Bölüm 384
Çeviri: Sansanson
73.Kısım – Cehennemin En Sıcak Yeri (3)
Sanki bu anı bekliyorlarmış gibi, gökyüzünden aşağı bakışlar yağdı.
[Takımyıldızı Adaletin Kel Generali sözlerine katılıyor.]
[Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı sözlerini onaylayarak başını sallıyor.]
[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, bu kadar bariz bir şeyi neden tekrarlamak zorunda olduğunu soruyor.]
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası, şu yaşlı piçi bir an önce yumruklaman için seni kışkırtıyor.]
Pungbaek, Kara Alev Ejderhası’nın söylediklerini duyduğunda kulaklarına inanamadı ve gökyüzüne dik dik baktı. Tam bir şeyler söylemek üzereydi ki, bir sonraki dolaylı mesaj onun hafifçe irkilmesine neden oldu.
[Takımyıldızı Goryeo’nun İlk Kılıcı, Kurtuluşun Şeytan Kralı’nın haklı olduğuna inanıyor.]
Pungbaek’in başı anında Cheok Jungyeong’a doğru döndü.
[Jungyeong, sen bile mi...!]
Sanki bundan utanmış gibi, Cheok Jungyeong bu delici bakışlardan kaçındı.
Dürüst olmak gerekirse, ben bile şaşırmıştım.
Ne kadar itibar kaybetmiş olursa olsun, <Hongik> hâlâ Kore Yarımadası’nın ana Nebulasıydı. Mevcut koşullar altında bile Cheok Jungyeong’un <Hongik>’e karşı gelip benim tarafımı tutması kolay bir şey olmamalıydı.
[Birçok Takımyıldızı, <Kim Dokja’nın Şirketi> ile <Hongik> arasındaki çatışmaya ilgi duymaya başlıyor!]
Belki de Cheok Jungyeong’un bu ilanından ötürü, artık diğer Takımyıldızlarının da dikkatini üzerimde hissedebiliyordum. Tarafsız bölgede yeni esmeye başlayan rüzgârların arasında, üzerime kilitlenmiş temkinli gözleri sezebiliyordum.
Pungbaek’e geri döndüm. “Devam edecek misin?”
Dürüst olmak gerekirse, göz kapaklarının bu kadar şiddetle titremesini izlemek benim için bile zordu.
Daha önce <Hongik> ile alay edercesine konuşmuştum ama aslında Pungbaek’in Kore Yarımadası’nın senaryolarına yardım etmek için hiçbir şey yapmadığı söylenemezdi. İşin aslı, ‘Geri Dönenler Savaşı’ sırasında anneme yardım elini uzatan Takımyıldızı Pungbaek’in ta kendisiydi.
Gerçi o lanet olası olay annemin tüm yaşam enerjisini söküp almıştı. Belki de şu an bu kadar öfkeli olmamın sebebi buydu.
[Rüzgâr bugünkü meseleyi asla unutmayacak.]
Pungbaek uzun süre bana baktıktan sonra yelpazesini sertçe kapatarak etrafa saçılan toz zerreleri gibi ortadan kayboldu.
[Çok sayıda Takımyıldızı, gösterdiğin omurgalı duruştan etkilendi!]
[Az sayıda Takımyıldızı, <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin itibarının boşuna olmadığını hatırlayacak.]
[<Yıldız Akışı>’nın Dedikoducuları söz konusu olayı kayda geçirdi.]
Yoo Joonghyuk, Han Sooyoung, Jung Heewon ve Lee Hyunsung – herkes bana bakıyordu. İfadelerinde en ufak bir korku kırıntısı bile göremiyordum.
Büyük ihtimalle onlar da benzer şeyler düşünüyorlardı.
Başkalarının Nebulamız hakkında ne söylediği önemli değildi. Hayır, sadece doğru olduğuna inandığımız hikâyeye doğru ilerlemeliydik.
[Sana yakışan bir seçim, Torun.]
Bizi izleyen Cheok Jungyeong konuştu.
[Bazı Takımyıldızları senin bu yönünü beğenecek ve peşinden gelecektir. Doğrusunu söylemek gerekirse, Kore Yarımadası’nın pek çok Takımyıldızı <Hongik>’ten ziyade senin üzerine odaklanmış durumda. Ancak... Bunun karşılığında, sana karşı düşmanlık besleyenlerin sayısı da bir o kadar arttı.]
Onu duyduktan sonra çevredeki bakışların artık farklı hissettirdiğinin farkına vardım; bazı Takımyıldızları bize dik dik bakarken, bazıları gıptayla izliyordu. Hatta bazıları, gözleriyle eninde sonunda bizim de herkes gibi olacağımızı söyleyerek başlarını sallıyordu.
「 Bir zamanlar biz de senin gibiydik. 」
Aniden, bu Takımyıldızlarının tecrübe ettiği Hikâyeler, elimi uzatıp dokunabileceğim kadar yakınımdaymış gibi hissettirdi.
[Kadim Dev Hikâyeler, <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin Hikâyesine bakıyor.]
Her Hikâye, birinin senaryoların üstesinden geldiğinin kanıtıydı. Kimi zaman da bir başkasının eğlencesi olarak hizmet ederlerdi.
Buraya kadar ulaşan her Hikâye, hayatta kalabilmek için kırılmak ve boyun eğmek zorundaydı. Yollarına devam edebilmek adına <Yıldız Akışı>’nın gerçekleriyle uzlaşmak, Takımyıldızlarının ve Dokkaebilerin taleplerini kabul etmek zorunda kaldıkları zamanlar olmuştu; işte buraya kadar böyle gelebilmişlerdi.
Sanki o zamanların sesiymiş gibi Cheok Jungyeong konuştu.
[<Yıldız Akışı> henüz parçalanmamış hikâyelerden nefret eder. Özellikle de seninki kadar saf bir hikâyeden.]
Saf ve henüz parçalanmamış...
Bunu duyduktan sonra dudaklarımdan bir kıkırdama döküldü.
Dünyanın bize böyle bakmasına şaşırmıştım. Çünkü bu, şimdiye kadar yürüdüğümüz her yolu görmezden gelmek demekti.
“Biz çoktan bir düzineden fazla kez parçalandık.”
<Kim Dokja’nın Şirketi> işe en başından beri iki ayağı üzerinde sapasağlam başlamamıştı.
Kore Yarımadası’nın senaryoları başladıktan sonra, Takımyıldızlarının entrikalarına ve onların açıklanamaz öfkelerine karşı göğüs germek zorunda kalmıştı. Tıpkı diğer sayısız Hikâye gibi.
“Ancak, her seferinde yeniden ayağa kalkmayı başardık. Ve şimdi, buraya kadar geldik.”
Bizim için ‘saf’ kelimesi bu noktada daha çok bir hakaret gibiydi.
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı sakince sana bakıyor.]
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale yoğun gözyaşlarını zapt etmeye çalışıyor.]
Söylediklerime katılıyorlarmış gibi, iki Dev Hikâye de bazı tepkiler gösterdi.
“Ve gelecekte de, ayağa kalkmaya devam edeceğiz.”
[Filizlenen üçüncü Dev Hikâye fetal hareketler sergiledi.]
Yakında uyanacak olan üçüncü Dev Hikâye bile aynı tepkiyi verdi. Bizi izleyen Cheok Jungyeong yavaşça başını salladı.
[Hikâyeni izlemeye devam edeceğim.]
Bu sözlerin sonunda arkasını dönüp gitti. Onun emrindeki Kore Yarımadası Takımyıldızları ortadan kaybolmadan önce kısa bir süre bize baktılar.
Tarihsel sınıf seviyesini aşmış ve Masal sınıfına adım atmıştı. Bunun da ötesinde, benden çok daha uzun bir süredir Takımyıldızıydı ve doğuştan yetenekli bir savaşçı olduğu için yanımızda bulunabilecek en iyi müttefiklerden biri olacaktı.
Elbette bu, aynı tarafta savaşmamız şartıyla geçerliydi.
Kendimi fazla havalı göstermiş olmalıyım ki, yanımdan bana bakan Han Sooyoung omzuma vurarak benimle alay etti.
– Hey, sen. Gören de seni başkahraman falan sanacak.
Biraz mahcup hissederek gizlice Yoo Joonghyuk’un olduğu tarafa baktım ancak o bana değil, uzak ufka bakıyordu.
“Başladı.”
[Senaryo etkinliği oluşturuldu!]
[Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı için bölgesel çatışmanın, söz konusu alanın yakın çevresinde gerçekleşmesi planlanıyor!]
Etraftaki dağınık çadırlarında oturan tarafsız eğilimli Takımyıldızları ve Enkarnasyonlar, sistem mesajları karşısında şaşkına döndüler ve aceleyle ayağa kalktılar.
[Çatışma bölgesine girildiğinde, ‘kamp seçimi’ otomatik olarak oluşturulacaktır!]
İki devasa grubun ilerleyişi uzaktan bile görülebiliyordu.
Işığı parlak bir şekilde yansıtan zırhlar kuşanmış beyaz kanatlı melekler, Enkarnasyonlar ve Reenkarnatörlerle birlikte toprakları gümüşi bir renge boyuyordu.
Diğer tarafta ise yozlaşmış ve şeytani enerjiye bulanmış Şeytan Krallar, emrindekilerle birlikte ileri doğru atılıyordu.
[Güncellenmiş Ana Senaryo ulaştı!]
+
<Ana Senaryo #80 – Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı>
Kategori: Ana
Zorluk: Belirlenemez
Temizleme koşulu: Mutlak İyilik ya da Mutlak Kötülük kamplarından birinin tarafını tutarak Büyük Savaş’a katıl. Bağlı bulunulan kamp senaryoda daha yüksek sayıda zafer elde ettikçe kampların ‘İyilik/Kötülük Puanları’ artacaktır. Bir kampın Puanı 100’ü aştığında, savaşı kazanan taraf belirlenecektir.
Süre Sınırı: Söz konusu senaryonun süre sınırı ‘Kaos Puanları’ndan etkilenir.
Ödül: ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ ile ilgili Hikâye, ???
Başarısızlık: Ölüm
+
[Büyük Savaş’ın mevcut ilerleme durumu]
Mutlak İyilik Puanı: 56
Mutlak Kötülük Puanı: 56
Kaos Puanı: 51
[Büyük Savaş ne kadar uzun sürerse Kaos Puanı da o kadar artacaktır.]
+
[Söz konusu çatışmaya katılabilmek için bir kamp seçmelisin.]
[Kampını ne kadar erken seçersen, senaryo ödülleri de o kadar büyük olacaktır.]
Senaryonun içeriğini okurken sessizliğe gömüldük. Sessizliği ilk bozan Han Sooyoung oldu.
“Kim Dokja, sırada ne var? Her zamanki gibi mi yapıyoruz?”
[Takımyıldızı Cehennemin Kâtibi ahlaki kriz zamanlarında tarafsız kalanlar için Cehennemin en sıcak yerinin ayrıldığını bildiriyor…]
“Asıl söyleyen o bile değilken, neden aynı şeyi durmadan geveleyip duruyor ki??”
[Takımyıldızı Cehennemin Kâtibi şaşkınlıkla irkildi ve ağzını kapattı.]
Bu ‘Cehennemin Kâtibi’ aslında [İlahi Komedya]’nın yazarı Dante Alighieri’ydi. Ve ona atfedilen o ünlü söz aslında daha sonraki bir dönemin siyasetçileri tarafından yeniden amaçlandırılmıştı. Yine de bu alıntı, uzun vadede onun şöhretini artırmaya yaramıştı; bu yüzden bunu kendi Hikâyesinin bir parçası olarak kabul etmeliydi.
「 Ahlaki kriz zamanlarında tarafsız kalanlar için Cehennemin en sıcak yeri ayrılmıştır. 」
İlk dinlediğinizde gerçekten etkileyici bir sözdü. Gerçi insanın ahlaki seçimlerinin bile bir başkasının eğlencesi olduğu bir dünyada bunun nasıl bir anlamı olduğunu çözmek zordu...
“Bu sefer bir karar vermemiz gerekiyor. Maalesef geçmişte olduğu gibi bu işten sıyrılmamız zor olacak.”
Durum ne olursa olsun, Dante’nin ne söylediğine bakılmaksızın biz de diğerleri gibi bir dönüm noktasında duruyorduk. Zaten en başından beri bir taraf seçmeyen biri bu ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na katılamazdı bile.
Yoo Joonghyuk mesaja baktı ve konuştu. “1863. turdaki Büyük Savaş ‘Kötülük’ün zaferiyle sonuçlanmıştı. Çünkü Han Sooyoung ‘Kötülük’ tarafını seçmişti.”
“Neden yine ben?? Hem burası 1863. tur değil ki?!”
Han Sooyoung haklıydı – burası 1863. tur dünyası değildi.
Gerçekten de burası <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin 3. tur dünyasıydı.
“Hadi gidelim.”
‘İyilik’ ve ‘Kötülük’ün çarpıştığı amansız savaş alanı uzaktan görülebiliyordu. Geniş kapsamlı ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na ait cephelerden biri perdelerini açmıştı.
[Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın 113. bölgesel çatışması oluşturuldu!]
[Söz konusu bölgesel çatışmaya katılan kişilerin listesi yayınlandı.]
Bu Büyük Savaş’ın en ön saflarında oldukça iyi tanıdığım bir Takımyıldızı duruyordu.
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı söz konusu senaryoya katılıyor.]
***
“L-lütfen, merhamet et.”
Şlakk!
“Başmelek-nim, l-lütfen...!”
Her yerden acı dolu iniltiler yükseliyordu.
Yol ayrımında ‘Kötülük’ün tarafını seçen Enkarnasyonların kafaları, Başmeleklerin kılıçlarıyla uçuruluyordu.
Bu, Hikâyelerin savaşıydı.
Sırf bir tarafın Hikâyesine bağlı olduğunuz için, diğer taraf size düşman muamelesi yapardı.
Uriel arkasında düşen Enkarnasyonları bırakarak ifadesiz bir yüzle savaş alanını inceledi.
Bir zamanlar onlara sempati duyardı. Enkarnasyonların büyük anlatı tarafından sürüklenip tüketilmesine üzülür, uğradıkları talihsizliklere öfkelenirdi. Uzun süre böyle kalmıştı. Bir noktada, bunu yapmak hayatının tamamını oluşturuyordu.
‘...Oysa kaçırdığım tüm <Yıldız Akışı> yayınlarına yetişmek istiyordum.’
Uriel hücum eden bir Şeytan Kral ordusunun dalgalarına bakarken dudağını ısırdı.
‘İyilik’i yaymak için doğmuş olmak, tüm hayatınızı sadece bunu yaparak geçirebileceğiniz anlamına gelmiyordu; gerçek şu ki, fiziksel tehlikeler bir Takımyıldızını tüketmezdi ancak zihnin yıpranması tüketirdi.
Bilemeyecek kadar uzun süren duygusal emek, onun içinde dünyaya karşı köklü bir hayal kırıklığının yanı sıra akıl almaz bir çılgınlık aşılamıştı.
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı’nın Ruhu, istikrarsız bir şekilde titriyor.]
İster güçlü bir Takımyıldızı olsun ister zayıf, senaryoların içinde işi ağırdan alabilecek tek bir varlık bile yoktu. Çünkü ‘senaryolar’ en başından beri böyle bir sistemdi.
Gu-ooooh!
Senaryo tarafından tüketildiklerini unutmak ve bir gün daha yaşayabilmek için Takımyıldızları başka Hikâyeler tüketmek zorundaydı. Senaryoyu seyreder, birinin durumuna öfkelenir, eleştirilerini yağdırır, saygı gösterir ya da gördüklerinden duygulanırlardı.
Aynı şey Uriel gibi bir Başmelek için de geçerliydi.
[■■■■■, yolumdan çekilin! Sizin yüzünüzden ilk yayını kaçırdım!]
Uriel’in kılıcından püsküren Cehennem Alevleri Ateşlemesi, Şeytan Kral’ın emrindekilere çarparak onları küle çevirdi. Aceleden açığa çıkan kendi gücünü düzgün bir şekilde kontrol edemiyordu; ayrıca, savaşa katılmak için gerçek bedeninin sadece yarısını aceleyle çağırmış olması da bunda büyük bir rol oynamıştı.
[Bölgesel çatışmaya katılan Şeytan Krallar, Başmelek’in gücü karşısında şoka uğradı!]
Elbette bu yarım gerçek beden Uriel’in kendisinden başkası değildi. Bu yüzden, herhangi bir Şeytan Kral onun dengi bile olamazdı.
[Şeytan Kral Yıldızların ve Mantığın Hükümdarı, Statüsünü serbest bırakıyor!]
[Şeytan Kral Ejderhaların ve Pis Kokunun Grand Dükü, bir Dev Hikâye serbest bırakıyor!]
[Şeytan Kral Ses Hızı Şeytan Kralı kızıl bir uluma salıyor!]
[Şeytan Kral Cehennemin Mızrak Kullanan Şövalyesi, heyecan ve çılgınlığın esiri oluyor!]
Sorun şuydu ki, bu kez katılan Şeytan Krallar da öyle sıradan tipler değildi. Şeytan Kralların onun [Cehennem Alevleri Ateşlemesi]’ni yarıp geçerek yaklaştığını gören Uriel’in yüzü sertleşti.
[Çılgın Başmelek tam önümüzde!]
[Korkmayın! Ben, Şeytan Kral Buer, sizinle olacağım!]
Aslında bu bölgesel çatışmaya girmesi planlanan Şeytan Krallar onlar değildi. Ancak savaş personelinin yerini değiştirmişlerdi ve bu da Uriel’in şimdi tüm bu Şeytan Krallarla aynı anda uğraşmak zorunda kaldığı anlamına geliyordu.
[Sizi gidi ■■■! Defolun!]
Şeytani aura ile donatılmış oklar tüm savaş alanını kapladı; Uriel onları engellemek için [Cehennem Alevleri Ateşlemesi]’ni bir bariyer gibi yaydı.
Aceleyle geri çekilen düşük rütbeli Melekleri kollamaya çalışırken, vücudunun çeşitli yerlerine birkaç ok saplanmayı başardı.
[Ne kadar eğlenceli. Oh, yüce Melekler, kaçıyor musunuz?]
[‘Şeytanvari Ateş Yargıcı’nın itibarına leke getiriyorsunuz.]
[Kapayın çenenizi! Gerçek bedenimin tamamı inmiş olsaydı hepiniz nalları dikmiştiniz!]
Yağan saldırı yağmuru altında bile Uriel bir kez olsun inlemedi, aksine bir boğa gibi öfkeyle soludu.
[Bir grup korkak gibi üstüme çullanmayı bırakın da teke tek gelin, sizi ■■!! ■tir! Teke tek olursa, Agares, Gamygyn veya Marbas olsanız bile hepinizin kıçını tekmelerim!]
Ajite olmuş Uriel’in haykırışları Şeytan Krallardan sadece alaycı bakışlar aldı. Onun ne kadar güçlü olduğunu biliyorlardı; biliyorlardı ve bu yüzden tek bir Başmelek’i avlamak için dördü birden gelmişti. Ve son ana kadar titiz davrandılar.
[Bu bir savaş, sevgili Melek.]
[Kanlar içindeki Uriel’in Cehennem Alevleri Ateşlemesi Şeytan Krallarla çarpıştı.]
Gerçekten güçlüydü; sadece yarım gerçek bedenin gücüyle bile ‘Yıldızların ve Mantığın Hükümdarı’nın kolunu kesmeyi başarmış ve ‘Ejderhaların ve Pis Kokunun Grand Dükü’nün en sevdiği evcil ejderhasını ezmişti. Sadece bu da değil, ‘Ses Hızı Şeytan Kralı’ iki bacağını birden kaybetmişti.
Ne yazık ki, gidebileceği yer bu kadardı.
Ürpertici bir his duyduğu an arkasına baktı – ve görünmez Cehennemin Mızrak Kullanan Şövalyesi’ne ait hançer tam kalbini hedef alarak hızla uçtu.
[Bugün bir Başmeleğin Hikâyesini yutuyor olacağım.]
Çaresizlik içinde kılıcını gecikmeli olarak savurdu ancak Enkarnasyon Bedeni yaralar yüzünden yavaşlamıştı ve karşılık vermek çok zordu. Ve bir sonraki an...
Şlakk!!
Arkadan ‘Cehennemin Mızrak Kullanan Şövalyesi’nin göğsünü delip geçen, parlak bir şekilde parıldayan bir kılıç belirdi. Siyah kan yere sıçradı.
Kılıç, parçalanan Enkarnasyon Bedeni’nin nefesi sonunda durana kadar Dük’ün sırtını defalarca deldi, Hikâye parçaları grotesk bir şekilde patlak verdi.
Ve ardından beyaz kılıcın tek bir hamlesi Dük’ün kafasını uçurdu.
[Birisi Şeytan Kral Cehennemin Mızrak Kullanan Şövalyesi’ni öldürdü.]
Uriel düşen Dük’ün arkasında duran iki kişiyi gördü. Ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar tanıyacağı kişiler, şu dakikada ona çok yakın duruyorlardı.
“Takımyıldızımın bu şekilde hırpalanmasını arkama yaslanıp izleyecek hâlim yok.”
Gerçekten de, onun tek ve biricik Enkarnasyonundan başkası değildi.
Ve sonra...
[Şeytan Kral Kurtuluşun Şeytan Kralı, Şeytan Kral Terfisi’nde galip geldi!]
[Şeytan Diyarı sıralaması ayarlanıyor!]
[Şeytan Kral Kurtuluşun Şeytan Kralı, 50. Şeytan Kral oldu!]
Uzun süredir izlediği hikâyenin başkahramanı ona seslendi. “Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Uriel.”
[Şeytan Kral Kurtuluşun Şeytan Kralı tarafını seçeceği kampı belirledi.]
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.