Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 420

79.Kısım – Gizemli Entrikacı (5)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.366

Çeviri: Sansanson
79.Kısım – Gizemli Entrikacı (5)
 
“…Son Senaryo mu?”
 
Jung Heewon havada yanıp sönen mesaja bakarken kaşlarını derinden çattı.
 
‘Son Senaryo’ şimdiden başlıyor muydu?
 
Kıyamet Ejderhası senaryosunun 89. Senaryo olması gerekiyordu. O hâlde bu, 90. senaryonun sonuncu olduğu anlamına mı geliyordu?
 
Ancak bu durum karşısında kafası karışan tek kişi o değildi. Gemide hâlâ seyahat eden her Takımyıldızı birbirine bakıp kendi aralarında fısıldaşmaya başladı.
 
[...Bu da ne anlama geliyor şimdi?]
 
[Bekle, 99. Senaryo çoktan başladı mı yani?]
 
Hatta bazıları Dokkaebi Bihyung’a şikayette bulunmaya bile başladı.
 
[Bu ne biçim bir alçakça plan böyle? Son Senaryonun başlama zamanı henüz gelmedi...]
 
[<Kim Dokja’nın Şirketi>’ni ayrı mı götürmeyi planlıyorsunuz?]
 
Bihyung kafasını sallamadan önce bu Takımyıldızlarının tepkilerini inceledi. [Son Senaryo davetiyeleri bir süredir zaten gönderiliyor. Daha doğru bir ifadeyle, hepiniz ‘Kıyamet Ejderhası’nı uyandırmaya karar verdiğinizden beri.]
 
Bu açıklama, Takımyıldızlarının kendi aralarında gürültü koparmasına neden oldu. Birkaçı bir şeylerin farkına varmış gibi göründü ve endişeli gözlerle etrafa bakınırken yüksek sesle bağırmaya başladılar.
 
[Ö-öyleyse bizi de Son Senaryo’ya gönderin!]
 
[D-doğru! Biz de gerekli niteliklere sahibiz!]
 
Bihyung onları yatıştırmak istercesine konuştu. [Üzgünüm ama ben hepinizden sorumlu değilim. Ancak, eğer gerekli niteliklere sahipseniz, görevlendirilen Dokkaebiler rehberlik etmek için yakında gelecektir, bu yüzden lütfen içiniz rahat olsun.]
 
Fakat ses tonu kesinlikle dostane değildi.
 
[Tabii ki, nitelikli olduğunuz sürece.]
 
Takımyıldızlarının yüzleri gözle görülür şekilde soldu. Ve kısa bir süre sonra, Gemi yeni bir anons yaptı.
 
– Bir sonraki durak 8612. gezegen sistemi.
 
 8612. gezegen sistemi. <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin evi olan Dünya gezegeninin bulunduğu yer.
 
Bihyung, meseleyi daha fazla erteleyemeyecekmiş gibi bakışlarını <Kim Dokja’nın Şirketi> üyelerine çevirdi.
 
[Pekâlâ, şimdi. <Kim Dokja’nın Şirketi>’nden herkes, lütfen etrafımda toplansın.]
 
Bu hamle Han Sooyoung’u öne çıkardı. “Hayır, bir dakika bekle. Önceki senaryoyu daha birkaç gün önce bitirdik, biliyorsun değil mi?”
 
“Lütfen önce Dünya’ya gitmemize izin ver. Bir sonraki senaryo için hazırlıklarımızı henüz tamamlamadık.”
 
Jung Heewon da araya girdi. Yoldaşlar birer birer etrafta toplandı – Shin Yoosung, Lee Gilyoung ve Lee Jihye de... Hepsinin yüzünde kafası karışmış, huzursuz ifadeler vardı.
 
Bihyung sessizce iç çekti. [Düşündüğüm gibi, Kim Dokja yanınızda olmayınca gerçekten zahmetli oluyor, değil mi? Eğer burada olsaydı, bunu çoktan anlamış olurdu.]
 
“Bizi böyle alelacele sıkıştırmanın sebebi tam olarak nedir? Eğer düzgün bir açıkla...”
 
Bihyung’un dudakları sessizce kıpırdadı.
 
– Geriye o kadar çok giriş bileti kalmadı. Biletinizi garantiye almak için bir an önce oraya gitmeniz gerekiyor.
 
Bu sözler ‘Dokkaebi İletişimi’ aracılığıyla aktarıldı.
 
<Kim Dokja’nın Şirketi> üyeleri aynı anda birbirlerine baktılar. Eğer bu Dokkaebi böyle gizli bir mesaj gönderiyorsa, bu sadece diğer Takımyıldızlarının onu duymasını istemediği anlamına gelebilirdi.
 
Ancak, bu ‘giriş bileti’ mevzusu da neydi? Bir sonraki senaryo için böyle bir şeye mi ihtiyaçları vardı?
 
Yoo Joonghyuk aniden tereddüt eden grubun arkasından belirdi. “Hadi gidelim.”
 
“Ama bekle bir dakika!”
 
Jung Heewon onu durdurmaya çalışsa da Yoo Joonghyuk kararlılığını korudu. “Son Senaryo sırf biz oraya girdik diye başlamayacak. Onun tavsiyesine uymak en doğru karar.”
 
“Ama, Hyunsung-ssi ne olacak...”
 
“Onu ustama emanet et.”
 
Jung Heewon aceleyle Han Sooyoung’u süzdü. Han Sooyoung bir süre bir şeyler düşünüyor gibi göründü ve ardından Jung Heewon’un omzunu kavradı. “...Şimdilik gidelim. Bu kadar ısrarcı olmasının bir sebebi olmalı. Belki de Kim Dokja bizden önce gitmiştir ve orada bekliyordur. Kontrol etmeye değer.”
 
‘Kim Dokja’ kelimeleri, üyelerin ifadelerine sarsılmaz bir kararlılık getirdi.
 
“Kabul ediyorum.”
 
“Ben de! Ben de!”
 
Shin Yoosung, Lee Gilyoung ve hatta Lee Jihye bile hemen kararlarını verdiler. Jung Heewon son ana kadar Lee Hyunsung için endişeleniyor gibi görünüyordu fakat sonunda Yoo Joonghyuk’un sözlerini dinledikten sonra başıyla onayladı.
 
“Son Senaryonun gerçekleşeceği yere giderek ‘Çelik Kılıç İmparatoru’nu daha erken canlandırmanın bir yolunu bulabiliriz.”
 
“...Bu durumda, artık tereddüt etmek için bir nedenim kalmadı.”
 
[Pekâlâ, gidelim o hâlde.]
 
Bihyung’un sesiyle birlikte, <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin çevresi bir anda parlak bir ışığa büründü.
 
[Senaryo aktarımı başlıyor!]
 
Belki de daha yüksek rütbeli bir Dokkaebi’nin yetkisinin devreye girmesi nedeniyle, portaldan geçiş süresi kısa ve konforluydu.
 
Göz açıp kapayıncaya kadar grup kendisini zifiri karanlık dış uzayın ortasında buldu. Daha spesifik olmak gerekirse, evrenin kendisine tepeden bakmalarını sağlayan yarı saydam bir diskin üzerinde.
 
“Neresi burası...”
 
Disk, sadece tek bir giriş/çıkışı olan kubbe şeklinde bir bariyerle korunuyordu ve tam bu kapının önünde duran birkaç Dokkaebi vardı.
 
Yoo Joonghyuk önce Dokkaebilere, ardından kapıya baktı ve kendi kendine mırıldandı. “Burası <Yıldız Akışı’nın Geçidi>.”
 
“Burayı biliyor musun?”
 
Han Sooyoung’un sorusu üzerine başını salladı. “Büro’nun genel merkezinin bulunduğu yer. Son Senaryonun alanına girmek için buradan geçmek zorundasınız.”
 
“Daha önce buraya gelmiş gibi konuşuyorsun? Yoksa Olasılık Uygunluk İncelemesi’ne falan mı yakalandın?”
 
“Hayır, buraya ilk gelişim.”
 
“O zaman nasıl bildin? 1863. turun kayıtlarında burası geçiyor muydu?”
 
“Şey...”
 
Aniden şakaklarını tuttu ve sendeleyerek bocaladı.
 
‘Gizemli Entrikacı’ sayesinde 1863. turun kayıtlarını biliyordu. Ancak o kayıtlar bu senaryoya dair hiçbir bilgi içermiyordu. Kim Dokja da özel olarak hiçbir şey söylememişti.
 
O hâlde bu bilgiyi şimdiden nasıl biliyordu?
 
Tıs-çaçat!
 
Kıvılcımlar ceketinin hemen üzerinde hafifçe dans etti. Lee Jihye bir şeylerin ters gittiğini hissetti ve ona doğru uzandığı sırada, Geçidin yakınında parlak ışık huzmeleri patladı. Başka bir Takımyıldızı grubu ve Dokkaebiler de bu alana ışınlandı.
 
[Takımyıldızı-nimler, lütfen, bu taraftan.]
 
Takımyıldızları ve Enkarnasyonlar, Yüce Dokkaebilerin rehberliğinde kusursuz bir düzen içinde gruplarının yanından geçip gitti. Ve aralarında <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin yanından yürüyenlerden biri de, daha önce onlara bir seçenek sunmak için ortaya çıkan Dokkaebi ‘Heoche’ydi.
 
[Daha önce söylememiş miydim? Kararınızdan pişman olacağınızı.]
 
Han Sooyoung ve Yoo Joonghyuk, o Yüce Dokkaebi’nin geçip giden sesini duyduktan sonra birbirlerine baktılar.
 
Bu işte ters giden bir şeyler vardı.
 
Geçitten oldukça kolay bir şekilde geçen o Yüce Dokkaebi grubunun aksine, <Kim Dokja’nın Şirketi> Geçitin yakınına bile yaklaşamıyordu.
 
Bihyung girişin yanında duruyordu ve grup onun oradaki geçit muhafızlarıyla tartıştığını duyabiliyordu.
 
[Bu ne anlama geliyor? Tüm prosedürlerden zaten geçtik. Bu Enkarnasyonlar Son Senaryoya girmek için gerekli niteliklere sahipler. Bu yüzden lütfen kenara çekilin.]
 
Saf ışık yayan Geçit, Yüce Dokkaebinin grubunu yutarken, Yüce Dokkaebi önce durdu ve geçit muhafızlarının kaptanına bir şeyler fısıldadı.
 
Daha fazla bekleyemeyen Bihyung öne doğru bir adım attı, tam o sırada bu kaptan dudaklarını açtı. [Yüksek rütbeli Dokkaebi Bihyung, sen ve <Kim Dokja’nın Şirketi> Son Senaryoya giremezsiniz.]
 
***
 
Küçükken sık sık Yoo Joonghyuk olduğum rüyalar görürdüm. Şey, sonuçta içimde Süpermen ya da Batman gibi figürlerin doldurması gereken yerleri o işgal ediyordu.
 
Sadece bununla da kalmaz, uyanıkken bile sık sık onun gibi davranırdım. Bu yüzden dayak yedim ve bazı oldukça berbat çileler de çektim.
 
Buna rağmen, şimdiye kadar hayatta kalmayı başarabildim çünkü böyle bir ‘Yoo Joonghyuk’ hâline gelmiştim.
 
“Kaptan, acele edip bir sonraki senaryoya geçelim!”
 
Elbette rüyalarımda görünen tek kişi Yoo Joonghyuk değildi. Aslında, cesur Lee Jihye de oradaydı. Ve...
 
“Ekipmanın bakımı tamamlandı, Joonghyuk-ssi.”
 
…Güvenilir Lee Hyunsung da oradaydı ve son olarak...
 
“Kaptan, iyi misin? Rengin pek iyi görünmüyor…”
 
...Düşünceli Shin Yoosung da oradaydı.
 
Bir bakıma benim ailem gibiydiler. Yoo Joonghyuk ebeveynimse, Lee Hyunsung abimdi, Jihye ablamdı ve Yoosung da arkadaşımdı.
 
Onların hikâyelerini seviyordum. Dövüşleri sırasında onlara tezahürat yapıyor, talihsizliklerine göz atıyordum. Ve ben...
 
...Bunun bir bahane sayılıp sayılmayacağından pek emin değilim ama gerçekten onların mutlu olmalarını diliyordum.
 
Şimdiye kadar onlara ne olmuştu acaba?
 
Gördüğüm son şey Yoo Joonghyuk’un yüzüydü.
 
“Bu senin yüzünden.”
 
Aniden görüşüm altüst oldu. Acı dolu bir iniltiyle gözlerimi açtım.
 
“Rengin pek iyi görünmüyor. İyi misin?”
 
Göğsümün neden ağırlaştığını merak ediyordum ama meğer kkoma Yoo Joonghyuk numara [999] üzerinde duruyormuş. Yakındaki masada duran bir bardağı almak için mini [Göğü Yaran Kılıç]’ını kullandı ve bana uzattı.
 
“İç.”
 
“...Teşekkürler.”
 
Biraz soğuk su içtikten sonra zihnim yavaş yavaş uyandı.
 
[Mevcut Enkarnasyon Bedeni iyileşme oranı: %36]
 
Yetersiz olsa da Enkarnasyon Bedenim yavaş yavaş iyileşiyordu. Elbette beni tatmin etmeye yetecek düzeyde değildi.
 
– <Kim Dokja’nın Şirketi>. Artık Son Senaryo için ayrılma vakti.
 
Dün gece [666]’nın akıllı telefonunda gördüğüm manzara kafamdan çıkmak bilmiyordu. Yoldaşlarım çoktan Son Senaryo teklifiyle karşı karşıyaydı. Artık burada harcayacak zamanım yoktu.
 
“İstediğin zaman ayrılabilirsin. Tabii cevabı kendin çözebildiğin sürece.”
 
“Yine mi o mevzu?”
 
Mutsuz bir şekilde homurdandım ve doğruldum, ancak tam o sırada kkoma Yoo Joonghyuk numara [999] bana beklenmedik bir soru yöneltti. “Nefret ettiğin bir yiyecek adı söyle.”
 
“Neden aniden böyle bir şey sordun?”
 
“Kapa çeneni ve soruya cevap ver.”
 
Küçük herifin baskısı karşısında bir anlık afalladım. “...Domates.”
 
İç cebinden küçük bir not defteri çıkardı ve düzgün bir el yazısıyla ‘domates’ diye not etti.
 
Bunu neden yazıyor ki?
 
“Peki en sevdiğin yemek?”
 
“...Tavuk sulu Murim mantısı.”
 
Cevabım [999]’un yüzündeki ifadenin değişmesine neden oldu. “Görünüşe göre dilin ağzının tadını biliyor.”
 
Pekâlâ, sonuçta bu üç karışlık dilimin şimdiye kadar hayatta kalmama yardımcı olduğu doğru.
 
“Yemek yapmaktan 81. tur sorumlu. Kılıç ustalığı eksik olabilir fakat yemek yapma konusunda oldukça yeteneklidir. Dört gözle bekle.”
 
Şimdi düşününce, 81. tur Yoo Joonghyuk nedense epey bir yemek pişirme yeteneği öğrenmişti, değil mi? Görünüşe göre bu yerdeki yemeklerden o sorumluydu.
 
999 not defterine yazmayı bitirdi, yataktan aşağı atladı ve bana dönüp baktı. “Rahatsız olduğun bir şey varsa söyle. Aptal bir misafir bile günün sonunda bir misafirdir.”
 
“Aslında sormak istediğim bir şey var.”
 
“Gereksiz bir şey olmadığı sürece.”
 
“Yoo Joonghyuk neden bir ‘Dış Tanrı’ oldu?”
 
Kkoma Yoo Joonghyuk’un ifadesi belli belirsiz sertleşti. Sorularıma devam ettim. “Sadece bu da değil, ‘Gizemli Entrikacı’ takma adıyla bir Takımyıldızı olarak bile davranıyor... Benim tanıdığım ‘Yoo Joonghyuk’ asla böyle bir şey yapmazdı. O...”
 
Buraya geldikten sonra fark ettiğim şeylerden biri de, neredeyse tüm kkoma Yoo Joonghyukların benden pek hoşlanmadığıydı. Çoğu zaman sebepsiz yere benimle kavga çıkarmaya çalışıyorlar, onlara soru sorduğumda da nadiren düzgün bir cevap veriyorlardı.
 
Ancak bu [999] farklıydı. Şu kurt hikâyesi de vardı. Sanki burada bana bir şey söylemek istiyor gibiydi.
 
Neyse ki içgüdülerim beni yanıltmamıştı.
 
“Tanıdığını sandığın o ‘Yoo Joonghyuk’ tam olarak kim?”
 
Ses tonu hafif bir küçümseme izi barındırıyordu. Ne diyeceğimi bilemedim.
 
“Sadece birkaç bölümde geçen birkaç satırı okuyarak birini gerçekten anlayabileceğine hâlâ inanıyor musun?”
 
Cevap veremedim.
 
Nedenini pek bilmiyordum. Ona cevap vermeye hakkım olmadığını düşündüğüm için olabilirdi ya da belki de söyleyecek doğru kelimeleri bulamamıştım.
 
[999] kararsız hâlimi sessizce inceledi, ardından bana eleştirel bir bakış fırlattı. Sonra masaya bağlı bir çekmeceden bazı şeyler çıkarıp bana doğru fırlattı. “Okumayı sevdiğini duymuştum. Belki bunu okumak sana yardımcı olur. Bu kitap, senin gibi aptal insanların bilinmeyenin korkusunu anlaması amacıyla yazılmıştır.”
 
[999]’un bana fırlattığı şeyler birkaç kitaptı. Bakmak için onlardan birini elime aldım.
 
[Dış Tanrılara Kısa Bir Genel Bakış – ‘Gizemli Entrikacı’ ve ‘En Eski Rüya’ya Dair]

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi