Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 30

Aksiyon (2)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 3 dk Kelime: 694

Bölüm 30: Aksiyon (2)

Karanlık asansör boşluğunda zaman durmuş gibiydi. Sadece yukarıdan gelen o
metalik şık-şık sesini, karabinaların halatlara sürtünme sesini duyuyorduk. İki
fener ışığı, dikey şaftın duvarlarında çılgınca dönerek aşağıya doğru
süzülüyordu. Işığın ucu bir an için saklandığım çelik kirişin kenarına çarptı
ama beni fark etmediler. Derin bir nişe saklanmıştım.

İki adam halatlardan aşağıya kaymaya başladı. Eldivenlerinin halata sürtünme
sesini duyabiliyordum. Hızlıydılar. Yaklaşık on metre yukarımdalardı.

“Şimdi,“ dedim kendi kendime.

Tabancayı iki elimle kavradım. En öndeki adamın göğüs hizasına nişan aldım.

BAM! BAM!

Dar şaftın içinde patlayan silah sesi kulaklarımı anında sağır etti.
Kulaklarımda tiz bir çınlama başladı. En öndeki adam boğuk bir çığlık attı,
halatı bıraktı. Havada süzülerek yaklaşık on beş metre aşağıya, asansör
kabininin metal tavanına çakıldı.

GÜM.

Kemiklerinin kırılma sesini buraya kadar duydum. Adam anında ölmüştü.

Hemen ardından Osman’ın tüfeği patladı. TA-TA-TA! Üçlü kısa bir seri.

Halattaki ikinci adamın vücudu havada sarsıldı. Çığlık atarak kontrolsüzce
aşağıya doğru kaydı ve o da ilk ölen adamın üzerine yığıldı. Debeleniyordu ama
can çekiştiği belliydi.

“Pusulandıııııık!“ diye bağırdı yukarıdan biri. “Aşağıya sıkın! Sıkın!“

Yukarıdan aşağıya mermi yağmuru başladı.

BOOM! BOOM!

Pompalı tüfeklerin o sağır edici sesleri şaftın içinde yankılandı. Saçmalar ve
mermiler çelik kirişlere çarparak kıvılcımlar saçıyordu. Duvarlardan kopan beton
tozları ve sıva parçaları başımızdan aşağıya yağmur gibi yağmaya başladı. Havayı
keskin bir barut ve beton tozu kokusu kapladı. Nefes almakta zorlanıyordum.

“Osman! Kafanı koru!“ diye bağırdım rüzgara karşı. Kirişe adeta yapışmıştım,
kendimi olabildiğince küçültmeye çalışıyordum.

Yukarıdan aşağıya tıslayan, yanan bir şey fırlatıldı.

Bir acil durum fişeği.

Kırmızı fişek, asansör kabininin tavanına çarpıp orada kalırken, tüm dikey şaftı
hastalıklı, titrek bir kırmızı ışık kapladı. Her yer kıpkırmızı olmuştu. Ve bu
ışık, bizim saklandığımız o çelik nişleri kısmen de olsa ortaya çıkarmıştı.

“Oradalar! Çelik kirişlerin arkasında!“ diye bağırdı yukarıdan bir ses.

Hemen ardından bir pompalı patlaması daha. BOOM!

Çelik kirişin hemen kenarından seken bir saçma parçası yanağımı sıyırdı. Sıcak
bir kanın çenemden aşağı süzüldüğünü hissettim ama acıyı düşünecek durumda
değildim.

Bu adamlar çaresizdi. Geri dönemeyeceklerini biliyorlardı. Dışarıdaki soğuk
onları zaten öldürecekti, tek kurtuluşları bu sığınaktı ve burayı almak için her
şeyi göze almışlardı.

Üçüncü bir adam halattan aşağı kaymaya başladı. Ama bu seferki deliydi. Tek
eliyle halatı tutuyor, diğer elindeki tabancayla aşağıya, bizim olduğumuz yöne
doğru rastgele ateş ederek hızla iniyordu.

BAM! BAM! BAM!

Mermiler başımın hemen üzerinden geçip arkadaki duvara saplanıyordu. Adam çılgın
gibiydi, tehlikeyi tamamen göz ardı etmişti. Beş metreye kadar yaklaşmıştı.

“Osman, indir şunu!“ diye bağırdım.

Osman tüfeğini doğrulttu, tetiğe bastı.

Tık.

“Hassiktir!“ diye bağırdı Osman. “Abi! Sıkıştı! Silah sıkıştı!“

“Bırak onu, çekil geriye!“ diye bağırdım.

Adam artık üç metre yukarımızdaydı, silahının namlusunu doğrudan Osman’ın
kafasına doğrultmuştu. Zaman yavaşladı. Herifin gaz maskesinin arkasındaki o
vahşi, terlemiş gözlerini net bir şekilde görebiliyordum. Parmakları tetiğe
büküldü. Ve o an, hayatta kalma dürtüm benim yerime karar verdi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi