Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 369

69.Kısım – Anlatılamayan Hikâye (1)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 17 dk Kelime: 4.247

Çeviri: Sansanson
69.Kısım – Anlatılamayan Hikâye (1)
 
Anna Croft’un ifadesi bir anda sertleşti ve arkasına gizlice kısa kılıcını çekti. “...‘Yüce Kral’.”
 
Yoo Joonghyuk onu tamamen görmezden gelerek, bize doğru büyük adımlar atarken konuştu. “Siz ikiniz oldukça iyi anlaşıyor gibi görünüyorsunuz. İkinizin de geleceği biliyor olması aranızda bir yoldaşlık duygusu mu yaratıyor?”
 
“…Ama sen de geleceğe dair bilgileri biliyorsun, değil mi?”
 
“Benim deneyimlediklerim gelecek değil.”
 
Kugugugugu-!!
 
“Bunlar sadece ‘yaşanmış şeyler’. Yani geçmiş.”
 
Yaşanmış şeyler, dedi.
 
Yoo Joonghyuk, bu süreçte binlerce ölümü karşılarken okuduğum o hikâyeyi yaşamak zorunda kalmıştı. Geçirdiği tüm o yıllara yanıt verircesine, elinde tuttuğu [Kara Göksel Şeytan Kılıcı] vahşice haykırmaya başladı.
 
Anna Croft bana doğru gizlice bir bakış attı.
 
Ona cevap verdim. “Gitmelisin. Bu herif seni değil, beni görmeye geldi.”
 
“Bir sonraki karşılaşmamızda nihai hedefini kendi kelimelerinden duymayı umuyorum.”
 
Bu sözleri geride bırakarak, portaldan geçip arkasında hiçbir iz bırakmadan gözden kayboldu. Elbette geride kalması için hiçbir nedeni yoktu. Ne de olsa bana buraya kadar yardım ederek borcunu fazlasıyla ödemişti.
 
Yoo Joonghyuk onun gitmesine engel olmaya çalışmadı. Başka bir zaman olsaydı, inatla peşine düşer ve kafasını uçururdu ama bugün değil.
 
“Yoo Joonghyuk,” diye seslendim.
 
Ama o bana bakmadı. Hayır, sadece portalın boş, açık girişine dik dik baktı.
 
Bu yüzden ona bir kez daha seslendim. “Lütfen, en azından söyleyeceklerimi dinle. Bir zamanlar bana yoldaşım derdin, değil mi?”
 
Bakışlarını bana doğru çevirdi ve kılıcını yavaşça kınından çıkardı.
 
“O geçmişte kaldı.”
 
Sesine nüfuz eden buz gibi öfke, öyle kolayca çözebileceğim bir şey değildi.
 
[Özel yetenek Bilge Okuyucunun Bakış Açısı etkinleştirildi!]
 
Ve böylece, her şeyi bilmenin lanetine doğru bir adım daha attım.
 
[İlgili kişi üzerindeki anlayışın yetersiz!]
 
Ne yazık ki, Yoo Joonghyuk’un içsel düşünceleri casusluk girişimime izin vermedi; sanki gözlerimin önündeki kişinin bunca zamandır tanıdığım o adamla artık aynı kişi olmadığını açıkça ilan eder gibiydi.
 
“Benimle ne hakkında konuşmak istediğini zaten tahmin edebiliyorum. Muhtemelen şu kitabın hakkındadır.”
 
“...”
 
“O kitap aracılığıyla hayatıma göz attın ve beni kendi eğlencen olarak kullandın. Bilmem gereken başka bir şey var mı?”
 
Dudaklarımdan hiçbir bahane dökülemedi. Çünkü bunların hepsi gerçekti. Yaptığım şey, diğer Takımyıldızlarının yaptıklarından farksızdı.
 
“Ben...”
 
Bunu biliyorum. Kesinlikle biliyorum. Ama...
 
Ama, hissettiği tek şey ihanet duygusu mu?
 
[İlgili kişi üzerindeki anlayışın yavaş yavaş artıyor.]
 
Yoo Joonghyuk, beni daha da köşeye sıkıştırmak için henüz keşfedilmemiş o fırsatı arayan bir yargıçmış gibi beni bekliyordu.
 
Ne yazık ki, burada ne söyleyeceğime dair hiçbir fikrim yoktu.
 
Duyguları, kafamın içine doluştu ve ‘Bilge Okuyucunun Bakış Açısı’ aracılığıyla göz açıp kapayıncaya kadar zihnimi tamamen doldurdu. Bildiğim tüm metinler, bana tamamen yabancı olan kelimeler tarafından yavaş yavaş üzerlerine yazılıyordu.
 
Söylemem gereken kelimeler, söylemek istediğim kelimeler, hepsi üzerime çöken kapkara duygu dalgalarının altında gömülüp gidiyordu.
 
Ve ardından, kılıcı hareket etti.
 
O anda bile, bu bana hâlâ gerçekmiş gibi gelmiyordu. Gerçekten de, birlikte hayatta kaldığımız tüm o zamanları unutup beni tam burada öldürmeye çalışması fazlasıyla gerçeküstü hissettiriyordu.
 
[İyi ve Kötü Meyvesi duygularını etkiliyor!]
 
[Dördüncü Duvar şiddetle sarsılıyor!]
 
Kılıcın tam burnumun ucuna doğru uçtuğunu gördüğüm an, kalbimde bir suçluluk bilincinin yanı sıra bir adaletsizlik duygusu kabardı.
 
[İyi ve Kötü Meyvesi karanlık duygularını ön plana çıkarıyor!]
 
Kendi çapımda elimden gelenin en iyisini yaptım. Bu senaryolar başladıktan sonra, gerçekten tüm gücümle uğraştım. Kendi yöntemimle, okuduklarımı pratiğe dökmek için elimden geleni ardıma koymadım.
 
Yoo Joonghyuk’a ya da yoldaşlarımdan herhangi birine zarar vermeyi bir kez bile düşünmedim. Düşündüğüm tek şey bu senaryolardı — zararı en aza indirmek için ne yapmalıyım? Her şeyin gerçek sonuna güvenli bir şekilde ulaşabilmemiz için ne yapmalıyım?
 
Yaptığım tek şey buydu. Daha fazlası değil. Ama…
 
Her şey nasıl bu kadar yanlış gitti?
 
Çaaang!!
 
Patlayıcı gıcırtı gürültüsüyle birlikte, havada mavi kıvılcımlar dans etti.
 
“Neden orada öyle mal mal dikiliyorsun, salak?!”
 
Han Sooyoung şimdi yanımda dikiliyordu.
 
***
 
Han Sooyoung’un ‘Orta Ada No.3’e varması bir tesadüf değildi.
 
‘Küçük Ada’nın senaryosunda ilerlerken, belirli bir rüya görmüştü. Ve bu, beyaz ceketli bir adamın, siyah ceketli başka bir adamın ellerinde ölmesi hakkındaydı.
 
Daha önce de gördüğü saçma sapan bir rüyanın aynısıydı, bu yüzden rüya görürken kendi kendine ‘Yine o aptal rüya,’ diye bile mırıldanmıştı. Çünkü bir rüya sadece rüya olarak kalırdı ve asla gerçeğe dönüşmezdi.
 
...Tıpkı bir romanın asla gerçeğe dönüşemeyeceği gibi.
 
– Anlaşılan 3. turun ‘ben’i biraz geri zekâlı, değil mi. Ona aynı görüntüyü defalarca gösterdim ama hâlâ anlamışa benzemiyor…
 
‘O da neydi?!’
 
Rüyadaki Han Sooyoung korkuyla neredeyse yerinden sıçradı ve bakışlarını sese doğru çevirdi. Siyah ceketli bir kadın orada dikiliyordu. Bu gizemli kişi kendisiyle benzer bir fiziğe sahipti. Ve sanki birisi kasıtlı olarak yüzünü silmiş gibi, hiçbir ayırt edici özelliği yoktu.
 
O boş yüz konuşmaya devam etti.
 
– Böyle giderse bu regresyon başarısızlıkla sonuçlanacak gibi, ha...
 

*¹ Resmî olmayan fan illüstrasyonu

Han Sooyoung bu içgüdüsel korkuyu hissetti ve birkaç adım geri çekildi. Ne yazık ki, hâlâ kendi rüyasının içindeydi ve yaşayan hiçbir insan kendi rüyalarından kaçamazdı.
 
– Görüyorsun ya, ben, bir başkasının planlarına çomak sokmayı severim.
 
Rüyadaki bu kadın elini uzattığı an, Han Sooyoung’un kafasına tuhaf, açıklanamayan bilgiler doluştu.
 
[Yetenek Öngörücü İntihal içinde uyanıyor!]
 
Ve Han Sooyoung uykusundan işte böyle uyandı. Bilinmeyen bilgiler kafasının içinde dolaşıyordu ve bilinci, bu yeni edindiği bilgi tabanını ayıklamak için kendi iradesiyle hareket ediyordu.
 
Kısa bir süre sonra, kafasında şu tek cümle şekillendi.
 
– Yoo Joonghyuk ‘Orta Ada No.3’e doğru yönelecek.
 
Aklında neden böyle bir cümlenin belirdiğine dair hiçbir fikri yoktu. Yine de buna kulak vermeye karar verdi. O tanımlanamayan rüyanın ne hakkında olduğunu ya da içindeki o yüzsüz kadının kim olduğunu bilmiyordu ama her şeye rağmen, ‘Bunu yapmalıyım’ düşüncesi kafasında net bir şekilde yankılanıyordu.
 
Ve işte tam bu noktaya, tam bu ana bu şekilde ulaşmıştı.
 
“Yolumdan çekil. Seninle hiçbir işim yok.”
 
Yoo Joonghyuk ona korkutucu gözlerle bakıyordu. Bu sırada Kim Dokja, yüzünde şaşkın bir ifadeyle onu izlemekteydi.
 
Han Sooyoung yavaşça nefesini içine çekti. Rüyanın ona ne göstermeye çalıştığını hâlâ bilmiyordu. Ancak, en azından tam şu anda, rolünün ne olduğunu biliyordu.
 
Han Sooyoung her zamanki sinsi tavrıyla kıkırdadı ve konuştu.
 
“Er ya da geç bir sorun çıkaracağını biliyordum. Tanıdığım ‘Yoo Joonghyuk’un öyle değişmesine imkân yok.”
 
“Yoldan çekilmezsen, ben...”
 
“Ne, beni de mi öldürmek istiyorsun? Bunu yaparak ne kazanacaksın? Bunca zaman kandırılmış olmanın bedeli bu mu?”
 
Yoo Joonghyuk cevap vermedi. Bunun yerine, kılıç yeteneği bir an için orada yokmuş gibi göründü. Kılıcı havayı yararak aşağı indi ve Han Sooyoung saldırıyı alaycı bir sırıtışla karşıladı.
 
“...Başkalarının sözünü dinlememe konusunda senle Kim Dokja gerçekten tıpatıp aynısınız, biliyor musun?”
 
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası öfkeyle kükrüyor!]
 
Tüm bedenine nüfuz eden [Kara Alevler]’in gücü, onun kılıç savuruşuna karşı koydu.
 
İkinci neslin gücüyle güçlendirilmiş Yoo Joonghyuk’un kılıç darbesinin ağırlığı oldukça fazlaydı. Tüm gücünü serbest bırakırken kanatacak kadar sert bir şekilde dudağını ısırdı.
 
O gerçekten güçlüydü. Ancak bu zamana kadar onun da boş boş oyalanıp hiçbir şey yapmadığı yoktu.
 
[Hikâye Efsanevi Kılıç Ustasının Öğrencisi parlak bir şekilde ışıldıyor!]
 
Buraya gelmeden önce senaryolar boyunca canını dişine takarak zar zor elde etmeyi başardığı Hikâye buydu. Bir Kılıç Ustasının gücü bedeninin etrafında girdap gibi döndü ve içinde patlayıcı bir şekilde yükseldi.
 
Tsu-çuçuçuçuçut!!
 
Başka yerlerde işe yaramayabilirdi ama eğer burasıysa, o zaman...
 
“Birisi sana bir şey söylerken...”
 
Güçlendirilmiş [Kara Alev], dans eden koyu mavi kıvılcımların boşluklarından Yoo Joonghyuk’a doğru atıldı.
 
“...Dinle! Meli! Sin!”
 
Güçlendirilmiş alevlerin sağanağı, sözleriyle senkronize bir şekilde yağdı. Yoo Joonghyuk’un gözleri, onun sergilediği bu beklenmedik derecede sağlam direniş karşısında şiddetle sarsıldı. Han Sooyoung bu açıklığı kaçırmadı ve yüksek sesle bağırdı.
 
“Kim Dokja’nın yaptığı tek şey bir romanı okumaktı! Aptalca uzun ve sıkıcı bir romanı!”
 
Yoo Joonghyuk’un azar azar geri itildiğini görünce, bunu başarabileceğini düşündü. Bu çözülmesi zor bir ikilem değildi. Bu yanlış anlaşılma yalnızca insanların sözleri yüzünden ortaya çıkmıştı. Bu yüzden, daha fazla sözün her şeyi temelli çözüme kavuşturabileceğine inanıyordu.
 
“Bu yüzden sadece onunla konuş, tamam mı! Birbirinizle hiçbir şeyi saklamadan konuşun! Tıpkı diğer herkesin yaptığı gibi!”
 
[Kara Alev]’in alevleri inatla Yoo Joonghyuk’un kılıcında kalmaya devam etti. Karanlık alevleri üzerinden silkerken soğuk bir şekilde konuştu. “Hiçbir şey bilmiyorsun.”
 
“Hayır, biliyorum,” diye gürledi Han Sooyoung, onu acımasızca dışlayan sözlerini duyduktan sonra. “Neye bu kadar öfkelisin? Kim Dokja’nın senin hakkındaki her şeyi bilerek sana yaklaşmasına mı? Ama sen de aynı değil misin? Tıpkı onun gibi, kendin için bilgi topladın ve bugüne kadar herkesi kandırdın, değil mi?”
 
Belki de bu sözler kıvılcım olmuştu, çünkü ardından Yoo Joonghyuk’un gözlerini öfke doldurmaya başladı. Kılıçları havada bir kez daha çarpıştı.
 
“Elbette, samimi olduğunu biliyorum. Bu şeyleri insanları kurtarmak, daha da iyi bir dünyaya ulaşmak için yaptığını biliyorum… Ama peki ya Kim Dokja?”
 
“...”
 
“Söylesene, hangi aptal bir hikâyedeki karakter ölecek diye hayatını feda eder??”
 
Yoo Joonghyuk’un kılıcının bir an için orada donakaldığını gördü ve kelimelerini haykırmaya devam etti.
 
“Kim Dokja’nın bugüne kadar neler yaptığını unuttun mu? Sırf o sıkıcı romanı birazcık okudu diye, 3. regresyonun boyunca yaşadığımız her şeyi yok saymak mı istiyorsun?”
 
Yoo Joonghyuk’un Statüsü şimdi geriye doğru çekiliyordu. Han Sooyoung bunu hissedebiliyordu — neredeyse başarmıştı. Sadece son bir hamle daha ve bu gereksiz dövüş bir son bulacaktı.
 
“Sakinleş ve bu konuda mantıklı düşün.”
 
Ne yazık ki, Han Sooyoung son engelde yanlış bir adım attı.
 
“Sen öyle bir karakter değilsin.”
 
“...Bir karakter, öyle mi?”
 
Yoo Joonghyuk’un ifadesi tekrar değişiyordu. Az önce bir soru sormuyordu. Han Sooyoung hatasını gecikmeli olarak fark etti ama o zamana kadar söylediğini geri almak için artık çok geçti.
 
“Sen de onunla aynısın.”
 
Kilitlenmiş iki kılıcın temas noktasından devasa mana dalgaları yayıldı. Han Sooyoung’un kılıcı acı dolu bir çığlık attı. [Kara Alevler]’in arkasındaki güç şimdi tek taraflı olarak geri itiliyordu.
 
[Hikâye Miti Yutan Meşale kükrüyor!]
 
Yoo Joonghyuk’un edindiği [Dev Hikâye] şimdi ortalığı kasıp kavuruyordu.
 
“1863. regresyon sırasında ne yaptığını gördüm.”
 
“1863. regresyon mu? Ne saçmalı...??”
 
İşte tam o anda Han Sooyoung’un aklında belirli bir şey belirdi.
 
– ‘Hayatta Kalma Yolları’nın 1863. dünya çizgisinde… Ah, doğru ya. Sen de oradaydın. Gerçi hanginizin gerçek beden olduğunu anlayamamıştım.
 
Kesinlikle, Kim Dokja geçmişte böyle bir şey söylemişti.
 
‘Yoksa?’
 
Kafasındaki bilgiler pekişmeye başladı; görünüşe göre, kendisi 1863. turun içinde var olmuştu. Ve o yerde, farklı bir regresyonun içinde yaşıyordu. Bu durumda, rüyasında gördüğü kişi...
 
Han Sooyoung tam cevabına ulaşmışken kısa bir açıklık oluştu. Yoo Joonghyuk’un kılıcı bu fırsatı kaçırmadı.
 
***
 
Neden hareket edemiyorum?
 
Nasıl oldu da Han Sooyoung’la birlikte savaşmıyorum?
 
Onun benim yerime konuşmasını izlerken, neden kendi düşüncelerimi onunla birlikte dile getiremiyorum?
 
“Sen... kendi hikâyeni anlatmakta berbatsın, işte bu yüzden.”
 
Bana doğru bakmakta olan yere düşmüş Han Sooyoung’u kollarıma çektim. Belinden nehir gibi kan akıyordu. O kadar canlı bir kırmızıydı ki, tüm bunlar gözlerime fazlasıyla gerçek dışı geliyordu.
 
Kan kaybediyordu ama yine de benimle konuşuyordu. “Kim Dokja. Arzuladığın sonu biliyorum.”
 
Her zamanki gibi muzip bir gülümseme takındı. Yanağımdaki kanı silmek istercesine, bana doğru mırıldanırken yüzümü ovuşturdu. “Ne acınası bir herifsin...”
 
İyileştirme eşyalarımı çıkarırken bir yandan da telaşla kanamayı durdurmaya çalıştım. İç yaraları fazlasıyla ağırdı. Çok acımasızca yaralanmıştı.
 
İç organları 2. neslin kılıç gücü tarafından tamamen yok edilmişti.
 
Onu kurtarabilirdim. Biraz daha zamanım olsaydı, düzgün bir şifacı bulup onu iyileştirebilseydim, o zaman…
 
…Ama bunu yapmama izin verilir miydi?
 
Yanağıma dokunan eli cansızca düştü.
 
Han Sooyoung’un adını haykırdım. Tekrar ve tekrar. Ancak uyanmadı. Duyduğum şey ise bunun yerine Yoo Joonghyuk’un sesi oldu.
 
“Ayağa kalk, Kim Dokja.”
 
O seste hiçbir suçluluk belirtisi, hiçbir sarsılmışlık sezemedim.
 
İşte tam o anda içimde bir şeyler koptu.
 
Olduğum yerden yavaşça ayağa kalktım.
 
[Yoo Joonghyuk.]
 
Hikâyeler kafamın içinde kaynıyordu.
 
– Bazı Hikâyeler o kadar büyüktür ki, düzgünce okunmaları zordur. Zihnin doğru şekilde odaklanmamışsa, sonunda Hikaye’nin akışına kapılıp gidersin.
 
Yoo Hoseong bana bunu söylemişti. Tehlikelerin ben de farkındaydım. Hikâye ne kadar büyükse, taşımam gereken yük de o kadar büyüktü.
 
İşte bu yüzden yoldaşlar edinmeye çalışmıştım. Ve kendi Hikâyelerimizi yaratmak, tarihi yaratmak için birlikte çalışmıştık. Hepsi Yoo Joonghyuk’un orijinal hikâyedeki sonundan farklı bir sonuca ulaşmak uğrunaydı. Bu arzu bizi buraya kadar getiren şeydi.
 
Ve bu arzunun nihai sonucu buydu.
 
O hâlde bu hikâyeyi okumaya devam etmem gerekiyor mu?
 
[Dev Hikâye Şeytan Diyarının Baharı hikâye anlatımına başladı.]
 
Her birimizin birlikte orada olacağı nihai hedefi hayal etmiştim. Böyle bir hikâyenin kesinlikle ulaşılabilir olduğuna gerçekten inanmıştım.
 
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale hikâye anlatımına başladı.]
 
Ancak, eğer bu imkânsızsa, o zaman...
 
Şimdiye kadar yarattığım tüm tarihler tamamen yararsızsa, o zaman...
 
[Şeytan Kral Dönüşümü etkinleştirildi.]
 
...O zaman, hayalini kurduğum son artık hiçbir anlam ifade etmiyor.
 
[Seni öldüreceğim, Yoo Joonghyuk.]

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi