Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 364

68.Kısım – Duyulamayan Sözler (5)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 20 dk Kelime: 4.966

Çeviri: Sansanson
68.Kısım – Duyulamayan Sözler (5)
 
Siktir, bu adamla burada karşılaşmayı kesinlikle istemiyordum.
 
Şiddetli fırtına rüzgârları gibi etrafta uçuşan mana dalgalarına tanıklık ederken hızla ceset dağının arkasına saklandım. Çok geçmeden, aceleyle kaçanların seslerini duydum.
 
[Delirmiş canavar...!]
 
[Uwaaaahk!]
 
Takımyıldızları merhametsizce eziliyor ve arkalarında yalnızca ölüm çığlıklarını bırakarak katlediliyorlardı. Havada uçuşan vücut parçalarının arasından Hikâyeler sel gibi akıyor, Enkarnasyonların döktüğü kan toprağı kıpkırmızıya boyuyordu.
 
 [Kaçın! Çabuk!!]
 
Hemen arkalarında, bu kanlı gösterinin sorumlusu olan kasap nihayet olay yerine vardı.
 
Yüksek ceset dağının arkasından bile fark edilebilecek kadar parlak, mor renkli aurayı gördüm. Tek yapabildiğim, düzgün nefes bile alamadan gelişmeleri sessizce izlemekti.
 
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale hırlıyor.]
 
[Dev Hikâye Şeytan Diyarının Baharı geri çekiliyor.]
 
İşte Hikâyelerimi bile olumsuz etkileyebilecek o inanılmaz Statünün sahibi geliyordu.
 
[Hikâye Kötülüğü Yok Eden Alev hikâye anlatımına başladı!]
 
‘Kötülüğü Yok Eden Alev’— kötü eğilimli Takımyıldızlarıyla uğraşırken en büyük etkiyi gösteren Hikâyelerden biri. Bu Hikâyenin sahibini gerçekten çok iyi tanıyordum.
 
Dalgalanan platin sarısı saçlar, menekşe rengi gözler. Sırtının arkasında açılan bir Başmeleğin parlak kanatları.
 
<Eden> içinde bana karşı düşmanlığını açıkça sergileyen tek Başmelek oydu.
 
[Takımyıldızı Yozlaşmışların Kurtarıcısı, Kurtuluş Yargısı’na başladı.]
 
——————————
 
[Çevirmen Notu: Yozlaşmanın Kurtarıcısı — > Yozlaşmışların Kurtarıcısı.]
 
——————————
 
‘Yozlaşmışların Kurtarıcısı’, benimle aynı Niteleyici kelimelerine sahip olan bir varlık, Başmelek Michael.
 
Ku-gugugugu!!
 
Michael’ın ellerinde tuttuğu [Kurtarıcının Kılıcı] dünyayı ikiye böldü. Kılıcın üzerindeki mor renkli sis etrafa yayıldı ve bu sis kısa süre sonra atmosferin kendisini yakmaya başlayan alevlere dönüştü. Alevler göz açıp kapayıncaya kadar havayı yardı ve kaçmaya çalışan Takımyıldızlarına ulaştı.
 
[Aaaahhk!!]
 
Kaçan beş altı Takımyıldızı avazı çıktığı kadar bağırarak yere yığıldı. Hikâyeler mor renkli alevlerin içinde küle dönüştü ve etrafa saçıldı.
 
Ölü Takımyıldızlarının bir zamanlar işgal ettiği yerlerde kalan tek şey, gümüşi bir tonda parıldayan ‘Niteleyici Kolyeleri’ydi. Michael havada uçtu ve düşen ganimetleri doğrulamak için yanlarına indi.
 
[Hâlâ burada değil.]
 
Bir şey arıyor gibiydi. Çevresini gözlemlemeye başlarken gözlerinden tuhaf bir ışık fırladı.
 
[Yakınlarda bir yerde gizlenmiş bir sıçan daha varmış gibi hissediyorum...]
 
Burada Michael ile savaşsam kazanabilir miyim?
 
Hikâye Kontrolü’nü öğrendikten sonra epey güçlenmiştim ama yine de şimdilik o adama karşı kazanacağımdan emin değildim. O sadece <Eden>’deki en güçlü savaş meleği olmakla kalmıyor, aynı zamanda Mit sınıfı bir Takımyıldızı olmaya da sonsuz derecede yakın bir konumda bulunuyordu.
 
Eğer her şeyini ortaya koymaya karar verirse, ‘Gigantomachia’da savaşan Poseidon’a karşı bile dezavantajlı bir duruma düşmezdi. Her ne kadar ‘Hayatta Kalma Yolları’ aracılığıyla adam hakkındaki tüm bilgilere sahip olsam da, yine de...
 
Gu-ohhhhh!
 
Michael’ın iki gözünden gümüşi bir ışık sızdı. Bu [Başmeleğin Gözü]’ydü.
 
Başmeleklerin sahip olduğu, ‘kötülüğün’ varlığını tespit eden özel yeteneklerden biri. Görünüşe göre 2. Neslin Olasılığı açıldıktan sonra bu yeteneği artık kullanabiliyordu.
 
Dokkaebilerin hayaletimsi alevleri gibi yanan gözleri çevresini taramaya başladı. Görüş alanı yavaşça kaydı ve benim bulunduğum yöne doğru ilerledi.
 
Kalbimin atışları anbean hızlanmaya başladı.
 
Buradan tüymeli miyim?
 
Tam o anda, köylülerin bana verdiği çakıl taşı iç cebimin içinde kıpırdandı.
 
[Hikâye Çakıl Taşı ve Ben, hikâye anlatımına başladı.]
 
Ve ardından tamamen beklenmedik bir şey oldu.
 
[Hikâyenin etkisiyle, tespit edilebilir varlığın bir ‘çakıl taşı’nınkine benzer hâle geldi.]
 
[Yaydığın şeytani enerji çevredeki doğaya uyum sağladı.]
 
Michael, arkasına saklandığım ceset dağını pek bir tepki vermeden taradı, ardından kendi kendine mırıldanarak bakışlarını geri çekti.
 
[Yanıldım mı?]
 
Daha sonra havaya yükselirken mutsuz bir ses tonuyla şikayet etti.
 
[Hep o Kâtip’in zaman kaybettiren bir emir vermesi yüzünden...]
 
Kanatları genişçe açıldı ve figürü bir anda gözden kaybolarak uzaklaştı. Ancak varlığı tamamen yok olduktan sonra, alnımdaki soğuk teri silerek saklandığım yerden ayağa kalktım.
 
[Hikâye Çakıl Taşı ve Ben övülmek için seni darlıyor.]
 
“İyi iş çıkardın. Teşekkürler.”
 
[Hikâye Çakıl Taşı ve Ben kendi kendine mutlu bir şekilde kıkırdıyor.]
 
Bu Hikâyenin bana bu şekilde yardımcı olabileceği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Varlığımı bir ‘çakıl taşı’nınkine dönüştürebilen bir Hikâye...
 
Bu konuda biraz karmaşık duygular içindeydim, ama yine de ileride işe yarayabilirdi. Ardından yıkıma uğramış çevreye hızla bir göz attım.
 
[‘Orta Ada No.3’teki hayatta kalanların sayısı 224’tür.]
 
Bu kısa süre zarfında 38 kişi katledilmişti. Çoğu sadece Tarihsel sınıf seviyesindeki Enkarnasyonlar veya Takımyıldızlarıydı, ancak kurbanlar arasında Masal sınıfı olanlar da vardı.
 
Bu manzara bana bir doğal afetin hemen ardından ortalığın nasıl görüneceğini hatırlattı.
 
Başmeleklerin gerçek gücü buydu işte. Üst düzey Şeytan Krallar da benzer bir güce sahip olmalıydı.
 
(Ucuz kurtulduk. İşler ters gitseydi ‘vahiyle müdahale etmeyi’ bile düşünüyordum.)
 
‘İzliyor muydun?’
 
(Evet. Moladaydım.)
 
Yoo Sangah’nın berrak sesini duyduktan sonra enerjimi biraz topladım.
 
Doğru, karşı savaşmak zorunda olduğum düşmanlar son derece güçlü olsa bile, benim de gizli birkaç kartım vardı.
 
(...Bu arada, cesetlerin durumu biraz tuhaf görünmüyor mu?)
 
Başımı salladım ve aşağıya, yığılmış cesetlere baktım. Daha spesifik olmak gerekirse, kalıntılara değil, biraz tuhaf görünen ‘Niteleyici Kolyelerine’ bakıyordum. Çoğu ya ortadan kaybolmuştu ya da Niteleyicilerin bir kısmı hasar görmüştü.
 
Yoo Sangah bir soru sordu.
 
(Kolyelerin hedef olarak avlandıktan sonra ortadan kaybolduğunu varsaysak bile... Neden Niteleyicilerin sadece bazı kısımları bu şekilde yok olsun ki?)
 
[Kadim □□□]
 
[Yaşlı □□□]
 
[□□ ve □□□’ın □□]
 
Birkaç Niteleyicinin orada burada kelimeleri eksikti. Sanki birisi bilerek sadece belirli harfleri çalmış, başka hiçbir şeye dokunmamış gibiydi.
 
‘Bazıları açık kapıdan yararlanıyor.’
 
(Açık kapı mı?)
 
‘Bu senaryoyu temizleme koşulunu hatırlıyor musun?’
 
(Hedefiniz olarak belirlenen bir rakipten ‘Niteleyici Kolyesi’ni gasp etmek değil miydi?)
 
‘Doğru. Ama gerçekte, hedefini avlamana gerek yok. Burada önemli olan kolyenin kendisine sahip olmak.’
 
Yoo Sangah şaşırmış bir ses tonuyla cevap verdi.
 
(Ah, yoksa...)
 
Ben başımı sallarken kulaklarıma yeni bir mesaj ulaştı.
 
[İlgili alanda ‘Niteleyici heceleri’ toplamak mümkündür.]
 
[Toplanan hecelerle yeni bir kolye üretebilirsin.]
 
‘Diğer Takımyıldızlarından Niteleyicileri çalıp, hedeflerinin taktığı ‘Niteleyici Kolyesi’ni yaratanlar var.’
 
Temel olarak, bir ‘Niteleyici’ kelimelerin birleşimiydi.
 
Örneğin, benim Niteleyicim olan ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’, şu hecelerden oluşuyordu: [Kur], [tu], [lu], [şun], [Şey], [tan], [Kra], [lı].
 
Yani, bu heceler toplandığı sürece kolyemi zorla almaya gerek yoktu, buna rağmen aynı şey yine de oluşturulabilirdi.
 
(...Büro neden bu tür kestirme yollara izin veriyor?)
 
‘Belirlenen hedefin kolyesini gasp etme koşulu, senaryonun ilerleyişini potansiyel olarak yavaşlatabilir. Ayrıca, hedefinin bu senaryodan zaten kaçmış olma ihtimali de var, bu da durumu daha da karmaşıklaştırır.’
 
Takımyıldızları yavaş ilerlemeden nefret ederdi; hızlı aksiyonu ve o canlandırıcı hissin sürekli akıp gitmesini her şeyden çok severlerdi.
 
(Bu, tüm bu insanların sadece tek bir kelime için kurban edildiği anlamına geliyor...)
 
Tekrar başımı salladım.
 
Büyük olasılıkla, güçlü Takımyıldızları düşük sınıftakileri katletmiş ve kendi hedeflerine ait gerekli Niteleyicileri birleştirmişlerdi. Eh, bu sürekli senden kaçan bir hedefi aramaktan çok daha hızlı olurdu sonuçta.
 
Ölülerin ahirete güvenli bir yolculuk yapması için dua etmek yerine, şimdi birçok tanesi eksik olan mısır koçanlarına benzeyen, bir kenara atılmış kolyeleri karıştırmaya başladım.
 
Yoo Sangah hiçbir şey söylemedi.
 
[‘Şun’ Niteleyici hecesini kazandın.]
 
Geriye neredeyse hiç kullanışlı kelime kalmamıştı. Çoğunluk ekler ve yaygın bağlaçlardı. Hiç şüphe yok ki, gerekli tüm kelimeler diğer Takımyıldızları tarafından yapboz kombinasyonlarının parçaları olarak çoktan toplanmıştı.
 
Yine de Michael’ın geride bıraktığı ceset yığınını karıştırırken birkaç yararlı eşya bulmayı başardım. Beklendiği gibi, Michael gibi bir Takımyıldızının ‘Yıldız Kalıntısı’ olmayan eşyaları fırlatıp atmaktan çekinmeyeceği açıktı.
 
Gerçekten de serveti bambaşka bir boyuttaydı. Ama tüm bunların yanı sıra...
 
“...Neden artık dışarı çıkmıyorsun? Michael çoktan uzaklaştı, biliyorsun.”
 
Sesim bu boş, harap olmuş alanda sessizce yankılandı. Hiç kimsenin varlığı hissedilmiyordu ama ben yine de bir kez daha seslendim.
 
“Hâlâ kibarken dışarı çıksan iyi olur, tamam mı?”
 
Cesetlerin arasında saklanan bir kişi daha vardı. Bu kişi varlığını mükemmel bir şekilde gizlemeyi başarmıştı ancak orada olduğundan kesinlikle emindim. Neden mi? Çünkü kanlı katliam başlarken saklanmaya gittiğine net bir şekilde tanıklık etmiştim.
 
Bir ‘hışırt’ sesinin eşlik etmesiyle, ceset yığınının bir köşesi çöktü ve birisi ayağa kalktı. [Başmeleğin Gözü]’nün tespitinden her nasılsa kaçmayı başaran bir Enkarnasyon kendini gösterdi.
 
“...Kurtuluşun Şeytan Kralı.”
 
Yaralar içindeki sarışın bir kadın doğrudan dik dik bana bakıyordu. Hem yırtılmış kolundan hem de karnındaki ağır yaradan kan akmaya devam ediyordu. Sıradan bir bakışla bile oldukça ciddi yaralanmalar oldukları anlaşılıyordu.
 
Ona bakarak konuştum. “İşler umduğun gibi gitmiyor gibi görünüyor, Anna Croft.”
 
***
 
Anna Croft’un Hayatta Kalma Yolları’nda ilk kez boy gösterdiği anları hatırladım.
 
Asgard’ın kâhini, [Gelecek Görüşü] ve [Geçmiş Görüşü]’nü özgürce kullanabiliyordu; Regresör Yoo Joonghyuk’a karşı koyabilecek yeteneklere sahip tek karakter oydu.
 
Bu yüzden, Hayatta Kalma Yolları’nın ikinci yarısında onun baş rakibi hâline gelmişti.
 
...En azından orijinal hikâyede durum böyleydi.
 
Büyük amacı uğruna her türlü bedeli ödemeye hazır bir kadın. En güçlü Enkarnasyonlardan biri ve uzak gelecekte Takımyıldızlarının bile korktuğu ‘Zerdüşt’ün lideri olacak bir karakter — böyle bir insan şu an gözlerimin önünde çaresizce yığılıyordu.
 
Daha önce satın aldığım [Büyük Geri Dönüş Hapları]’ndan birini ezdim ve ağzının içine tıktım. Yaklaşık 30 dakika sonra gözlerini açtı.
 
Açar açmaz beni fark etti ve neredeyse bir nöbet geçirir gibi, büyük bir aceleyle yerden ayağa fırladı.
 
“Otur aşağı. Fiziksel durumun hâlâ tehlikeli.”
 
Bileklerinin ve ayak bileklerinin bağlı olmadığını doğruladı ve hâlâ benden şüphe duyarak hızla geri adım attı. “Beni neden kurtardın?”
 
“Sana soracak birkaç sorum var.”
 
“Sorularını cevaplayacağımı düşündüren şey de ne?”
 
Vahşi bir hayvan gibi hırladı. Bu, hatırladığım ‘Kâhin’den biraz farklı bir görünümdü.
 
“Neden ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na katılıyorsun?”
 
“Bir Dev Hikâye kazanabilmek için, herhâlde. Başka bir nedeni olabilir mi?”
 
“Ama şimdiye kadar farklı bir ‘Dev Hikâye Senaryosu’ ile uğraşmaya hazırlanıyor olman gerekmiyor muydu? Yanılıyor muyum?”
 
Anna Croft sorumu duyduktan sonra dudaklarını ısırdı.
 
Orijinal hikâyede, ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nda yer almaması gerekiyordu. Çünkü bunun yerine ‘Ragnarok’ adlı başka bir Dev Hikâye Senaryosuna katılması bekleniyordu.
 
“O...”
 
Gözlerindeki ışık gözle görülür şekilde sarsıldı. Ve bu, benim onun cevabını duymamla aynı şeydi.
 
“Nebula tarafından gözden çıkarılmışsın.”
 
“Bu sorun seni ilgilendirmez.”
 
Artık dişlerini sıkmaya başlamıştı. Yine de o sözlerin içinde barındırdığı öfkeyi kolayca anlayabiliyordum.
 
Anna Croft ve ben şimdiye kadar birkaç kez karşı karşıya gelmiştik ve bu, onun yaşaması gereken orijinal hikâyenin ‘geleceğini’ değiştirmişti.
 
‘Gurme Derneği’nde ya da ‘Gigantomachia’da kayda değer hiçbir başarı elde edememişti.
 
Üst üste gelen başarısızlıkları biriktikçe, Nebula <Asgard>, artık işe yaramaz olduğuna karar verdikten sonra onu tek başına ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın ortasına fırlatıp atmıştı.
 
...Bu benim yüzümden mi oldu?
 
Değiştirdiğim gelecek sadece Yoo Joonghyuk’un ve yoldaşlarımın kaderini dönüştürmekle kalmamıştı.
 
Bana nefret dolu gözlerle bakan Anna Croft’a doğru konuştum. “Peki ya burada Mit sınıfı bir Hikâye kazanma şansın olsaydı?”
 
“...Ne dedin?”
 
“Asgard bu durumda seni yeniden değerlendirmek zorunda kalmaz mıydı?”
 
Mit sınıfı bir Hikâye— bu terimi duyduktan sonra göz bebekleri gözle görülür bir şekilde titredi.
 
“Ne demeye çalışıyorsun?”
 
“Sana yardım edebilirim.”
 
“Sana niyetinin ne olduğunu soruyorum.”
 
“Gizli bir niyetim yok. Sadece senin ve ‘Zerdüşt’ün sorunsuz bir şekilde büyümesini diliyorum. Hepsi bu.”
 
[Karakter Anna Croft, Yalan Tespiti Sv.8’i etkinleştirdi.]
 
[Karakter Anna Croft, ilgili ifadenin doğru olduğunu onayladı.]
 
İfadesi saf bir şaşkınlıkla boyandı ama yeterince hızlı toparlandı. Gözlerindeki ışık, hafızamdaki sakin, sağduyulu Kâhin’e ait olana geri döndü.
 
“...Ve karşılığında ne istiyorsun?”
 
Beklendiği gibi, kâhinlerin kavrayışı hızlıydı ve bu işimi kolaylaştırıyordu.
 
“Yeteneğini bir süreliğine bana ödünç ver.”
 
Büyük olasılıkla, Anna Croft’un bu ‘Orta Ada’da karşılaştığım ilk varlık olacağına dair hiçbir fikri yoktu ve bu şanslı karşılaşmadan dolayı ne kadar memnun hissettiğimi bilmiyordu.
 
***
 
Adanın dağlık bölgesinde bir yerde. Asmodeus ulu, kadim bir ağacın tepesinde dururken, ‘kazandığı’ ‘Niteleyici Kolyesi’ne bakarak çenesini ovuşturdu.
 
[□ral Avcısı.]
 
Aslında orijinalinde Asmodeus’un [Kural Avcısı]¹ Niteleyicisini hedeflemesi gerekiyordu.
 
—————————
 
[Çn: Aslında, niteleyicinin doğru çevirisi ‘Kin Avcısı’. Ancak bağlama uydurabilmek için ‘Kin’ yerine ‘Kural’ yazmayı tercih ettim. Bu niteleyicinin sahibinin hikâyede öyle ahım şahım bir rolü yok. İleride tekrar ortaya çıkarsa yine Kural Avcısı olarak çevireceğim.
 
—————————
 
Ne yazık ki, diğer rakipler hedefini çoktan avlamıştı ve bu yüzden elinde [□□ Av□sı] yazan hırpalanmış bir kolye kalmıştı.
 
“Yani, [ral] ve [cı]’yı zaten elde ettim... bu demektir ki tek bulmam gereken [Ku]...”
 
Sorun şu ki, bu adada hâlâ içinde [Ku] barındıran bir Niteleyiciye sahip pek fazla Takımyıldızı kalmamıştı.
 
Hizmetçilerimle ilgilendiğim için sonradan katılmanın yan etkisi epey büyük oldu, değil mi?
 
Asmodeus ağacın tepesinde kaldı ve kalan Takımyıldızlarını aramak için adanın her köşesini taradı. Tam o sırada Şeytan Kral, kuzeydeki ormandan yükselen patlama seslerini duydu. Ölçeklerine bakılırsa, arkalarında kimin olduğunu tahmin edebiliyordu. Görünüşe göre bir başka ‘temizlik’ turu daha başlamıştı.
 
Asmodeus burnunu oraya sokmaya karar verirse eğlenceli olabilirdi, ama...
 
Fakat tam o anda, kulaklarına tanıdık bir ses ulaştı.
 
“...[Gelecek Görüşü]’ne göre, yakınlarda bir yerde.”
 
“Oh, gerçekten mi?”
 
Asmodeus bu sesleri duyduğu an ifadesi aydınlandı.
 
Ağacın tepesinden hafifçe atladı ve dudak uçuklatan bir hızla sesin sahibinin önüne vardı.
 
Oradaydılar; beyaz ceket giyen bir adam ve platin sarısı saçlı bir kadın. Asmodeus parlak bir şekilde gülümsedi.
 
[‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’, görünüşe göre yollarımızın bu şekilde kesişmesi kaderimizde varmış.]
 
‘Ku’rtuluşun Şeytan Kralı’. Aradığı hecenin sahibi şu an tam gözlerinin önünde duruyordu. Ancak adam hiç de telaşlanmış gibi görünmüyordu.
 
“Buraya savaşmaya gelmedim, Asmodeus.”
 
[Buna karar vermek sana düşmez. Çünkü...]
 
“Sana [Ku] hecesi lazım, değil mi?”
 
[...!!]
 
“Beni öldürüp [Ku]’yu almak bir seçenek, elbette. Ancak daha ilginç bir teklifim var. Duymak ister misin?”
 
Asmodeus cevabını vermeden önce bir anlığına şaşkın bir ifade takındı.
 
[Bana bir teklifte bulunuyor olman bile zaten yeterince eğlenceliyken, bir de teklifin ilginç olduğunu mu söylüyorsun? Şimdi bunu her zamankinden daha fazla duymak istiyorum.]
 
Asmodeus’un sesi zaten heyecan ve çılgınlıkla yoğun bir şekilde boyanmıştı. Hatta gözünün önündeki lezzetli avı hemen yutmanın mı, yoksa ilerideki daha da lezzetli potansiyel avın mı artılarını ve eksilerini ciddi şekilde tarttığını gösteren bir ifade sergiliyordu.
 
Ardından devam etti.
 
[Ancak, teklifini ilginç bulmazsam, o zaman sen...]
 
“Bu adada [Ku] hecesine sahip olan tek kişi ben değilim.”
 
[Ku]’nun başka bir sahibi mi?
 
Asmodeus’un ifadesi bir kez daha değişti.
 
[Yoksa...?]
 
“‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na katılıyorsak, artık daha ciddi davranmaya başlamalıyız, sence de öyle değil mi?”
 
O anda Asmodeus’un gözlerindeki Kim Dokja’nın yansıması, gerçek bir Şeytan Kral gibi sırıtıyordu.
 
“Başmelek avıyla ilgilenir misin?”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi