Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 421

79.Kısım – Gizemli Entrikacı (5)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 11 dk Kelime: 2.750

Çeviri: Sansanson
79.Kısım – Gizemli Entrikacı (5)
 
Bu kitap, ‘Korku Kaydedicisi’ tarafından yazılmış bir kitaptı.
 
‘Korku Kaydedicileri’ – Dış Tanrılarla karşılaşan ilk insanlar ve onların varlığına dair sözleri yayan yazarlardı.
 
[Özel yetenek Okuduğunu Anlama etkinleşiyor!]
 
[Özel Nitelik Senaryo Yorumlayıcısı etkinleşiyor!]
 
Kitabın başlığını gördükten sonra beklentimin artmasına engel olamadım. Düşüncesi bile heyecan vericiydi; bu, ‘Gizemli Entrikacı’ ve ‘En Eski Rüya’ya dair bir hikâye olacaktı.
 
Entrikacı sık sık bu ‘En Eski Rüya’dan bahsederdi, bu yüzden bunun o ‘şey’ hakkında daha fazla bilgi edinmek için önemli bir fırsat olabileceğini umuyordum.
 
O sırada [999]’un çoktan gözden kaybolduğunu fark etmemiştim bile, tüm benliğimle bu kitabı okumaya odaklanmıştım.
 
***
 
Tam sekiz saat sonra, yüzümde saf bir şaşkınlık ifadesiyle kitabın kapağını kapattım.
 
“Bu...”
 
Bu tür bir kitabı tanımlayacak mükemmel bir ifade biliyordum.
 
“Bu ‘Hayatta Kalma Yolları’ndan bile daha sıkıcı...”
 
Bunu kimin yazdığı hakkında hiçbir fikrim yoktu, ancak bu kitap 21. yüzyılın çeşitli platformlarında yayınlansaydı, ‘Hayatta Kalma Yolları’ kadar feci bir şekilde batacağından emindim.
 
Sadece sıkıcı olmakla kalmıyor, okuması da oldukça zordu.
 
“…Neyden bahsediyordu ki bu?”
 
Ancak, anladığım tek bir şey vardı. O da, uçsuz bucaksız [Büyük Boşluk]’ta beş büyük ‘Dış Tanrı’nın bulunduğuydu.
 
Doğudan yükselen ‘Yaşayan Alev’.
 
Batıdaki dünyanın felaketi, ‘Batık Adanın Efendisi’.
 
Kuzey evreninin hâkimi, ‘Büyük Boşluğun Hükümdarı’.
 
Güneydeki yıldızlararası uzayın hâkimi, ‘Gümüş Kalbin Kralı’.
 
Ve son olarak, hiçliğin içinden sürünen ‘Yüce Entrikacı’.
 
“…Bu konsept Hayatta Kalma Yolları’ndan bile daha havalı.”
 
Şimdiye kadarki şeylerin bağlamında, bu ‘Yüce Entrikacı’ takma adı ‘Gizemli Entrikacı’yı simgeliyor gibi görünüyordu. Aslında, Entrikacı’nın kendisiyle ilgili metinler arasında birkaç ilginç kısım vardı.
 
‘Yüce Entrikacı’ ile karşılaşan birkaç Korku Kaydedicisi, onun ‘En Eski Rüya’yı aradığını öğrendi... (Atlandı)... O şanslı Kaydediciler, Yüce Entrikacı’ya ‘En Eski Rüya’nın kimliğini sormayı başardılar.
 
[O, bu evrenin başlangıcı ve devasa dişli çarkın efendisidir. Benim en eski can düşmanım ve ebeveynimdir. Ve her şeyin sonuna karar veren kişidir.]
 
O birkaç Korku Kaydedicisi, bu sözler söylendiği an Yüce Entrikacı’nın yüz ifadesini görmeyi başardı ve oracıkta bayıldı. Uyandıktan sonra artık kim olduklarını bile hatırlayamıyorlardı.
 
...Kendilerini bile hatırlayamayan bir grup insan tarafından yazılmış kayıtlar mı? Bu yüzden mi bu kitabın yazarı sadece bir ‘Korku Kaydedicisi’ olarak belirtilmişti?
 
‘Yüce Entrikacı’ ya da ‘En Eski Rüya’ hakkında daha fazla şey okumak istiyordum, ancak kitabın büyük çoğunluğu bu ikisinin kayıtlarını içermiyor, aksine ‘Dış Tanrılar’ın genel işleyişine dair sıkıcı anekdotlardan oluşan bir koleksiyon sunuyordu.
 
Hikâye akışı bile paramparçaydı.
 
Çoğu zaman, bir hikâye tam ilginçleştiği sırada hiçbir uyarı yapılmadan aniden bitiyor ya da olayların sırası anekdotun kendi içinde bile birbirine girerek neyin ne olduğunu anlamayı tamamen imkânsız hâle getiriyordu.
 
Burada sadece tek bir hikâyeden bahsetmiyordum, her biri böyleydi, bu yüzden kendimi kitabın içine bir türlü kaptıramıyordum.
 
(Ne kadar ilginç bir hikâye.)
 
Araya girmeye karar veren kişi Simülasyon’dan başkası değildi.
 
‘...Sana neresi ilginç geldi ki?’
 
(Bu kitap kasıtlı olarak bu şekilde tasarlanmış.)
 
‘Yani kasıtlı olarak sıkıcı olması için mi yazıldığını söylüyorsun?’
 
(Bu hikâyenin iletmek istediği mesaj oldukça açık.)
 
‘Yazar bir mesaj iletmek isteseydi, bunu başkalarının anlayabileceği bir şekilde yazmalıydı.’
 
(‘Anlayamayanlar, zaten anlayamaz’ mantığıyla yazılmış.)
 
‘Efendim?’
 
Hafif bir iç çekiş duyduğumu sandım ve ardından gözlerimin önünde küçük kıvılcımlar dans etti. [Dördüncü Duvar]’dan sızan güç kitabın sayfalarını çevirdi ve birkaç paragrafı çekip çıkarmaya başladı.
 
Ve farklı kısa hikâyelerden alınmış, görünüşte birbirinden kopuk olan o paragraflar birleştirildiğinde, şu metin satırlarını oluşturdular.
 
Uzak, ırak evrenden aktarılan duygular. Bunlar, bu yazarın asla peşinden gidemediği kadim çağların akışıydı. Dehşete düşmüştük.
 
Tanıyamadığımız bir evrenden gelen canavarlar gibiydiler.
 
Bu ‘Korku’ tahmin edebileceğimiz şeylerden kaynaklanmıyordu. Bu, asla anlayamayacağımız varlıklardan yayılan saf bir ‘Dehşet’ti.
 
Büyük bir güçlükle, o Dehşetlerin her birine isimler verdik. Bilinmeyenin yaratıklarına isimler vererek, onları anlayabileceğimiz illüzyonuna sığınmak istedik.
 
Ancak şimdi bu kitabın iletmek istediği mesaj kendisini gösteriyor gibi hissettiriyordu.
 
Elbette, girişimimizin herhangi bir anlamı olup olmadığına sadece onlar karar verebilir.
 
Bu kabulleniş dolu paragrafı okuduktan sonra, ‘Dış Tanrılar’ın bu ‘Korku Kaydedicileri’yle neden bu kadar alay ettiğini anlar gibi oldum. Onlara verilen tüm o Niteleyiciler, kesin konuşmak gerekirse, onların orijinal özünü yansıtmıyordu.
 
Eğer sen, okuyucu, günün birinde onlarla karşılaşırsan şunu unutma. Boşluğa bakan kişinin ya delirmekten ya da boşluğun kendisi olmaktan başka çaresi kalmayacaktır.
 
İkinci okumamı da bitirdikten sonra, umutsuzluk içinde kitabı kapattım.
 
“...Buradan neredeyse hiçbir şey kazanamadım.”
 
Sonuç olarak, bu kitaptan çözebildiğim tek bir şey vardı.
 
‘Dış Tanrılar’ akıl sır ermez yaratıklardır.
 
Bunlar oldukça sorumsuz kelimelerdi, orası kesindi.
 
Bu tür sözler sadece ‘Dış Tanrılar’ için değil, neredeyse herkes için geçerli olabilirdi, değil mi?
 
‘Yoo Joonghyuk’ akıl sır ermez bir yaratıktır.
 
‘Han Sooyoung’ akıl sır ermez bir yaratıktır.
 
Böyle bir şey söyleseydiniz bile bağlama yine de uyardı.
 
Bir ‘Dış Tanrı’ olmasa bile, birbirimizi tamamen anlayamayacağımız bir gerçekti. Anlayabiliyormuşuz gibi hissedebilirdik ama bu bizim adımıza anlık bir yanılgıdan başka bir şey değildi.
 
Bir süre önce Jang Hayoung ile bu konu hakkında bir konuşma yapmıştım.
 
Düşüncelerimi sessizce dinleyen ‘Rüyaları Yiyen’ kıkırdamaya başladı. (Haklısın. Bu kitabın iletmek istediği mesaj tam olarak bu. Sonuçta, hepimiz birbirimiz için sadece birer ‘Dış Tanrı’yız.)
 
Kitabı bıraktım ve pencereden dışarı baktım. Tıpkı içinde bulunduğu yuvarlak oda gibi yuvarlak şekilliydi.
 
Güneş ışığı hafifçe içeri süzülüyordu. Ormanın yoğun yaprakları arasında güneş banyosunun tadını çıkaran ‘Dış Tanrılar’ı seçebiliyordum. Bazıları beni fark etti ve dokunaçlarını salladı. Sanki bir masaldan fırlamış korkunç bir sahneye bakıyormuşum gibi, o dokunaçlara bakmaya devam ettim. Dış görünümlerinin gerçek doğalarını yansıtmıyor olması son derece olasıydı.
 
Şimdi daha yakından baktığımda, hareketleri de oldukça zarif görünüyordu.
 
(Sadece elini uzatanlar gerçeği keşfedebilir.)
 
Belki de en başından beri o kitabı okumama gerek yoktu. Ne de olsa ‘Dış Tanrılar’ burada her yerdeydi, değil mi?
 
[Minyatürleşme]’yi etkinleştirip pencereden dışarı sızmadan önce çevremi sinsice bir süre gözlemledim.
 
Yukarı doğru süzüldüm ve ‘Dış Tanrılar’dan birine yaklaştım. O da dokunacını bana doğru uzattı. Bu eylemin arkasında bir düşmanlık hissetmedim.
 
Piş man ol san bi le um rum da de ğil.
 
[Dördüncü Duvar] beni uyardıktan sonra bile, yine de o dokunaca doğru elimi uzattım.
 
Hayatımda her zaman bir şeyler için pişmanlık duymuştum. Ancak, yapmadığım şeyler için duyduğum pişmanlık, yaptıklarım için duyduğumdan çok daha büyüktü.
 
[Özel yetenek Okuduğunu Anlama etkinleşiyor!]
 
Bu <Yıldız Akışı>’nın en son senaryosu, ‘Dış Tanrılar’a karşı büyük bir savaştı. Ve bu savaş aracılığıyla, ‘Dış Tanrılar’ bu dünyadan silinecekti.
 
Onlar, ‘Hayatta Kalma Yolları’nda hakkında detaylı bir açıklama bulunmayan tek yaratıklardı.
 
Onlara sormak istiyordum. Tam olarak nereden geldiklerini.
 
<Yıldız Akışı>’na karşı ne amaçla savaştıklarını.
 
Orijinal hikâye boyunca ‘Dış Tanrılar’ bu sorulara tek bir kez bile cevap vermemişti. Sadece kükremişler ya da anlaşılmaz sözler sarf ederek Takımyıldızlarına karşı savaşmışlardı. Hepsi buydu.
 
Tıs-çaçaçaça...
 
[Dördüncü Duvar seni uyarıyor!]
 
Dış Tanrı’nın dokunacını kavradım. Dokunuşuma yanıt verircesine, dokunaç bir ağacın sarmaşığı gibi elimi sardı.
 
‘Korku Kaydedicisi’ şöyle demişti:
 
Onlar ‘Dış Tanrılar’ın akıl sır ermez, açıklanamaz varlıklar olduğunu söylemişlerdi. Nereden geldiklerini ya da gerçek kimliklerinin ne olduğunu kimsenin bilmediğini söylemişlerdi.
 
Haklı olabilirlerdi. Şu anki eylemlerim tamamen anlamsız olabilirdi.
 
Daha sonra, orijinal hikâyede olduğu gibi birbirimizle savaşabilir ve herkes için feci bir yıkım ve mahvoluş getirebilirdik.
 
Aniden, çevrem yavaş hareket eden bir melodiyle kaplanmış gibi hissettirdi. Parlak güneş ışığı altında, ‘Dış Tanrılar’ birer birer başlarını benim yönüme doğru eğiyorlardı.
 
[Hikâye Herkes Tarafından Sevilen, hikâye anlatımına başladı.]
 
Dış Tanrılar tarafından oluşturulan sarmaşıklarda, sanki bana çok değerli gizli bir şeylerini veriyorlarmış gibi küçük çiçekler açmaya başladı. O çiçeklerden etrafa bir koku yayıldı ve kısa sürede bir şarkının sözlerine dönüştü. Ve ardından, bir hikâye oluşturdu.
 
“Kaptan.”
 
Çok eski bir hafızanın kırıntısıydı.
 
“Yoo Joonghyuk-ssi.”
 
Büyülenmiş bir adam gibi o sesleri dinledim. Farklı insanlara aittiler ama gözlerim kapalıyken bile o seslerin sahiplerini tam olarak tahmin edebiliyordum.
 
Bunu çok uzun zamandır düşünüyordum.
 
Eğer ‘Gizemli Entrikacı’ orijinal hikâyedeki Yoo Joonghyuk ise ve tıpkı bana gösterdiği gibi, ‘Hayatta Kalma Yolları’nın sayısız dünya çizgisi dışarıda bir yerlerde var olduysa, o zaman...
 
O regresyon turları içindeki sayısız başarısız hikâye, tam olarak nerede son bulmuştu?
 
“Gelecek hayatta, hiç şüphesiz.”
 
“Daha birçok kez regresyon geçirirsen bile, sana her zaman eşlik edeceğim kaptan...”
 
Hafızanın kabaran dalgaları beni bir anda yuttu.
 
Bu anıların belirgin bir başlangıç noktası yoktu ve birbirleriyle tutarlı bir şekilde bağlantılı da değillerdi. Ancak onları takip edebiliyordum. Sanki daha önce birbirine bağlanamayan takımyıldızlarını birbirine bağlıyor gibiydim.
 
Belki de bu dünyada onları sadece ben bağlayabilirdim.
 
Ve o anda anladım.
 
‘Dış Tanrı’nın ne olduğunu, orijinal hikâyedeki Yoo Joonghyuk’un neden isteyerek böyle bir varlığa dönüşmek zorunda kaldığını anladım.
 
...Ve, neden ‘Gizemli Entrikacı’ olmaktan başka çaresi kalmadığını.
 
On binlerce, yüzlerce, belki de milyonlarca yıl boyunca devam eden acının hikâyesi. Dünya çizgisi tarafından bir kenara atılan ve ‘Hikâye’ olarak kabul edilemeyen hikâyeler. Ve dünyaların bilinçaltı hâline gelen, evrende sürüklenen ve kadim anıları derin derin düşünen Hikâye parçaları. Son olarak, kurtarılamayanların sesleri.
 
[Oooooooohhhh...]
 
Çevremi bir bahçe gibi saran ‘Dış Tanrı’nın dalları genişlemeye başladı. O dalgaların altında nefessiz kalacakmış gibi hissetsem de, gözlerimi bu anılardan ayıramıyordum.
 
“Lütfen, bizi hatırla.”
 
Dokunuşumla ufalanıp giden Hikâyeleri kavradım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Bunlar gerçekten çok ama çok değerliydi. Ve artık kimse onları hatırlamadığı için kontrol edilemez bir keder hissediyordum.
 
Bunu ne anlayabiliyor ne de değiştirebiliyordum.
 
Gerek o zaman gerekse şimdi yapabileceğim tek şey, sadece onları ‘okumaktı’.
 
‘Dış Tanrılar’ aynı anda çığlık atmaya başladı.
 
[BizitanıyorsunBizitanıyorsunBizitanıyorsunBizitanıyorsun]
 
[KimsinsenKimsinsenKimsinsenKimsinsen]
 
Sarmaşıklar etrafımda sıkılaşmaya başladı. Dış Tanrılardan gelen hıçkırık sesleri duydum. Mutluymuş gibi geliyorlardı. Ya da belki, üzgün.
 
Evrenin uzak, diğer ucundan yankılanan kadim çığlıktı bu.
 
Sa na yap ma manı söy le miş tim.
 
Bana doğru hücum eden Dış Tanrılar kısa sürede yoğun, geçit vermez bir orman oluşturdu. Sarmaşıklar büyüdükçe büyüdü, beni tamamen yutmak istercesine daha sert ve daha sıkı boğdu. Sanki beni kendilerinden biri olarak kabul etmek istiyorlardı. Sanki onlara katılmamı ve sonsuza dek kalmamı istiyorlardı.
 
Bir şekilde mantığımı geri kazanmayı başardım ve sarmaşıkları uzağa iterek oradan çıkmak için çok çabaladım. Ne yazık ki, ben bunu yaptıkça onların kısıtlamaları daha da sıkılaştı.
 
[GİTME]
 
[NASIL OLUR]
 
Burada yutulmayı göze alamazdım.
 
Eğer gerçekten onlar için en iyisini istiyorsam, o zaman burada bayılmamalıydım.
 
[GİDEMEZSİN]
 
Daha Kırılmaz İnanç’ı kınından çıkaramadan iki kolum da mühürlendi. Tam sarmaşıkların karanlığına çaresizce sürüklenmek üzereyken, parlak ışık huzmeleri onları ikiye böldü.
 
Hafif güneş ışığı altında görülebilen mini bir [Göğü Yaran Kılıç]’tı bu. Başımı kaldırdığımda kkoma Yoo Joonghyuk numara [999]’un bana dik dik baktığını gördüm.
 
“Seni piç, ne yaptın sen?”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi