâlde?
Bu sözleri Yoo Joonghyuk ile ilk tanıştığımda onu ikna etmek için söylemiştim. Sonunda o sözlerin gerçekleşeceği gün gelmişti.
Yoo Joonghyuk, “46. senaryoyu geçmenin birçok yolu var,” dedi.
“Hayır, sadece bir yolu var.”
“Düşündüğün gibi olmayacak.”
“Ben yokken ekip üyeleriyle hiç konuşmadın mı?”
“Ben insanlara inanmam,” diye yanıtladı Yoo Joonghyuk soğukkanlılıkla. Yanında onu dinleyen Yoo Mia ise başını salladı.
Ona, “46. senaryodan sonra ne olduğunu bilmiyor musun?” dedim. “Şu andan itibaren başkalarıyla iş birliği yapmazsan—”
“Gerçek bir felaket yüzeyde görünmez.”
Yoo Joonghyuk’un sözleri üzerine ağzımı kapattım. 45. senaryo olan ‘Şanlı Geri Dönüş’, insanların felaketlerle savaştığı bir senaryoydu. Görünüşte birer canavardılar ama aslında insanlara karşı savaşıyorlardı. Sistem günlüğünde kayıtlı mesajları okudum.
[45. senaryoyu tamamladın.]
[Grup üyelerin senaryo boyunca kimseyi öldürmedi.]
[Grup üyelerin senaryo boyunca hiçbir enkarnasyonu öldürmedi.]
[Grubun, enkarnasyonlar ve geri dönenler arasında yeni olasılıklar gösterdi!]
[Senin ve grubun ‘felaket durumu’ kaldırılacak.]
Yeni olasılıklar. Farklı türler arasında güven ve inancın mümkün olduğunun kanıtıydı bu. Yoo Joonghyuk sanki düşüncelerimi okumuş gibi konuştu. “Senaryo başladıktan sonra birçok kişi senaryo tarafından öldürüldü. Bundan daha fazlası ise, yine kendi türü olan insanlar tarafından katledildi.”
Yoo Joonghyuk’un soğuk gözleri aniden uzaklara daldı. “Bu senaryoda ekibini kaybedeceksin.”
“Ne diyorsun be...”
“Ben zaten çok insan kaybettim. Sen farklısın.”
“...”
“Kalbini hazırlasan iyi olur.”
Kaşlarımı çattım çünkü 46. senaryoyu biliyordum. Bu yüzden Yoo Joonghyuk’un sözlerine ikna olmamıştım. Tanıdığım bu ekiple böyle bir şeyin olması imkansızdı. Üç yılın ardından beni hapsedip uyku hapıyla beslemiş olabilirlerdi ama asla birbirlerine karşı savaşmazlardı...
“Bu arada, benimle mi geliyorsun?”
“Ha, neden?”
“Öylesine soruyorum.”
Havada yoğun kıvılcımlar uçuştu. Uzakta, ekip üyeleri bu tarafa geliyordu. Lee Gilyoung ve Shin Yoosung en öndeydi; Lee Jihye, Lee Seolhwa ve Lee Hyunsung ise arkalarındaydı. Sorun Jung Heewon ve Han Sooyoung idi.
...Düşününce, aralarında bir problem vardı. Lanet olsun.
[Ana Senaryo #46 – Yıldızların İspatı başladı!]
46. ana senaryo, Yıldızların İspatı. Olimpos ve diğer takımyıldızlarıyla yüzleşmek için bu senaryoyu aşmak zorundaydım. Çok geçmeden, senaryoyu yürüten dokkaebiler havada belirdi.
[Hadi ana senaryoyu başlatalım!]
+
Bölüm Sonu Notları:
*¹ Resmî olmayan fanart.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.