Bölüm 422
Çeviri: Sansanson
79.Kısım – Gizemli Entrikacı (7)
“...Az önce orada neler oldu böyle?”
Han Sooyoung’un sözlerini duyduktan sonra Bihyung başını öne eğdi.
“Büyük laflar edip duruyordun ama kapıdan geri çevrildik… Oii, Dokkaebi, artık bir şey söylemeyecek misin?”
[Şey, o... Fuu...]
Nihayetinde, <Kim Dokja’nın Şirketi> ‘Son Senaryo’ya gidememiş ve Dünya’ya geri dönmek zorunda kalmıştı. Nedeni mi? ‘yetersiz nitelikleri’.
[Görünüşe göre bunun arkasında Yüce Dokkaebiler var.]
“Bunu söyleyince her şeyin düzeleceğini mi sanıyorsun? Boşa harcanan zamanımızı nasıl telafi edeceksin?”
[...Sizi uygun ödüllerle telafi edeceğim, o yüzden lütfen üstüme gelmeyi bırak.]
Söylenen Bihyung cebini kurcalarken, Han Sooyoung derin bir iç çekti ve yoldaşlarına baktı.
Her türlü çılgın badireyi atlattıktan sonra bir şekilde Dünya’ya dönmüşlerdi. Tahmin edilebileceği gibi, şu an hiçbiri kendinde değildi.
“Bu sefer gerçekten ölmüş olabilir... Özür dilerim, hyung... Ben... Benim niteliğim yetmedi... Çünkü sözleşmeyi yapmadım...”
Lee Gilyoung orada büzülmüş bir hâlde kendi kendine anlaşılmaz şeyler mırıldanırken, Shin Yoosung sanki meditasyon yapıyormuş gibi gözlerini kapatmış ve iki işaret parmağını şakaklarına bastırmıştı. Bu sırada Lee Jihye ve Jung Heewon, Lee Hyunsung’u [Endüstri Kompleksi]’ndeki Aileen’e götürmüş ve şimdilik oradan ayrılmışlardı.
“...Burası hiç değişmemiş. O ahjumma evi temizleme zahmetine bile girmemiş, değil mi?”
Han Sooyoung, eski koltuğun tozunu silkelerken kendi kendine mırıldandı.
Bir zamanlar o, Yoo Sangah ve Lee Sookyung bu evde birlikte kalmışlardı. Kim Dokja’nın yokluğunda üç yıl boyunca birlikte yaşadıkları bir yer...
Kısa süreli anıları kapı zilinin çalmasıyla bölündü.
[Kara Alev]’i kullanarak kapıyı uzaktan açtı ve kendi kendine sırıttı. “...Sanırım 「İti an, çomağı hazırla」 lafı da bir Hikâye olabilir.”
“Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Sooyoung-ah,” dedi Lee Sookyung, evin dağınık hâline göz gezdirirken. Sonunda başını salladı. “Hâlâ eskisi gibisin. En azından burayı biraz havalandırmalıydın.”
“Bilmeni isterim ki daha yeni döndüm. Ve şimdiden o kadar çok yı...”
Han Sooyoung o noktada irkildi. ‘Reenkarnatörler Adası’nda onlarca yıl geçirmiş olsa da, o zaman adanın içinde geçirdiği zamandı. Dışarıda tam olarak ne kadar zaman geçtiğini kestiremiyordu.
Lee Sookyung elinin basit bir hareketiyle evdeki tüm pencereleri açtı ve tüm o boğucu tozu dışarı saldı. Bu sırada gözleri yere yığılmış gruba dikili kalmıştı.
Han Sooyoung sinsice yaşlı kadının onlara doğru olan görüşünü kapattı, boğazını temizlemek için öksürdü ve bir soru sordu. “Acaba Jung Heewon sana çoktan anlattı mı?”
“Neyi anlattı mı?”
Han Sooyoung hafifçe dudağını ısırdı. Bu durumu nasıl açıklayacağını bilemiyordu.
“Şey, görebileceğin gibi Kim Dokja burada değil.”
“Hmm, doğru. Ben de bunu daha yeni öğrendim.”
Belki de konuyu hiç açmaması gerektiğini düşündü ama artık olan olmuştu. Han Sooyoung gözlerini sıkıca kapattı ve konuştu. “Burada olmamasının sebebi, şey... Ben, Yoo Joonghyuk ve Jung Heewon, hepimiz oğlunu kurtarmak istedik ve elimizden geleni yaptık ama...”
“Lütfen sadede gel.”
“Huh. Aslında ahjumma, oğlun biriyle bir yere gitti. Ama orası...”
“Yoksa şundan mı bahsediyorsun?”
Han Sooyoung, Lee Sookyung’un işaret parmağını takip ederek kafasını çevirdi. Duvardaki televizyonda bir haber bülteni oynatılıyordu.
Ekrandaki sahnede, zifiri karanlık gökyüzünde süzülen beyaz ceketli bir adam ve o adamın kolundan sarkan Kim Dokja görünüyordu.
– Son dakika! <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin başkanı kaçırıldı!
Han Sooyoung’un ağzı açık kaldı ve kısık sesle mırıldandı. “...Bu da ne böyle?”
Akıl almaz bir nedenden dolayı, Dünya medyası bu olaydan haberdar olmuştu. Lee Sookyung oldukça rahat bir ifadeyle bir süre ekrana baktı, ardından başını salladı. “Şu çocuk. Hâlâ çok popüler.”
“Ahjumma?! Bunun oldukça ciddi bir sorun olduğunu anlamıyor musun??”
“Ama o Yoo Joonghyuk-gun¹’a benziyor. O hâlde nasıl ciddi bir sorun olabilir ki?”
“Çünkü o ‘Yoo Joonghyuk’ değil. Sorun da bu zaten.”
Han Sooyoung iç çekerek homurdandı. Ancak sonra, TV ekranı aniden kendini geriye sardı ve aynı görüntü tekrar oynamaya başladı.
– Son dakika! <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin başkanı kaçırıldı!
Neler olduğunu merak ederek etrafına bakındı, ta ki televizyon kumandasına sürekli basıp duran şaşkına dönmüş Yoo Joonghyuk’u görene kadar. Görüntüyü defalarca geriye sarıyor ve tekrar tekrar oynatıyordu.
Han Sooyoung ona sordu. “...Hey, iyi misin?”
“...”
“Onu geriye sarsan bile zamanda geriye gidemezsin, biliyorsun değil mi? Nasıl geri döneceğini bile mi unuttun?”
Onu duymazdan geldi. Gözleri, sanki ‘Gizemli Entrikacı’nın görüntüsünü hafızasına kazımak istercesine korkutucu bir şekilde yanıyordu. Yenilgiyi kabul etmeyi reddeden Regresörün Statüsü dışarı sızıyor, oturma odasındaki havayı boğucu ve sıcak hâle getiriyordu.
Han Sooyoung daha da büyük bir homurtu çıkardı. “Lanet olsun. Bu görüntüyü kim dağıttı ki...”
[Öhöm, öhöm.]
Kafasını bir kez daha çevirdiğinde bu kez boğazını temizleyen Bihyung’u buldu.
“...Sen hâlâ gitmedin mi?”
[İşte ödülün.]
Şimdi düşününce, ödül ödemesini tamamen unutmuştu. Elini uzattı ve Dokkaebinin küçük eli avucuna 500 Jeton bıraktı.
“Benimle dalga mı geçiyorsun??”
[Şey, mesele şu ki, Büro’nun Seul şubesinin mali durumu son zamanlarda biraz sıkışık, anlarsın ya... Ve ilgilenmemiz gereken o kadar çok şey varken, bu biraz...]
Bihyung gökyüzünün diğer tarafına bakarak ıslık çaldı.
Seul’un normalde açık olması gereken gökyüzü, şimdi kızıl ve sarının uğursuz renklerine bürünmüştü. Olasılık kıvılcımları paratoner gibi çakıyor, zifiri karanlık [Büyük Boşluk] ise vahşice dönüyordu.
Han Sooyoung kaşlarını çattı ve sordu. “Seul’e bir şey mi oldu?”
“Gökyüzü bir süredir böyle.”
Bu şehir artık ana senaryonun gerçekleştiği yer değildi. Ancak eğer kıyamet alametleri hâlâ bu şekilde devam ediyorsa, o zaman...
[Kıyamet Ejderhası yüzünden.]
Bihyung acı bir ifadeyle gökyüzüne baktı, iç cebinden uzun bir pipo çıkarıp ağzına götürdü.
Belki de bu görüntüyü kabul edilemez bulan Han Sooyoung, pipoyu kapıp Dokkaebiye bağırdı. “Neden bahsediyorsun sen?! Kıyamet Ejderhası’nın etkisi neden buraya kadar ulaşıyor?”
[Bilmiyor musun? Kim Dokja’nın size çoktan anlattığını sanıyordum.]
“O aptal en önemli bilgileri bize asla söylemez.”
Bihyung oldukça istifini bozmadan ikinci bir pipo çıkardı ve onu yakarken konuştu. [Kıyamet Ejderhası’nın dirilişi, hepimiz için o büyük yok oluşun ilk düğmesidir. Bunu, o şey uyandığı anda dünya çizgisinin sonuna doğru hızla ilerlemeye başlaması gibi düşünebilirsin... Bu yüzden size ‘Son Senaryo’ya acele etmemiz gerektiğini söylemiştim.]
“...Son Senaryo’ya gidemezsek ne olacak?”
[Kelimenin tam anlamıyla, kıyamet kopacak. Sen, ben, bu dünya.]
Bu sakin açıklama, şaşkına dönen Han Sooyoung’un sertçe çıkışmasına neden oldu. “Ne saçmalıyorsun, ne demek yani... Dünya yok olmak üzereyken bu ‘Son Senaryo’nun ne anlamı var? Siz böyle bir senaryoyu en başta neden oluşturdunuz ki?!”
[Büyük yok oluş, Dokkaebiler tarafından planlanmış bir senaryo değil. Bu sadece olması gereken bir şey. Ve yok oluş gerçek olduğu için, ‘Son Senaryo’ nihayet amacına ulaştı.]
Bihyung pişmanlık dolu bir ifadeyle uzak gökyüzüne baktı. Bir grup yıldızın aceleyle bir yere gitmeye çalıştığını gördü. Gökyüzündeki yıldızlar kayan yıldızlar gibi uzaklaşıyordu.
***
[Oh-oooooooh!]
[Ah-aaaaaah!]
‘Dış Tanrılar’ zifiri karanlık Statülerini serbest bırakarak N’Gai Ormanı’nın tamamını saf karanlığa boyadı.
Kkoma Yoo Joonghyuklar beni sarmaşıklardan kurtarmayı başardı ve hemen etrafımı sardı. Kkoma numara [999] önce konuştu. “Kim Dokja’yı koruyun.”
“Bunu hepinize daha önce söylemiştim, değil mi? Bir sorun çıkaracağını biliyordum.”
“Gerçekten de, onu ilk gördüğümüzde öldürmeliydik.”
Söyledikleri son derece ürkütücü sözlere rağmen, kkoma Yoo Joonghyukların hepsi [Göğü Yaran Kılıç]’larını sıkıca tutmaya devam etti ve gardlarını indirmediler. Yaklaşan dokunaçları dilimleyip keserek azar azar öne doğru ilerlediler.
Belki de gerçekten şok edici bir şeye tanık olduktan hemen sonra olduğu için, tüm vücudum bu soğuk havaya bürünmüş gibiydi. Kkoma numara [999] siyah ceketini çıkardı ve omuzlarıma bıraktı.
“Sana sadece kitap okumanı söylediğimi hatırlıyorum, neden onları kışkırtmak zorundaydın ki?”
Burada ona ne cevap verebileceğimi bilemiyordum. [999]’un gözleri titredi.
“...Seni aptal.”
[Oh-ooooooh!]
Feryat eden Dış Tanrıların gerçek sesi gökyüzünde ağır bir şekilde yankılandı. Ormandaki böcekler vücut sıvılarını kusarak öldüler, hatta bazı Tanrılar kendi aralarında bile savaşmaya başladılar.
999 ciddi bir ses tonuyla konuştu. “Bu varlıklar çok uzun zamandır anlaşılmadı. Ve sen illa ki araya girmek zorundaydın.”
‘Dış Tanrılar’ bulunduğumuz yere akın ediyordu.
[BanaverBanaverBanaverBanaver]
[KimdokjaKimdokjaKimdokjaKimdokja]
Ancak daha da endişe verici olan şey, tüm Dış Tanrıların aynı hisleri taşımamasıydı. Yüksek rütbelilerden birkaçı, varlığımı hissettikten sonra benim yönüme doğru filtrelenmemiş bir düşmanlık yaymaya başladı.
[Pis ko ku lu Ta kım yıl dızı bi ze tepe den bak tı.]
[O nu öl dür ün on dan kur tulun.]
[Ent rikacı’nın misa firi ol san bi le af yok.]
“Kenara çekilin, Şantak üyeleri!”
“Daha fazla yaklaşırsanız sizi biçeriz.”
Kkoma Yoo Joonghyukların hepsi Statülerini serbest bırakıp direndiler ancak ‘Dış Tanrılar’ hiç de geri adım atmadı. Adım adım daha da yaklaştılar ve kendileri de baş döndürücü Statüler yayarak yüksek sesle haykırdılar.
[Oh, Ent rikacı! Da ha faz la bek leye meyiz!]
[Da ha ne ka dar bek leme miz gere kiyor? Dün ya çizgi sinin so nu yak la şı yor!]
Neden bahsettiklerini çok iyi biliyordum.
Dünya çizgisinin sonu.
Bu elemanlar bile, beklendiği gibi, ‘Son Senaryo’nun tamamen bilincindeydi.
[Bu dü nya bi zi anla malı]
“Kenara çekilin!!”
Yaklaşan dokunaçlar daha da vahşileşti. Nihayetinde Statüleri, kkoma Yoo Joonghyukların başa çıkamayacağı kadar ağırlaşmaya başladı ama sonra...
Orman ikiye ayrıldı ve ‘o’ sahneye çıktı.
Hiçbirimizin engelleyemediği dokunaçların arasından geçerek öne doğru yürüdü. Her bir adımı, tarif edilemez sonsuzluğun yalnızlığını ve deneyimlediği 1863 yaşamın tamamını barındırıyordu.
Bir zamanlar adı Yoo Joonghyuk’tu ama şimdi o, ‘Gizemli Entrikacı’ydı. Her dünya çizgisinin kederini bilen bir adam.
Dış Tanrılar, o mutlak, ezici asalet karşısında diz çöktüler.
[Oh, yü ce Ent rikacı.]
Ancak hepsi bunu yapmadı. Varlıklarının hiçliğe dönüşmesinin yoğun acısına maruz kalsalar bile fikirlerinden dönmek istemeyen bazı ‘Tanrılar’ vardı.
[Oh, yü ce Ent rikacı, da ha faz la bek leye meyiz.]
Hiç kimsenin asla anlayamayacağı varlıklar keder içinde feryat ediyordu. Öfkeleniyorlar ve yas tutuyorlardı. Buna rağmen öfkeleri ve kederleri anlaşılmıyordu. Bu dünya çizgisine ait değillerdi ve mevcut ‘Hikâyeler’ aracılığıyla anlaşılamıyorlardı.
Öfkelerini, kederlerini ve acılarını anlamak için gerçekten çok çabalamak gerekiyordu.
[Anla şıl mak isti yor uz.]
[Hi kâye ol mak isti yor uz.]
Anlaşılması için insanın çok çabalamasını gerektiren Hikâyeler asla Hikâye olamazdı. İçine kendini derinlemesine atmayı gerektiren Hikâyeler tüketilemezdi.
‘Gizemli Entrikacı’ dudaklarını açtı. [Anlaşılmayacaksınız.]
Her birine ince bakışlarla baktı, onları inceledi ve onlara acımasız gerçeği sundu.
[Çünkü bu <Yıldız Akışı> hepinizi ‘Dehşetler’ olarak damgaladı. Çünkü bu dünya hepinizi düzeni yıkan ‘Kaos’, asla anlaşılamayacak felaketler olarak tanımladı.]
İşte o zaman ‘Gizemli Entrikacı’nın neden bu yaratıkların tarafını seçtiğini nihayet anladım.
「Her şeyin sonunu bilen bir insan neden aynı Hikâyeyi tekrar tekrar yaşar ki?」
Düşündüğümde cevap oldukça basitti.
「Çünkü tanık olduğu o sonu beğenmemişti.」
Orijinal Hikâyede Yoo Joonghyuk ve Takımyıldızları ‘Dış Tanrılar’ı birlikte yenmişlerdi. Senaryoların sonuna bu şekilde ulaşmış ve <Yıldız Akışı>’nı yok etmişti.
[Asla gökyüzündeki Takımyıldızları gibi parlayamayacaksınız, ne de bu dünyanın başrolleri olabilirsiniz. <Yıldız Akışı> var olduğu sürece, hepiniz sonsuza dek ‘Dış Tanrılar’ olarak kalacaksınız.]
Fakat istediğini bulamamıştı. Ve şimdi, ‘Gizemli Entrikacı’ olduktan sonra Yoo Joonghyuk bir kez daha savaş alanına adım atıyordu.
[Yakında yok oluş savaşı başlayacak. Yıldızların düşeceği, dünyaların çökeceği ve tüm Hikâyelerin söneceği o her şeyin sonu yakında gelecek.]
‘Gizemli Entrikacı’nın gözlerinin uzaktan bana baktığını fark ettim. Zifiri karanlık göz bebeğinin içinde [Bilge’nin Gözü] dönüyordu.
[Oh, yüce Entrikacı...!]
[Oh, ooooooh!]
Orijinal Hikâyenin olay örgüsüne göre bu yaratıklar yenilgiyle karşılaşacaktı.
「Kim Dokja’nın dilediği o son uğruna, bu varlıkların yenilmesi gerekiyordu.」
<Yıldız Akışı> yok edilecek, göklerin yıldızları ve yalnız tanrılar onları hatırlayacak kimse olmadan ölüp gidecekti. Yenilenler tarifsiz bir keder içinde can verirken, kazananlar ise zaferlerinin tadını çıkaramayacaklardı.
‘Gizemli Entrikacı’ya doğru yürümeye başladım.
“...Kim Dokja?”
[999]’un bana seslendiğini duydum ama arkama bakmadım. [Minyatürleşme]’yi iptal ettim ve göz hizam hızla değişti. [999]’un omuzlarıma bıraktığı siyah ceket attığım her adımla birlikte dalgalandı.
[<Yıldız Akışı>’nın Olasılığı şimdi değişiyor!]
[Büyük ana senaryonun akışı şimdi sende can buluyor.]
Sarmaşıklarla kaplı ormanın kubbesinin ötesinde, <Yıldız Akışı>’nın yıldız denizi görülebiliyordu. Gökyüzünün bir tarafında yıldızlar parlak bir ışık yayıyor, diğer tarafında ise [Büyük Boşluk] ile birlikte uğursuz görünen galaksiler sessizce akıp gidiyordu.
Yarısı ışık, diğer yarısı karanlık.
Yakında, son savaş başlayacaktı. Ve büyük olasılıkla, dünyanın sonuna tanıklık etmek için taraflardan birinde durmam gerekecekti.
[İkinci Niteleyicin belirlendi.]
Gökyüzünün uzak tarafında küçük bir yıldız titredi. Uzun süre ona baktım, ardından yavaşça bakışlarımı tekrar yere çevirdim. ‘Dış Tanrılar’ şimdi bana bakıyordu.
Bakışlarına karşılık verdim ve sonunda duracağım tarafı seçtim.
[İkinci Niteleyicin Işık ve Karanlığın Gözcüsü.]
+
Bölüm Sonu Notları:
*¹ Korecede -gun (군), özellikle genç erkeklere hitap ederken veya onları anarken kullanılan saygılı bir hitap ekidir. Genellikle kendinizden daha genç, bekâr erkeklerin isimlerinin sonuna getirilerek kullanılır.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.