Bölüm 357
Çeviri: Sansanson
67.Kısım – Senaryonun Unutulmuş İnsanları (2)
Kış mevsimi hızla gelip geçti.
Kim Dokja’nın Şirketi, 65. senaryoya kadar olan kısmı hızla temizledi ve bir hafta önce ikinci Takımyıldızlarının Bağlamı’na ulaştı. Nihayet 80. senaryo için gereken minimum meydan okuma koşulunu karşılamayı başarmıştık.
[Seri Üretim İmalatçısı’ndan reklam ödemesi geldi.]
[2.500.000 jeton aldın.]
Nebulanın fonları hızla birikiyordu. 2,5 milyon jeton. Görünüşe göre X-dereceli Ferrarigini satışları patlama yapmıştı. Şimdi satış gelirinin bir kısmını almıştık ve gelecekte daha fazla gelir elde etmeye devam edecektik.
“Zamanı geldi.”
Sonunda senaryo günü gelip çattı. Hazırlanan ekip üyelerine şöyle bir baktım. Lee Hyunsung, Jung Heewon, Lee Jihye, Shin Yoosung ve Lee Gilyoung. Ayrıca Jang Hayoung da vardı…
“Dokja-ssi, gerçekten bu şekilde ayrılmakta bir sorun yok mu?”
Lee Hyunsung biraz huzursuz bir tavırla konuştu. Bu anlaşılabilirdi. Bir hafta önce verdiğim emir, 80. senaryo açılana kadar dinlenmeleri ve hiçbir şey yapmamaları yönündeydi.
“Bu gevşek disiplin mantıklı gelmiyor...”
Disiplin. Mermisini ve emniyet pimini kaybetmiş gerçek bir askerin sözleriydi bunlar.
“Ne yaparsak yapalım, en üst sıradaki takımyıldızlarına yetişmemiz imkânsız. Önemli olan burada ne yaptığımız değil, o yerde ne yapacağımız... Bu arada, bir kişi eksik gibi hissediyorum.”
“Sooyoung-ssi önden gitti. Emir dinlemez o.”
Şirketin emir dinleyen tek bir çalışanı bile yoktu. Neyse, Han Sooyoung kesinlikle hayatta kalırdı.
Başımı çevirdiğimde annemi ve diğer gezginleri endüstri kompleksinin ön kapısından bizi izlerken gördüm.
“O zaman biz gidiyoruz.”
“Kendinize dikkat edin.”
Seul’un güvenliğini anneme ve gezgin güçlerine emanet ettim. Onlar sonraki senaryolar için hırs yapmayan insanlardı. Senaryoyu temizlemekten ziyade, kendi yollarında yaşamaya kararlıydılar. Lee Seolhwa ve Gong Pildu, enkarnasyonları denetlemek ve yönetmek için Seul’de kalmaya karar vermişlerdi.
“Seul size emanet.”
Lee Seolhwa başıyla onayladı. Meydanın diğer tarafında Gong Pildu, erken aşama senaryolarını hedefleyen enkarnasyonlarla çevrilmişti ve sert bir tavırla bir şeyler anlatıyordu.
“Önemli olan en iyi konumu ele geçirmektir. İyi araziyi herkesten önce işgal etmelisiniz! Anlaşıldı mı?”
...İyi olacaklardı.
– Daha sonra Göğü Yaran Kılıç Azizi ile katılacağım. Siz devam edin.
Uzaktaki Kyrgios’a başımla işaret verdim ve havaya bir sinyal gönderdim. Çok geçmeden senaryo transferinden sorumlu düşük seviye bir dokkaebi belirdi.
[Kim Dokja’nın Şirketi. Hazırlıklar bitti mi?]
“Transferimizi başlat.”
Düşük seviye dokkaebi bir şeyler mırıldandı ve ayaklarımızın altında beliren portalın içine çekildik. Oldukça gelişmiş bir portaldı; bu yüzden mekân değiştiğinde başım dönmedi. Ne kadar zaman geçmişti?
[80. senaryo bekleme odasına girdin.]
Gwanghwamun’un huzurlu manzarası yerine solgun mermerli bir bekleme odası belirdi. Bekleme odası, önceden gelmiş olan takımyıldızları ve enkarnasyonlarla kaynıyordu.
[Senaryo ne zaman başlayacak?]
[Hemen açın şunu! Zaman yok!]
Takımyıldızları arasında tanıdık yüzler vardı. Bunlardan biri Küstah Bataklık Yırtıcısı’ydı. Şeytan Kral Seçimi’nin başından beri görülmediği için öldüğünü sanmıştım ama hâlâ hayattaydı.
Jung Heewon arkamdan mırıldandı. “Görünüşe göre pek çok büyük takımyıldızı var.”
“Ahjussi, şurada Ranveer Khan ve Feihu var!”
“Papirüs ve Tamna’yı görebiliyorum.”
Kim Dokja’nın Şirketi üyeleri, soğuğa dayanan penguenler gibi sırtıma yapışmışlardı. Seul’e yeni gelmiş köylüler gibi görünüyorlardı.
Lee Jihye dudaklarını yaladı ve sordu, “Ahjussi, ne yapmalıyız?”
“Gülümseyebiliyorken gülümseyin.”
Uzaktan, Olimpos’tan birkaç takımyıldızı bu tarafa el salladı. Dionysos ve Afrodit. Muhtemelen bu sefer yine gösteri yapmaya gelmemişlerdi. Ondan sonra, aralarında Yüce Işık Tanrısı Surya’nın da bulunduğu Vedalar’dan birkaç takımyıldızı görüldü. Belki Anna Croft ve Yoo Joonghyuk da aralarına karışmıştı.
[Şeytan kral Cehennemin Mızrak Kullanan Şövalyesi sana bakıyor.]
[Şeytan kral Yasaklıyı Gören Gözler seni kontrol ediyor.]
Beklendiği gibi, bu adamlar da buradaydı.
[Takımyıldızı Gençliğin ve Yolculuğun Koruyucusu sıkılmış gibi esniyor.]
[Takımyıldızı Yozlaşmanın Kurtarıcısı sana karşı vahşi bir ruh sergiliyor.]
Eden’in başmelekleri de buradaydı. 80. senaryonun ölçeği gerçekten farklıydı. Artık bu korkunç masal sınıfı takımyıldızlarıyla rekabet etmek zorundaydık.
Meydanın ortasında bir dokkaebi belirdi. Bu Bihyung’du.
[Herkes toplanmış. Ben Dokkaebi Bihyung, bu senaryodan sorumluyum.]
Genellikle bu senaryoya bir yüce dokkaebi ev sahipliği yapardı. Görünüşe göre Bihyung’un bürodaki statüsü epey artmıştı.
[Aslında, Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın sahnesi başka bir yer için planlanmıştı. Derken özel nedenlerden dolayı Reenkarnasyon Adası senaryo alanı olarak seçildi. Eh, hepimiz patronlarımızın istediklerini yapmak zorundayız, değil mi?]
Takımyıldızlarından bazıları kahkahalara boğuldu. Bu Yıldız Akışı’nın ya da büronun mizah anlayışıydı. O piç Bihyung, korkutucu olmayan bir şekle bürünmüştü.
[Bazı takımyıldızları bu sahneye yabancı olabilir. Burası çok eski bir yerdir ve artık nadiren kullanılır. Zamanın akışında kaybolup gitmişti...]
Bihyung’un sözleriyle birlikte gökyüzündeki ekranlarda görüntüler akmaya başladı. Gelecek senaryonun sahnesi Reenkarnasyon Adası’ydı.
[Buraya Azizlerin ve Şeytanların Büyük Savaşı’na katılmaya geldik. Sahne umurumda değil!]
[Çok bir şey beklemeyin. Burası bir sürü kılıç ustası ve 9. çember büyücünün olduğu bir dünya.]
Takımyıldızları, senaryoyu daha önce deneyimlemişler gibi alaycı bir şekilde konuştular.
Sonra Bihyung dedi ki, [Kılıç ustası mı... Bu sefer bu endişeleri geride bırakabilirsiniz. Çünkü bu dünya görüşü özeldir.]
Bihyung’un sözleri takımyıldızları arasında kargaşaya neden oldu ama o konuşmaya devam etti.
[Adanın açıldığı günlerde kılıç ustası, 9. çember büyücü ve hatta büyü çemberleri gibi kavramlar yoktu. Burası eski bir adadır.]
Pek çok takımyıldızı Bihyung’un sözlerini dinledi. Özellikle Gurme Derneği üyeleri dikkat kesilmişti. Belki de bu ada hakkında bazı bilgiler biliyorlardı.
[Pekâlâ, şahsen deneyimlediğinizde anlayacaksınız. Senaryo için gerekli açıklamalarla başlayacağım. Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın ana sahnesi olan ana adaya girmeden önce, ilk olarak eğitim alanını deneyimleyeceksiniz.]
Kısa süre sonra adanın bir haritası belirdi. Evrenin ortasında süzülen büyük bir ada vardı ve onu çevreleyen sayısız küçük ada bulunuyordu.
Bihyung en dıştaki adaları işaret etti. [Adanın kıyısından, yani küçük adalardan başlayacaksınız. Bu eğitim aracılığıyla adaya nasıl uyum sağlayacağınızı öğreneceksiniz. Ardından size, Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın ana sahnesi olan ana adaya ilerleyeceğiniz bir senaryo verilecek.]
Açıklamaya göre bu, Reenkarnasyon Adası’nın mevcut bir kuralıydı. Benim için sevindirici bir şeydi. Tabii diğer takımyıldızları için aynı şey geçerli değildi.
[Eğitim mi? Bizler takımyıldızıyız. Dalga mı geçiyorsun şu an?]
[Hayır, tabii ki eğitimi yapmak zorunda değilsiniz. Doğrudan ana adaya gitmenin birçok yolu var. Bu yüzden çok sinirlenmeyin.]
Dokkaebilerin genellikle böyle konuşması, eğer eğitimle devam etmezlerse senaryonun cehennem gibi olacağı anlamına gelirdi. Aslında bu adalarda ne olacağını bilselerdi, belki de buradaki takımyıldızlarının yarısı başvurusunu geri çekerdi.
Bihyung bakışımı fark etti ve bana göz kırptı. [Normalde senaryolar hiçbir açıklama yapılmadan başlar ama benimki fazla uzadı. Lütfen başlamak için küçük bir ada seçin. Aynı adada başlamak istiyorsanız aynı adayı seçebilirsiniz.]
Bihyung açıklamasını bitirdi ve takımyıldızları kalkış yerlerini seçmeye başladılar.
Ekip üyelerim aynı adayı seçti. Birlikte gidebilecekken ayrılmaya gerek yoktu.
Bazı takımyıldızları durumu fark etti ve benim seçtiğim adayı seçti. En başından beri böyle yapacaklardı zaten.
Ekip üyelerine baktım. “Dün ne dediğimi hatırlıyor musunuz?”
Jung Heewon cevap verdi. “Senaryo başladığında adanın ortasına doğru koşmalıyız.”
“Evet. Başkalarıyla dövüşmeyi düşünmeyin ve doğrudan adanın ortasına koşun.”
Bu senaryo, yaşadığımız diğer tüm senaryolardan tamamen farklıydı. Bir eğitim olabilirdi ama grup üyelerinin hayatta kalamama ihtimali vardı. Hayatta Kalma Yolları’nı okuduğumdan bunu biliyordum, bu yüzden ekip üyelerinden hiçbiri önerimi sorgulamadı. Bir şekilde buruk hissettim.
Takımyıldızları hazırdı ve Bihyung’un sesi duyuldu. [Senaryo transferi başlasın!]
Kırılmaz İnanç’ı elime aldım. Kılıcı çekmek için geçen süre de dahil olmak üzere bu senaryodaki her dakika önemliydi.
“Millet, köyde buluşalım.”
Aynı zamanda, ekip üyelerim ve ben birer ışık grubuna dönüştük.
[Yeni bir ana senaryo ulaştı!]
[Ana Senaryo #80 – Reenkarnasyon Adası başladı.]
Mesaj duyuldu ve karanlık parlak bir şekilde aydınlandı. Burnuma çimen kokusu geldi. Adanın ormanlık alanına fırlatılmıştım. Etrafta ekip üyelerinden hiçbirini göremiyordum. Muhtemelen adanın diğer yerlerine transfer edilmişlerdi.
[Şu anda Ada 531’in keşif alanındasın. Rehberlerin olduğu bir köy bul.]
[Gizli senaryo – Hayatta Kalma Oyunu başladı!]
Neredeyse aynı anda gökyüzünden dokkaebilerin mesajları yağdı.
[Böyle olursa eğlenceli olmaz, değil mi? Hayatta kalmanın tadı iyi bir başlangıçtır. Takımyıldızları, lütfen hayatta kalmak için verilen şiddetli bir rekabetle geçmişe dönmüş gibi hissedin!]
+
<Gizli Senaryo – Hayatta Kalma Oyunu>
Kategori: Gizli
Zorluk: SSS
Temizleme Koşulları: Adanın köyüne gir veya seninle birlikte giren rakiplerini öldür.
Süre Sınırı: 24 saat.
Ödül: 50.000 jeton, eğitim alanını temizleme.
Başarısızlık: Ölüm
+
Böyle olacağını biliyordum. Bu adayı sahne olarak seçen dokkaebiler, dizginleri elden bırakamazlardı.
Neredeyse aynı anda etrafımda uğursuz bir varlık hissettim. Figürümü saklamak için çok geçti.
[Şeytan kral Geometrinin Büyülü Tavus Kuşu sana düşmanlık gösteriyor.]
Çalılıklarda bir varlık vardı. Beni takip eden Şeytan krallardan biriydi. 65. Şeytan Diyarı’nın şeytan kralı, Andrealphus.
[Kurtuluşun Şeytan Kralı. Şeytan Kral Amdusias’ı sen mi yendin?]
Rengârenk tüylere sahip adamın ellerinden koyu mavi şeytani enerji yükseliyordu. Andrealphus, her tür büyüyü öğrenmiş olmasıyla tanınan bir şeytan kraldı.
[Damızlık bir at gibi kibirli olma.]
Tavus kuşuna benzeyen kişi gagasıyla laf attı ve bir büyü mırıldanarak üzerime doğru koştu. Belki de beni ilk av oyunu olarak belirlemişti.
Ben de ona doğru koştum.
Andrealphus mırıldandı, [Ayak hareketlerin berbat ve yeteneklerin saçma. Normal bir insan seviyesindesin. Amdusias’ı sadece bununla mı yenmeyi başardın?]
Onu görmezden gelip sertçe koştum. Rüzgârın Yolu’nu kullanmadığım için normalden çok daha yavaştım.
Andrealphus alaycı bir tavırla bağırdı,
[Öl.]
Yaptığı büyü 9. çember Cehennem Ateşi’ydi. Bu tam anlamıyla cehennem alevlerini ödünç almaktı ve doğrudan bir darbeye dayanamazdım.
Ancak büyü yaptığı anda tuhaf bir şey oldu. Tüm ormanı yakması gereken cehennem ateşi, sönmeden önce sadece küçük kıvılcımlar çıkardı.
[Bu adanın olasılığı büyü Cehennem Ateşi’ne izin vermiyor.]
Şaşkına dönen Andrealphus bana baktı. Artık tam burnunun dibindeydim.
“Bu adada kılıç ustaları ya da 9. çember büyücüler yok.”
Andrealphus’un hayret dolu gözleri daha da büyüdü.
“O zaman Cehennem Ateşi mümkün mü?”
İnanılmazdı ama adanın kanunu buydu. Burası Yıldız Akışı’nın en güçlü olasılığının hakim olduğu yerdi.
[Bu adada güçlü bir olasılık etkisi var!]
[Bu adada Nitelik Penceresi kullanılamaz ve genel istatistikler sıfırlanacaktır.]
Sistem bu adada mevcut değildi.
[İlk nesilden sonra oluşturulan çoğu ‘yeteneğin’ kullanımı bu adada sınırlıdır.]
[Bu adada stigma ve hikâyelerin ustalığı sıfırlanır.]
Elde edilen tüm dövüş yetenekleri işe yaramazdı. Gecikmeli olarak bir savunma yeteneği kullanmaya çalışan Andrealphus’un yüzü kaskatı kesildi.
Hiçbir yetenek kullanmadan pervasızca kılıcımı savurdum. Hiçbir yetenek içermeyen darbe, şeytan kral Andrealphus’un kalbine saplandı.
Kırılmaz İnanç normalden birkaç kat daha ağırdı. Kılıcı tutan elim titredi. Genel istatistiklerimin avantajları yok olmuştu.
Ormanda, sıcak güneş tenimi yakıyordu. Terlerken kılıcımı şeytan kralın ölü enkarnasyon bedeninden çıkardım. Zayıf kaslarım yüzünden kılıcı tutmak bile zordu.
“İşte bu yüzden eski hikâyeleri sevmiyorum.”
Bu dünyada kılıç ustaları yoktu, SSS-sınıf avcılar yoktu, sistem yoktu ve Nitelik Penceresi yoktu.
[Eski hikâyeler bakışına yanıt veriyor.]
Reenkarnasyon Adası. Burası Yıldız Akışı’nda yok olup giden ‘ilk nesil hikâyeler’in mezarıydı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.