Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 346

65.Kısım – İyi ve Kötü (2)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 16 dk Kelime: 4.034

Çeviri: Sansanson
65.Kısım – İyi ve Kötü (2)
 
Asmodeus konuşmaya devam etti.
 
   [Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu. Enkarnasyonlar arasında Vahiy olarak bilinen bir hikâye... duymuş muydun?]
 
Asmodeus’un sözleri üzerine yüzü kireç gibi olan Han Sooyoung öne atıldı. “Sen! Ne halt etmeye buraya geldin?”
 
Asmodeus, Han Sooyoung’u görmezden gelerek Yoo Joonghyuk’un yüz ifadesini inceledi.
 
   [Bilinmeyen bir güç, enkarnasyon Yoo Joonghyuk’un hayal gücüne fren yaptırıyor.]
 
Yoo Joonghyuk’un çevresinde bir kez daha kıvılcımlar belirdi. Aslında Asmodeus’un sözleri Yoo Joonghyuk’un kulağına şöyle geliyordu:
 
   [Harap Olmuş Bir ■■■■■■ Üç ■■’nu hiç duydun mu?]
 
Yoo Joonghyuk, başı ağrıyarak sordu, “...Ne dedin sen?”
 
Asmodeus iç geçirdi. [Hmmm, henüz sana izin verilmemiş...]
 
   “Neyden bahsediyorsun?”
 
   [Pekâlâ, pek de önemli bir mesele değil. Öyleyse... duruma bakılırsa, Kurtuluşun Şeytan Kralı hâlâ uykuda.]
 
Asmodeus sırıttı ve Fabrika’ya bir göz attı.
 
   [Maalesef bugünlük geri döneceğim. Lütfen bunu Kurtuluşun Şeytan Kralı’na iletin. Onun yaptıkları yüzünden iyilik ve kötülüğün dengesi sarsıldı. Bu dengesizlikten faydalanmak için çakallar ortaya çıkacaktır.]
 
   “Bekle, dur!”
 
Yoo Joonghyuk elini şakağına bastırdı ve arkasını dönüp giden Asmodeus’a seslendi.
 
O ise arkasını dönmeden cevap verdi. [Regresör Yoo Joonghyuk. Dünyanın gerçeğini bilmek ister misin?]
 
   “...Gerçek mi?”
 
   [Eğer bilmek istiyorsan, Sonun Arayıcıları’na gel.]
 
Bu sözlerle birlikte Asmodeus’un vücudu gözden kayboldu. Han Sooyoung hızla sendeleyen Yoo Joonghyuk’un yanına yaklaştı. “Yoo Joonghyuk. İyi misin?”
 
  “...”
 
   “Yoo Joonghyuk?”
 
Yoo Joonghyuk cevap vermedi. Bir şeyler düşünüyor ve büyük bir ıstırap içinde boğuluyor gibiydi. Yoo Joonghyuk bir süre boşluğa baktıktan sonra Han Sooyoung’u elinin tersiyle itti ve bir yere doğru sendeledi.
 
   “Hey! Nereye gidiyorsun?”
 
Han Sooyoung’un bağrışlarına rağmen Yoo Joonghyuk cevap vermedi. Han Sooyoung bir kez daha bağırdı, “Kim Dokja henüz uyanmadı!”
 
   “Onunla bir ilgisi yok.”
 
Yoo Joonghyuk Kızıl Anka Shunposu’nu tetikledi ve ortadan kayboldu. Fabrika’nın girişinde kalan tek kişi Han Sooyoung’du. Han Sooyoung etrafına bakındı ve bir şekerleme çiğnerken düşüncelere daldı.
 
   ‘Filtrelemenin kalkma ve Hayatta Kalma Yolları hakkındaki bilgilerin yayılma zamanı mı geldi?’
 
Bu olay Kim Dokja burada değilken yaşanmıştı ve Han Sooyoung gerginliğini gizleyemiyordu. Eğer Yoo Joonghyuk şimdi Hayatta Kalma Yolları’nı öğrenirse ne tür bir felaket çıkacağını tahmin bile edemiyordu. Dahası, şeytan krallar Hayatta Kalma Yolları’nın varlığını nasıl öğrenmişlerdi?
 
Han Sooyoung güneydeki gökyüzünü izledi ve şekeri yere tükürdü. Kim Dokja uyanmadan önce bir şeyler yapılması gerekiyordu.
 
***
 
Yoo Sangah, kitapları düzenlerken bir ‘yeni gelen’ olma deneyiminin tadını doyasıya çıkarabiliyordu.
 
Son iki günde Yoo Sangah, üç kıdemlisinden çok şey öğrenmişti. Bu kütüphanenin kimliğinden kıdemlilerinin kimliğine kadar.
 
   (Lütfen yavaşça düzenle. Kim Dokja gereksiz şeyler düşünmeye başladığında ortalık karışıyor.)
 
Sinema efendisi, Simülasyon.
 
   (Sadece iki elle burayı temizlemek çok uzun sürer. Yerime geçecek çok elli bir halef istiyordum.)
 
Dış tanrı, Rüyaları Yiyen.
 
   (Sana Avalokiteśvara’nın Bin Eli’ni öğretmemi ister misin?)
 
Reenkarnatör, Nirvana Moebius.
 
Kıdemlilerin hepsi biraz tuhaftı ama genel olarak ona karşı naziktiler. Mino Soft’un insan kaynakları ekibinin bir parçası olsalardı ne güzel olurdu.
 
Sayısız kitapla kaplı raflar. Bunların hepsi Kim Dokja’nın okuduğu ya da unuttuğu kitaplardı. Kitapların çoğu tek bir ‘roman’dı.
 
   Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu.
 
Yoo Sangah kitapları severdi, durumunu ve yeni işinin süreçlerini hızla kavradı. Burası Kim Dokja için bir yerdi ve bu hikâyenin Kim Dokja için anlamı...
 
Bunu fark ettiğinde Yoo Sangah aynı anda hem hafif bir umutsuzluk hem de sempati hissetti. Ancak Yoo Sangah bunu dışa vurmadı. Bazen duygularını belli etmemenin, yaralı birine bakmanın bir yolu olduğunu biliyordu. Bunun yerine başka şeyler düşündü.
 
   ‘Eğer orijinalindeki gibi gelişirse...’
 
Bir sonraki Dünya senaryosunun birkaç sonucu olabilirdi. Bunlar arasında en muhtemel olanı...
 
   Sıkı çalış Yoo Sang ah.
 
Yoo Sangah havadan gelen sesle başını kaldırdı.
 
   (Sıkı çalışacağım.)
 
Ödünç alınmış bir hayat yaşıyormuş gibi hissediyordu ama yeniden yaşama ihtimali vardı. Neyse ki buranın genel müdürü sevimli bir patrondu.
 
   (İş için teşekkür ederim. Burayı gerçekten sevdim.)
 
   Peh.
 
   (Ciddiyim.)
 
 「 Yoo Sang ah kitap ları se ver mi?
 
 「 (Çok severim.)
 
 「 Han gi kit ap?
 
 「 (Örneğin... Yüzüklerin Efendisi...)
 
 「 H oh.
 
Şansına, sevimli patron onunla epey ilgileniyor gibiydi. Merak ettiği bir şeyi sormaya karar verdi.
 
 「 (O zaman bir soru sorabilir miyim?)
 
 「 N e?
 
 「 (Dördüncü Duvar tam olarak nedir?)
 
Kütüphanenin her yerini kıkırtı sesleri doldurdu.
 
 「 Ben Kim Dok ja’yı koru rum.
 
 「 (Onu korumak mı?)
 
 「 Kim Dok ja ben ol masam ölür dü.
 
Ses tonu inanç doluydu.
 
 「 Son ra Kim Dok ja ap talca bir şey ya ptı.
 
Kütüphanenin tamamı hafifçe titredi.
 
 「 Son za man larda se nin yüzün den iş ler da ha zor laştı.
 
 「 (...Benim yüzümden mi?)
 
 「 İşim dı şarı sızıyor.
 
Kıvılcım sesleri kütüphanede belirli bir yönü işaret etti. Dördüncü Duvar, Yoo Sangah’ın yumruğundan daha büyük bir deliği gösteriyordu.
 
 「 Ben en gelle s em bi le Kim Dok ja tara fın dan yok edi liyor.
 
Deliği eski bir kitabın kapağı kapatıyordu. Acilen yapılmış geçici bir hamle gibi görünüyordu. Yoo Sangah kitap kapağını dikkatle inceledi.
 
 「 (Delik, dışarıya mı açılıyor?)
 
 「 Evet.
 
Yoo Sangah deliği bir süre düşündü ve sonra muzip bir ifade takındı.
 
 「 (Dördüncü Duvar. İyi bir fikrim var.)
 
***
 
Rahatça uyudum. Zorla kapatıldığım zamanki kadar derin bir uykuydu. Başımın etrafına yumuşak tüyler sarılmış gibi hissettim. Ya da belki birisi kafamın içine girmiş ve tüm o huzursuz edici endişeleri temizlemişti.
 
 「 (Dokja-ssi, büyük bir mesele var. Dokja-ssi.)
 
Kafamda gizemli bir ses çınladı ve irkilerek yataktan fırladım. İçinde kimsenin olmadığı bir hastane odası. Kıvılcımların yanığıyla cildim bronzlaşmıştı.
 
   “Uh...”
 
Etrafıma bakındım ama yatağın başında kimse yoktu. Ekip üyelerinin hiçbiri görünmüyordu. O zaman beni kim uyandırmıştı?
 
Durumu kontrol etmeye karar verdim. Olasılık fırtınasının ardından hâlâ zayıftım ama yürüyebiliyordum. Yine de hissiyat tuhaftı. Koğuş koridoru boyunca tatsız bir aura akıyordu. Bir şeylerin kopacağına dair kötü bir his vardı. Bir an sonra, Fabrika’nın dışında büyük bir gürültü koptuğunu fark ettim.
 
Koridordaki bir pencereyi açtım ve insanların bağırışları kulağıma ulaştı.
 
   “Özgür Seul!”
 
...Ne?
 
   “Artık şeytan kral tarafından yönetilmeyeceğiz!”
 
   “Fabrika’nın diktatörü, istifa et! Tüm stigmaları ve yetenekleri halka aç!”
 
Fabrika’nın duvarlarının ötesinde bir kalabalık toplanmıştı. Bunlar Seul ve çevre bölgelerden gelen enkarnasyonlardı. Gelen güçlerin yapısını gördüm ve ne tür insanlar olduklarını hemen anladım.
 
Çoğu senaryoda başarısız olmuş insanlardı. Aralarında ittifakların bazı kilit isimleri de vardı.
 
   “Bu meşru bir mücadeledir! Kurtuluşun Şeytan Kralı’nı ve senaryoları önceden kapatıp sermayeyi tekeline alan kötü şirket Kim Dokja’nın Şirketi’ni kaldırın!”
 
Senaryoyu önceden kapatmak ve sermayeyi tekeline almak...
 
Senaryoları geçmek için ne kadar zorlandığımızı bilseler böyle demezlerdi. Duvarların içinde kafası karışmış ekip üyeleri vardı. İlk duyduğum Gong Pildu’nun sesiydi. “Sadece ateş mi etsem?”
 
   “Ahjussi, deli misin? Çoğu acemi enkarnasyonlar!”
 
   “Millet! Böyle yapmayın! Bu bir yanlış anlaşılma!”
 
Lee Jihye ve Lee Hyunsung insanlara bağırmak için öne çıktılar ama iletişim baştan beri mümkün değildi.
 
   “Kapayın çenenizi! Kapıları açın! Eşyaları paylaşın!”
 
   “Eşya falan yok!”
 
   “Jetonları paylaşın!”
 
   “Biz gangster değiliz...”
 
Bu düzeydeki bir ‘kışkırtma’ sıradan insanların yapabileceği bir şey değildi. Kore Yarımadası’ndaki her ittifak ekip üyelerim tarafından ele geçirilmişti ve en büyük engel olan Gyeongi İttifakı kısa süre önce Yoo Joonghyuk tarafından yok edilmişti.
 
Bu kadar çok insanın bir araya gelmesi, dışarıdan birinin müdahale etmiş olma ihtimalinin yüksek olduğu anlamına geliyordu. Peki Yoo Joonghyuk ve Han Sooyoung neredeydi? Fabrika’daki bu bölünmeye ne sebep olmuştu? Görünüşe göre bilmediğim pek çok şey vardı.
 
   [Birçok takımyıldızı, endüstri kompleksinde neler olduğuyla ilgileniyor.]
 
İşler büyümeden buna bir son vermeliydim. Kafamda hesaplar yaparken ve ekip üyelerine doğru hareket etmek üzereyken bir dokkaebinin sesini duydum.
 
   [Devrim ha...! Ben demokrasiyi savunan biriyimdir!]
 
İçimi kötü bir his kapladı.
 
   [Bu ölçekte bir olasılık toplandığına göre, bir senaryo açmak mümkün müdür acaba?]
 
+
 
<Yan Senaryo – Seul Devrimi>
 
Kategori: Yan
 
Zorluk: ???
 
Temizleme Koşulları: Seul şu anda Kim Dokja’nın Şirketi’nin liderliği altındadır. Nebulanın hakimiyetine direnmek için enkarnasyonlar ortaya çıktı. Birçok takımyıldızı, her iki grubun da Seul’un kontrolü için savaşmasını istiyor.
 
Süre Sınırı: Yok
 
Ödül: 300,000 jeton
 
Başarısızlık:
 
+
 
Senaryoyu okuduğum an, berbat bir hisse kapıldım. Kim Dokja’nın Şirketi iki dev hikâye biriktirmişti ve artık Yıldız Akışı’nda tanınıyordu.
 
Ancak nebulanın temsilcisi Yoo Joonghyuk ortada yoktu. Birisi kasıtlı olarak bize darbe indirmeye çalışıyordu.
 
   “Başarısızlık koşulu yok! Denemeli miyim?”
 
   “300.000 jeton! Hadi biraz para kazanalım!”
 
Lee Jihye öfkeyle bağırdı. “Aptallar... bölüşülmeye yetecek kadar büyük bir miktar değil bu!”
 
İşe yaramayacağını düşündüğüm anda birisi öne çıktı. Bu, Jung Heewon’du. Jung Heewon Konuşma Yükseltici yeteneğini kullandı ve sesi büyük bir dinçlikle yankılandı. “Temsilcilerinizi saklamayın!”
 
Duvarlara tırmanan insanlar Jung Heewon’un sözleri karşısında dehşete düştüler.
 
   “Burada savaş açarsanız sadece anlamsız fedakârlıklar olur. Zaferi temsilciler arasındaki bir savaşla belirlemek daha iyi olmaz mı?”
 
Jung Heewon insanları izledi ve devam etti. “Eğer kaybedersek, Fabrika’yı istediğiniz gibi teslim edeceğiz!”
 
   “Heewon-ssi! Neden böyle bir söz veriyorsun...?!”
 
Lee Hyunsung ona şaşkınlıkla bakarken Jung Heewon sakince açıkladı. “Bu insanların çoğu henüz 10. senaryoyu bile geçmedi. Burada gerçek bir savaş çıkarsa ne olur?”
 
Lee Hyunsung, Jung Heewon’un sözleri üzerine ağzını kapattı. Konuşmak yerine ekip üyeleri sessizlik içinde birbirlerine baktılar. Ne kadar zaman geçmişti? Birer birer başlarını sallamaya başladılar.
 
   “...Heewon-ssi haklı.”
 
Lee Hyunsung, Lee Jihye, Shin Yoosung ve Lee Gilyoung. Gong Pildu mutsuz görünüyordu ama...
 
Herkes vatandaşların fedakârlığını asgariye indirmenin en iyi yolunun bu olduğu konusunda hemfikirdi.
 
Dokkaebi havadan ilerlemeyi gördü ve güldü.
 
   [...Güzel. Bu etkinlik bir ‘Temsilci Sergisi’ mi olacak?]
 
Aynı anda, yan senaryonun içeriği değiştirildi.
 
   [Yan senaryo – Seul Devrimi güncellendi!]
 
   [Her iki gücün temsilcileri aracılığıyla Seul’un sahibi belirlenecek!]
 
Jung Heewon duvarların ötesindeki insanlara bağırdı. “Temsilciler, şimdi yukarı gelin. Bu taraf hazır.”
 
Kendinden emin bir gülümsemeydi. Belki de Jung Heewon’un kararlılığı, eğitim yaparak geçirdiği sadık zamandan kaynaklanıyordu.
 
Jung Heewon bu kadar güvenle ortaya çıkınca devrimden ve Seul baharından bahseden insanlar birden sustular. Sonra bağırışları daha da yükseldi.
 
   “T-Temsilci! Neredesin? Çabuk dışarı çık!”
 
   “Savaş ve kazan! Haklarımızı geri al!”
 
Yine de kimse ortaya çıkmadı. Bu doğaldı. Kalabalığı ayaklandıranlar bu mantıksız kışkırtmadan faydalanmak istiyorlardı. Ancak hikâye bu şekilde akarsa anlamını yitirirdi.
 
Endişeli enkarnasyonlar haykırdı, “Kim...!”
 
Kalabalığın saflarının çöktüğünü görünce biraz heyecanlandım. Ekip üyelerinin bensiz geçen üç yılda nasıl geliştiklerini görmek harikaydı.
 
Belki de Jung Heewon başından beri bunu hedeflemişti. Pragmatik olurken adalet duygusunu korumayı öğrenmişti.
 
O zaten Seul’deki en güçlü kişilerden biriydi. Bir enkarnasyona karşı teke tek dövüşte kaybetme şansı yoktu.
 
Havadaki dokkaebi çenesini sıvazladı. [Kim Dokja’nın Şirketi’nin iki temsilcisi eksik. Kim öne çıkacak?]
 
Ekip üyeleri aynı anda ellerini kaldırdılar. Ancak ilk Jung Heewon davrandı. “Ben yapacağım.”
 
   “Heewon-ssi.”
 
   “Merak etmeyin. Güçlü olduğumu biliyorsunuz.”
 
Kesinlikle, Jung Heewon nebulamızda Yoo Joonghyuk dışında en güçlüydü. Lee Hyunsung, Lee Gilyoung, Shin Yoosung ve Gong Pildu... bireysel savaş gücü söz konusu olduğunda hiçbiri Jung Heewon’u geçemezdi. Ayrıca Jung Heewon bir şeyi fark etmiş gibiydi. Jung Heewon’un temsilci olması gerektiğinin nedenlerinden biri de buydu.
 
   ...Ben gideceğim.
 
Bunun nedeni, kalabalığın içinden yaklaşan üç enkarnasyondu. Yüzlerinden biri özellikle tanıdıktı.
 
...Bu adam. Duvarlardan geçen adam ağzını açtı. “Ben temsilci olacağım.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi