Bölüm...
Comedy,Drama,Harem,Romance,School,Slice of life

Bölüm 10

Yazar: Eikon Grup: : Rumina Scans Okuma süresi: 19 dk Kelime: 4.716

X / Yakın Ama Bir O Kadar da Uzak Kelimeler

Pazartesi.

Okul huzurluydu.

Çoğunlukla huzurluydu.

Yani ufak bir kısmı saymazsak huzurluydu.

“Hı? Amane, neyin var?“

“Bilmem ki? Ama biraz keyifsiz gibi...“

“Onun için pek alışılmadık bir durum...“

“Acaba modellik işiyle ilgili bir şey mi oldu...“

Sınıftakiler hep birlikte Amane’nin bu halini süzüyordu.

Haksız da sayılmazlardı.

Okula geldiğinden beri başını sırasından hiç kaldırmamıştı. Etrafına kaçınılmaz, kasvetli bir aura yayan bu kız, arkadaşları onunla konuştuğunda bile boş bir kabuktan farksızdı.

Her daim neşeli ve kusursuz olan idolün somurtkanlığı.

Sınıf arkadaşları şaşkındı, sınıfın atmosferi ise epey tatsızdı.

Hiçbir şeyden haberi olmayan İzumi Sumie, tam da o sırada okula geldi.

“Selammm.“

“Ah, tasasız gençliğimiz!“

“Eh? Hakaret mi bu? Nasıl algılamalıyım bunu?“

İzumi, Satou ile bu tarz bir sohbete dalmışken Nanao başını İzumi’nin arkasından uzattı.

“İzumi-kun, neler oluyor?“

“Her zamanki gibi, yanlış sınıftasın...“

İzumi artık bu duruma şaşırmıyordu.

Nanao’nun belirmesiyle sınıf birden canlandı. Yan sınıfta olmasına rağmen Nanao’nun bu sınıftaki etkisi çoktan sarsılmaz bir hale gelmişti.

“Nanase-san! Günaydın!“

“Günaydın! Herkes biraz keyifsiz görünüyor gerçi, ne oldu?“

Sınıftakilerin bakışları Amane’ye kaydı.

Bu sınıfa negatif enerji yayan kişi kesinlikle oydu. Onu yaklaşık bir hafta böyle bıraksalar, etrafında yeni bir mantar türü bile yetişmeye başlayabilirdi.

“Bu sabah okula geldiğinden beri böyle. İzumi bir şey biliyor musun?“

“Pek sayılmaz?“

İzumi’ye gelince olup bitenler hakkında en ufak bir fikri yoktu.

O da diğer sınıf arkadaşları gibi “Modellik işinde bir şey mi oldu acaba?“ diye düşünmeden edemedi.

(Ama onu insanların içinde daha önce hiç bu kadar yıkılmış görmemiştim...)

Ve sonra Amane.

Aniden dikleşti ve göz ucuyla İzumi ve diğerlerine baktı.

Sonra telaşlanmış gibi oturduğu yerden kalktı ve çantasından cüzdanını çıkardı.

“Ah, ahaha. Otomatlara uğrayacağım~“

Tam olarak kimseye yöneltmediği bir bahane mırıldanarak alelacele sınıftan çıktı.

“............“

“............“

Arkasından bakakaldıktan sonra, İzumi Nanao’ya fısıldadı.

“Nanao. Amane’ye bir şey mi yaptın?“

“Hmm...“

Nanao biraz düşünür gibi oldu.

Ardından, parlak bir gülümsemeyle soruyu reddetti.

“Yo, bilemiyorum.“

“Anladım.“

İzumi, Nanao’nun pek de dürüst görünmeyen bu sözlerinden pek şüphe etmedi.

Bir gün sonra.

Sınıfın idolü Amane’nin dengesiz ruh hali, sınıf arkadaşlarının kafasını da fena halde karıştırmıştı.

Üstelik Nanao da teneffüslerde ziyarete gelip duruyordu.

Diğer sınıflarda bu kadar çok dolaşması sorun olmaz mıydı? Gerçi bunu dert etmek için muhtemelen artık çok geçti. Artık kimse Nanao’nun hareketlerini yadırgamıyordu.

Ve okul çıkışı.

Öğretmenler odasındaki işlerini halleden İzumi, sınıfa geri döndü.

Geriye bir tek Amane kalmıştı.

Sırasında oturmuş, boş gözlerle camdan dışarıyı izliyordu. İzumi’nin döndüğünü fark ettiğinde aceleyle ayağa kalktı.

Ellerinde İzumi’nin daha önce onun için hazırladığı ders notları vardı. Notları sıkıca kavrayarak biraz da çekingenlikle konuştu.

“Ş-şey, İzumi-cchi, bugün yarı zamanlı işin yok, değil mi? İş için yine birkaç gün izin almam gerekiyor da hazır fırsatın varken bana ders çalıştırırsın diye ummuştum...“

“Ah. Doğru ya, son zamanlarda hiç gitmedim gerçi...“

İzumi biraz düşündü, ardından özür diler gibi bir ifade takındı.

“Ö-Özür dilerim. Bugün yarı zamanlı işim yok ama eve Nanao ile dönmeye söz verdim. İşin bitmeden önce notları senin için tekrar özetlerim.“

Amane’nin yüzü anında bembeyaz oldu.

Notları öylesine sıkı kavradı ki... kağıtların buruşmasına neden oldu.

“Ö-Öyle mi?“

“Evet, onunla alışverişe gitmemi istedi.“

“A-anladım. İ-İyi eğlenceler size.“

“Yani, pek eğlenceli geçeceğini sanmıyorum ama...“

İzumi bunu iç çekerek söylese de Amane için duyması acı verici bir şeydi. İzumi’nin şikayet edebilmesi, aralarında belli bir güven seviyesi olduğu anlamına geliyordu.

Onu neyin bu kadar kabullenmesini sağladığını Amane bilmiyordu.

Ancak mevcut durum... Amane’nin hiç de hoşuna giden bir durum değildi.

Amane dudağını sertçe ısırdı.

“Şey, bu cumartesi müsait misin?“

“Eh? Bir şey mi oldu?“

“Şey, aslında...“

Amane adeta İzumi’ye tutunarak konuştu:

“Modellik yaptığım yeri görmeye gelir misin? Yenilenen alışveriş merkezinde bir fotoğraf çekimim var...“

“............“

İzumi biraz düşündü, sonra...

“Teşekkürler ama cumartesi günü yarı zamanlı işim var, o yüzden biraz zor olabilir.“

“?!“

Bu sözler üzerine Amane’nin omuzları sarsıldı.

Amane?“

İzumi şaşkınlıkla sorsa da aldığı karşılık bir cevap değildi.

“Nanao’dan... gerçekten o kadar mı çok hoşlanıyorsun?“

“Eh?“

İzumi için beklenmedik bir soruydu. Cevap vermeden önce bir an tereddüt etti ama Amane’nin bakışları o kadar içtendi ki en sonunda ağzını açtı.

“Madem soran sensin Amane...“

İzumi geçen günkü randevularını hatırladı.

Eve dönüş yolunda, istasyonun peronunda.

İzumi laf arasında bir şeyden bahsettiğinde, Nanao ona ne cevap vermişti?

Bunu hatırlamak bile içinin bir nebze olsun ısınmasına yetiyordu.

“Uzun bir süre boyunca hiçbir değerim olmadığını düşündüm. Ama o bana, beni ben olduğum için sevdiğini söyledi.“

Cümlesine böyle başladıktan sonra ekledi:

“Çıkmaya başlar mıyız başlamaz mıyız emin değilim... ama onun hislerine elimden geldiğince karşılık vermek istiyorum.“

İzumi için bu, bir arkadaşa yapılan utanç verici bir itiraftı.

Fakat Amane için—

“Anladım.“

Yanağından tek bir damla süzüldü.

“?!“

İzumi olduğu yerde öylece kalakalmış, gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

Amane’nin kendisi de kendi gözyaşlarına şaşırmış görünüyordu.

“Hı?“

Gözyaşlarını sildi... ve zoraki bir şekilde gülmeye çalıştı.

“Ah, ahaha. Gözüme toz kaçtı galiba.“

Böylesine bariz bir yalan söyleyerek telaşla çantasını kaptı.

“Eve gidiyorum. İşim bittikten sonra bana ders çalıştırır mısın?“

“Ah, olur, tamam...“

İzumi boş gözlerle onun uzaklaşan silüetinin arkasından baktı.

Onun için Amane, çok değer verdiği önemli bir arkadaştı. Ancak Amane bunu pek anlamıyor gibiydi.

Ne var ki, İzumi’ye karşı romantik hisler besleyen Amane’nin bunu kabullenmesine imkân yoktu...

Yolun bir yerinde ikisi arasında kapanmaz bir uçurum oluşmuştu.

Öte yandan.

Amane sınıftan fırlayıp çıktığında,

Alt kattan merdivenleri çıkmakta olan Nanao ile karşılaştı.

“Hı? Amane-chan, eve mi gidiyorsun?“

“?!“

Yüzünü buruşturan Amane hiçbir şey söylemeden sessizce merdivenlerden indi.

“........“

Uzaklaşan silüetini izleyen Nanao bir şeyler düşünüyor gibiydi.

Cumartesi.

Canlı şehir merkezi, hafta sonunun getirdiği o alışılmış telaş ve karmaşayı yansıtıyordu.

Yepyeni alışveriş merkezinin bir köşesinde bir kalabalık toplanmıştı. Seyirciler merakla ya da parlayan gözlerle önlerindeki manzarayı izliyordu.

Amane modellik işini yapıyordu.

Bugünkü işi, yenilenen katla ilgili ortak bir projeydi. Plana göre Amane’nin yeni tatlıların tadını çıkarırken çekilen fotoğrafları bir dergide yayınlanacaktı.

Fotoğrafçının talimatlarına uyan Amane çeşitli pozlar veriyordu. Bazen kıyafet değiştirmesi ve aynı durumu defalarca tekrarlaması gerekiyordu.

Ancak işler pek de yolunda gitmiyor gibiydi.

Erkek fotoğrafçı asık bir suratla fotoğrafları inceledi.

“Amane-chan, ifadelerin hâlâ biraz gergin sanki.“

“Özür dilerim...“

Amane mahcubiyetle büzülürken fotoğrafçı başını kaşıdı. “Sıkıntı...“

Yaklaşık bir yıldır birlikte çalışıyorlardı, bu yüzden birbirlerini epey iyi tanıyorlardı. Ayrıca Amane’nin işinde ne kadar sıkı çalıştığını da görmüştü.

Ancak sonuçta profesyonel bir işte program ve kalite öncelikliydi. Fotoğrafçı kızgın değildi ama ses tonu doğal olarak epey sertleşmişti.

“Şimdilik mola verelim. Lezzetli bir şeyler ye de kafanı topla... gerçi başından beri zaten elinde lezzetli şeyler tutuyorsun. Haha...“

“Evet.“

Yaptığı şakayla ortamı yumuşatmaya çalışsa da bu pek Amane’ye ulaşmış gibi görünmüyordu.

Paravanlarla ayrılmış derme çatma bekleme alanında Amane boş boş bir sandalyede oturuyordu. Bir elinde akıllı telefonunu tutuyordu ama aklı başka yerde gibiydi.

(Acaba Amane’nin neyi var...)

Modelliğin kendisinden keyif alsa da bugün bir türlü o havaya girememiş gibiydi.

Sonra fotoğrafçı başını paravandan içeri uzattı.

“Amane-chan, hazır mısın?“

“E-Evet!“

Alelacele çekim alanına yöneldi.

(Bu sefer elimden gelenin en iyisini yapmalıyım!)

Fotoğrafçının talimatlarına uyarak çeşitli pozlar verdi.

Ancak sonuç moladan öncekinden farksızdı.

Durumu giderek kötüleşti. Setteki atmosferin de pek hoş olduğu söylenemezdi.

“Bak Amane-chan, senin o doğal gülümsemen işin en güzel tarafı. Ama bugün, ne bileyim, biraz zorlama hissettiriyor, anlıyor musun?“

“Özür dilerim.“

“Yok, kızmıyorum. Herkesin kötü günleri olabileceğini anlıyorum... ama bizim de uymamız gereken bir programımız var.“

“Evet.“

Çekime bu şekilde devam etme fikri de masadaydı.

Fakat kimse bu tatmin edici olmayan çalışmanın iyi sonuçlar doğuracağını düşünmüyordu... bizzat bir lise öğrencisi olan Amane bile böyle düşünmüyordu.

“İzninizle. Ben bir lavaboya gideceğim...“

“Tamam. Ben de bir şeyler düşünmeye çalışacağım.“

Kontrol odasında makyaj çantasını alan Amane sahneyi terk etti.

Seyirci kalabalığının içinden onu dikkatle izleyen gözler vardı.

Amane yakındaki bir tuvalette derin bir nefes aldı. Bu kuytu köşe, dışarıdaki karmaşanın aksine oldukça sessizdi.

Lavaboda yüzünü yıkarken aynadaki yansımasına dikti gözlerini.

(Bu hiç iyi değil. Odaklanmam lazım.)

Bir model olarak sıkı çalışması gerekiyordu.

İzumi sırf bu yüzden ona özel bir defter hazırlamıştı. Burada kaytarırsa onun onca emeği boşa gidecekti.

Gerçi bunu düşünmek de ona pek enerji vermemişti.

(Ne yapsam? Bugünlük bıraksam mı? Ama babam kızar...)

Tam bunları düşünerek makyaj çantasına uzandığı sırada——

Aniden birisi ona arkadan sarıldı.

“Amane-chan♪“

“Kyaaaaaa~~~?!“

Amane panikle arkasını döndü, gelen Nanao’ydu. Kalbi gümbür gümbür atan Amane telaşla sordu:

“Na, Nana, Nanao-cchi?! Ne yapıyorsun sen?!“

Nanao, Amane’nin beklediğinden de abartılı olan bu tepkisinden keyif almış gibiydi, neşeyle kıkırdadı.

“İzumi-kun ile fotoğraf çekimini izlemeye geldik. Küçük kasabamızda bir modelin çekimini görmek nadir rastlanan bir durum, çok havalıydı!“

“Ö-Öyle mi? Oh? Ama yarı zamanlı işi olduğunu söylemişti.“

Nanao buna karşılık sadece tatlı tatlı gülümsedi.

Bu ifade Amane’nin göğsüne ince bir sızı saplanmasına neden oldu.

(Yoksa İzumi’nin “yarı zamanlı işi“ de mi yalandı?)

Bu ihtimal, göğsünde onu yiyip bitiren bir his bırakmıştı.

Yine de bunu açıkça dile getirmeye cesaret edemedi. Bunun yerine sakinmiş gibi davranmaya çalıştı.

“S-Senin İzumi-cchi ile olman gerekmiyor mu?“

Nanao buna da cevap vermedi.

Aynı neşeli gülümsemesiyle Amane’ye bir adım daha yaklaştı.

“İzumi-kun’dan hoşlanıyorsun, değil mi?“

“?!“

Amane’nin yüzü kasıldı.

“N-Neden bahsediyorsun sen?! Ondan falan hoşlanmıyorum?!“

“Ahaha. Bu kadar inkar etmene gerek yok ki. Zaten herkes biliyor bence?“

“Ehh?! Yok artık?! O kadar belli mi ediyorum?!“

“Sanırım bunu fark etmeyen tek kişi sensin.“

Amane utançtan kıvrandı.

Evet.

Tek bilmeyen bizzat İzumi’nin kendisiydi. Bunun iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğuna karar vermek zordu.

(Yok artııık! Gerçekten o kadar belli mi ediyorum?!)

Nanao ise azap çeken Amane’ye acıyarak bakmakla yetindi.

Ama Amane bunu sineye çekecek değildi.

Bir bakıma, bu utanç onun kendine gelmesini sağladı. Meydan okurcasına burnundan soludu ve son derece sert bir ifadeyle parmağını Nanao’ya doğrulttu.

Artık rol yapmaya gerek yoktu.

Nanao’ya dik dik bakarak daha önce söyleyemediği şeyleri pat pat yüzüne vurdu.

“Üstelik, Nanao-cchi, sen aslında oldukça gıcık bir kızsın, değil mi? Gerçek yüzünü bana göstermende sakınca olmadığına emin misin? Yoksa bu çoktan kazandığını sanan birinin kibri mi? Milletin ortasında utanmadan öpücük yapabilen birinden de bu beklenirdi zaten!“

“...“

Bu suçlama karşısında Nanao——

Şaşkınlıkla başını yana eğmekle yetindi!

“Eh? Öpücük derken neyi kastediyorsun?“

“Aptala yatma! Geçen cumartesi günkü randevunuzdan sonra istasyonda İzumi-cchi ile yaptınız ya!“

Nedense asıl telaşlanan taraf Amane olmuştu.

Onun bu tepkisini gören Nanao, düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı. Sonra Amane’nin neyi kastettiğini anlayarak aydınlanmış bir ifadeyle ellerini çırptı.

“Ah, anladıım. Demek Amane-chan son zamanlarda bu yüzden garip davranıyordu...“

“Hı?“

Onun bu tepkisini görünce Amane bir şeylerin ters gittiğini anladı.

Yalan söylüyor gibi görünmüyordu.

Amane hâlâ telaşlı bir şekilde tereddütle sordu:

“A-Sptala yatmıyorsun, değil mi?“

“Yoo. O olay şeydi...“

Nanao, Amane’ye doğru bir adım daha attı.

Amane irkilerek aceleyle geri çekilmeye çalıştı ama kalçası lavabo tezgahına çarptı ve sırtı büyük aynaya dayandı.

Kaçış yolu kesilmişti. Buna rağmen Nanao yüzünü daha da yaklaştırdı.

(N-Ne oluyor?! Kyaa!)

Ve tam Amane gözlerini sımsıkı yumduğu anda——

Nanao fısıltıyla şu sözleri onun kulağına üfledi:

“İzumi-kun’un kulakları çok hassastır, biliyor musun? Böyle fısıldadığımda yüzü kıpkırmızı oluyor, o kadar tatlı ki.“

“?!“

Tamamen hazırlıksız yakalanan Amane’nin yüzü domates gibi kızardı.

“B-Bu çok edepsizce!“

“Edepsizce falan değil.“

“Edepsizce işte! Ah, anlıyorum. Demek İzumi-cchi de bu yüzden bu kadar kolay kanıyor. Erkeklere böyle yaklaşıp onları parmağında oynatıyorsun, bunun neresi masum ki?!“

“Bu sadece Satou-kun’un düşüncesi değil mi...“

Amane bu son derece mantıklı çürütmeyi duymazdan geldi. Bu noktada kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Safi çaresizlikti onunkisi.

Amane’nin bu çirkin çırpınışlarına karşılık Nanao şöyle dedi:

“Sevdiğin kişinin de seni sevmesi için çok çabalamakta ne kötülük var ki?“

Amane, Nanao’nun bu sözleri karşısında afalladı.

Sessiz ama güçlü bir inançla söylenmişti bu sözler.

“İzumi-kun’un benden hoşlanmasını istediğim için çok çabalıyorum. Bunun yanlış olduğunu senin gibi hiçbir çaba göstermeyen birinden duymak istemem, Amane-chan.“

“!“

Başından beri hiç sarsılmayan bakışları, Amane’nin içindeki suçluluk duygusunu adeta delip geçiyordu. Bunun farkına varan Amane hafifçe dudağını ısırdı.

(Ben hiç çabalamıyorum ki.)

Gerçek buydu.

Amane sadece öylece bekleyen bir kızdı.

Karşı tarafın hamle yapmasını bekleyerek işler öyle kendiliğinden mucizevi bir şekilde yoluna girmezdi.

İzumi için Amane özeldi ama kesinlikle yegâne aşkı değildi.

Eski nişanlısı Hakua vardı, kulüpten alt dönemi Haru vardı ve...

Amane’ye diğer kızların çoğundan çok daha fazla değer verse de onu her şeyin üstünde tuttuğu tek kişi yapmamıştı.

Onların randevusunu takip ederken bunun farkına varmıştı.

“İzumi-kun’dan seni de duydum, Amane-chan.“

“Eh...“

İçindeki her ne korku kırıntısı varsa anında dağılıp gitti.

“Babanın ve sınıf arkadaşlarının beklentilerini karşılamak için gerçekten çok sıkı çalıştığını söyledi. O kadar çalışkan biriymişsin ki o da seni desteklemek istiyormuş.“

Bu sözler Amane’nin kalbini hızlandırdı.

“İzumi-kun seninle ilgileniyor.“

Ve Nanao gözlerinin içine doğrudan bakarak sordu:

“İşlerin şu anki gidişatından gerçekten memnun musun?“

Amane, üzerine sabitlenmiş bu gözlerin içine bakarken anılarını anımsadı.

En başta, “Bu çocuk epey ciddiyetsiz birine benziyor.“ diye düşünmüştüm.

Lisedeki ilk yılı.

Yaz tatili.

Amane takviye dersleri için okulda yalnızdı.

O dönemde modellik işleri artmıştı ve elinden gelenin en iyisini yapmak için umutsuzca çabalıyordu, bu da dersleri daha sık kaçırmasına neden oluyor, sınav notları da berbat geliyordu.

Takviye derslerinden sorumlu öğretmen Amane’ye şöyle demişti:

“Modellik gibi aptalca bir şeyle uğraşan birinin başarısız olması gayet doğal.“

Çalışmak için okuldan uygun bir şekilde izin almış olmasına rağmen neden onunla böyle konuşulmak zorundaydı ki?

O öğretmen ona hiçbir şey öğretmemişti.

Sadece Amane’yi kendi haline terk etmiş ve ödevlerinden tam puan alana kadar gitmesine izin vermemişti. Bu derslere hiç girmemiş olmasına rağmen inanılmaz derecede zor bir beklentiydi.

Amane tek başına çaresizlik içindeyken çıkıp gelen kişi İzumi’ydi.

“Neyin var, tatlı küçük kedicik? Neden ağlıyorsun?“

Amane başlarda bu tuhaf tipten çekinmişti.

Ancak durumu anlattığında İzumi dersin konularını ona hiç tereddüt etmeden öğretmenden çok daha iyi bir şekilde anlatmıştı. Üstelik Amane öyle pek de hızlı öğrenen biri olmamasına rağmen İzumi sabırla onunla ilgilenmişti.

Tam bir hafta boyunca, tüm ödevler bitene kadar.

Okulda işi olmadığı günlerde bile bir bahane bulup çıkagelmişti. Ve en nihayetinde o ödevleri kendi başına tamamlayana dek onu yalnız bırakmamıştı.

Her şey bittikten sonra Amane ona sordu:

“Hey. Neden bana yardım ettin?“

Bu son derece doğal bir soruydu.

O zamanlar İzumi ile hiçbir bağı yoktu. Onu tanımıyordu bile. Aynı sınıfta bile değillerdi.

Amane ondan gelebilecek bir tür talebe hazırlıklıydı.

[Model olarak cidden sıkı çalışıyor olmalısın. Ders çalışmak gibi önemsiz bir şey yüzünden üzülmen çok saçma.]

Bunu söyledikten sonra İzumi telaşlanmış ve ciddi bir ifade takınmıştı.

[Az önce söylediğim şey fazla mı kaçtı? Nasıldı?]

[Biraz fazla abarttın.]

Ciddiyetsiz biri olduğu izlenimi değişmemişti.

Ama Amane, İzumi’nin de kendine göre bir tür felsefesi olduğunu fark etti.

Tıpkı Amane’nin babasının beklentilerini karşılamak için bir model olarak elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışması gibi onun da korumak istediği bir şeyler olmalıydı.

Bunu düşündüğünde, çoktan kaçınılmaz bir aşka düşmüştü.

Amane bağırdı:

“Hayır! Pes etmek istemiyorum!“

Bunun acınası bir durum olduğunu düşünüyordu.

Aşk rakibi olan Nanao’nun kıyafetlerine sımsıkı tutunmuştu.

Amane tir tir titriyordu.

Böylesine bir zayıflık gösterdiği için ona ne denilecekti ki?

Amane bu korkuyla gözlerini sımsıkı kapattığında,

“Evet. Bana gerçek hislerini söylediğin için teşekkür ederim, Amane-chan.“

Nanao onun ellerini tuttu.

Ve doğrudan Amane’nin gözlerinin içine bakarak konuştu:

“Madem aynı kişiden hoşlanıyoruz, eminim ki müttefik olabiliriz.“

“?!“

Nanao’nun bu sözleri şüphesiz bir kelime oyunuydu.

Ancak bu sözler Amane’nin kalbini derinden sarsmıştı.

Tam da başarısızlık korkusuyla ilerleyemez hale gelmişken,

Bu yolu aydınlatan kişi, aşk rakibi sandığı kişi olmuştu.

“Senin için böylesi uygun mu, Nanao-cchi?“

“Elbette, benim de kendi sebeplerim var.“

Bunu söylerken Nanao neşeyle gülümsedi.

“İzumi-kun aşk konusunda fazlasıyla utangaç, bu yüzden aşkın harika bir şey olduğunu ona düşündürtmek için birlikte çalışalım, olur mu?“

“...“

İşin tuhafı, bu sözlerde hiçbir yalan sezmemişti.

Amane işte o an, İzumi’nin kalbini ona açmasının nedenini nihayet anlamıştı.

“Ben de elimden gelenin en iyisini yapmak istiyorum.“

Nanao’nun yüzü aydınlandı.

“Evet. Birlikte elimizden geleni yapalım, Amane-chan.“

Burada geçici ama bir o kadar da güzel bir dostluk yeşermişti.

Sonunda biri kazanıp yolları ayrılacak olsa da,

Şimdilik işte burada sahici bir şeyler vardı...

“Gerçi sonunda kazanan ben olacağım o ayrı.“

“............“

İkisinin arasında bir kıvılcım çaktı.

“Hı? O zaman Amane’yi neden destekliyorsun ki? Hiç mantıklı değil.“

“Dedim ya İzumi-kun inatçılık ediyor, yardıma ihtiyacım var diye.“

“Sırf bunun için mi? Yalan söylüyorsun, değil mi? Amane’yi kullanmak istiyorsun?“

“Bu nereden baktığına bağlı. Hadi birlikte sıkı çalışalım ♡“

Birleşmiş elleri birbirini ne kadar sıkı kavrarsa kavrasın bu, büyük ihtimalle, hatta kesinlikle, geçici ama bir o kadar da güzel bir dostluktu!

Amane fotoğraf çekiminin yapıldığı alana geri döndüğünde yol üzerinde İzumi oradaydı.

“Amane! İyi misin?!“

“Ah...“

Amane tuhaf bir ifadeyle bakışlarını İzumi’den kaçırmaya çalıştı.

Normalde bir bahane uydurup kaçıp gidebilirdi. Ama bu sefer, arkasından omzuna destek olan Nanao ve onun sıcaklığından aldığı cesaretle adımlarını sağlamlaştırdı.

“İzumi-cchi, sen neden buradasın? İşin yok muydu?“

İzumi sorusuna anında cevap verdi.

“Dalgın görünüyordun, ben de yerime birini ayarladım.“

“Anlıyorum...“

Ve ardından İzumi mahcubiyetle başını eğdi.

“Geçen gün için özür dilerim!“

“Eh? İzumi-cchi neden özür diliyor?“

Amane şaşkın şaşkın bakarken İzumi mahcup bir ifadeyle devam etti.

“Seni model olarak sıkı çalışman konusunda destekleyeceğimi söylemiştim ama gerçekten samimiyetsiz bir laf ettim. Bugün sen de pek iyi görünmüyordun, hepsi benim hatamdı.“

“Hayır, öyle değil. Ben sadece bencilce somurtuyordum...“

Amane yerinde kıpırdanırken İzumi sessizce konuşmaya başladı.

“Bizim ailenin şirketini biliyorsun, değil mi?“

“SUMIE Grubu... değil mi?“

“Evet. Annem ve babam yönetiyor ama... ortaokuldayken bana bir kereye mahsus bir iş verilmişti. Geriye dönüp baktığımda herhalde varis olmak için gereken özelliklere sahip olup olmadığımı test ediyorlardı. Bana ’Aklına gelen herhangi bir iş planıyla gel.’ dediler.“

Bu Amane için de yeni bir bilgiydi.

İzumi ailesinin şirketi söz konusu olduğunda genelde rahat ve kayıtsız davranırdı. Ama bundan bahsederken inanılmaz derecede utanmış görünüyordu.

“Ben de o zamanlar beğendiğim bir tasarımcıya orijinal bir karakter ürün serisi hazırlattım. Ve onu yan şirketlerimizden biri aracılığıyla satışa sundum... ama tamamen fiyaskoyla sonuçlandı ve hiçbir şey satmadı.“

Bu, İzumi’nin Amane’den gülmesini beklediği bir an gibiydi.

Ancak Amane sadece ciddiyetle dinledi.

“Ondan sonra küçük kız kardeşim aynı teste girdi ve inanılmaz kârlar elde etti. Bu yüzden varis olarak o seçildi... ah ama bu benim için sorun değil. Bence o bu işe daha uygun. Şirket için en iyisinin bu olduğunu anlıyorum.“

Bunu söylerken bile yüzündeki o ufak hüznü pek de gizleyemiyordu.

“Ama bu, kendi ilgi alanlarımın reddedilmesi gibi hissettirmişti, bu yüzden kafama epey taktım. Sonunda evde yaşamak çok rahatsız edici bir hal alınca ben de kendi başıma eve çıktım.“

Gözlerini kısarak nostaljik bir bakışla ekledi:

“Ben sadece herkesin yapabileceği şeyleri yapabiliyorum. Ama sen farklısın Amane. Herkesin senden beklentisi çok yüksek ve model olarak aktifsin. Bu öyle herkesin yapabileceği bir şey değil.“

Ve Amane’nin elini sıkıca kavradı.

“Senin gibi işine ciddi anlamda asılan insanları seviyorum, Amane.“

Amane’nin yüzü kıpkırmızı oldu.

Seviyorum.

Bunu karşı cinse duyulan romantik bir anlamda söylememişti. Ama Amane bunu bilmesine rağmen içindeki hislerin alevlenmesine engel olamadı.

“O yüzden Amane, elinden gelenin en iyisini yap.“

“Tamam.“

Amane yüzü hâlâ kızarık bir halde kararlılıkla başını salladı.

Elini tutan el o kadar sıcaktı ki yanacağını hissetti. Hatta öylece eriyip birbirlerine karışsalar ve hayatları boyunca hiç ayrılmasalar ne güzel olur diye geçirdi içinden.

Derken çekim alanından fotoğrafçının sesi geldi.

“Amane-chan! Çekime hazır mıyız?“

“Ah, evet!“

Amane isteksizce onun elini bıraktı.

Bir an sete doğru koşmaya yeltendi.

Ama arkasına dönüp İzumi’ye gülümsedi.

“İzumi-cchi!“

“Hı?“

İzumi başını yana eğerken Amane göz kamaştırıcı bir gülümsemeyle seslendi:

“Herkesin yapabileceği şeyleri hakkını vererek yapmak da gerçekten çok havalı!“

“............“

İzumi, Amane’nin gidişinin ardından şaşkınlıkla bakakaldı.

Fotoğraf çekimi yeniden başladı ve çevredeki seyircilerin mırıltıları daha da yükseldi. Amane fotoğrafçının coşkuyla bir şeyler bağırdığını duyduğunda... görünüşe göre neşesi tamamen yerine gelmişti.

İzumi, yanındaki sırıtan Nanao’ya sordu:

“Nanao. Amane’ye bir şey mi söyledin?“

“Hı?“

Yüz ifadesi gerçek duygularını ele vermiyordu ama İzumi nedense bunun muhtemelen doğru olduğunu hissetti.

İzumi hafifçe... çok hafifçe, adeta Amane’nin sözlerinin tadını çıkarırcasına gülümsedi.

Bu geçen cumartesi yaşanmıştı.

İzumi, Nanao ile randevusu bittikten sonra eve gitmek için treni beklerken olmuştu.

“Nanao, benden neden hoşlanıyorsun?“

Nanao, İzumi’nin bu sorusu üzerine başını kaldırıp ona baktı.

“Ben sadece herkesin yapabileceği şeyleri yapabiliyorum, bu yüzden dürüst olmak gerekirse pek de çekici biri olduğumu düşünmüyorum.“

“............“

Nanao hafifçe gülümsedi.

Ardından ayak parmaklarının ucunda yükselerek dudaklarını onun kulağına yaklaştırdı.

“Herkesin yapabileceği şeyleri hakkını vererek yapmak gerçekten çok havalı.“

“............“

Bu sözler üzerine derinlerde bir yerde içini kemiren bir şeylerin, az da olsa çözülmeye başladığını hissetti.

Göğsünde o “hoşlantı“ya kendini emanet etme arzusu kabardı.

Ama sırf bu yüzden onu tamamen kabullenmekten korkuyordu.

O son derece yakın ama bir o kadar da uçsuz bucaksız mesafedeki adımı atabileceği bir gün gelecek miydi?

Bilmiyordu.

Ama şimdilik, sadece bu huzur verici ılık suda biraz daha kalmak istiyordu.

“O yüzden kulağıma fısıldamayı kes artık!“

“İzumi-kun, en sonunda yine gardını aldın bakıyorum.“

“Evet, aynen öyle. Gardımı aldım. Pes mi ediyorsun?“

İzumi’nin bu sözlerine karşılık Nanao usulca gülümsedi.

“Senin o inatçılığın zaten en çook hoşuma giden şeylerden biri!“

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi