Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5406

Kılıç Salon’u! I
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.825

Ödünç alınan eller oltayı idare ediyordu ve Mühürlü Olan, acımasız, uğursuz ve telaşsız bir şekilde düşüncelere dalmıştı.


“Eşsiz Yaşam Formlar’ının sorunu,” diye mırıldandı, Kıpkırmızı Okyanus’a, kimseye değil, “Tam da Daha Aşağı bir Varoluş’u öldürmek için kullanacağın şeyle beslenmeleri. Sıradan bir Varoluş’a hazırlıksız bir Ân’da saldırırsan, o Ölür ve olay orada biter. Osmont gibi bir Varoluş’a hazırlıksız bir şekilde saldırırsan, ona saldırmış olmazsın. Onu beslemiş olursun. Böyle bir Ânomali hayatta kaldığı her Zorluk onu daha da muhteşem kılar. Tüm Temel’i, Direnc’i büyümeye dönüştürmek üzerine kurulmuştur.“ Ödünç alınmış ağız kıvrıldı.


“Ona Zorluk besleyemezsin. Bu yüzden ona hiç zorluk beslemeyeceğim. En azından, artık değil...“


Sözler, Kırmızı ışığın içinde kayboldu.


“O Ânomali’ye karşı harekete geçtiğimde,” Mühürlü Olan yumuşak ve kararlı bir sesle devam etti, “Bu bir mücadele olmayacak. Onun hayatta kalabileceği, bundan Büyüyebileceğ’i ve Sicil’ine ekleyebileceği şanlı bir çatışma olmayacak. Varoluşlar’ın bir şeyleri hafife alıp, bu hafife alma yüzünden ölmesinden bıktım artık. Ben onlardan biri olmayacağım. Harekete geçtiğimde, tam bir kesinlik içinde olacağım. Bu da hazırlık demek. Daha fazla Bilgi, kendimden topladığım daha fazla parça, onun zayıflıklarının daha fazla Hâritalandırılması, müttefiklerinin daha iyi anlaşılması demek; Ta ki onun daha görkemli bir şekilde uzaklaştığı hiçbir karşılaşma senaryosu kalmayana kadar. Harekete geçme zamanı, zaferin sadece olası olduğu zaman asla değildir. Onun gibi bir şey için Olasılık yeterli değildir, çünkü Olasılık onun üstesinden gelmesi gereken bir başka Zorluk’tan ibarettir. Harekete geçme zamanı, ilk hamle yapılmadan önce zaferin çoktan belirlenmiş olduğu zamandır. Yapılacak tek şey, her zaman benim olacak olanı toplamak olduğunda.“ Neredeyse güldü.


“Elimi yiyor. Bırak yetsin. Bir El de Bilgi’dir. Ben onun hakkında öğrendiğim kadar, o da benim hakkımda tam olarak o kadarını öğrensin ve bakalım hangimiz öğrendiklerimizi daha iyi kullanacak. O’nun Çağı’na bir isim verilmeden önce bile bunu yapıyordum.“


HUUM!


Arkasındaki Sonsuzluk kıpırdadı ve bir Kâdın ortaya çıktı.


O da bir Mezozoik Ölçekli Sonsuz Yaşam Formu’ydu; Derin bir Sonsuzluk’la parıldayan, Güzel ve görkemli bir Varoluş’tu. Geminin arkasına süzülerek geldi ve kollarını arkasından ona doladı, onu sıkıca kendine çekti, yanağını omzunun arkasına dayadı.


“Aşkım,” dedi; Ses’i sıcaktı, uzun bir zaman boyunca oluşmuş olduğu belli olan bir sevgiyle doluydu. “Hazır olduğun zaman Konsey’e hitap edebilirsin. Seni bekliyorlar. Her zaman seni beklerler.”


Kollarını ona daha sıkı sardı; Sevgi dolu, rahat bir kucaklama, kucakladığına tamamen inanan bir Varoluş’un kucaklamasıydı bu. “Ama aceleye gerek yok. İstersen biraz daha balık tut. Kızıl renk her zaman seni sakinleştirir.”


Bunu söylerken, gözleri sıcaklıkla doluydu.


Ve hiçbir fikri yoktu. Kucakladığı Sevgilisi’nin artık orada olmadığına, cüppesini paylaştığı, Konsey’i yönetmesine yardım ettiği ve Varoluş’unu kendisininkiyle ördüğü Varoluş’un, bilinmeyen bir zaman önce içi boşaltılıp,  yerinin doldurulduğunu, yanağını, içinde Kâdim ve sabırlı bir şeyin bulunduğu bir cüppeye dayadığını hiç bilmiyordu. Sevgilisini kucaklıyordu ve sevgilisi bir mezardı; Ama bunu bilmiyordu çünkü Mühürlü Olan onu mükemmel bir şekilde giyiyordu, her şeyi mükemmel bir şekilde giydiği gibi!


Mühürlü Olan kollarında döndü.


O, Beden’i ölü bir adamı seven Kadın’a doğru çevirdi ve ödünç alınmış gözlerle ona baktı; Sonra, Kadın’ın hatırladığı adamın yapacağı gibi dudaklarını öptü. Kadın’ın Sonsuzluğ’u, güven dolu ve mutlu bir şekilde yanıt olarak parladı. Ödünç alınmış Eler yükseldi ve Kadın’ın cüppesinin düğmelerini çözdü; Sonsuzluk, tüm bölgeye derin ve gizemli bir dalga halinde yayıldı, Sonsuz Kıpkırmızı Okyanus’u örtmek üzere yükseldi; Böylece bundan sonra olacaklar hiçbir gözlemciye ait olmayacaktı.


Ve Varoluş’un bitmek bilmeyen Zorluklar’ı, sabırlı zulüm, uzun süren hazırlıklar ve henüz başlamamış olan savaşın ortasında, Mühürlü Olan, kendine özgü Canavar’ca tarzıyla, her zaman yaptığı tek şeyi yapmaya devam etti.


Kendi Kimliğ’iyle, tam anlamıyla ve hiçbir özür dilemeden yaşamaya devam etti.


---


>>Kaynak Topraklar’ı.>>


Sadece BU Kutsal Topraklar üzerinden ulaşılabilen, ancak onun içinde var olmayan bir yer vardı.


Geçit, Kutsal Topraklar’ın derin ve düzenli bölgelerinin bir yerinde bulunuyordu, ancak geçit sadece bir kapıdan ibaretti. Kapının ötesinde yatan şey, tamamen kendine ait ayrı bir Varoluş Boyut’unda var oluyordu; Tıpkı Mezozoik Seviyede’ki en görkemli Varoluşlar’ın her birinin kendi Panteonik Boyutlar’ına sahip olması gibi, yalnızca kendisine hesap veren ve başka hiçbir şeye hesap vermeyen bir Varoluş Kıvrım’ıydı. İçinde durmak, BU Kaynak Toprakları’ndan tamamen çıkıp, Kaynak Toprakları’nın yalnızca işaret ettiği bir yere adım atmak anlamına geliyordu.


Burası görkemli bir salondu, çok eskiydi ve çoğu Varoluş’un ömründen daha uzun bir süre boyunca amacını korumuştur.


Kılıçlar Salon’u.


Salonun tam ortasında devasa bir Obsidyen Tâht yükseliyordu; Bu Tâht tek bir koltuk değil, Kılıçlar’dan oluşan bir yapıydı; Sayısız kılıç, Tâht’ın şekline işlenmişti; Her biri bir Kaynak Silah’ını temsil ediyordu; Her biri, Varoluş’un herhangi bir yerinde bir Varoluş Kılıc’ı tarafından taşınan bir kılıçtı. Taht, karanlık ve derin bir parıltı yayıyordu; O’nu oluşturan silahlar ise görünür hiçbir Kaynak’tan gelmeyen bir ışığı yansıtıyordu.


Taht’ın önünde, yarım daire şeklinde dizilmiş, saygın Güc’e sahip Varoluşlar duruyordu.


Aralarındaki en zayıf olanı, Mesozoik Ölçek’te, Beşinci Ölçekte’ydi ve bu, toplanmanın En Alt Kâdemesi’ydi. En güçlü olanların Güc’ü ise tam olarak ölçülemezdi; Güçler’i, net bir şekilde Ölçülebilecek her Ölçü’yü Aşıyor’du. Her biri canlı bir BU İlkel Kaynak örtüsüyle kaplıydı; Silüetleri belirsizdi ve kesin olarak ayırt edilmeleri imkânsızdı. Fiziksel Bsdenler’inin Salon’da gerçekten mevcut olup, olmadığı ya da sadece Varoluşlar’ının buraya yansıtılmış olup, Varoluşlar’ın kendilerinin başka bir yerde bulunup, sadece toplantıya katılıyor olup, olmadıkları bile net değildi. Hem buradaydılar, hem de Burada değillerdi; Her ikisi birden.


Taht’ın kendisi de Obsidyen ve Altın’dan bir örtüyle kaplıydı. Burası, Varoluş’un Kılıçları’nın engin ağını yöneten Varoluş’un geleneksel olarak oturduğu Kılıc’ın Tahtı’ydı ve Tâht’ı saran canlı örtü, üzerinde oturan Varoluş hakkında da aynı gizemi yaratıyordu. O Varoluş’un Fiziksel Beden’i Kılıçlar’ın üzerinde mi duruyordu, yoksa sadece İrade’si mi başkanlık etmek için gelmişti, Salondaki hiç kimse bunu kesin olarak söyleyemezdi.


O Ân’da, Kılıçlar Salonu’ndaki Varoluş kasvetliydi.


Taht’ın etrafındaki Obsidyen örtülü figürlerden biri konuştu ve sesi soğuk ve sert çıktı.


“Mühürlü Olan’dan Eonlar boyunca hiç söz edilmedi,” dedi. “Bir fısıltı bile. O İsim diğerleriyle birlikte gömülmüştü ve bu gömülüşün her şeyin Son’u olması gerekiyordu. Ve şimdi, sanki sıradan bir Bilgiymişçesi’ne, BU Kutsal Topraklar’ın açık Varoluş’unda yeni Yemin etmiş bir Kılıç tarafından yüksek sesle dile getirilerek, su yüzüne çıkıyor.” Söylenmeyenlerle dolu ağır bir duraklama verdi.


“Şimdi ondan söz ediliyor. Bunca zaman sonra. Majesteler’i diğerlerine haber mi verdi? Geri kalanlar da bizim bildiklerimizi biliyor mu?”


Soru cevaplanamadan, daha keskin bir ses araya girdi ve ilk sesi kesip attı.


“Ondan önce bile,“ dedi ikinci kefenli, “Kapı’da sorulması gereken ama sorulmayan bir soru var. O ismi ağzına alan Varoluş buraya getirilmeli miydi? Raporunun Kaynağ’ı güvenilirmiş gibi onun raporunu tartışmalı mıyız?“ Ses sertleşti.


“İncelemeden kabul ettiğimiz şeyleri bir düşünün. Mühürlü Olan’ın karşısında hiçbir şey hayatta kalamaz. Hiçbir şey. İşte bu yüzden, o Çağ hakkında her şeyi unutmuş Varoluşlar’ın Kendisi’ni hâlâ donduran şey, o İsim’dir. Kendi ifadesine göre, o madende Varoluş’un Dört Kılıc’ı öldü. Ve yine de bu tek Varoluş, bu yeni Kılıç, bu Osmont, derinliklerden canlı, Daha Güç’lü ve sağlam bir şekilde geri çıktı; Dudaklarında o ismi bir armağan gibi taşıyordu.” Soğuk bir sessizlik.


“Neden? Neden Dört Kılıç öldürüldü de bu tek Varoluş kurtuldu? Mühürlü Olan, İlk Aldatıcı’dır. Mühürlü Olan, Sonsuz Yalancı’dır. Henüz Doğmamış olduğumuz o çok eski Çağ hakkında Büyüklerimizin bize anlattığı tüm Hikâyeler’e göre, o komplo kurar ve öldürür; Varoluş’u boyunca, dolambaçlı bir yol işine daha çok yarayacakken, tek bir kez bile dürüst bir şey yapmamıştır. Öyleyse soruyu açıkça sor. Ya bu hayatta kalan, aslında hiç de hayatta kalan biri değilse? Ya Osmont onun entrikalarının bir parçasıysa? Tanık kılığına girmiş, Öncü olarak gönderilmiş haberci, tam da Şu Ân’da tepki gösterdiğimiz gibi tepki vermemizi beklediği bir dönüş haberini getiriyorsa?“


...!


Salon sessizliğe büründü.


Yarım daire içindeki her bir örtülü figür, yavaşça Obsidyen ve Altın’dan yapılmış Tâht’ın yönüne döndü; Cevabı bekliyorlardı, Varoluş Kılıçları’na hükmeden Varoluş’un, söylenenleri tartıp karar vermesini bekliyorlardı.


Ve Taht, toplantının başından beri olduğu gibi, sessizliğini korudu!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi