Bölüm 5387
Bir Egoik Niyet’i taşımanın ne demek olduğunu ne kadar çok anlarsa, özgüveni o kadar artıyordu. Gerçek Bir Yaşam Formu olmak. Tamamen ve yalnızca kendisi olmak!
Böylece Noah gözlerini kapattı ve uzun zamandır yaklaşmakta olan şeyin nihayet geldiğini hissetti.
|Osmontian Mutlak Sonsuzluğ’un ile Osmontian İlkel Kaynağ’ının birleşmesi, BU Osmontian Kaynak Sonsuzluğ’unun ortaya çıkmasına yol açıyor.|
HUUUM!
Niyeti. Kendi Niyet’i!
BU Osmontian Kaynak Sonsuzluğ’u; Her birine kendi adını damgaladığı İki Büyük Otorite, nihayet ikisini de bir arada tutan tek gerçeğin altında birleşiyordu. Kimliğ’i ön planda olduğu ve Kimliğ’i onları ayıran Yasa’yı tanımadığı için, çözülemeyen o dikiş onun içinde çözülüyordu!
“Ah,” diye mırıldandı.
Sonsuz Mavi ışık Beden’ini kapladı ve ışık onu sararken, anladı. Her şeyi bir Ân’da anladı; Ö’nündeki yolun şekli tek bir Berrak Ân’da netleşti.
“İkinci Varoluş Ölçeğim ‘Aşkınlık Sonsuzluk’ ile başlamayacak,” dedi, sadece kendine.
“Asla öyle olmayacaktı. İkinci Varoluş Ölçeğim bununla başlayacak. BU Osmontian Kaynak Sonsuzluğ’u ile. Zaten elimde olan bir Egoik Niyet ile başlayacak. Gereklilik, Sonsuzluk ile BU İlkel Kaynağ’ın birleştirilmesiydi; Kâdim Varoluşlar’ın tüm Varoluşlar’ı boyunca nihai sonuç olarak peşinde koştukları şey, yıllarca süren Çabalar’ın sonunda elde edilecek ödül.”
WAA!
Kesinliğin içine yerleştiğini hissetti.
“Ama benim için bu, hiçbir şeyin Son’u değil. Bu, ilk Mihenk Taş’ı. İkinci Sonsuz Ölçeğ’imin ilk adımı. Kaynak Ölçeğ’i.“
HUUM!
İlki, Genesis Ölçeği’ydi.
İkincisi’ne Kaynak Ölçeğ’i adını vermek istedi, çünkü bu Ölçek öncelikle Kimlik ve Kökenler’le ilgileniyordu; Bir şeyin nereden geldiği ve Temel’de ne olduğu konusundaki temel gerçekle ilgileniyordu ve bu, tüm Ölçeğ’in üzerine inşa edileceği Alan’dı.
Ölçek ortaya çıktıkça, Noah’ın Varoluş’u anlaşılmaz bir Berraklık’la titredi, her Parça’aı net bir şekilde odaklandı ve Mavi Zincirler’ine bağlanmış “Mühürlü Olan”ın Tezahür’üne baktı. Ve o Varoluş, sanki kendisine ne olduğunu, kendi geleceğine ne olacağını hissedebiliyormuşçasına, yüzündeki ifadeyi ağırlaştırdı.
Noah ona, ihtişamlı ve telaşsız bir şekilde seslendi.
“Sen, ancak benim seni gördüğüm kadar büyük olacaksın,” dedi.
“Şu Ân’ki durumunun gerçeği bu, o yüzden bunu kabullenmelisin. Bir zamanlar, çok eski bir çağda, üstün olanların Dağ’ında oturup, kimsenin cevap vermeyeceği soruyu sorarken büyüktün. Ben bunu izledim. Kendi çapında etkileyiciydi.”
Sesi soğudu.
“Ama artık görkemli değilsin. Burada değil. Canın ne zaman isterse söz almayacaksın. Başa çıkmam gereken bir sorun olmayacaksın. Bundan sonra ne olacağına sen sahne hazırlayamazsın, bundan sonra ne olacağına ben karar vereceğim ve şu Ân’dan itibaren, sen Râfine Edilip, benim tarafımdan Yutulacaksın, Hepiniz, her bir Parça’n. Çünkü sen benim Bedenim’in içindesin. Ve Niyet’im ile Ölçeğ’im, Osmontian Kaynak Sonsuzluğ’umla yıkanan her şey üzerinde mutlak kontrolü gerektirir.“
BOOM!
BU Obsidyen Osmontian İlkel Kaynağ’ı ile çok renkli Osmontian Mutlak Sonsuzluğ’un birleşimi, sonunda tek bir Reng’e dönüştü.
Mavi’ydi. Sonsuz, derin, görkemli ve ağır bir Mavi. Gök Mavi’si; İki Otorite tek bir şey Hâl’ine geldi ve o tek şey, “Ateş Topu” Yeteneğ’ini ilk kazandığından beri onu taşıyan Mana’nın saf, derin Mavisi’ni parlatıyordu!
Mana! Mana’nın Reng’i!
Osmontian Kaynak Sonsuzluğ’u içinden fışkırdı ve Sınırsız ağırlıktaki Yılanlar gibi hareket etti; O’nu oluşturan her şeyle dolu, Gök Mavi’si Otorite’nin kalın, Kıvrımlı Nehirler’i. İçinde Tirânlık vardı. İçinde Quintessence vardı!
Gurur, Şehvet ve Alçakgönüllülük; Tüm Egolar, tüm Duygular; Çünkü Ölçeği Kimlik ve Kişilik’le ilgilendi ve Egolar, onun Varoluş’unun büyük bir parçası olmak üzereydi; BU Yaldızlılar’ın yaptığı gibi ayrı ayrı yetiştirilmek yerine, Temel’e dokunmuştu. Her şey İrade’si ve Kimliğ’iyle birlikte hareket ediyordu; Sayısız, derin Mavi, girdaplı Nehirler, Mühürlü Olan’ın Tezahür’ünün etrafında oluşuyordu!
Ve dairesel Düzen içinde dönerken, merkezde tutulan bağlanmış Varoluş’un derisinin bazı kısımları pul pul dökülmeye ve Gök Mavi’si Nehirler’e karışmaya başladı; Her vuruşta Noah’ın Osmontian Kaynak Sonsuzluğ’una Emilip, Arıtılıp, çekildi.
O Ân’da Mühürlü Olan’ın yüz ifadesi gerçekten de ağırlaştı; Konuştu ve sesinden sıcaklık kaybolmuştu.
“Bunu yaparsan,” dedi, “Bu topyekûn bir savaş olacak. Kibar türden değil. Aile’ni bulacağım. Ruination’u bulacağım ve şu diğerini de. Neler yapabileceğimi gördün. Gerçek Yaşam Formlar’ına bunu yaptığımı izledin; O yüzden dikkatlice düşün. O Dağ’da ayağa kalkmadan bile ezip, geçirdiklerime kıyasla onlar ne ki?”
BOOM!
Noah gülümsedi.
Bu, görkemli bir Zulüm ve Vahşet’in gülümsemesiydi; Gözler’ini kısarak, bağlanmış Varoluş’a doğru süzülürken, tek bir şey söyledi.
“BU Riven.”
BOOM!
BU Riven.
Bunu söylediği Ân, her şey sarsıldı. Dönen Nehirler sallandı, kırık Plağ’ın parçaları sallandı ve BU Mühürlü Olan’ın kendisi bile sallandı; Çünkü Noah, onun asla söyleyemeyeceğinden o kadar emin olduğu şeyi söylemişti.
“İşte bu,” dedi Noah sessizce, “Sen’in Ad’ın.”
HUUM!
O Varoluş’u Arındırmaya başlamıştı, onu parça parça kendi içine çekiyordu ve bu Arındırma sürecinde onun adını ortaya çıkarmıştı; Bu yüzden de basitçe söyledi!
Kim demişti ki bunu söyleyemeyeceğini? Kim karar vermişti ki, gerçeğin ağzından çıkmasına izin verilmesi için belirli bir Ölçek’te belirli bir Yükseklik’te durması gerektiğini? Ona, dar bir Zihni’n paramparça olacağını, o İsimler’i telaffuz etmek için Altıncı Ölçeğ’e ihtiyaç duyacağını söylemişti!
Ama bu, Cerçeve’nin Kural’ıydı ve Noah, Çerçeve’nin Kurallar’ını kabul etmeyi çok uzun zaman önce bırakmıştı. Bunu söylemek istemişti. O yüzden de lanet olsun, söylemişti!
Bağlı Varoluş’un gözlerine vızıldayan ışığın girmesini izledi ve gülümsemesi derinleşti, Şeytan’i ve Kötücül bir Hâl aldı; Kristal gibi dişleri, ortaya çıktıkça, Sonsuzluk’la parlıyordu.
“BU Riven,” dedi yine, Kelime’nin tadını çıkararak. “Sen’in gibi kocaman, Kâdim bir Adam. Korkmanı istiyorum. O Dokuz’unun, sen onların Derisi’nin Ötesi’ne ulaştığında duyduğu gibi, tam anlamıyla korkmanı istiyorum. Çünkü senin diğer tüm Parçalar’ının peşine düşeceğim. Sen’i dağıttıkları her yer, seni gömdükleri her Mühür. Bilekten itibaren kopmuş El’in tamamını Ârındırıp, Yutacağ’ım. Peki, dışarıda başka neyin kaldı? Parmaklar mı? Ayak Parmaklar’ı mı? Bir yerlerde bekleyen bir Kafa mı? Her birini bulacağım. Her birini Arındıracağ’ım. “Ve ben, Gerçek Yaşam Formlar’ının Milyonlar’ca Yıl önce başaramadıkları şeyi yapacağım; Öldürmek onların bile Ötesi’nde olduğu için Mühürlemek’le yetinmek zorunda kaldıkları şeyi.“ Hâlâ daha da yakına süzüldü.
“Sen’i Ökdürmek için senden daha güçlü olmama gerek yok. Tek yapmam gereken, Kimliğ’imi seninkiyle karşı karşıya getirmek ve Mühürlenecek hiçbir şey kalmayana kadar onu tamamen Yutmak, vuruş vuruş, parça parça. Ve bu çözümü bana sen kendin verdin, Beden’ime girmeye değer olduğuna karar verdiğin Ân’da.”
Şeytani gülümsemesinin ardında gözleri Gök Mavi’si bir parıltıyla yanıyordu.
“Öyleyse sevin, ey Mühürlü Olan. Sevin, ey Parçalanmış Olan. Sonunda bu küçük, yeni Çağ’da ilgini çekecek bir şey buldun.”
...!
Not: Bu..... Çok saçma. Gerçekten çok saçma. Noah başta Birleşme’nin çok zaman alacağını söylememiş miydi? Şimdi? Bana 1 2 dakika verin dercesine. Mühürlü Olan’ın ismini söylemesi. Ve o daha 4. Ölçek’te Adam’ım. 4. Ölçek’te. 5 bile değil. Ne kadar zaman geçti? Bir Kaç dakika? Bölüm Sayı’sı olarak ta kaç bölüm? 15 20 Max. Başka bir Novel olsa Zaman olarak En az Desilyonlar’ca Yıl Bölüm Sayı’sı olarak ta... 1000 Bölüm falan beklemek zorunda kalırdık. Infınıte Mana ve Noah işte. Bunu Bir Kaç Dâkika ve 10-15 Bölüm’e indirdi. Ne düşünüyorsunuz? Saçma dimi?
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.