Bölüm 385
Sansanson
73.Kısım – Cehennemin En Sıcak Yeri (4)
Bir insanın hissettiği saf mutluluk duygusunun böylesine canlı bir şekilde algılanabildiği anlar vardı. “Ah, demek sen de böyle bir yüz ifadesi yapabiliyormuşsun,” dedirten anlar...
[Kim Dokja-!!!]
Uriel’in şu anki görünüşü bana tam olarak bunu hissettiriyordu.
Kollarını uzatıp hem beni hem de Jung Heewon’u hararetle kucakladı, ardından yanaklarını uzun süre her yerimize sürtmeye başladı.
Sonunda Jung Heewon onu biraz azarlamak zorunda kaldı. “Uriel, nefes alamıyorum.”
[Ö-özür dilerim.]
Bocalamış bir hâlde geriye çekildi ama gözleri ışıldamaya devam ediyordu. Bazen, onun gibi saf ama şapşal bir Başmeleğin nasıl olup da ‘Şeytanvari’ gibi bir Niteleyiciye sahip olduğunu anlamakta güçlük çekiyordum.
[Burayı nereden bildin? Ne zaman geldin? Ha? ‘Kaizenix Takımadaları’ senaryosunu çoktan bitirdiniz mi yoksa? Çok fazla boş vaktim olmadığı için ancak birkaç sahne izleyebildim... Gerçekten çok üzgünüm! S-sana düzgün sponsorluk yapamadım diye kızgın değilsin, değil mi? V-valla bilerek olmadı...]
Sadece ifadesi değil, sesi bile mutluluğunu ele veriyordu.
Jung Heewon ve ben Uriel’i dinlerken birbirimize baktık; o da muhtemelen benim hissettiğime benzer bir şey hissetmişti.
Melek, ne zarafet kırıntısı barındıran ne de dikkatle hesaplanmış bir yapmacıklık içeren sözler sarf ediyordu. Neyse ki bazı sözler, konuşan kişi mutluluktan böylesine içten bir şekilde havalara uçtuğunda çok daha büyük bir duygu yükü taşıyordu.
“Uriel, anlıyoruz. Ancak detayları daha sonra konuşmalıyız.”
[Ha? Ayy, haklısın! Şimdi sırası değil, değil mi?]
Uriel’in üzerimdeki bakışları hızla kaydı ve karşı taraftan bize dik dik bakan Şeytan Krallar ordusuna kenetlendi. İfadesinin bir anda buz kestiğini gördüm ve az önceki düşüncelerimin belki de aceleci olduğunu fark ettim.
Bu Melek, şüphe yok ki ‘Alevlerin Şeytanvari Başmeleği’ydi.
[Şeytan Kral Yıldızların ve Mantığın Hükümdarı eylemlerini anlamlandıramıyor.]
Ve bir de, böyle bir Başmeleğe meydan okumaya istekli Şeytan Krallar vardı.
Şeytan Kral Sıralamasında onuncu sırada yer alan ‘Yıldızların ve Mantığın Hükümdarı’ – ‘Buer’.
Sıralamada on sekizinci olan ‘Ses Hızı Şeytan Kralı’, ‘Bathin’.
Ve son olarak, sıralamada 29. olan ‘Ejderhaların ve Pis Kokunun Grand Dükü’, ‘Astaroth’.
Ellerimde can veren ‘Cehennemin Mızrak Kullanan Şövalyesi’ni saymazsak, hâlâ hayatta olan üç Şeytan Kral vardı. Her biri karşı karşıya gelmesi hiç de kolay olmayan rakiplerdi. Özellikle de ‘Yıldızların ve Mantığın Hükümdarı’ ve ‘Ses Hızı Şeytan Kralı’.
Buer’in iki kolu ya da Bathin’in bacakları hâlâ sağlam olsaydı, muhtemelen burada hayatımı riske atmak zorunda kalırdım.
[‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’!]
[Bu ne anlama geliyor?! Neden diğer Şeytan Krallara karşı savaşıyorsun??]
Omuzlarımı silktim ve ukala bir tavırla bahanemi mırıldandım. “Sadece terfi savaşına devam ediyordum, hepsi bu.”
[Böyle bir bahanenin işe yarayacağına gerçekten inanıyor musun...]
“Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı devam ediyor diye ‘Şeytan Kral Terfisi savaşlarının yapılmaması gerektiğine dair bir kural mı var? ‘1. Büyük Savaş’ döneminde de böyle şeyler sık sık olurdu.”
[Sen ne...]
Bathin söylediklerim karşısında küplere bindi ve kafamı uçurmak isteyen bir yaratığın ifadesine büründü, ancak ne yazık ki iki bacağı da yokken yapabileceği hiçbir şey yoktu.
[Azizler ve Şeytanların 1. Büyük Savaşı’nın bir bölümünü yeniden canlandırdın!]
[Şeytan Kral Asmodeus beklenmedik eylemlerinle ilgilenmeye başlıyor!]
Aslında yaptığım şey, Asmodeus’un 1. Büyük Savaş’ta yaptığının tıpatıp aynısıydı. ‘Yıldızların ve Mantığın Hükümdarı’ Buer’in, bir soru savururken yüzü sertleşti. [Böyle bir şey yaptıktan sonra iyi olacağını mı sanıyorsun?!]
“Elbette hayır.” Şeytan Kralların auraları karşısında zerre istifimi bozmadan Statümü uyandırdım. “Ancak, burada benim için endişelenmesi gereken kişilerin sizler olmadığını düşünüyorum.”
[Şeytan Kral’ın Statüsünü serbest bıraktın!]
[Özel yetenek Yer İmi etkinleşiyor!]
[5. Yer İmi başlatıldı!]
[Özel yetenek Elektrifikasyon Sv.23 başlatıldı.]
[Mevcut fiziksel yapın, geçerli karakterinkinden farklı.]
[Statün, fiziksel yapı cezasının üstesinden geldi.]
Kanatlar cildimi yarıp dışarı fırlarken omuzlarım kaşındı. Ve [Elektrifikasyon]’un vızıltılı hissi bunun üzerine bindi. Bir anda vücudum yıldırımlarla sarmalandı.
Üç Şeytan Kral, hızla yükselen ‘Statümü’ gördükten sonra artık şaşkın ve paniklemiş ifadeler taşıyordu.
‘Yıldızların ve Mantığın Hükümdarı’ kollarından birini kaybetmişti, ‘Ejderhaların ve Pis Kokunun Grand Dükü’ evcil Ejderhasını kaybetmiş ve her yerinden yaralanmıştı ve son olarak, ‘Ses Hızı Şeytan Kralı’ ise iki bacağını da kaybetmişti; yani kısacası, artık genel savaş durumu açısından pek bir önemleri kalmamıştı.
Yanımdaki Jung Heewon [Yargının Kılıcı]’nı kınından çıkardı ve [Şeytan Katli]’ni etkinleştirdi.
“Geçen sefer bir Şeytan Kral ile yaptığım dövüş yarıda kesildiği için tatmin olmamıştım, o yüzden...”
Uriel, Şeytan Kralların geri adım attığını görünce bir anda muzaffer bir edaya büründü. Konuşmak için dudaklarını araladı.
[Sizi ■■, o zamanlar sesiniz çok çıkıyordu değil mi? Neden şimdi bir şey söylemiyorsunuz?]
“...”
[Dokja-ya, Heewon-ah, hadi gidelim! Şu ■■ Şeytan Kralları paramparça edelim...!!]
İçindeki yakıcı öfkeyle beslenen, kırık dökük Enkarnasyon Bedeniyle ileri atılmaya çalışan Uriel’i omzundan yakaladım. Omzu şu an çok narin ve güçsüz hissettiriyordu. Elimle böylesine çaresizce durdurulduktan sonra gözleri küçük bir tavşanınkiler gibi faltaşı gibi açıldı ve dönüp bana baktı.
“Uriel, lütfen geride dur.”
[Ha? Ah... Benim için mi endişeleniyorsun? Ben iyiyim. Uriel’im sonuçta!]
Yüzünde derin bir minnettarlık ifadesiyle elimi tuttu. Onun bu hâlini görmek beni biraz üzdü, sadece sessizce gülümsemekle yetindim. “O anlamda söylemedim.”
[Ama o zaman ne...?]
[Şeytan Kral Kurtuluşun Şeytan Kralı bağlı olduğu kampı seçti.]
Katılım mesajım havada süzülüyordu. Büyük ihtimalle bunu henüz düzgün okumamıştı. Ancak çok geçmeden, şaşkına dönen Uriel’in vücudu yavaş yavaş kaskatı kesildi; gözleri de gittikçe daha çok büyüdü.
O gözlerin içine bakarak konuştum. “Lütfen, uslu dur. Uriel, bu iş çok yakında bitecek.”
Belki de o an, baktığım mesajı o da görmüştü.
[Şeytan Kral Kurtuluşun Şeytan Kralı’nın seçtiği kamp Kötülük’tür.]
***
“Kim Dokja yine bildiğimiz Kim Dokja’lığını yaptı, değil mi?” diye mırıldandı Han Sooyoung, uzaktaki savaş alanını izlerken.
Savaş daha önce biraz durulmuştu ama Kim Dokja’nın beklenmedik girişinden sonra şimdi kaotik bir sona doğru ilerliyordu.
O, başka bir Şeytan Kralı öldüren bir Şeytan Kraldı; buna rağmen ‘Kötü’ olduğunu saklamıyordu.
Şimdi düşük rütbeli Meleklerin onun etrafını sarmak için harekete geçtiğini ve aynı zamanda Jung Heewon’un o sıkıntılı yüz ifadesini görebiliyordu.
Lee Hyunsung endişeli bir ses tonuyla sordu. “Bu şekilde gerçekten sorun olmayacak mı?”
“Olsa bile ne yapabiliriz ki? Ona şimdi <Eden> tarafına geçmesini mi söyleyelim? Kim Dokja aslen bir Şeytan Kral, biliyorsun,” diye söylendi Han Sooyoung, bakışlarını Yoo Joonghyuk’a çevirmeden önce. “Öylece oturup izlemeyeceksin herhâlde, değil mi?”
“Elbette hayır.”
“Bana sormana gerek yok – ben ‘Kötü’yüm.”
Han Sooyoung’un sponsoru ‘Abisal Kara Alev Ejderhası’ydı. En başından beri pek bir seçeneği yoktu.
“Peki ya sen, Yoo Joonghyuk?”
“...”
“Sponsorun ne dedi? Yoksa cevap gelmedi mi?”
Cevap vermek yerine, savaş alanına saçılmış Enkarnasyon Bedenlerine dikti gözlerini. Aralarında Meleklerin ve Şeytan Kralların cesetleri görülebiliyordu ama gerçekte çoğu insanlara, yani Reenkarnatörlere aitti.
“Tanıdık birini mi gördün?”
Yoo Joonghyuk hiçbir şey söylemeden çöken Reenkarnatörleri inceledi. Hâlâ hayatta olan ve kıvranan birkaç kişi ellerini ona doğru uzattı. Yaraları çok ağırdı ve onları kurtarmak için artık çok geçti. Eğildi ve kısa kılıcını her birinin boynuna sapladı. O bunu yaptığında, hepsinin yüzünde huzurlu bir ifade belirdi ve can verdiler.
O sahneyi izleyen Yuri di Aristel aniden sesini yükseltti.
「 Sooyoung. 」
‘Endişelenme Yuri. Bunun senin başına gelmesine izin vermeyeceğim.’
Ölen Reenkarnatörlerin ruhlarının dağılıp gittiğini görebiliyordu.
Mandala’ya prangalanmış olanlar bu adada öldürülseler bile yeniden canlanırlardı. Ancak ölümsüz olmak, ölmelerinin sorun olmadığı anlamına gelmiyordu elbette.
[Adını kaybeden Dev Hikaye varlığını yitirdi.]
Farklı bir senaryo için her seferinde seferber edildiklerinde, kendi dünyalarını yavaş yavaş kaybederlerdi. Orijinal hayatlarını unuturlar ve sonunda kendi ölümlerini bile unuturlardı.
[En Eski İyilik, Reenkarnatörlere erdemli olmalarını tavsiye ediyor.]
[En Eski Kötülük, Reenkarnatörlerin seçim yapmasını talep ediyor.]
Ölenlerin çoğunluğu, büyük ‘İyilik’ ya da ‘Kötülük’ kavramı üzerine hiç düşünmemiş olanlar olmalıydı. Han Sooyoung ölü bir Reenkarnatörün göz kapaklarını kapattı. Gözleri artık kapalı olan ölünün yüzü, ne iyi ne de kötü olduğu açıkça belli olan bir yüzdü.
[Geçerli savaş alanına girmek için kampını seçmelisin!]
“Kampımı seçeceğim.”
Yoo Joonghyuk konuşmak için dudaklarını araladığı an, Han Sooyoung gözlerini kıstı ve ona sordu. “Sen, başka bir şey düşünmüyorsun, değil mi? Kaizenix Takımadalarına gelmeden önce siz ikiniz deli gibi savaştınız, unuttun mu?”
Cevap vermedi ve sadece ona baktı. O sinir bozucu derecede sert ifadesinin ne anlama geldiğini az çok tahmin edebiliyordu ve tam ona bağırmaya hazırlanırken, adam sonunda cevabını verdi.
“Bu savaş ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ değil, bizim aramızdaki bir savaş olmalı. Yani burası başkalarının savaş alanı hâline gelmemeli.”
Büyük Savaş değil, Kim Dokja’nın Şirketi’nin savaşı – Han Sooyoung bu sözlerin arkasındaki anlamı hemen kavradı.
“Ancak o zaman bu savaşı ne ‘İyilik’ ne de ‘Kötülük’ kazanacak. Ve bu gelişme, Kim Dokja’nın istediği şey olmalı.”
“Ne demek istediğini anlıyorum ama bu gerçekten zor olacak, biliyorsun değil mi?” Han Sooyoung hemen lafa girdi. “Bunu yaparsak, aynı anda hem <Şeytan Diyarı>’na hem de <Eden>’e sırtımızı dönmüş olacağız.”
“Buranın 1863. tur olmadığını söylemiştin.”
Han Sooyoung sanki yumruk yemiş gibi biraz surat astı. “Kim Dokja... Tam bir inatçı pezevenk, gerçekten. Bu tarz durumlarda çözüm olarak bu kadar çılgınca bir fikirle çıkabilecek tek aptal o olabilir.”
“O zaten hep böyledir.”
“Senin için de durum aynı! Siz ikiniz birbirinize çok benziyorsunuz.”
Onun bu çıkışına Yoo Joonghyuk kuru bir ses tonuyla karşılık verdi. “Sen de bizden pek farklı sayılmazsın.”
“Neeee? Ben siz iki aptaldan farklıyım. Her neyse, çene çalmayı bırakalım da işe koyulalım artık.”
Şimdi uzakta, etrafını saran Melekler tarafından hırpalanan Kim Dokja’nın siluetini görebiliyorlardı. Ancak öte yandan, onların ortasında aniden kendisinin ‘Kötü’ olduğunu ilan etmişti, bu yüzden <Eden> Meleklerinin ihanet duygusundan doğan bir öfkeyle titremeleri çok doğaldı.
Yoo Joonghyuk ilk ilan eden oldu. “Bunu yarım yamalak yapmayacağım.”
“Ne olmuş yani? İşler ters giderse seni öldürmeyi planlıyorum, biliyorsun değil mi?”
“Güzel. Ancak o zaman seninle dövüşmenin bir tadı çıkıyor.”
“İyi. Kaizenix’te bitiremediğimiz o maçı var ya? Hadi tam burada bitirelim.”
Bu ikisinin siluetleri savaş alanına doğru gözden kayboldu; geride tek başına ve yapayalnız kalan Lee Hyunsung sadece keder içinde feryat edebildi.
“B-bekleyin!! Sooyoung-ssi! Joonghyuk-ssi!!! Peki ya ben?!”
“Ne istiyorsan onu yap!”
[Enkarnasyon Han Sooyoung bağlı olduğu kampı seçti.]
[Enkarnasyon Yoo Joonghyuk bağlı olduğu kampı seçti.]
[Enkarnasyon Han Sooyoung’un seçtiği kamp Kötülük’tür.]
[Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’un seçtiği kamp İyilik’tir.]
Nihayet, kendi ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ başlamıştı.
***
Cennet’in tüm savaş gücünün toplandığı ‘Ana Ada’nın uçsuz bucaksız bir ovasında.
Göksel güçlerin lideri Metatron, evindeki ofisini taklit edecek şekilde tasarlanmış kışladaki diğer Meleklerden mevcut durumla ilgili güncellemeleri dinlemekle meşguldü.
– <Olimpos> katılma arzusunu dile getirdi.
– <Vedalar> katılacaklarını belirten bir heyet gönderdi.
– <Asgard> da katılma niyetini beyan etti. Ancak, kendi Dev Hikayeleri nedeniyle bu taraftan pek fazla Takımyıldızı katılmayacak gibi.
– Herhangi bir temas olmadı ama <İmparator> cephesinden de bazı hareketlilikler gözlemledik. Havuç-ve-sopa stratejileriyle ünlüdürler, bu yüzden...
– ‘Cehennemin Kâtibi’ tarafsız bölgede özenle hareket ediyor. Onun sayesinde, Takımyıldızı ya da Reenkarnatör olmalarına bakılmaksızın katılım oranı tavan yaptı.
Metatron her bir raporu titizlikle not aldı ve uygun bir yanıt ekledikten sonra geri gönderdi.
Bu seferki ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’, adından da anlaşılacağı üzere, ‘İyilik’ ve ‘Kötülük’ün kaderinin masada olduğu bir savaştı. Metatron bu senaryoda çok daha temkinli ve dikkatli davranıyordu.
[Geçerli kamptaki Mutlak İyilik Puanı şu anda 56.]
Ve şu ana kadar, bu özel ‘Büyük Savaş’a eklenmiş olan tek bir özel kısıtlama dışında, savaş herhangi bir sorun olmadan ilerliyordu.
[Kaos Puanı şu anda 51.]
Sözde ‘Kaos Puanı’; Yüce Dokkaebi’ye bunu sorduğunda aldığı cevap şuydu:
– Kadim Dev Hikayeler arasındaki bir çatışma için bu büyüklükte bir sahne sunmak çok nadir görülen bir durumdur. Dolayısıyla, Olasılık uyarınca uygun bir tehlike riskinin olması gerekir.
– Bu ne anlama geliyor?
– Ayrıntılı açıklamalar yapıldığında hiçbir eğlencesi kalmaz, bu yüzden size kayda değer bir şey sunmayacağım. Ancak şunu unutmayın: Ne olursa olsun Kaos Puanının 100’e ulaşmasına izin vermeyin. Anladınız mı? Aksi takdirde, gerçekten korkunç bir şey gerçekleşecek.
Yüce Dokkaebiler bir Nebulanın kaderini zerre umursamazlardı. Hayır, onlar sadece daha kışkırtıcı senaryolar yaratmaya kafayı takmışlardı. Dolayısıyla, bu ‘Kaos Puanları’ onların kötü niyetli planlarının bir meyvesi olmalıydı.
[Bu çok sıkıcı, Kâtip.]
Kışlanın köşesinde kılıcını bileyen Michael konuştu.
[Agares’in kafasını getireceğim. Beni dışarı gönderin.]
Michael, ‘Orta Ada’ senaryosunda Kim Dokja ve Yoo Joonghyuk’un ellerinde iki kez aşağılanmayı tatmıştı; Enkarnasyon Bedeni yeniden canlanma yetkisiyle tamamen iyileşmişti ve şimdi kendini ‘Ana Ada’nın senaryosunda, beklerken buluyordu.
Metatron, Michael’a ve onun hararetle yanan arzusuna ince bir gülümseme kondurdu.
[Eğer bunu yaparsak, savaş çok çabuk biter.]
[Sıkıcı bir savaşı mümkün olan en kısa sürede bitirmek daha iyi değil mi?]
[Hayır, şart değil. Bu savaş, var olan diğer tüm senaryolardan daha uzun ve daha sefil olmalı.]
Metatron, savaş alanlarının her yerinden yayınlanan ekranlara baktı. Kendi kararlarıyla ‘İyilik’ ya da ‘Kötülük’ tarafını seçmiş olan varlıklar silahlarını birbirlerine doğrultuyorlardı. Metatron, bu savaşa basit birer paralı askerden başka bir şey olarak katılmamalarına rağmen, zaman geçtikçe ahlaki eğilimlerinin yavaş yavaş değişeceğini biliyordu.
[En Eski İyilik, muhteşem bir kutsal savaş diliyor.]
Bu savaşa katılan Takımyıldızları, ‘İyilik’ ve ‘Kötülük’ adına zamanla birbirinden nefret edecek duruma geleceklerdi ve bu nefret, yeni nesil Hikayeleri yaratmak için cayır cayır yanacaktı.
Savaşı izleyen Michael somurtkan bir ses tonuyla konuştu. [O hâlde, en azından <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin piçlerini öldürmeme izin verin. Onlarla görülecek bir hesabım var.]
Metatron başını salladı. <Kim Dokja’nın Şirketi> bu senaryoda önemli bir değişkendi. Bu gruptan olabildiğince faydalanılması gerekiyordu.
[Daha önce olsaydı elbet, ama şimdi bu mümkün değil. Onlar için farklı bir planım var. Eğer sen öne çıkarsan Michael, o zaman...]
Tam o sırada bir senaryo mesajı kendini duyurdu.
[Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın 113. Bölgesel çatışması zorla sonuçlandırıldı.]
Metatron mesajdaki ekli bilgiyi doğruladı. 113. Bölgesel çatışma, Uriel’in katıldığı savaş cephesiydi.
[...Zorla sonuçlandırıldı mı?]
Daha önce hiç böyle bir mesaj gelmemişti. Ancak bununla da bitmedi.
[Kaos Puanı 5 arttı.]
[Kaos Puanı şu anda 56.]
[Uyarı! Kaos Puanı 55’i aştı!]
...
...
...
[Cehennemin en sıcak yerinde bir şeyler kıvranıyor.]
[Her şeyin sonunu belirleyen Vahiy Felaketi hızlanma sürecine başladı.]
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.