Bölüm 5156
Bu sözler ona yönelik bile değildi ama Noah bu Varoluş’un konuşmasını dinlerken, Varoluş’unun derinliklerinden gelen şiddetli bir tiksinti hissetti.
Sahte BU Yaldızlı Put’un söylediği her kelime korkunçtu ve Sahte Put’un söylediği her Kelime, neden olduğu acıyı hatırlatmaktan gerçek bir tatmin duyan bir Varoluş’un rahatça aldığı zevkle söylenmişti.
Ve o, söylediği her şeye gerçekten, Varoluşsal olarak inanıyordu.
Bu inanç, tüm bunların en kötü kısmıydı, çünkü Put Zulüm yapmıyordu ve seyirci için poz vermiyordu; Kendini, altındaki BU İlkel Mimarlar’ın çok üzerinde gören bir Varoluş’un netliğiyle kendi Varoluş’unu anlatıyordu; Ruh’a yaptıkları, gerekçelendirilmesi gereken bir Zulüm değil, Varoluş’taki hiç kimsenin ondan kaçınmasını beklememesi gereken, Sıradan bir Otorite kullanımıydı.
Noah, sadece bu sözlerden dolayı içinde öfkenin yükseldiğini hissetti ve Bu Yaratığ’ın nasıl hissettiğini hayal edebiliyordu; Bunu hissedebiliyordu ve şok edici bir şekilde, o Ân’da BU Yaratık, Noah’ın bulunduğu yerde kendisini bağlı tutan zincirleri kırdı ve dağın üzerindeki Varoluş’ta serbestçe süzülmeye başladı; Yükselirken, etrafında Çok Renk’li Alevler daha da Yükseğ’e alevlendi.
Görüntü, tamamen Altın Reng’i Varoluş ve BU Yaldızlı Olan’ın yüzü karşısında muhteşemdi; Çok Renk’li Alevler’le sarılmış tek bir küçük figür, kendisinden kat kat üstün bir Varoluş tarafından sahiplenilmiş bir Alan’a doğru yükseliyordu; Varoluş’un Altın’ı her yönden baskı yapıyordu, Figür geri itilmeyi Reddediyor, sanki resim fark edilmemiş gibi ya da daha doğrusu, resim fark edilmiş ama durmak için yeterli bir neden bulunamamış gibi, Sahte Put’un resmedilmiş Egemenliğ’ine yükseliyordu.
BU Yaratığ’ın sesi sakindi ama bu sükunetin içinde dinleyen herkes, çağlar boyunca Râfine edilmiş kör edici öfkeyi hissedebiliyordu.
“Evet. O zamanlar onu koruyacak Güc’üm yoktu.“
Alevler’i sabit bir şekilde titriyordu.
“Onu yüzüstü bıraktım. O zaman onu yüzüstü bıraktım ve o zamandan beri Tırmanış’ımın her Ân’ında bu başarısızlığı taşıdım. Ama şimdi onu yüzüstü bırakmayacağım. BU Sınır’lı Yaşam Formlar’ı, BU Yaldızlı Yaşam Formlar’ı, BU İlkeli Yaşam Formlar’ı.... Varoluş Düzen’inde her zaman diğerlerinden Üstün Görülenler vardır ve Üstün Olanlar her zaman, altta olanlara şükranla bu düzeni kabul etmeleri gerektiği varsayımıyla hareket etmişlerdir.“
“Ben bu Düzen’i asla kabul etmedim, asla minnettar olmadım, sadece Tırmandım ve sadece şu anda durduğum yerde durabilmek ve Varoluş’un çok uzun zamandır duymaya ihtiyacı olduğuna inandığım tek bir küçük açıklamayı yapabilmek için Tırmandım.“
Alevler’i Obsidyen alt tonuna sabitlendi.
“Sahte Putlar’ın da Sıvılaşabileceğ’ini göstermek istiyorum.“
Bakışlarını doğrudan Sahte Put’a kaldırdı.
“Kızıl Kadeh’in Superbius Hanedanı’ndan Gerousia Aurelius Maximus, Üst Kutsal Mekan’ın Üçüncü Koltuğ’u, Işıl Işıl Kurul’un Ses’i, Boşalmayan Kadeh’in Bekçi’si....“
Bir Ân durakladı.
“Tövbe etmeye hazır mısın?“
O, konuşurken, BU Yaratık elini kaldırdı.
Alevler’i, kolu boyunca Örgülü akıntılar Hâl’inde yukarı doğru yükseldi; Vücudundaki Çok Renk’li Altın Ateşler bir araya gelip, kaldırdığı avucuna aktı, yoğunlaşan bir Kütle halinde bir araya gelerek, bir şeye dönüşmeye başladı. En Eski Paradoks’un Dört Yön’ünden biri olan Varoluş Medeniyet’i, Alevler’in yanında yukarı doğru akıp, onlarla Örgü oluşturdu ve en Temel Neden’inin kristalimsi ağırlığını oluşmakta olan şekle kattı.
Bir Kılıç şekillendi.
Kılıç parlak ve kristaldi, uzunluğu boyunca çok Renkli’ydi; BU Yaratığ’ın Râfine Âlevler’inin tüm spektrumu, tek bir kesici kenara kaynaşmış canlı Vitray Katmanlar’ı gibi Kılıc’ın içinden akıyordu ve bu öğleden çok önce içinde bekleyen bir Silah’ın sessiz ağırlığıyla avucuna yerleşti.
Noah, gözünü kırpmadan tüm bu olayların gelişmesini izledi, çünkü o bile kendine bu soruyu sormak zorundaydı.
Yukarıdaki Varoluş tamamen Aşılamaz görünüyordu ve İkinci Ölçek’li bir Varoluş ile Paleozoik bir Varoluş arasındaki Uçurum, BU Yaratığ’ın alışılmadık Temel’i üzerinde bile o kadar Büyüktü ki, “Uçurum“ Kelime’sinin kendisi bile yanlış bir Kelime’ydi; Çünkü Uçurum, yeterli Çaba ile Aşılabilecek bir Boşluğ’u ima ederdi, oysa BU Yaratık ile Gerousia Aurelius Maximus arasında duran şey bir Uçurum değil, Hiçbir Çaba’nın tek başına Aşamayacağ’ı bir Kategori Fark’ıydı.
BU Yaratık onlara karşı nasıl bir şey yapabilirdi ki?
BU Yaldızlı Olan hafifçe gülümsedi.
“Senin gibi Küçük bir Bakteri benim adımı nereden biliyor?“
Sesinde alaycı bir küçümseme vardı.
BU Yaratığ’ın cevabı acımasız ve Ân’ında geldi.
“Dışkıların isimlerini bulmak kolaydır. Bir gece kabının dibine yeterince uzun süre bakarsan, etiketler kendiliğinden ortaya çıkar. Seninkiler özellikle okunması kolaydı, çünkü evin sürüklendiği her yere bok izleri bırakıyor.“
...!
BU Yaldızlı Olan’ın gözlerindeki Kılıçlar sıkı bir dikey olarak hizaya girdi ve ifadesi soğuk bir şeye dönüştü.
“Seni İğrenç Yaratık.“
Sesi daha da alçaldı.
“Görünüşe göre sana fazla özgürlük vermişim. Artık konuşmayı ve hareket etmeyi kesebilir—“
BU Yaldızlı O bunu söylerken, Noah gözlerini kocaman açtı.
Bu Varoluş’un bu büyüklükteki bir şeye karşı ne yapabileceğini görmek için BU Yaratığ’a çok dikkat ediyordu ve sonra hissettiği şey her Düşüncesi’ni dondurdu, çünkü etrafındaki tüm Sonsuzluk evet Tüm Sonsuzluk bile heyecanla kaynamaya başladı!
Sonsuzluk Dağlar’ın, Gökyüzü’nün ve BU Wyld’ın tüm Üst Kesimler’inde çalkalanıyordu; Her Akım’ı, BU Yaratığ’ın vücudunda yeni çiçek açmaya başlayan bir şeye tepki veriyordu; Noah’ın Tanımadığ’ı, Sonsuzluğ’un kendisini harekete geçiren bir Şey’e!
Bir sonraki Ân’da, sanki ağır çekimdeymişçesine, BU Yaratık ortadan kayboldu.
Noah bu hareketi takip edemedi, Sonsuz Hesaplama’nın Hadean Zihn’inin kendisi bile, o Ân’ı uzatılmış Öznel Zaman’a Genişletse bile, hareket çok ama çok çok Hızlı’ydı.[Not: Hahahahah. Ben ben ne diyeceğimi bilemiyorum.]
BU Yaratık kılıcını kaldırıyordu ama ne olmuşsa artık BU Yaratık Gerousia Aurelius Maximus’un önündeydi; Beden’i BU Yaldızlı Olan’ın bulunduğu yükseklikte süzülüyordu, aralarındaki Mesafe BU Yaratığ’ın kaldırdığı Kılıc’ın kol mesafesine kadar daralmıştı.
BU Yaratığ’ın Çok Renk’li, Alev’li Beden’i Anlaşılamaz Derece’de sakin ve dingin görünüyordu; Çünkü O’nu Eonlar’ca süren Tırmanış’a iten öfke ortadan kalkmamış, sadece uçsuz bucaksız bir sükûnete düşmüştü.
Kılıc’ı savurdu ve bu Savurma, Noah’ın gerilmiş Algısı’nda bile yavaştı, neredeyse Meditatif’ti; Bir Usta Kâligraf’ın, tüm bir Ömür boyu hazırlık yapıp, o vuruşu bekleyen bir Sayfa’ya tek bir kesin vuruş yaparken yaptığı türden bir savurmaydı.
Noah her ayrıntıyı gözlemledi.
Kılıc’ın kenarı, Sallanma Ân’ında, yakınındaki tüm Gurur ve Sonsuzluğ’u dağıtan bir Obsidyen Işığ’ı taşıyordu; Gurur ve Sonsuzluk Kılıç’tan uzaklaşmadı, sadece Kılıc’ın hemen yakınında bulunmayı bıraktı, sanki Kılıç, BU Yaldızlı Olan’ın mevcut Gurur ve Sonsuzluk Dokumalar’ına üstün gelen daha derin bir Alt Tabaka’ya batırılmıştı!
Kılıç, BU Yaldızlı Olan’ın göğsüne çarptı ve kesti.
...!
Obsidyen Işığ’ı, Gerousia Aurelius Maximus’un cüppesinin Katman’lı işlemeli Altınlar’ını, Cildi’nin parlak Canlı Alaşım’ını, Paleozoik Güçte’ki Cild’inin altında yatan her ne alt tabaka varsa onu da temiz bir şekilde delip, geçti ve sol omzundan sağ kalçasına kadar göğsünde uzun bir Yara açıldı!
Kesikten Kıpkırmızı-Altın Reng’i bir Sıvı nehri fışkırdı ve BU Wyld’ın Altın rengi Varoluş’unu, sahiplenilmiş bir Tuval üzerine Yazılmış bir İmza gibi Varoluş’ta asılı kalan Kıpkırmızı-Altın sıçramalarla boyadı.
...!
BOOM!
Noah, tüm bunları inanamadan izledi, çünkü bu Güç neydi ve BU Yaratık bunu nasıl yapabilirdi!?
BOOM!
Vuruştan hemen sonra, Altın Varoluş paramparça oldu.
Obsidyen Işığ’ıyla renklendirilmiş Çok Renk’li Alevler tüm BU Wyld’i kapladı, BU Yaratığ’ın bulunduğu yerden tek bir dev dalga hâlinde yayıldı ve Gerousia’nın Varoluş’a çizdiği Altın Egemenliğ’i Silip, süpürdü; Dâkikalar önce Altın’ın hakim olduğu Varoluş’u şimdi BU Yaratığ’ın Alevler’i ele geçirdi, Kılıc’ından fışkıran her neyse onun daha koyu Obsidyen Reng’iyle boyanmıştı.
Noah tekrar bakabildiğinde, Gerousia Aurelius Maximus’u görmüştü.
BU Yaldızlı Olan’ın Yüz’ü, Noah’ın bir Paleozoik Varoluş’ta görmeyi hiç beklemediği bir şeye dönüşmüştü; çünkü Yüz Hâtlar’ında artık şaşkınlık, inanamayan, gözbebekleri büyümüş bir şaşkınlık vardı; Dudakları hafifçe aralandığında ve eli göğsündeki Yara’ya dokunmak için yükseldiğinde, Beyaz Gözler’indeki Kılıçlar sıkı dizilişlerinden titreyerek, yerlerinden kayıyordu.
Parmakları Kıpkırmızı-Altın rengi Sıvı ile lekelendi ve parmaklarındaki Sıvı’ta uzun bir Ân boyunca donakalmış gibi baktı, sonra gözleri, varsayımları az önce ihlal etmiş bir Varoluş’un kendine özgü dehşetini taşıyan bir ifadeyle BU YARATIĞ’A geri döndü!
Noah’ın bakışları BU YARATIĞ’IN üzerinde kaldı.
BU Yaratık dönüşüyordu ve Noah izlerken, Boyut’u gittikçe büyüyordu; Vücud’u, Birincil Mimar’ın standart oranlarından daha görkemli bir şeye, Tırmanış’ının Eonlar’ı boyunca içinde tam da serbest bırakılmak için doğru Ân’ı bekleyen bir şeye doğru genişledi.
Büyürken, vücudu hafifçe titredi; Bu titreme, ağır bir gerginliği ima ediyordu, ancak Tırmanış’ı boyunca her türlü gerginliğe dayandığı gibi bu gerginliğe de dayandı.
Arkasında Obsidyen bir Kuyruk açıldı; Uzun, kalın ve Yılan gibi kıvrımlıydı; Şimdi Obsidyen Reng’i almış aynı Çok Renk’li Alevler’le sarılmıştı ve önceki Sınıflandırması’nın Sınırlamalar’ını atmış bir Varoluş’un Yapı’sı yeni oranlarına yerleşirken, Vücud’u daha görkemli ve kaslı Hâl’e gelmişti. Yüzü ve vücudu Ârkaik Dövmeler’le dolmuştu; Derisi’nin üzerine Obsidyen Mürekkeb’iyle yazılmış Desenler, Noah’ın Okuyamadığ’ı ama Gözlemlenebilir’de şu anda konuşulan herhangi bir Dil’den daha eski hissettiren Mühürler ve Yazılar’dı.
Başının üzerinde Taç şeklinde bir Obsidyen Alev’i oluştu, yavaşça yanıyordu.
Ve sonra yaydığı Güç tamamen kayboldu.
Sanki artık var olmamış gibi, ya da Güç Seviye’si Varoluş’un mevcut düzeni için önemli değilmiş gibi, ya da artık o kadar derin bir şekilde örtülmüş ki, Noah’ın Erişebildiğ’i hiçbir Çerçeve tarafından Algılanamıyormuş gibi.
Kısacasu işte sadece gitmişti.
Paleozoik Dönemde’ki bir Darbe’ye eşdeğer yoğunlukta BU Yaratığ’ın gücünü takip etmekte zorlanan Noah’ın Algı’sı, artık hiçbir şey kaydetmiyordu; Bir Varoluş’un var olması gereken yerde Boş bir Alan vardı.
Gözleri ilk kez berraklaşmış ve sıradan, sadece Koyu Obsidyen Gözbebekler’i olan sıradan İnsan Gözler’i gibi görünüyordu; Tırmanış’ı boyunca üzerindeki her etiket Katman’ını atmış ve artık Düşman’ının karşısında, aralarında sadece Eonlar’ca süren yolculuğun sonunda ulaştığı yere varmış birinin sessiz bakışından başka hiçbir şeyin olmadığı bir Varoluş’un sabit ağırlığını taşıyan Gözler vardı.
O gözler, Yaldızlı Olan’a soğuk bir şekilde baktı.
O Ân’da, Gerousia Aurelius Maximus geri çekildi.
Tamamen şok olmuş bir şekilde geri çekildi ve işgal ettiği alanı sahiplenen bir Varoluş’un Otoritesi’yle süzülen ışık saçan bedeni, eli göğsündeki yaraya bastırılmış hâldeyken ve gözlerindeki Kılıçlar titrek ince çizgilere dönüşürken, Varoluş’ta Ölçülebilir bir Mesafe’ye geriye sıçramıştı!
Kükredi.
“BU İlkel Kaynak! BU İlkel Kaynak! Nasıl olur da... BU İlkel Kaynağ’a sahip olabilirsin??!!“
BOOM!
...!
Noah’ın tüm Varoluş’u titremişti!
Not: Durun durun. Konuşacak Acayip Şeyimiz var. Birinci’si unutmayın Noah’ın Algı’sı sadece Sonsuz Değil Sayılamaz Sonsuzluk’ta ama bu bile... Neyse İkincisi Ne kadar Sonsuz olursan ol beni göremezsin diyor sanki BU Yaratık ve ve Bu Nasıl olabilir? BU İlkel Kaynağ’a mı dokundu BU Yaratık? Yoksa Kalıntı mı? Ama sanmam. Adui O hatayı Anaximander’e yaptı. Şimdi Uzun bir süre Noah ile baş başa Duran Bir Karakter Yaratmaya başlıyor bu da Kalıntı değil Noah gibi muhtemelen Ânomali öyle düşünüyorum. Ama bu nasıl olabilir? Ânomali olsa bile bu BU İlkel Kaynak, BU İlkel Kaynak... Anlamadım hiçbir şey. Ama unutmayın bu sadece bir Öngösteri BU İlkel Kaynağ’ın sadece Öngösteri’si. Hafifçe sıradan Hâli Bile bu Bölüm de Sonsuzluğ’u çaresiz hissettirdi. Sonsuzluğ’un kendisi bile Heyecanlandı. BU Yaratık bundan sonra benim gözümde Noah gibi Ana Karakter’dir. İtirazı olan? Ama merak ettiğim Kalıntılar neden hiçbir şey hissetmedi? Noah gibi Ânomali Doğasından mı kaynaklanıyor? Kendisi’ni o Kadar Yıkıp, Yeniden Var etmiş ki... Noah gibi o da Ânomali mi oldu? Neyse bakacağız. Ama dediğim gibi Anaximander gibi Hayal Kırıklığına uğramayacağız. BU Yaratık bunu kendi başına yapabildi. Altta başka yatan bir neden yok. Adui’yi iyi tanıyor isem dediğim bir bir çıkacak. O Discorddakiler Kalıntı diyor ama göreceksiniz Kalıntı olmayacak.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.