Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 368

69.Kısım – Başmelek Avı (4)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 14 dk Kelime: 3.586

Çeviri: Sansanson
69.Kısım – Başmelek Avı (4)
 
[Sen ‘1. Tur’ Regresörsün.]
 
İlk kez geri dönmeyi seçtiğinde, kendisine harika bir fırsat verildiğini düşünmüştü — herkesten daha fazla bilgiye sahip olarak senaryolarda hayatta kalma fırsatı.
 
[Sen ‘2. Tur’ Regresörsün.]
 
İkinci kez geri dönmeyi seçtiğinde, bu hayatın sandığı kadar kolay olmayacağını düşünmeye başladı.
 
Ve yoldaşlarının tekrar tekrar ölümüne tanık olduktan sonra...
 
Çok sevdiği kişiyi kaybettikten sonra...
 
...Sonunda gelecekte de aynı acıyı sayısız kez yaşamaya mahkûm olduğunu anladı. Herkesten daha fazla bilgiye sahip olmanın bedeli olarak, değerli yoldaşlarını çok daha fazla kez kaybetmek zorundaydı.
 
[Sen ‘3. Tur’ Regresörsün.]
 
Üçüncü denemesinde, belki de bunun bir lanet olduğunu düşündü.
 
Bunun gibi daha kaç hayat yaşamak zorundayım?
 
Tüm senaryoların sonuna ulaşmak istiyorsa, duygularını öldürmesi ve kendi hayatını yaşamaması gerektiğini anladı. Ve böylece, ‘Yoo Joonghyuk’ olmayı değil, ‘Regresör’ olmayı seçti.
 
Dördüncü kez, beşinci kez… Deneyimlemiş olabileceği sayısız zaman akışı vardı, ama birinin beklenmedik sözleri onu yeniden gerilemekten alıkoydu.
 
– İstediğin zaman regresyon geçirebilmen, ölümü anlamsız kılıyor. Ölümün bir anlamı yoksa, hayatın değeri de yok olur.
 
– Yoo Joonghyuk, aç gözlerini. Birkaç kez tekrarlamakla her şeyin düzeleceğini sanma.
 
Yoo Joonghyuk bu yüzden gerilememeyi seçti. Öncesinden daha faydalı bilgilere sahip olup daha avantajlı bir noktadan başlayabileceği sayısız yeni ‘hayat’tan vazgeçti.
 
[’Orta Ada No.3’e giriş yaptın.]
 
Kör edici ışık huzmeleriyle birlikte sonunda ‘Orta Ada No.3’e ulaştı. Onunla birlikte gelen katılımcılar etrafa bakındılar ve kendi kendilerine mırıldandılar.
 
[Burası da neresi?]
 
[Doğrudan ‘Ana Ada’ya gitmemiz gerekmiyor muydu?]
 
Yoo Joonghyuk sadece kılıcını kınından çıkardı.
 
[Gizli senaryo — Niteleyicileri Gasp Etme başladı!]
 
Ve ardından, katliam ciddi bir şekilde başladı. Kızıl renkli kılıç ışığının çılgınca esen fırtınası Takımyıldızlarının kafalarını uçurdu. Yoo Joonghyuk’un kılıcında en ufak bir tereddüt kırıntısı bile yoktu. Enkarnasyonların kalplerini oydu ve kaçan Takımyıldızlarının kafalarının arkasını parçaladı.
 
[Takımyıldızı Kasvetli Gece Denizinin Kargası’nın Niteleyicisinden bir hece elde ettin.]
 
[Takımyıldızı Sahil Şeridi Taktikçisi’nin Niteleyicisinden bir hece elde ettin.]
 
Burada sözde çetin birkaç düşman vardı — orijinal 3. regresyon turunda olsaydı karşı savaşması zor olacak düşmanlar. Ancak Yoo Joonghyuk onları oldukça kolay bir şekilde alt etmeyi başardı.
 
‘Huş Ağacı Akrebi’nin zayıf noktası kuyruğunun altında yer alır.
 
Başının üzerindeki yıldız ışığı solana kadar ‘Hilal Hükümdarı’na defalarca saldırmalısın.
 
Orijinal hikâyenin Yoo Joonghyuk’u bu bilgileri bilemezdi. Gerçekten de onlara ancak 4., 5., 100., hatta 1000. regresyonları geçtikten sonra ulaşabilirdi.
 
[Takımyıldızı Huş Ağacı Akrebi’nin Niteleyicisinden bir hece elde ettin.]
 
[Takımyıldızı Hilal Hükümdarı’nın Niteleyicisinden bir hece elde ettin.]
 
 3. turun Yoo Joonghyuk’u, henüz yaşamadığı geleceğin tüm bu bilgilerini zaten biliyordu.
 
Han Sooyoung – 1863. Turun Kayıtları (Birinci)
 
Han Sooyoung – 1863. Turun Kayıtları (Sonuncu)
 
Her şey, hikâyenin kendisi için başlangıçta amaçladığı gibi yaşasaydı deneyimleyebileceği uzak gelecekteki 1863. turun kayıtları sayesindeydi.
 
Fuuu...”
 
Bir saatten az bir süre sonra, Yoo Joonghyuk’un çevresi ölümcül bir sessizliğe büründü.
 
Çatt!
 
Geriye kalan son Takımyıldızının hayatına son verdi ve ilerlemeye devam etti. Ancak bu sadece bu senaryoyu hızla bitirmek için değildi.
 
Bir süre yürüdükten sonra kana bulanmış bir savaş alanına denk geldi.
 
‘Verimli Orman’
 
Onu Enkarnasyon bedenlerinin sayısız cesedi karşıladı. Bu katliam manzarası belirli birinin işi gibi görünüyordu. Gerekli Niteleyici hecelerini toplarken, Yoo Joonghyuk katliamı yapan kişinin yönünü takip etti.
 
Tamamen siyah bir tona boyanmış gibi görünen devasa bir kozayı keşfetmesi çok uzun sürmedi. Bu şeyin ne olduğunu hemen anladı.
 
“...<Eden> tarafından yaratılmış bir canavar, öyle mi.”
 
Bu, Michael’ın kozasından başkası değildi. Yalnızca, Başmelek bir başkası tarafından ‘Şeytan Kral Dönüşümü’nün ortasındayken öldürüldükten sonra ortaya çıkardı. Çok yakında yeni bir hayat kazanacak ve bu kabuktan dışarı çıkacaktı.
 
...Tıpkı Yoo Joonghyuk’un ölümden sonra bir sonraki turuna başlayabilmesi gibi. Eğer bir fark varsa, o da Michael’ın her hayata geri döndüğünde hafızasının bir kısmını kaybetmesiydi.
 
‘Kötülüğü’ ortadan kaldırmak için yaratılmış sözde ‘Kötülük’. Michael’ın varlığı, Yoo Joonghyuk’un <Eden> ile asla dost olamamasının sebebiydi.
 
Çiseleyen yağmur üzerine vururken, Yoo Joonghyuk kozanın çevresini aradı. Michael’ın bu hâle gelmesinin nedeni, birinin onu yenmeyi başarmış olmasıydı.
 
Çok geçmeden, Yoo Joonghyuk oldukça güçlü bir Şeytan Kral’a ait Hikâye parçalarını keşfetti. Görünüşe göre birisi burada Michael ile savaşmış ve ağır yaralanmıştı.
 
Bu Hikâyelerin izleri, yağmur suyunun oluşturduğu soluk ve bulanık sisin içinde bile parlak beyaz ışınlarla parlıyordu. Bunlar, Yoo Joonghyuk’un oldukça aşina olduğu bir varlığa aitti.
 
Tirrr.
 
Tam o sırada Michael’ın kozası belirgin şekilde sarsılmaya başladı. Üst kısmı açılmaya başlarken kasvetli ve nemli bir aura yayıyordu.
 
Yoo Joonghyuk kaşlarını derinden çattı.
 
‘Şimdiden mi?’
 
Karanlık duygular mor renkli sisin içine hızla nüfuz etti. Yepyeni bir Enkarnasyon Bedenine bürünen Michael’ın çıplak figürü, kozanın içinde yavaşça kendini gösterdi.
 
Yoo Joonghyuk buradan kaçmaya hazırlandı.
 
[Kur... tu... lu...şun... Şeytan Kralı!]
 
Gerçekten de, bu sözler olmasaydı burayı terk etmiş olurdu. Yoo Joonghyuk kısa bir tereddüttün ardından yarı açık kozaya yaklaştı. Henüz tamamen canlanmamış olan Michael, kabuğun içinde savunmasız bir şekilde uyuyordu.
 
Flaş!
 
Michael’ın göz kapakları titreyip aniden açıldı ve tam o anda Yoo Joonghyuk’un kılıcı da harekete geçti.
 
“Bir süre daha uyuman herkes için daha iyi olacak.”
 
Çatt!
 
Onun [Göğü Yaran Enerji] versiyonu doğrudan Michael’ın kalbini delip geçti. Ne [Şeytan Kral Dönüşümü]’nü ne de [Melek Dönüşümü]’nü etkinleştirmemiş olan hâlâ zayıf Enkarnasyon Bedeni, 2. Neslin Olasılığı karşısında parçalanmaya başladı.
 
Guuaaaaah-!!
 
[Yozlaşmış Meleklerin Kralı’nın 177. Enkarnasyon Bedenini öldürdün.]
 
Michael’ın kozası hızla küçüldü ve eski durumuna geri döndü. O hâlde 178. Enkarnasyon Bedeninde yeniden doğacaktı.
 
[Nebula <Eden> eylemlerine karşı düşmanlık gösteriyor!]
 
[Takımyıldızı Cennetin Kâtibi sana bakıyor.]
 
Yoo Joonghyuk gökyüzünden düşen bakışla yüzleşti ve konuştu. “...Size bunu daha önce söylemiştim, değil mi? Kim Dokja’yı öldüren kişi ben olacağım. Gereksiz eylemlerinizi kesin.”
 
Gökyüzü karşılık olarak başka bir şey söylemedi. Yoo Joonghyuk kılıcını kınına soktu ve adımları ormana saçılmış parçaların izini alelacele takip etti.
 
***
 
O orman yolunda gözden kaybolduktan sonra, Michael’ın kozasının yanında küçük bir gölge kendini gösterdi. Küt kesim saçlar, siyah yağmurluğun kapüşonunun altında hafifçe sallandı.
 
Gölgenin sahibi, civara saçılmış tüm eşyaları gördüğünde parlak bir şekilde gülümsedi.
 
“Evet, ana karakterin peşine takılmak en iyisi.”
 
Han Sooyoung neşeyle kendi kendine kıkırdarken eşyaları aceleyle cebine tıkıştırdı.
 
“Her neyse, şu Regresör herif eşyaların değerinden hiç anlamıyor…”
 
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası sessizce yere saçılmış Hikâye parçalarına bakıyor.]
 
“Neye bakıyorsun?”
 
Han Sooyoung, Kara Alev Ejderhası’nın işaret ettiği parçaları yerden aldı. Ve ardından, ifadesi bir anda sertleşti.
 
[Hikâye Kralsız Dünyanın Kralı’nın bir parçasını elde ettin.]
 
“Bu... yoksa?”
 
<Yıldız Akışı>sayısız türde Hikâyeyle kutsanmıştı, ancak bu isimde bir Hikâye’ye sahip olan yalnızca tek bir kişiyi tanıyordu. Toplamakta olduğu eşyaları bıraktı ve Yoo Joonghyuk’un gözden kaybolduğu yöne doğru hızla koştu.
 
***
 
Yoo Joonghyuk’un ellerinde öleceğim.
 
  (Dokja-ssi.)
 
Şu andan itibaren üç saat sonra, Yoo Joonghyuk beni öldürecek.
 
  (Dokja-ssi!)
 
Başımı hızla kaldırdım ve yanıtımı verdim.
 
‘Evet, Yoo Sangah-ssi’.
 
  (Daha ne kadar böyle dalgın kalacaksın? Bu hiç senlik değil, Dokja-ssi.)
 
‘Dalgın değilim. Aslında bazı şeyler hakkında düşünüyorum’.
 
  (Ne gibi?)
 
‘Onu nasıl ikna edeceğim gibi.’
 
Dürüst olmak gerekirse, bunu yapabileceğime dair kendime güvenmiyordum. Beni öldürmek için burada boy gösteren Yoo Joonghyuk, hayatımın on yılı aşkın bir süresi boyunca okuduğum ‘Hayatta Kalma Yolları’ndaki Yoo Joonghyuk ile aynı değildi.
 
Şu an beni görmeye gelen, tıpkı 1863. Tur Yoo Joonghyuk gibi kendisinin yalnızca bir ‘hikâyenin karakteri’ olduğunu fark eden Yoo Joonghyuk’tu.
 
  (Suçluluk duygun yüzünden mi...?)
 
Bazen Yoo Sangah’ın zihnimi açıkça okuyabildiğini hissediyordum.
 
...Ve şu an, bunu gerçekten yapmış da olabilir.
 
‘Hayır, değil. Bu yapmam gereken bir şey’.
 
[İyi ve Kötü Meyvesi’nin gücü vicdan azabını kötüleştiriyor.]
 
Bu duygunun [İyi ve Kötü Meyvesi] tarafından zorla tetiklenmiş olması mümkündü. Yani, hiç de bana ait olmayabilirdi. Ancak yine de bunun seçmem gereken yol olduğuna inanıyordum.
 
Yolculuğumuz sırasında bana destek olan Anna Croft, seslendi. “Yakında adanın merkezine varmalıyız.”
 
Cevap olarak başımı salladım.
 
Adanın ‘merkezi’, bir sonraki senaryoya aktarılmayı sağlayan portalın bulunduğu yer ve ayrıca üç saat sonra Yoo Joonghyuk’la buluşacağım noktaydı.
 
“Kendi seçtiğin geleceğe müdahale etmek istemem ama... Benim [Gelecek Görüşü]’mün sonucu öyle kolay kolay değişmez.”
 
“...Bana uğursuzluk getirmeye mi çalışıyorsun?”
 
“Sadece sana karşı dürüst olmaya çalışıyorum. Ölmek istemiyorsan, bir an önce [Ta] hecesini bulup bir sonraki senaryoya geçsen iyi olur.”
 
“Bilerek gitmemeyi seçiyorum. O herife anlatmam gereken bir hikâye var.”
 
Bunca zamandır ertelediğim, onunla kesinlikle tartışmam gereken bir hikâye.
 
“Bir hikâye, öyle mi... ‘Yüce Kral’ gerçekten hikâyeleri dinlemeyi bilir mi?”
 
“Bilmiyorsa da, bilmesini sağlamam gerekecek.”
 
Anna Croft bir süre sessiz kaldı. Belli ki bir şeyler düşünüyordu; gözleri, yukarıdaki siyaha çalan mavi gece gökyüzüne dalmıştı. Oradan birkaç Takımyıldızı bize bakıyordu.
 
“Bunu zaten bildiğinden eminim ama... herkesi ikna edemezsin.”
 
O bir kâhindi. Muhtemelen benimkine benzer bir durumu daha önce defalarca yaşamıştı. Ne de olsa Selena Kim’e yalan söyleyip Iris’i aldatarak buraya ulaşmıştı, değil mi?
 
“Bence böyle şeyleri ancak elimizden gelen her şeyi denedikten sonra söylemeliyiz.”
 
“İnsan, gördüğü geleceğin ağırlığına denk bir yük taşımalıdır, bilirsin.”
 
Adanın merkezi artık uzakta seçilebiliyordu. Ve bir sonraki senaryoya çıkan devasa portal oradaydı. Anna Croft destekleyen ellerini benden çekti ve konuştu. “Pekâlâ, yollarımız burada ayrılıyor.”
 
Tüm Niteleyici hecelerini toplamıştı ve artık o kapıdan geçmeye hak kazanmıştı. Yakında, peşinden koştuğu hedefe doğru ilerlemeye devam edecekti.
 
Tam ondan uzağa doğru döndüğüm sırada bana seslendi. “Kim Dokja.”
 
Takımyıldızı ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’ olarak değil, ‘Kim Dokja’ olarak. ‘Bana’ sesleniyordu.
 
“Benim amacım bu <Yıldız Akışı>’nın sahibini değiştirmek.”
 
O anda içimi rahatsız edici bir his kapladı. Çünkü... bundan sonra ne söyleyeceğini kestirebiliyordum.
 
“Peki ya senin hedefin ne?”
 
...Biliyordum işte.
 
“Gerçekten cevap vermem gerekiyor mu?”
 
“Ancak cevabını duyduktan sonra, sonunda yaşayıp yaşamayacağına karar verebileceğimi hissediyorum.
 
Beni adeta bir terazinin kefesine koymuştu — hedefine giden yolda bir yardım mı olacaktım yoksa bir engel mi? Eğer ikincisi olacağımı düşünürse, beni burada saf dışı bırakmaktan çekinmezdi.
 
Sessizce gözlerinin içine baktım.
 
Ona söylemem sorun olur muydu? Bu dünyada gerçekten ne istediğimi anlatsam?
 
Bir kâhin olduğuna göre, beni anlayabilir miydi?
 
“Ben...”
 
Ne yazık ki, daha ağzımı tam olarak açamadan bir başkasının sesi sözümü kesti.
 
“Onun hedefi, belirli ve önemsiz bir hikâyenin sonunu görmek.”
 
Buz gibi bir öfke o sese kalın bir şekilde nüfuz etmişti.
 
Ve ben o sesi herkesten daha iyi tanıyordum.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi