Bölüm 5194
Yukarıdan, Ubergulden Hye-jin’in soğuk ve mesafeli sesi, az önce emrini verdiği acıya karşı hiçbir ilgi göstermeden yankılandı.
“Onu kontrol altına al ve Kelepçele Ragnar ve artık bu et parçasıyla oyalanma.”
BU Yaratık, tüm Varoluş’u Çöküş’ün eşiğindeki statik seslerle uğuldayan bir hâldeyken, bu sözleri net bir şekilde duydu; Sqnki kendi Medeniyet’i sarsılıyormuşçasına, bu ses zihninde yankılanmaya devam ediyordu.
O’nu BU Ruh’u hatırlamaktan kendini alamadığı için, Varoluş’u acı ve Yıkım’dan sarsılıyordu.
Yüzü. Sıcaklığı.
O kadar anlamsız bir şekilde elinden alınan gülümsemesi!
HUUM!
Ve Varoluş’u öfkeyle yanmaya başladı!
İçsel Temeller’i ona bunun son olup, olmadığını, Tırmanış’ının Superbius Hanedanlar’ının Hasad’ı olarak sonuçlanıp, sonuçlanmayacağını soruyordu ve Ragnar’ın devasa, Kıpkırmızı Hale’ye sahip elleri onu kelepçelemeyi bitirmek için yaklaşıyordu!
Henüz hiçbir değişiklik yapmamıştı! Hiçbir şeyi değiştirmemişti, öyleyse burada nasıl Kırılabilirdi?!
O Mutlak Son Ân’ında, BU Yaratık, Varoluş’unun Kırık Kemikler’inden ve parçalanmış Beden’inden daha derine ulaşan, çaresiz, İlkel bir başkaldırı ile kükrediğini hissetti!
Kendi Temeller’inin boşluğuna uzanarak, BU İlkel Kaynağ’ı aradı, Bilinc’inin enkazını taradı, ta ki BU İlkel Kaynağ’ın Dili’nden gelen tek bir Kâdim Harf bulana kadar.
Bu Harf, Çağlar’ı Aşan bir Anlam taşıyordu ve ilk Varoluşlar’ın acı dolu ortaya çıkışında Dövülmüş’tü; BU Yaratık, Tanımlanamayan Boşluklar’ın Temeller’ini paramparça edecek bir sesle onu Varoluş’undan haykırdı.
“...SEBAT ET!“
BOOM!
Obsidyen Âlevler, Mutlak Otorite’nin Sonsuz bir Sütun’u Hâl’inde Beden’inden fışkırdı; Patlamanın gücü, acımasızca gülümseyen Ragnar’ı birkaç metre geriye itti; Etraflarındaki Boşluk, Kâdim Hârf’in ağırlığı altında inledi!
Dev, içten bir heyecanla güldü ve kükredi; İmkansız iyileşmeye tanık olurken, Kıpkırmızı Hâle’si yeni bir yoğunlukla dönüyordu.
“Oh? İşte bu bir Kalıntı’nın gerçek gücü gibi görünüyor! Haha, güzel! Kalk! Tatakae! TATAKAE!“
BOOM!
BU Yaratığ’ın yaraları ve kırık kemikleri Obsidyen Ateş’inin dalgası altında hızla iyileşirken, Kaslar’ı yeniden bir araya gelip, omurgası bir dizi yüksek sesle, Dokulu çatırtıyla yerine otururken, manzara şok ediciydi.
Obsidyen Maske’si sertleşirken ve Kâdim Hârf’in ağırlığıyla Âura’sı parıldarken, kraterden kalktı ve gücü eskisinden daha da görkemli ve korkutucu görünürken, Prima Muhafız Ragnar’a soğuk bir bakış attı!
HUUM!
Prima Muhafız Ragnar, boynunu kırarken, Âura’sı daha da görkemli Hâl’e gelen Genç Kalıntı’ya baktı; Ses, Tanımlanmamış Boşluklar’ın soğuk sessizliğinde kuru dalların kırılması gibi yankılandı.
Kuru, yırtıcı bir eğlenceyle sordu...
“Bu “Sebat“ meselesi de neyin nesi? Bu, BU Kalıntı’nın kullanmayı sevdiği kelimelerden biri, çünkü Varoluş’un Yerel Mimarisi’ne saçma sapan şeyler yapıyor ama...“
“Ama bugün, dostum, bugün senin günün değil,“ dedi Ragnar, sesi soğuk bir kesinlik tonuna düşerken.
“İstediğin kadar Sebat yapabilirsin ama bir Sebat bile sonunda gelgitlerin dönüşüyle toza dönüşür.“
HUUM!
Ragnar elini kaldırıp, İlk Neden’i oluşturan Sokuz Ana Neden’den birinden güç çekerken, Varoluş’u korkutucu bir yoğunlukla Nabız gibi atıyordu; Varoluş’un Temel Yapısı’na uzanarak, başka bir deyişle Üstünlük Neden’i olarak da bilinen Hâkimiyet Nedeni’ni kavramaya çalışıyordu.
İlk Neden sırasında ortaya çıkan ikinci Deneyimsel gerçek şuydu: Bilinç’li Varoluşlar’ın birden fazla olduğu her yerde, bunlar kaçınılmaz olarak bazılarının diğerlerinin üzerinde durduğu Düzenlemeler Hâlinde kendilerini düzenlerler.
Bu düzenleme dışarıdan dayatılan bir şey değil, Bilinc’in içinden kendiliğinden ortaya çıkan bir şeydi; Farklı Yetenekler’in farklı konumlara yol açtığı kabulünden Türetilmiş’ti ve Hakimiyet’in Neden’i bu gerçeği temel Aksiyom’u olarak benimsemişti.
Bundan birçok Silah’lı Aksiyom ortaya çıktı.
Bu, Tüm Otorite’yi, Tüm Yönetim’i, Tüm Hiyerarşi’yi, Tüm Emri ve Tüm İtaat’i yönetiyordu; Zira bir Varoluş’un bir başkası üzerinde Güç sahibi olduğu Her Düzenleme, Yapısal Meşruiyet’ini bu Tekil Birincil Neden’den alıyordu.
Ragnar bu Neden’e başvurdu ve bir eliyle onun Sonsuzluk Nehirler’inde akmasına izin verirken, diğer eliyle ikinci bir Ana Eksen’e uzanarak, aynı zamanda Çatışma Neden’i olarak da bilinen Bellum Neden’ini Kavra’dı!
Bu, Bölünme’nin Üçüncü Eksen’iydi: Varoluş’un savaştığı Temel gerçeği; Bilinc’in başka bir Bilinç’le karşılaşmasının kaçınılmaz olarak Sürtüşme yarattığı gerçeğinden doğan bir Gerçek.
Bellum Neden’i, bu Gerçeğ’i Temel Aksiyom’u olarak kabul eder ve Savaşma’nın Varoluş’un bir sapması değil, nefes almanın vücut için olduğu kadar Düzen için de gerekli olan Temel bir işlevi olduğunu iddia eder. Tüm Çatışmalar’ı, Tüm Savaşlar’ı, Tüm Şiddet’i ve bir Varoluş’un diğerini yenme niyetiyle baskı uyguladığı tüm Yapılandırılmış İfadeler’i yönetirdi; Sallanan her Kılıç ya da atılan her Darbe, Meşruiyet’ini bu Neden’den alırdı.
Her iki Ana Neden’in Güc’ü de ellerinde akıyordu, Sonsuzluk Nehirler’i boyunca çağlayarak, BU Genç Kalıntı’yı BU Tanımlanamayan Boşluklar’ın Koordinatlar’ından Silmek amacıyla ellerini aşağı doğru salladı!
HUUM!
Sıradan bir gözün Algılayamayacağ’ı Kıpkırmızı ve Altın renkli güçler, bütün Medeniyetler’in Ağırlığ’ıyla gök gürültüsü gibi çöktü ve Genç Kalıntı, çaresiz ve coşkulu bir savunma içindeyken, BU İlkel Kaynak’tan güç çekerek, patladı!
Ragnar güldü, çünkü bu gösteri, geçmişin Eonlar’ında korktuğu gerçek Kalıntılar’a kıyasla acınacak derecede zayıftı ve çarpışmanın sonucunun ortaya çıkmasını soğuk, Ânalitik bir bakışla izledi.
BOOM!
Genç Kalıntı o kadar korkunç bir güçle karşı karşıya kaldı ki, bu Güç üzerine çöktüğünde, az önce ayağa kalkmış olan tüm vücudu yeniden dümdüz oldu; Çarpmanın etkisiyle Tanımlanamayan’ın katılaşmış Obsidyen zeminine ezildi.
Sayısız Kemik, mide bulandırıcı, ıslak bir çatırtıyla kırıldı ve İç Organlar’ı, kraterde birikmiş Altın Reng’i Sıv ve Obsidyen Ateş’inden oluşan bir çamur haline geldi!
Ragnar, nihayet çatışmanın Dokusu’ndan zevk aldığını ima eden bir acımasızlıkla gülümsedi; Kıpkırmızı Hâle’si şiddetli bir ışıkla dönüyordu.
“Hadi, tekrar söyle dostum. Sebat, Sebat!“
“Sebat!“
BOOM!
Obsidiyen Alevler, Genç Kalıntı’nun vücudunda öfkeyle alevlendi; Kırık Varoluş’u ve Medeniyet’i, Saf Nedensel bir başkaldırı sayesinde iyileşti ve o bir kez daha yükselmeye başladı; Âura’sı, Nesnel olarak öncekinden Daha Görkemli bir Güç’le titriyordu!
Ragnar, kükremeden önce çılgınca gülmekten kendini alamadı...
“Dostum, sana karşı dizilmiş Güçler’in büyüklüğünü hiç anlamıyorsun!“
BOOM!
Gözlemlenebilir Güç, Sonsuzluk ve iki Ana Neden’in birleşik ağırlığı, Ragnar’ın içinden akarken, o tekrar saldırdı ve BU Yaratık bir kez daha Sıvı’yla lekelenmiş kraterin içine gömüldü!
Ragnar’ın sesi boşlukta yankılandı, onu tekrar ayağa kalkmaya, o Kelime’yi bulmaya ve karanlığa karşı bir kez daha haykırmaya teşvik ediyordu!
“Hadi bakalım, dostum, bir kez daha!“
“Sebat!“
BU Yaratık iyileşip, ayağa kalkarken, Obsidyen Alevler bir kez daha öfkeyle parladı; Kemikleri taşların gıcırdaması eşliğinde birbirine kaynarken, bir Ân sonra...
BOOM!
Yine yerle bir edildi; Şiddet döngüsü, Obsidyen Dağlar’ı Ozon ve soğuyan Sıvı kokusuyla lekeleyen ritmik, acımasız bir vuruş Hâl’ine geldi.
BU Yaratık defalarca yok edildi; Bilinc’i her odaklandığında, o tek meydan okuma Kelimesi’ni mırıldanırken, Beden’i Et ve Bilgi’den oluşan bir harabeye dönüştü.
Seksen Birinci seferde, BU Yaratık kendi Sıvı’sıyla ve Otoritesi’nin erimiş kalıntılarıyla dolu bir Krater’in içinde inliyordu; Ragnar ona doğru diz çöktüğünde, nefesini ıslak, gırgırlayan hırıltılarla alıyordu.
BU Yaldızlı Olan’ın devasa kafası kulağının yanına geldi ve neden olduğu Yıkım’ın kokusunu içine çekti; Şeytani gülümsemesi, BU Yaratığ’ın neredeyse parçalanmış kafatasından birkaç santim uzaktaydı.
“Son zamanlarda çok, çok sıkıcıydı ve Braneworld’ün zirvelerinde çok, çok yalnızdım. O kadar çok Luxuria fahişesini kırıp, çökertmekle yetinmek zorundayım ki...“ Ragnar sadece ona fısıldadı, diğer BU Yaldızlılar ise yukarıdan soğuk, yargılayıcı bakışlarla izliyorlardı.
“Geldiğin için teşekkür ederim, çünkü seninle birlikte bir değişim geldiğini hissedebiliyorum, hadi bakalım dostum. O lanet Kelime’yi bir daha söyle, yoksa tüm bunlar sona erecek ve biz de küçük, kırık bir Kalıntı’dan başka hiçbir şey yakalayamayacağız.“
BOOM!
BU Yaratığ’ın Varoluş’u sözlerle titredi ve bu katliamın ortasında bile gözleri asla meydan okuma ışığını kaybetmedi, Ragnar’ın Ana Nedenler’inin bile söndüremeyeceği bir Ateş’le yanıyorlardı!
Ragnar, BU Yaratığı’n kafasını saçlarından tuttu ve BU Yaratık, Sıvı’yla kaplı gözleriyle BU Yaldızlı Canavar’a baktı, kırık dişlerinin arasından bir Lanet’in ağırlığını taşıyan bir soru sordu.
“Sen... BU İlkel Kaynağ’ı Kavrama’ya her yaklaştığında... O’nun senden alınacağını unuttun mu?“
Sözler ağır ve telaşsızdı ve Ragnar, bu ifadenin ironisini kafasından atamadan, daha da geniş bir gülümsemeyle gözlerini kırptı. Ve sanki bir işaretmişçesine...
BOOM!
Tanımlanamayan Boşluklar’ın üzerindeki Bölge, uğursuz bir Obsidyen parlaklığıyla paramparça oldu; Bu parlaklık, birkaç zayıf Yaldızlı Varoluş’u Varoluş’tan yere, düşen Yıldızlar gibi parçalayan bir kükremeyle birlikte ortaya çıktı.
Ubergulden Hye-jin, uzakta devasa bir canavarın şekli belirmeye başladığında, yukarıya soğuk bir bakış attı; Bu Varoluş muhtemelen Sayısız Gigaparsek uzaktaydı, ancak şekli korkunç bir Hız’la büyüyordu.
Sadece Boyut’u bile bir İlkel Âlem’i kadar genişti ve uzak olmasına rağmen, tüm Boşluğ’u yörüngesine çekecekmiş gibi bir çekim gücüyle yaklaşıyordu.
Ragnar yaklaşan karanlığa doğru baktı ve acımasızca gülümsedi; yukarıda ise Ubergulden Hye-jin çapraz tacını çıkardı ve Kızıl-Altın rengi yüzeyine fısıldadı...
“Gerçek bir Kalıntı gerçekten geldi. Diğerlerini çabuk getirin.“
BOOM!
Aşağıda, Ragnar devasa parmaklarını BU Yaratığ’ın kafatasına geçirdi, Obsidyen Maske basınç altında inlemeye başlayana kadar sıkıca kavradı.
“Gördün mü? İşleri yeniden heyecanlı hale getireceğini biliyordum ve bu savaşı başlattığın için sana ne kadar teşekkür etsem azdır, dostum. Mucizevi bir şekilde buradan canlı çıkıp, çıkmayacağına bahse girmek ister misin, hmm? Bahse girmek ister misin?!“
Ragnar bu sözleri sorarken, BU Yaratık ona sadece soğuk bir bakış attı; Cevab’ı, Otoritesi’nin son bir titreşimi oldu.
“Sebat et.“
BOOM!
Obsidyen Âlevler’i hiç olmadığı kadar Yükseğ’e yükseldi, BU Yaratık Ragnar’ın tutuşunu kırarken, Yaldızlı dev gürültüyle güldü ve tüm Varoluş, gerçekleşmek üzere olan felaketle ilgili değişim için inledi!
Not: Başta o Kelime’yi O Novel’i okuyanlar tanır. Buradan Vakochev’in aslında nasıl saçma bir şekilde başladığını görmüş olduk. İkincisi sordum evet Dedi. Dirençler’in Sonsuz Yüzde’si olup, olmadığı önemli değil Dedi. Fersah Fersah bunun ötesindeyiz. Bu, sadece Sonsuz Katman vermez Sonsuz Katman Öte’si verir. Infınıte Mana’daki Akla Gelebilecek her Yetenek ve Direnç Sonsuz Katman Öte’si. Ateş Topu, Yıldırım, Olay Örgü’sü Manipülasyon’u... Daha sayarım ama bu Sayfa’ya sığmaz diye korkuyorum. Infınıverse’deki Vatandaşlar ise onların da Dirençler’i Fersah Fersah Aştığını düşünerek, Sonsuz Katmanlar’ın Öte’sinde Yetenekler’e ve Dirençler’e sahip. Doğru düşünüyorum değil mi? Ne de olsa onayladım. İsterse % Sonsuz olsun ve her bir Yüzde bir Önceki Yüzde’yi Katmanlı olarak aşsın yani bir altındaki Yüz’deden gelen Tüm Saldırılar’a Tam Bağışık olsun. Biz bunun Fersah Fersah Ötesinde’yiz. Noah sıradan bir Ateş Topu atar Hoop Sonsuz Katman’lı Yüz’de bir hiçmiş gibi yok olur. Ve bu Novel’in en zayıf yerlerinden birisi. Ne de olsa Dirençler ilk olarak 3700’ler demi ne çıkmıştı. 3700. Bahsetmeye değmez.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.