Bölüm 322
Çeviri: Sansanson
61.Kısım – Gigantomachia (2)
[...Beni mi alacaksın? Neden?]
“Sana ihtiyacım var.”
Kim Namwoon, sanki saçmalıyormuşum gibi dik dik bana baktı. Doğrusu, ben de tuhaf hissediyordum. Bunu söyleyeceğimi ben de beklemezdim.
1863. turdaki Kim Namwoon’u hatırladım. Lee Jihye’den hoşlanan, takım arkadaşlarıyla iyi ilişkileri olan beyaz saçlı bir adam. Olgunlaşmamış, çevresini umursamayan ve derin bir benmerkezciliğe sahip olan o çocuk.
「 Kim Namwoon kötü bir insandır. Bu gerçek asla değişmez. 」
Kim Namwoon’un potansiyelini görmüştüm fakat ona karşı olan önyargım tamamen silinmiş değildi. Kim Namwoon’u kullanmaya karar vermemin sebebi, 1863. turdaki Han Sooyoung ile yaptığım bir konuşmaydı.
– Bu zihniyetle 95. senaryoya ulaşamazsın.
Han Sooyoung, Yoo Joonghyuk ve ben farklıydık. Ancak, hemfikir olduğumuz bir konu varsa, o da her hikâyenin bir verimlilik anı peşinde koştuğuydu.
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı seçiminle ilgileniyor.]
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası Enkarnasyon Kim Namwoon ile ilgileniyor.]
Uriel’den bir mesaj görmemiştim, muhtemelen Jung Heewon’a eğitim vermekle meşguldü. Burada olduğumu bilseydi, Jung Heewon yine küplere binerdi. Onun Eden’de kalmış olmasına sevindim.
Kim Namwoon ağzını açtı. [İstemiyorum. Neden sana yardım edeyim ki?]
Böyle diyeceğini biliyordum. “İstemiyorsan zorunda değilsin. Gidelim, Yoo Joonghyuk.”
Yoo Joonghyuk’la birlikte Kerberus’a yaklaştım.
[Ne? Nereye gidiyorsunuz?]
“Aşağı kata.”
[Ahaha, şaka mı yapıyorsun? Şu an Sarışın size dik dik bakıyor!]
Bunu kanıtlamak istercesine, yarı uykulu Kerberus başını kaldırdı ve dişlerini bize gösterdi. O anda Yoo Joonghyuk, Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’nı kullandı. Eskiden ilk yer altı katındaki Kerberus ile başa çıkmak zordu ama şimdi durum farklıydı.
“...Hiç nazik değilsin.”
“Burada boşa harcayacak vaktimiz yok.”
Kerberus darbeyi aldı ve dili dışarıda bir şekilde yere yığıldı. Mahkûmlar bu şiddet karşısında şaşırdı ve her yerde alarmlar çalmaya başladı. Normalde yargıçlar hemen buraya koşardı ama Hades ile aramızda zımni bir anlaşma vardı. Bir süre için güvende olacaktık.
Yığılmış Kerberus’un yanından geçerek ikinci yer altı katına doğru yürüdük.
[Deli... deli herif!] Kim Namwoon’un şaşkın sesi duyuldu.
Yoo Joonghyuk bana bir göz attı.
– ...Öylece bırakıp gidiyor musun? Dev asker işe yarar.
– Sadece izle.
İkinci yer altı katına giden dairesel merdivenlerden inmeye başladık. Merdivenlerin sonu görünmüyordu. Efsaneye göre Tartarus o kadar derindi ki, içine düşen bir örs çok uzun süre boyunca düşmeye devam ederdi.
[Bekleyin, ben de geliyorum!]
Kim Namwoon aceleyle peşimize takıldı. Dev askerin vücudu yaklaşık iki metreye kadar küçülmüştü. Pluto, kullanıcının isteğine göre boyutu ayarlanabilen bir dev askerdi.
Ona alaycı bir şekilde sordum, “Yardım etmek istemediğini söylemiştin, neden bizi takip ediyorsun?”
[Şey... biraz sıkıldım da.]
Gülen ağzı duygularını gizleyemiyordu.
[Bu arada, ne yapacaksınız? Nereye gidiyorsunuz? Ha?]
“Devlerle buluşmaya gidiyorum.”
[Ne?]
Kim Namwoon bir an boş bir ifadeyle baktıktan sonra bağırdı, [Kuhat... uhahaha! Hey, metro çekirgesi! O zaman da görmüştüm ama sen harbi delisin. Devlerin ne olduğunu bilmiyor musun?]
Tabii ki biliyordum.
[O ■■’lerle karşılaştığın an, bir saniyede ■■’nda bir delik açılacak...]
[Mahkûm filtresi etkinleştirildi!]
[İçerik, Tartarus’ta doğru dil kullanımını sağlamak için filtrelenmiştir.]
[Mahkûm Kim Namwoon bir ceza puanı aldı.]
[Si■ böyle işi!]
[Mahkûm Kim Namwoon iki ceza puanı aldı.]
Kim Namwoon’un küfürlerini duymasam bile devlerin ne olduğunu biliyordum.
Devler. Olimpos’un erken dönemlerine hükmeden bir ırk. Baş döndürücü bir kükreme duyuldu ve istemsizce durdum. Aşağılarda, derinlerde, devler varlığımızı çoktan fark etmiş ve tepki veriyorlardı. Bu sadece ‘statülerinin’ bir kısmıydı ancak tüylerimi diken diken etmeye yetmişti.
[Delilik. Bu delilik...]
Kim Namwoon’un sözlerini görmezden geldim ve Biyoo’yu çağırdım. Biyoo göğsümden fırladı.
[Baat?]
“Kanal iyice kontrol ediliyor mu?”
[Baaat!]
“Yeraltı Dünyası’ndaki tüm yayınlar kayıt dışı olduğu için, kanala sadece bilgi sızdırmayacağına yemin eden takımyıldızlarını al.”
Biyoo başıyla onayladı ve kanalı yönetmeye başladı. Bazı takımyıldızları şikâyet etti ama bunu yapmanın tam zamanıydı. Bundan sonrası için ne kadar az ifşa olursak o kadar iyiydi.
Çok geçmeden bazı takımyıldızları mesaj gönderdi.
[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri homurdanarak anlaşmayı kabul ediyor.]
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası memnun değil ama yemin etmeyi kabul ediyor.]
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı zaten yemin ettiğini söylüyor.]
Yağan mesajları izledim; Kim Namwoon hayranlığını dile getirdi.
[Vay, bu kanal da ne...]
Kim Namwoon bir sponsor bile seçemeden öldüğü için, takımyıldızlarının bu dolaylı mesajlarına şaşırmış olması normaldi. Merdivenlerden aşağı inerken Kim Namwoon yüksek sesle konuşmaya devam etti.
[Bu arada, Yeraltı Kralı seni ta buralara mı gönderdi? O ahjussi harbi serttir.]
“Kapa çeneni. Ağzını bir kez daha açarsan onu lime lime edeceğim.”
[Ne? Kavga mı etmek istiyorsun? Oynamak mı istiyorsun?]
Yoo Joonghyuk’un Kim Namwoon’a bakışı karmaşıktı. Yoo Joonghyuk zaten onu tanıyordu. Önceki turda Kim Namwoon, Yoo Joonghyuk’un yoldaşıydı.
“Yoo Joonghyuk. Gücünü burada harcama. Biliyorsun değil mi?”
Kim Namwoon, Yoo Joonghyuk’un kılıcını kaldırdığını görünce dudaklarını yaladı. Heyecandan soluk alıp veren bir çocuk gibi görünüyordu. Uzun zamandır ilgi görmemiş ve yalnız kalmış bir çocuk.
1863. turdaki Han Sooyoung, neden Kim Namwoon’u kullandığı sorusuna şöyle cevap vermişti:
– Kimse baştan kötü doğmaz. Hepsi yazarın kurgusudur. Yazar ona kötü bir insan olma anlatısını verdi. Bu da hoşuma gitmedi.
Han Sooyoung’un bu sözlerine bir dereceye kadar katılıyordum. Ancak, bu dünyadaki Kim Namwoon ilk başta yanlış düğmeye basmıştı. Metrodaki insanları kışkırtarak en kötü suçu teşvik etmişti.
[Kalbim küt küt atıyor. Babam ve annem beni terk ettiğinden beri ilk kez böyle hissediyorum.]
“Ne hissediyorsun?”
[Sanki yeni bir macera beni bekliyormuş gibi.]
Açıkçası, Kim Namwoon yaratılmıştı. Bunun için Hayatta Kalma Yolları’nın yazarını mı suçlamalıydım? Yoksa o zaman Kim Namwoon’u düzgün bir şekilde durduramadığım için kendimi mi?
Akıllı telefonumu açtım, yeni bir mesaj duruyordu.
[Dördüncü revizyon güncellemesi şu anda devam ediyor.]
...Yakında güncelleneceğini biliyordum. O kadar çok olay oluyordu ki, sessiz kalması garip olurdu. Aşağı inerken Hayatta Kalma Yolları’nı açtım ve gerekli kısımları okudum. Zihnim huzursuz olduğunda en iyisi Hayatta Kalma Yolları’nı okumaktı.
「 Kim Dokja düşündü: İçinde yaşadığım bu üçüncü tur, artık orijinal turların hiçbirine benzemiyor. 」
Yine de benzer bir parça bulabilirdim. Orijinal Hayatta Kalma Yolları’nda Yeraltı Dünyası hakkında birçok sahne vardı.
47. tur, 211. tur, 397. tur… Pek çok tur vardı. Ancak, bu turların hiçbirinde Yeraltı Dünyası ‘bu noktada’ ortaya çıkmamıştı.
「 Mevcut tüm bilgileri toplamalıyız. 」
「 Devleri ikna edemezsek Gigantomachia’yı kazanamayız. 」
Kitabın sayfaları boyunca Olimpos’un kalıntıları vardı. Tek bir hareketle ikiye ayrılan denizler. Aşkınların ve takımyıldızlarının üzerine basıp geçmeler. Olimpos’un 12 tanrısının gezegenleri vahşice yok edişi. Buradan çıktığımda onlarla kafa kafaya gelmek zorunda kalacaktım.
Kafamdan kullanılabilecek ve kullanılamayacak şeylere dair birçok bilgi geçti.
“Kim Dokja.”
“Evet?”
Yoo Joonghyuk alçak bir sesle konuşmadan önce sessizce bana baktı. “Bir şey yok.”
Nesi vardı bu piçin? Durup dururken konuşuyordu. Hemen Bilge Okuyucunun Bakış Açısı’nı kullandım ve Yoo Joonghyuk’un düşüncelerine maruz kaldım.
「 Kendinden emin görünmüyorsun. 」
Sanki bıçaklanmış gibi hissettim. Belki de duygularımı yüzüme sandığımdan daha fazla yansıtıyordum. Bilerek ağzımı açtım ve yüksek sesle konuştum.
“Yeraltı Dünyası’ndan almam gereken iki şey var. Biri dev tanrının zırhı, diğeri ise dev tanrının yemini.”
“...İkisi de kolay olmayacak.”
“Tahmin edebiliyorum.”
“Ne kadar zorsa, ödüller o kadar iyi olur.”
Yoo Joonghyuk’un sözlerini dinlerken gülümsedim. Çok geçmeden Yeraltı’nın ikinci katının girişi göründü. Beklendiği gibi, Kerberus orayı koruyordu. İlk kattakinden daha büyüktü. Yoo Joonghyuk kılıcını çektiği an Kim Namwoon bağırdı.
[Bekle! Sarışın’a vurma!]
“Çekil yoldan. Vaktimiz yok.”
Kim Namwoon Kerberus’u okşadı ve konuştu. [Yargıçların kullandığı raylı asansörün yerini biliyorum.]
Raylı asansör. Tartarus’ta kesinlikle böyle şeyler vardı. Sadece yargıçların kullanabileceği gizli bir taşıma mekanizması. Ancak asansörün tam yeri Hayatta Kalma Yolları’nda açıklanmamıştı.
Şüpheyle sordum, “Bunu nereden biliyorsun?”
[Onunla gizlice aşağı katlara iniyordum.]
“Kaçıncı kata kadar?”
[77. kata kadar.]
İrkilmiştim. 77. kat, en alt kata giden geçide açılıyordu.
[Beni takip edin. Bu taraftan.]
Kim Namwoon güvenle önden yürüdü; Yoo Joonghyuk ve ben birbirimize baktık.
Şaşırtıcı bir şekilde, bu çocuk işe yarıyordu.
...Beklediğim gibi, onu hayatta mı tutmalıydım? Hayır, öldükten sonra işe yaradığına göre onu öldürerek iyi bir iş çıkarmışım.
***
Raylı asansör gerçekten çok hızlıydı. İkinci yer altı katı, üçüncü, dördüncü… asansör bir anda indi ve yol boyunca Tartarus’un korkunç sahnelerini görebildik. Mahkûmlar birbirine saldırıyor ve korkunç kükürt ateşindeki şeytanlar bize bağırıyordu.
“Yeni gelenler!”
“Hey! Ne bakıyorsun? Gözlerini indir!”
Gülen mahkûmların arasında aşkınlar da seçilebiliyordu. Onlar da benim gibi Olimpos’un yasal bölgesinde suç işlemiş ya da 12 tanrı tarafından esir alınmışlardı. Bazıları Gurme Derneği’nin yemek masasına meze olacaktı.
Sonra asansör durdu ve 77. yer altı katında indik. 77. kat, mahkûmun bulunmadığı bir kattı. Geniş, boş bir oyuğu andıran bir alan ve genişliği ölçülemiyordu. Alanın merkezinde devasa bir kapı vardı.
[78. katta Sarışın’lardan yok. Onlar işe yaramaz.]
Bir Kerberus bir devi durduramazdı. Bu ancak bir Campe için mümkün olabilirdi.
Kim Namwoon tereddüt ederek belirtti.
[...Daha önce oraya hiç gitmedim. Geçen sefer elimi içeri soktum ama sonuç bu oldu.]
Dev askerin omzunda kalan yaraya baktım. Şimdi neredeyse iyileşmişti ama hasar bir kolu koparmaya yetecek kadar görünüyordu.
Mükemmel değildi ama Pluto, içinde bir yolcu olmadığında bile masal sınıfı bir takımyıldızına eşdeğer güç kullanabilen korkunç bir silahtı. Yine de bu silah böyle bir hasar almıştı.
Kapıya yaklaştım. Kapı 30 metreden yüksekti ve üzerinde insan yüzüne benzer bir desen vardı.
Yoo Joonghyuk, “İçeri girmek için bir sunu olmalı,” dedi.
Kim Namwoon, Yoo Joonghyuk’un sözlerine şaşırdı.
[Bunu nereden biliyorsun?]
Kim Namwoon’u görmezden geldim ve cevap verdim, “Biliyorum. Hazırım.”
“Eğer sunun çok güçlüyse, kadim devleri çağırırsın.”
“Eninde sonunda onlarla tanışmak zorunda kalacağım.”
“...Şimdi değil. Onlarla şimdi karşılaşırsak ölürüz.” Gururlu Yoo Joonghyuk’un yüzünde bir gerginlik vardı.
Tartarus’ta farklı türde devler vardı. Bir türü, Titanomachy’ya neden olan Olimpos’un eski hükümdarları; bunlar titanlar olarak bilinen kadim devlerdi. Diğer türü ise Gigantomachia’ya neden olan gigantes’lerdi. Seviyelerine göre ayırmak gerekirse, bir mit sınıfı ile masal sınıfı takımyıldızı arasındaki fark gibiydi. Benim çağırmaya cesaret ettiklerim Gigantes’lerdi.
“Merak etme. Yıldız kalıntıları arasında yüksek dereceli bir eşya olmadığı sürece Titan seviyesinde bir dev ortaya çıkmaz...”
O anda bir deprem meydana geldi.
[Tartarus’un yapılandırması istikrarsızlaşıyor!]
Bir şeylerin ters gittiğini anladığım an, kapı aniden açıldı ve devasa bir el Yoo Joonghyuk’u yakaladı.
“Yoo Joonghyuk!”
Yoo Joonghyuk’a doğru uzandım, kapının içinden iki el daha çıktı. Elektrifikasyon kullanarak hızla kaçtım ama Kim Namwoon o kadar şanslı değildi.
[Uwaaaack! Kurtarın beni!]
Bir sonraki an, 10’dan fazla el beni kapladı. Ellerin yarattığı kapalı alanda vücudum darmadağın oldu ve kendime geldiğimde havada baş aşağı asılı duruyordum. Titreyen görüşüm, beni yakalayan devasa eli seçebiliyordu.
[Özel yetenek Dördüncü Duvar güçlü bir şekilde etkinleştirildi!]
Kıvılcımlar sıçradı ve ‘statü’ çevreyi dolduracak kadar yoğundu. Her an varlığım patlayıp dağılacakmış gibi hissettim. Devasa, küt bir parmak kıçıma dokunuyordu.
[Şirin bir sinek varmış.]
Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni andıran devasa bir göz dik dik bana bakıyordu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.