Bölüm 423
Çeviri: Sansanson
80.Kısım – En Güçlü Müttefikimiz (1)
[Öldürün onu.]
[KimdokjaKimdokjaKimdokjaKimdokja!]
‘Dış Tanrılar’a doğru yürümeye başladım.
‘Gizemli Entrikacı’ beni durdurmaya çalışmadı. Sanki bana istediğim her şeyi denememi söylüyor gibiydi.
Bir adım daha attım. Sarmaşıkların hareketleri daha da vahşileşti. Bir anda uzanıp iki kolumu birden yakaladılar.
[BizitanıyorBizitanıyorBizitanıyorBizitanıyor]
“Doğru, sizi tanıyorum.”
Onlara doğru başımı salladım.
[AmanasılAmanasılAmanasılAmanasılAmanasıl]
‘Ama nasıl’.
Bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilmiyordum. Bir cevap sunamadığımda, sarmaşıkların bana yönelttiği düşmanlık daha da ağırlaştı. Sonunda, etrafta sallanan dokunaçlardan biri hızla gelip omzumu delip geçti. Deli gibi acımıştı ancak asıl acı, yaralanan vücut uzvumdan gelmiyordu.
O dokunacın ucundan gelen birinin sesini duyabiliyordum.
「“Ölmek istemiyorum.”」
Bu bir illüzyon muydu?
Bir an için omzumu delen o dokunaç bir kılıç gibi göründü.
...Sıradan bir kılıç değil, Çift Ejderha Kılıcı’ydı. Ve bu kılıcın sahibini çok iyi tanıyordum.
「“Bunun böyle bitmesini istemiyorum.”」
Lee Jihye ağlıyordu. Geç de olsa elimi uzattım ama ağlayan yüzü o zamana kadar çoktan kaybolmuştu. Yüzü yavaşça silinerek enkaza dönüştü ve geriye sadece kısa, başıboş ses kırıntıları kaldı.
‘İsimsizler’.
“…Biliyorum.”
Acıyı bastırarak konuştum. Ve sonra, bana doğru bir dokunaç daha fırladı. Kkoma Yoo Joonghyuk numara [999] bağırdı. Etimin delindiği o kanlı gürültü yankılanırken, kafamın içine bir ses daha girdi.
「“Yoo Joonghyuk-ssi, ben kaçıncı Lee Hyunsung’um?”」
Çeliğin Enkarnasyonu, bu dünyadaki herkesten daha sağlam. Tıpkı az önce olduğu gibi, ben elimi uzattıkça Lee Hyunsung’un figürü de köpükler gibi dağıldı. Elim boşlukta gezindi ve sesi bana boşluğun ötesinden ulaştı.
「“Gerçekten, bu senaryoların bir sonu var mı?”」
“Evet, var.”
Dudağımı ısırdım ve öne doğru yürümeye devam ettim.
Bir adım ve sonra, bir tane daha.
Her adımımda, unutulmuş dünya çizgisinin kırıntıları benimle konuşuyordu.
「“Biraz daha dayanabileceğimizi sanıyordum.”」
Lee Seolhwa, kalbi delinmiş bir hâlde ölüyordu.
「“Sana kırgın değilim. Yine de pişman olduğum tek bir şey var...”」
Shin Yoosung, hafifçe gülümseyerek dağılıp giderken.
「“Çok aptalsın. Kaptan, ben Kim Namwoon’um. Burada nalları dikeceğimi mi sanıyorsun? Ölmeyeceğim. Kesinlikle ölmeyeceğim. Hayatta kalacağım, bir sonraki senaryoyu görmek için tekrar tekrar hayatta kalacağım. Kesinlikle, bir sonraki senaryoyu...”」
Kim Namwoon, gözleri hâlâ açık bir şekilde can verirken.
Hangi regresyon turlarına ait olduğunu tahmin bile edemediğim anılar.
Bunlar sadece başarısız dünya çizgilerinin yan ürünleriydi, artık hiçbir anlamı kalmamış anıların bir koleksiyonuydu. Yoo Joonghyuk’un, ‘Gizemli Entrikacı’ olmayı göze alarak bile korumaya çalıştığı o değerli şey.
「“Gelecek turda müttefikin olmayacağım. O yüzden beni aramaya gelme.”」
Gong Pildu.
「“Görünüşe göre yine yalnız kalacaksın, Yoo Joonghyuk.”」
Anna Croft.
「“Seninle yan yana savaşmak bir onurdu, Yüce Kral.”」
Selena Kim.
Bir zamanlar Takımyıldızı olanların anıları bile gözlerimin önünden uçup gitti.
Goryeo’nun İlk Kılıcı, Cheok Jungyeong.
Şarap ve coşkunun tanrısı, Dionysos...
Sağ tarafımdan gelen şiddetli alevlerin hissi yüzünden yürümeyi bıraktım. Kolumu tutan dokunaç benimle konuşurken yanıyordu.
「“Onları biraz daha yakabilirim.”」
...Uriel.
Başımı salladım ve cevap verdim. “Biliyorum.”
[Dış Tanrılar şu anda sana bakıyor.]
Biliyordum. Ama anlayamıyordum.
Çünkü ben onlar değildim.
Ve bu yüzden onlara söyleyebileceğim tek şey şu sözlerdi:
“Bu hikâye henüz bitmedi.”
[Dış Tanrılar sözlerine dikkat kesiliyor.]
“Hâlâ anlatılacak bazı şeyler kaldı, değil mi?”
Başımı kaldırıp ‘Dış Tanrılar’a baktım.
Her zaman ya kafadanbacaklılar ya da dokunaçlı canavarlar olarak tasvir edilen bu varlıklar. Dünya çizgisi tarafından onlara ihtiyaç duyulmadığı için en iğrenç görünümlerle lanetlenmiş yaratıklar.
Onlarla konuştum. “Sizin hikâyenizi ben anlatacağım.”
Hemen ardından, çevre çılgın fırtına rüzgârlarıyla sarsıldı.
[Gerçektenmigerçektenmigerçektenmigerçektenmigerçektenmi]
[NedemekistiyorsunNedemekistiyorsunNedemekistiyorsun]
Ve diğer taraftan, üzerime şiddetli bir düşmanlık yağdı.
[Yalan!]
[Bu na ikin ci kez kan acağı mızı mı sanı yor sun?]
Yüksek sınıf Tanrılar bana doğru auralarını yaymaya başladılar.
Boğazıma yükselen kanı yuttum ve onlara dik dik baktım. Neden bu kadar şiddetli tepki verdiklerini biliyordum. Çünkü şimdiye kadar ‘senaryo’ tarafından sürekli kullanılmışlardı.
[Dok kae bi ler de ay nı şe yi söy le miş ti.]
Onların varlığını ilk öğrenen ve onları kullanan ‘Büro’ydu – onları senaryolara dahil etme bahanesiyle güçlerini ve Olasılıklarını sömüren ve onları bu dünyanın ‘Kötülüğü’ hâline getiren hikâye anlatıcılarıydı.
Gerçek sesimle konuştum. [Ben Dokkaebi değilim.]
[Sen bir Ta kım yıl dızı sın.]
[Büro ile bir bağım yok, Dokkaebilerin bir işbirlikçisi de değilim.]
[Tüm Ta kım yıl dız ları ay nı dır.]
Bu sözler göğsüme bir hançer gibi saplanıp saplandı.
Haklıydılar. Ben de Hikâyelere can atan ve onların hikâyelerine göz diken bir başka Takımyıldızından ibarettim. Ancak, bir Takımyıldızı olduğum için, önemli bir şeyi de öğrenmiştim.
[O ‘son savaş’ başladığında hepiniz kesinlikle yok edileceksiniz. Nasıl savaşırsanız savaşın, yine de kaybeden siz olacaksınız.]
[Ne bü yük bir küs tah lık, sa vaş ma dan bu nu bi le mez sin...!]
[Gerek yok. Zaten biliyorum. Savaştığınız tüm dünya çizgilerini çoktan gördüm. Bu sefer sizin bu şekilde ölmenizi görmek istemiyorum.]
Sözlerim üzerine ‘Dış Tanrılar’ın dalları titredi.
[Ne de mek is ti yor sun]
[Anlaşılmak istediğinizi söylüyorsunuz. O hâlde, sizi bir Hikâyeye dönüştüreceğim.]
Tam o anda, çevreleyen uzay-zaman büküldü. Dokunaçlar belli belirsiz titriyordu.
Bu titreşimi hissettim ve devam ettim. [Gökyüzündeki yıldızlarla eşit şartlarda durabilmenizi sağlayacağım. Söylediğim şey şu ki, kimsenin sizi yanlış anlamayacağı ya da sizden nefret etmeyeceği bir Hikâye yaratacağım.]
Huzursuzluk yavaşça yayıldı. Yaklaşan bir fırtınanın işaretiymiş gibi, ‘N’Gai Ormanı’ boyunca büyük bir hava akımı esti.
Bu fırsatı kaçırmadım ve tekrar konuştum. [‘Son savaşın’ başlaması için hiçbir neden yok. <Yıldız Akışı>’nın kötülüğü olarak kalmanıza gerek yok...]
[Ka pa çe ne ni]
[Se nin gi bi bi ri na sıl ce sa ret eder!]
Sonunda, biraz kan kustum. Vücudumu yok etme ve bilincimi tamamen öldürme yeteneğine sahip, dışlanmış yüksek sınıf tanrılar üzerime çöküyordu.
[KimdokjatehlikeKimdokjatehlike]
[SaldırmayınSaldırmayınSaldırmayın]
Sarmaşıklar etrafımı sıkıca sardı.
‘İsimsizler’ beni güçlü, yüksek sınıf Dış Tanrıların auralarından koruyordu.
[Ben lik le ri bi le ol ma yan acı na cak var lık lar.]
Ku-gugugugu!
Sadece tek bir gerçek sesle, düzinelerce dal koptu. Acı dolu çığlıklar atsalar da, küçük ‘Dış Tanrılar’ beni korudu. Ve ardından, kkoma Yoo Joonghyuklar da önüme geçti.
‘Gizemli Entrikacı’ onları durdurmaya ya da vazgeçirmeye çalışmadı. Bu kez karar alma sürecine müdahale etmesine izin verilmiyormuş gibi sadece izledi.
Tam yüksek sınıf Tanrıların Statüleri kritik noktaya ulaştığında...
[Eğlenceli şeylerden bahsediyorsun.]
Biri aniden konuştu. Olasılık dışı bir portalın içinden süzülen bir yaratık ortaya çıktı.
[Oh, dünya çizgisinin zavallı gayrimeşru çocukları, o doğruyu söylüyor.]
[Pe ki sen, kim sin?]
[Bir kez daha Hikâye olacak ve yıldızların akışındaki hikâyenin bir parçası hâline geleceksiniz. Tabii, o talihsiz Takımyıldızı sizin uğrunuza kendini feda etmeye hazır olduğu sürece.]
Çok küçük yapılı ama yansıttığı gölgesi hayal edilemeyecek kadar büyük olan yaşlı bir adamdı bu.
Dev gölgenin yanaklarında sallanan iki yumru vardı.
[Uf kun Şey tanı...]
Ben de o yaşlı adamın ait olduğu ırkı biliyordum. Nitekim Şeytan Diyarı’na ilk gittiğimde onlardan biriyle bir anlaşma yapmıştım.
Ancak, tam karşımda duran bu yaratık, o zamanlar karşılaştığım ‘Wenny’ ile kıyaslandığında bambaşka bir boyuttaydı.
Bu dünyada sayısız Wenny vardı ama aralarında sadece iki yumrusu olan tek bir kişi olabilirdi.
[Oh, kadim kütüphanenin efendisi.]
Başımı kaldırdığımda Wenny Kralı’nın bana kötücül bir merakla dolu gözlerle baktığını gördüm.
[Bu bir kenara atılmış çöpler uğruna gerçekten <Yıldız Akışı>’nın düşmanı olmayı mı planlıyorsun?]
***
Uzak ormanda yuvarlak şekilli çıkışın açıldığını görebiliyordum. Ve arkamda, birçok Dış Tanrı beni uğurlamaya gelmişti. Dokunaçları devasa kamışlardan oluşan bir orman gibi bir yandan bir yana dans ediyordu.
[KimdokjaKimdokjaKimdokja]
[HoşçakalHoşçakalHoşçakal]
Çoğu benzer dış görünümlere sahipti ancak o zaman bile onları neredeyse birbirinden ayırabiliyordum.
Sol taraftaki şu eleman, 12. turdan Shin Yoosung’un anılarının küçücük bir parçasına sahip olan nazik kalpli olandı. En sağdaki ise, 44. Kim Namwoon’un hatırı sayılır bir miktarıyla kutsanmıştı... Bi’ saniye, o herif az önce uyluğumu bıçaklayan kişi değil miydi?
“Bu kadar ileri gitmene gerek yok,” dedi omuzuma tünemiş olan kkoma Yoo Joonghyuk numara [999]. “Wenny Kralı ile yapılan anlaşma olabilecek en kesin anlaşmadır. Bunu yaparsan, o zaman kesinlikle...”
“Ölmeyeceğim, o yüzden endişelenme. Bu arada, benimle gelmeyi planlıyor musun?”
[999] sorumu duyduktan sonra memnuniyetsiz bir ifade takındı. “Anlaşmamız gereği, seni izlemekle görevlendirildim. Eğer <Kim Dokja’nın Şirketi> üyeleriyle temasa geçip sinsi bir plan kurarsan bizim için sıkıntı olur.”
“Ama onlarla iletişime geçmeyeceğime dair varoluş yemini bile ettim... Cidden, siz Yoo Joonghyuklar bazen çok fazla oluyorsunuz.”
Wenny Kralı ve Dış Tanrılarla yaptığım ilk anlaşma, <Kim Dokja’nın Şirketi> ile iletişime geçmeyeceğim ve kimliğimi onlara açıklamayacağım yönündeydi.
Ve ikinci anlaşma ise...
[Eylemlerin <Yıldız Akışı>’nda yeni bir senaryonun oluşturulmasını tetikledi!]
[Gizli senaryo oluşturuldu!]
Senaryo mesajlarını okurken kısık sesle güldüm.
Böyle şeyler bile bir senaryo oluyordu... <Yıldız Akışı>’ndan beklendiği gibi. Ama öte yandan, bu dünya kendi yıkımından bir hikâye yaratmak istiyordu, bu yüzden o kadar da şaşırtıcı olmamalıydı aslında.
+
<Gizli Senaryo – Anlaşmayı Doğrulama>
Kategori: Gizli
Zorluk: ???
Temizleme koşulu: ‘Dış Tanrılar’ı <Yıldız Akışı>’nın ana Dev Hikâyesiyle tanıştır. Ancak, daha önce olduğu gibi ‘Dış Tanrılar’ın mevcut rolüyle dahil edilmemelidirler.
Süre sınırı: 100 gün
Ödül: Dış Tanrıların güveni, ???
Başarısızlık: Tüm anılarını kaybedecek ve bir Dış Tanrı’ya dönüşeceksin.
+
Dış Tanrılara, ‘Dış Tanrılar’ olmakla ilgili olmayan bir rol vermek...
Orijinal hikâyenin hiçbir yerinde böyle bir senaryo yoktu.
Dış Tanrıları ikna ettikten ve Wenny Kralı ile bir anlaşma yaptıktan sonra kazanılan bir senaryo. Başarısız olursam, ben de onlar gibi bir Dış Tanrı’ya dönüşecektim.
Bu, ‘Wenny Kralı’ ile yaptığım anlaşmanın ikinci koşuluydu.
「Ancak bu senaryoda başarılı olmak, Dış Tanrıların yok edilmemesini sağlayacaktır.」
N’Gai Ormanı’nın çıkışına baktım ve hafif bir esneme hareketi yaptım.
[999], belki de beni pek güvenilmez bularak sordu. “Şimdi nereye gitmeyi planlıyorsun? Şimdiye kadar geriye hiçbir ‘Dev Hikâye’ senaryosu kalmamış olmalı.”
Haklıydı. <Yıldız Akışı>’nda var olan Dev Hikâyelerin çoğu şimdiye kadar sonuçlanmıştı. Ancak, hafızam beni yanıltmıyorsa, güçlü bir ‘Dev Hikâye’ hâlâ duruyor olmalıydı.
[999]’a laf arasında sorar gibi yaptım. “Bu arada, sen de 1863. turdaki hikâyeleri biliyor musun?”
“Bunu Yüce Entrikacı’dan duymuştum.”
“Bu hâlinizle ‘son savaşa’ girerseniz, kesinlikle kaybedersiniz. Ve bir mucize eseri kazanmayı başarsanız bile, içinizden pek azı hayatta kalabilir.”
“Bize lanet okumaya mı çalışıyorsun?”
“Hayır, sadece gerçeği söylüyorum.”
‘Gizemli Entrikacı’ ve ‘Dış Tanrılar’ın grubu ne kadar güçlü olursa olsun, yine de tüm <Yıldız Akışı>’na karşı savaşamazlardı. Durum her ne olursa olsun, bu evrenin şu anki yöneticileri <Yıldız Akışı>’nın Nebulaları ve o pis kokulu ‘Büro’ydu.
“Savaştan kaçınmanın en iyi yolu, karşı tarafa savaşı başlatarak çok şey kaybedeceklerini bildirmektir.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Son savaşta en çok Dış Tanrı katleden Takımyıldızının hangisi olduğunu biliyor musun?”
[999] sorumu duyduktan sonra anılarını dikkatlice taradı ve yanıtını verdi. Yine de ifadesi gururunun azıcık incindiğini gösteriyordu.
“Hayır, bilmiyorum.”
“Sahip olduğu Statü o kadar güçlü ki normalde kendini birkaç parçaya bölmek zorunda kalıyor. Şey, eğer onu tanımlamam gerekirse, ‘Gizemli Entrikacı’ya oldukça benzer.”
“...Yüce Entrikacı’ya mı benziyor?”
“Doğru. Eğer o adam <Yıldız Akışı>’nın yanında yer almasaydı, on binlerce dışlanmış tanrıya karşı o intihar saldırısını gerçekleştirmeseydi... 1863. turun gidişatı çok değişirdi.”
Sözlerim [999]’un gözlerinin ilk kez titremesine neden oldu. Sonunda bahsettiğim Takımyıldızının kimliğini fark etmiş gibi görünüyordu.
“…Yoksa?”
‘Hayatta Kalma Yolları’nın son savaşında sayısız diğer tanrıyı ortadan kaldırmak için kendini feda eden Takımyıldızı.
Bunu yapabilecek tek bir varlık vardı. Sırıttım ve konuştum. “Doğru bildin. Onun olduğu yere gideceğiz ve onu müttefikimiz yapacağız.”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.