Bölüm 10.5
Sonsöz / Sevgi Dolu Hislerin Sonu Yoktur
Yeni bir haftanın başlangıcıydı.
Öğle arasında, Izumi Sumie çatıda yemeğini yiyordu.
Daha doğrusu yemek yediriliyordu.
“İşte, Izumi-kun, aaaa.“
Geldiğimiz noktada, Nanao Nanase’nin onun hemen yanı başında olması evrenin kurallarına meydan okuyor gibiydi.
Çubuklarıyla uzattığı omlet... tam anlamıyla şekere bulanmış o tatlı omlet... Izumi onu ağzına atmadan önce bir anlığına tereddüt etti.
“Nasıl?“
“Güzel.“
Bir evcil hayvan gibi besleniyor oluşuna ancak hayret edebiliyordu. Yine de şu anki acınası halinden zerre kadar rahatsızlık duymaması onu daha da çileden çıkarıyordu.
Derken yanlarına bir kişi daha geldi.
“İ-İzumi-cchi. Ben de size katılabilir miyim?“
“Ama... Amane?“
Nanase’ye dönerek gülümsedi ve başını salladı.
“Tabii ki.“
“O zaman...“
Izumi’nin tam karşısına oturup onu aralarına aldılar. Nanase’nin hemen yanına oturmasını bekleyen Izumi içinden “Ha?“ diye geçirdi.
Neyse, yapacak bir şey yoktu, durumu kabullendi.
“Oh? Amane, bugün yemek kutusu mu getirdin?“
“Ah, evet. Bazen besin dengeme dikkat etmem gerekiyor...“
Nedense utanmış bir ifadeyle kapağı açtı.
İçi fazlasıyla kahverengi görünen bir yemek kutusuydu. Liseli bir kızın... dahası popüler bir modelin yiyeceği türden bir şeye hiç benzemiyordu. Besin dengesi ha?
“Sırf etten oluşan bu yemeği mi yiyeceksin, Amane?..“
“Şey...“
Tereddütlü görünen Amane, kararlı bir şekilde çubuklarıyla bir parça aldı. Ardından onu tam Izumi’nin yüzünün hizasına uzattı.
“A-Aaaa de!“
“Ehh...“
Bu, hiç beklenmedik bir “Aaaa de bakalım“ saldırısıydı.
Izumi afallamıştı.
“N-Ne oldu?“
“Şey, ııı, hani... Geçen günkü fotoğraf çekiminde beni neşelendirmiştin ya...“
Görünüşe göre bütün mesele buydu.
Gerçi bu kadar olağanüstü bir şey yaptığını hiç hatırlamıyordu...
Amane, Nanase ile bakıştı ve ikili bir şeye kıkırdadı. Fakat sonrasında nedense aralarındaki atmosfer bir anda gerginleşti.
(Ha? Bu atmosfer de neyin nesi? İyi mi anlaşıyorlar? Yoksa anlaşamıyorlar mı?)
Muhtemelen bu işin arkasında Nanase’nin olduğunu sezen Izumi meseleyi daha fazla deşmemeye karar verdi.
“B-Buna sevindim ama...“
Aslına bakılırsa Izumi henüz iki porsiyon yemeği yeni bitirmişti. Birini Hakua getirmişti, diğeri ise Nanase’nindi.
Buna rağmen Amane hafifçe utanarak şöyle dedi:
“Ah, bunu ben yapmıştım...“
“........“
Izumi geçen günkü hatasını hatırladı. Amane’nin davetini kaba bir şekilde reddederek kızın duygularını incitmişti, değil mi?
(Bunu yapmaktan başka çarem yok!..)
Savaş alanında can vermek bir savaşçı için en büyük onurdur.
Izumi ağzını açtı.
Ve Amane titreyen elleriyle ona bir parça kızarmış tavuk tıkıştırdı. Üstelik menüdeki en ağır şeyi.
Yemeğin kendisinde bir sorun yoktu ama.
“?!“
Çiğnediği anda Izumi olduğu yerde sarsıldı. Alnından tek bir ter damlası süzüldü. Çatının sıcağından değildi, bu bir soğuk terdi.
Yine de yüzüne tuhaf, zoraki bir gülümseme yerleştirdi.
“Ç-Çok lezzetli.“
“?!“
Amane’nin yüzü anında aydınlandı.
Bu ifadeyi görmek içini ısıtmıştı ama Izumi’nin yine de teyit etmesi gereken bir şey vardı.
“Söylesene, Amane.“
“Efendim?“
“Bunu neyle tatlandırdın?“
“Şey...“
Soya sosu ve mirin gibi baharatların olduğu liste son derece sıradandı. Cookpad gibi sitelerde yer alan o klasik, basit tariflere benziyordu.
Fakat ardından gülümseyerek son cümleyi ekledi:
“Gizli malzeme olarak da en sevdiğim şey olduğu için bolca çikolata kattım!“
“—–!!“
Izumi nihayet ağzında kopan kıyametin kaynağını anlamıştı.
“Amane. Tadına kendin baktın mı?..“
“Eh? Yok artık, o saatte öyle şeyler yenir mi? Sabah sabah kızarmış tavuk falan yiyemem, yağlı yiyecekler de sivilce yapıyor o yüzden bana ters.“
Bir model için son derece mantıklı bir cevap.
Izumi bir çaresizlik hissine kapıldı.
Ve menünün geri kalanındaki kızartmalara bakılırsa... muhtemelen onların da hiçbirinin tadına bakmamıştı.
“Sıradakini ver.“
Izumi dayandı.
Son lokmasına kadar her şeyi yedi.
“Çok lezzetliydi. Teşekkür ederim.“
Izumi hepsini bitirdikten sonra Amane göz kamaştırıcı bir şekilde gülümsedi ve başını salladı.
“Evet!“
Sonra aniden Amane’nin telefonu çalmaya başladı.
“Ah, kahretsin! Vaktim kalmamış!“
Böyle diyerek boş yemek kutusunu keyifle çantasına kaldırdı.
“Benim birazdan Hakua-san ve diğerleriyle planlarım var!“
“O-Oh... Ha? Hakua ablayla mı? Neden ki?“
“Bu kızlar arasında bir sır, o yüzden soru sormak yok!“
“İçimde kötü bir his var...“
Izumi kaşlarını çatarken Amane çoktan oradan ayrılmıştı.
Ve kız gözden kaybolur kaybolmaz... sınırına ulaşmış gibi umutsuz bir şekilde omuzlarını düşürdü.
“Kızartmanın içine neden çikolata koyarsın ki...“
“Köri gibi yemeklere yakıştığını söylüyorlar, değil mi? Belki de bu fikri oradan almıştır.“
“Sanırım Amane tam olarak böyle bir kız.“
Mavi gökyüzüne bakan Izumi küçük bir inilti kopardı.
“Belki de ona özel bir yemek tarifi defteri hazırlamalıyım...“
“Kaş yapayım derken göz çıkarmak olabilir ama.“
Nanase buna karşılık hafifçe kıkırdadı ve Izumi de ona gülümseyerek karşılık verdi.
“Teşekkürler. Amane’yi neşelendiren sendin sanırım.“
“Hmm... ben mi? Pek emin değilim.“
“Öyle ya da böyle, Amane’ye iyi gelmiş.“
Geçen günkü o kasvetli hali üzerinden gitmişti.
Cumartesi günkü fotoğraf çekimi de iyi yorumlar almıştı, görünüşe göre o ufak çaplı buhranı sona ermişti.
Her şeyden öte, Izumi içinden şöyle geçirdi:
“Sadece kendi adıma değil, yanında doğal davranabileceği bir arkadaş edindiği için de gerçekten çok mutluyum.“
“Evet, ben de Amane-chan ile arkadaş olduğum için mutluyum.“
Nanase’nin iç ısıtan bu sözleriyle rahatlayan Izumi bir anda telefonundan saate baktı.
“Ah, eyvah. Bugün komite toplantım vardı.“
“Öyle mi?“
“Ben birazdan çıkıyorum. Peki ya sen, Nanase?“
“Ah, ben sınıfa döneceğim.“
Izumi “Tamam.“ diyerek banktan kalktı. Fakat tam uzaklaşmaya başladığı sırada... aklına bir şey geldi ve arkasını döndü.
“Nanase.“
“Ne oldu?“
Nanase sormuştu ama Izumi bir an duraksayıp düşündü.
(Hmm... Doğrudan söylemek bana yine ezikmişim gibi hissettirebilir, o yüzden... Evet, en iyisi öyle yapayım.)
Boğazını temizledi ve o her zamanki umursamaz sırıtışını takındı. Dudaklarını Nanase’nin kulağına yaklaştırarak onu kızdırmak için tatlı bir fısıltıyla konuştu:
“Bugünkü yemek için tekrar teşekkürler.“
“.........“
Nanase yavaşça gözlerini kırptı.
“Yoksa beni taklit etmeye mi çalışıyorsun?..“
“Ağh.“
Niyeti anında okunan Izumi, afallayan taraf olmuştu.
Sadece anlık bir takılma olsa da bu şekilde soğukkanlılıkla yüzüne vurulması, Izumi’yi kendi aptalca şakası yüzünden büyük bir utanca boğdu.
“Ah, hayır, sadece... bana hep sen böyle yaptığın için bu seferlik ben deneyeyim dedim ve...“
“.........“
Nanase alaycı bir şekilde gülümsedi, ardından öne doğru eğilip Izumi’nin kulağına geri fısıldadı:
“Izumi-kun da epey tatlı olabiliyor ♡“
“Yapma şunu! Beynim eriyecek!“
【Kadın Başkahraman Yarışı】
Uğruna canların ortaya konduğu, hayatta kalmak için verilen yorucu bir savaştır.
【Kadın Başkahraman Yarışı】
Onur veya insanlığın hiçe sayıldığı, meşru eşlerin verdiği acımasız bir savaştır.
【Kadın Başkahraman Yarışı】
Kazananları ve kaybedenleri net bir şekilde birbirinden ayıran, bu dünyanın küçük bir kopyasıdır.
Katılım Hakkı
Sadece zamanında katılanlarla sınırlı değildi.
O gün okuldan sonra hareketli bir şehir merkezinde gizli kalmış, şirin ve küçük bir kafede...
Kafenin yemek salonunda, üzerinde mütevazı bir garson üniforması olan Izumi kadın bir müşteriyi uğurluyordu.
“Çok teşekkür ederiz. Yine bekleriz.“
Neşeyle el sallayan kadın ayrılırken Izumi rahatlayarak derin bir iç çekti.
Bu, Izumi’nin yarı zamanlı işiydi.
Kafenin spesiyaliteleri patronun özenle demlediği kahvesi ve bol porsiyonlu, leziz napoliten makarnasıydı.
“Son müşteri miydi?“
Izumi’ye seslenen kişi diğer bir yarı zamanlı çalışan, bir kadındı.
Kısa atkuyruğunun çok yakıştığı havalı bir üniversiteli kızdı.
Kafenin garsonlarından biriydi ve Izumi’den yaklaşık bir yıl daha kıdemliydi.
Zarif ve sakin duruşu, unisex garson üniformasını güzelce tamamlıyordu. Hatta sırf onu görmek için gelen müdavim kadın müşteriler bile vardı.
“Evet, zaten kapanış saati de yaklaştı, başka kimsenin geleceğini sanmıyorum.“
“O zaman temizliğe erkenden başlayalım mı?“
Masaları silme işini bölüşürlerken Izumi ona şöyle dedi:
“Geçen cumartesi benim vardiyamı aldığın için tekrar teşekkür ederim.“
“Önemli değil, gerektiğinde birbirimize yardım etmeliyiz sonuçta.“
“Gerçekten çok makbule geçti. Okuldan bir arkadaşımın tuhaf davranmasına canım sıkkındı da...“
“İnsan ilişkileri nereye gidersen git zor olabiliyor.“
Sohbet ederlerken kız kısaca arkasına dönüp Izumi’ye baktı.
Pür dikkat temizlik yaparken büründüğü o ciddi yan profilini izlemek, yanaklarının hafifçe kızarmasına sebep olmuştu.
(Izumi-kun’un bu düşünceli halinden de gerçekten çok hoşlanıyorum ♡)
Güçlü sezgileri olanlar bunu çoktan fark etmiş olabilir.
Evet, bu tam da o bilindik şablon.
Hayır, bir saniye. Belki bu sefer farklıdır. Üst üste üç kereden sonra dördüncüsü olamaz herhalde. Onun gibi biri için bile böylesine kalın kafalı olmak akılalmaz bir şey olurdu.
Ama ne yazık ki bu hikayede böyle umutlara yer yok!
Üniversiteli kız hayal kurarcasına iç çekti.
(Izumi-kun. İlk bakışta bir çapkın gibi görünebilir ama o beklenmedik samimi yanına doyamıyorum... Onun gibi bir çocuğun iş arkadaşım olması adeta bir mucize.)
Ve âdet olduğu üzere, sonrasında ufak ve umutsuz bir iç daha çekti.
(Kız arkadaşı falan yoktur, değil mi? Zaten bir lise öğrencisi olarak öyle bir şey olsa bu kadar çok vardiya alamazdı. Okuldaki hiçbir kızdan bahsettiğini de duymuyorum, cumartesi günkü o arkadaşı da muhtemelen bir erkekti.)
Kendi kendine bu tür endişeler besleyerek sessizce acı çekmeye devam etti.
(Ama ben üniversitedeyim... lise ikinci sınıf öğrencisine ciddi ciddi asılmak fazla skandal olur!)
Tam o sırada Izumi aniden ona dönüp şöyle dedi:
“Ah, doğru ya. Vardiyamı devraldığın için sana teşekkür etmek istiyorum. İstediğin bir şey var mı?“
“?!“
Bu beklenmedik teklif karşısında kalbi tekledi.
Fakat görünüşte fazla hevesli görünmek istemeyerek havalı takılmaya devam etti.
“H-Hayır, sorun değil, zahmet etmene hiç gerek yok. Sen de bana işte her zaman yardım ediyorsun.“
“Bunu öylece geçiştiremem. Cumartesi günkü antrenmanını kaçırmak zorunda kaldın, öyle değil mi?“
“Şey, orası öyle ama...“
Sonra sanki ilahi bir rehberlik almışçasına bir fırsat doğdu, bilgelerin talih kuşu dediği o şey.
“M-Madem öyle...“
Kararını pekiştirircesine sertçe yutkundu.
“Bu hafta sonu işten sonra bana biraz vakit ayırabilir misin?“
“Elbette, neye ihtiyacın vardı?“
“Ş-Şey, bir erkeğin fikrini almak istediğim bir konu var da...“
Oldukça bariz bir bahaneydi.
Mutfak bölümündeki kafe sahibi, sanki onlara göz kulak oluyormuşçasına şefkatli bir şekilde gülümsedi.
Belki de bu küçücük kafede doğan minik romantizm tomurcuğu uzun bir aradan sonra nihayet çiçek açacaktı, içi bu tür sıcak umutlarla dolmuştu.
Kız da parlak bir geleceğe dair umutlarının kabarmasına izin verdi.
(B-Bu bir randevu mu demek oluyor? Yani Izumi-kun da belki... umutlanabilir miyim?)
Derken kafenin kapısı açıldı.
O yoğun ve tatlı atmosfer, bu geç gelen müşteriyle birlikte anında dağıldı.
Alelacele her zamanki o havalı tavrına bürünerek müşteriyle ilgilenmeye koyuldu.
“H-Hoş geldiniz. Bir kişi misiniz?“
Yumuşak mizaçlı görünen bir kızdı.
Tam da bir kızın bu saatte tek başına dışarıda olmasından endişe edeceği sırada...
“Ah, Izumi-kun!“
Kız onu gördüğü an yüzü aydınlandı.
(Ha?)
Kendisine dönüp bir kez bile bakmayan kız, Izumi’ye yaklaştı.
Ve Izumi oldukça rahat bir şekilde karşılık verdi:
“Nanao. Gerçekten de geldin demek?“
“Evet, buralarda biraz işim vardı, ben de eve seninle dönerim diye düşündüm.“
“Cidden, bir kızın bu saatte tek başına dışarıda olmaması gerekir, biliyorsun.“
İkili o kadar samimi bir şekilde sohbet ediyordu ki, üniversiteli kız olduğu yerde donakalmıştı...
Ve kızın görüş alanında o genç kız gayet rahat bir şekilde Izumi’nin parmağını tutarken oldukça büyüleyici bir şekilde gülümsüyor, işveli bir bakış atarak konuşuyordu:
“Benim için endişelendin mi? Ne kadar da tatlısın~“
“?! Toplum içinde böyle şeyler söyleme!“
Çiftin o ateşli atmosferinin tam aksine kafenin üzerine korkunç bir soğukluk çökmüştü.
Bunu bir kez daha tekrarlayalım:
Bu bir kadın başkahraman yarışı değil.
Bu, Nanase Nanao’nun durdurulamaz fethinin hikayesi.
Tek bir kızın mütevazı ve küçük aşk hikayesi!
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.